İsmail Kartal yanlıştan erken döndü: Asensio daha ne yapsın
İsmail Kartal yanlıştan erken döndü.
Talisca’yı kadroya almayıp Asensio’yu sahaya sürdü.
İspanyol yıldızı yeşil örtünün tam ortasına salmak, kağıt üzerindeki bir "yabancı sınırlaması" muammasıyla açıklanamaz. Çünkü Fenerbahçe’de kararlar sadece tahtalara yazılmaz. Samandıra’nın taş duvarlarına sinmiş eski bir iradenin, belki de Aziz Yıldırım’ın o tavizsiz, muzaffer gölgesinin dürtmesiyle alınır.
Çünkü Aziz Yıldırım'ın vizyonunda yıldız, vitrini süsleyen paslı bir biblo değil; düdük çaldığında kaderin yönünü değiştiren kırbaçtır. Asensio gibi kumaşı fırtınadan dokunmuş bir adamınız varsa, kulübede formasıyla baş başa bırakıp sahada derme çatma bir 10 numara tiyatrosu oynatamazsınız.
İşin asıl hazin tarafı, Talisca ile Asensio’yu aynı terazinin iki farklı küfesi sanmaktı.
Talisca santrafor... Filelerin kokusuyla sarhoş olan, ceza sahasına giyotin gibi inen, gözü arkadaşının pasında değil, ağların yırtılacağı açıda olan bir ceza sahası celladı.
Asensio ise meşinin değil, zamanın ve mekanın mimarı. Kaleye gitmeden evvel o yolun haritasını çizer; hangi koridorun ne zaman fırtınaya kesileceğini, hücumun hangi saniyede can bulacağını bizzat tayin eder. Çünkü 10 numara dediğin, takımın sadece ısınan ayağı değil, soğukkanlı aklıdır.
Ve bugün Fenerbahçe'de o aklı meşine üfleyecek başka bir sanatkar yok.
Konyaspor karşısında Asensio’nun sahaya adım atmasıyla, sarsılan bir mabedin taşları tek tek, pürüzsüzce yerini buldu. İlk iki golün dantel gibi ortalarında onun imzası, üçüncüsünde ise kendisine ait o aristokrat mühür vardı.
İstatistik kağıdı da gözün gördüğünü inkar etmiyor. Oyunda kaldığı 68 dakikada 19 pasın 17’si adresini buldu. Rakip yarı sahada 14 pasın 13’ünü arkadaşlarıyla buluşturdu. Beş kilit pas verdi, bir büyük şans yarattı.
Bir futbolcu daha ne yapsın!
Gördün mü Asensio'yu İsmail hoca.
Elbette 4-2'lik galibiyette parlayan başka isimler de var.
Mesele Greenwood... Bence Fenerbahçe’nin son yıllarda yaptığı en iyi transferlerden biri olmaya aday. Attığı iki gol, gecenin skor defterine düşülen imzalardı. Fakat Greenwood’u sadece golleriyle anlatmak, iyi bir romanı son sayfasından okumaya benzer.
Çalışıyor. Yer değiştiriyor. Rakibin rahat edeceği bir metre çim bırakmamaya uğraşıyor. Ve en önemlisi, top ayağına geldiğinde günümüz futbolunun o bitmek bilmeyen yana ve geriye pas bürokrasisine hiç bulaşmadan yüzünü kaleye dönüyor.
Fenerbahçe’nin yıllardır eksikliğini çektiği şeylerden biri de buydu zaten: Kaleyi görünce izin istemeyen futbolcu.
Vedat da golle tanıştı.
Gol güzeldir. Santrfor için ilaçtır. Bazen aylarca yapılan antrenmanın veremediği cesareti, ağların bir kez sallanması verir.
Ama Vedat henüz o eski Vedat değil.
Bir de Kante.
Sezona çok iyi başladı. Futbolun smokin giyenleri olduğu kadar tulum giyenleri de vardır. Kante ikinci sınıftan. Orta sahanın çöpçüsü gibi dolaşıyor; başkasının kaybettiğini topluyor, rakibin kurmaya çalıştığını bozuyor, takım arkadaşlarının bıraktığı dağınıklığı sessiz sedasız süpürüyor.
Onun işi alkış toplamak değil, top toplamak.
Fenerbahçe, haklı ve farklı galibiyetle Lyon maçı öncesi yalnız moralini değil, karakterini de buldu.
Şimdi sıra o karakteri Fransa’ya götürmekte.
İsmail Hoca; Lyon’da fanteziyi arama.
Futbol bazen çok basittir.
10 numaran varsa, 10 numarada oynat.