PISA Sonuçlarına En Doğru Yerden Bakmak
Millî Eğitim Bakanımızın son PISA sonuçlarına ilişkin açıklamasında, Türkiye’nin önceki değerlendirmelere göre önemli bir puan artışı sağladığı ve bazı alanlarda ilerlediği belirtildi. Bu gelişme oldukça önemlidir.
Bu sonuçların ardından farklı değerlendirmeler de gündeme geldi. Kimi çevreler tabloyu eğitim sistemindeki olumlu gelişmelerin göstergesi sayarken, birtakım eğitimciler sınava hazırlık süreçlerinin objektifliğinin etkisinin ayrıca incelenmesi gerektiğine dikkat çekti.
Bu tartışmaya ne başarıyı küçümseyerek ne de soru işaretlerini görmezden gelerek yaklaşmalıyız.
Ben tam ortadan ve tarafsız bir şekilde değerlendirip puan artışını önemsiyor aynı zamanda bunun hangi koşullarda gerçekleştiğini, eğitim sistemimizin genel durumunu ne ölçüde yansıttığını , objektifliğini ve iyileştirilmesi gereken noktalar bulunup bulunmadığını önemsiyorum .
PISA nasıl uygulanmalıdır:
PISA, OECD tarafından uygulanan ve 15 yaşındaki öğrencilerin okuma, matematik ve fen alanlarındaki bilgi ve becerilerini değerlendiren uluslararası bir araştırmadır.
Türkiye 2003 yılından bu yana PISA’ya katılmaktadır. Geçmiş sonuçlar, eğitim sistemimizin geliştirilmesi gereken pek çok alanı olduğunu göstermiştir. Bu nedenle son puan artışını dikkatle değerlendirmek gerekir.
Eğer yükseliş öğrencilerimizin okuma, matematiksel düşünme ve bilimsel akıl yürütme becerilerindeki gerçek gelişimden kaynaklanıyorsa, bundan daha memnuniyet verici bir şey olamaz. Ve ben çeyrek asırlık ömrünü bu uğurda harcamış bir eğitimci olarak, bir baba olarak gurur duyarım.
Ancak sonuçların mümkün olduğunca gerçek ve sağlıklı bir fotoğraf sunması gerekir.
PISA’da öğrenci seçimi ve sınav süreci iyi incelenmelidir.
PISA sınavına katılacak öğrenciler OECD tarafından rastgele seçilir ardından bu listeden rastgele bir örneklem grubu alınarak sınava girecek öğrenci grubu belirlenir. Öğrenciler belirlendikten sonra geçen iki ay süresince hangi öğrencilerin seçildiğini öğrenciler bilmez. Random usulü seçilen öğrencilerde süreç, aynı zeka testlerindeki gibi doğal akış içinde yürütülür; akışa hiçbir müdahalede bulunulmaz.
Bu kurallara diğer tüm OECD ülkeleri uyar ve öğrenci listeleri sınavdan sadece bir hafta önce açıklanır.
Türkiye’de öğrenci listesi kurulca açıklanır açıklanmaz seçilen öğrencilere kendilerinin seçildiği bildirilip ve sonrasında devreye gayri resmi bir hazırlık süreci sokulduğu hakkında okullardan gelen bilgiler bulunmaktadır.
Seçilen öğrenciler haftalar, hatta aylar öncesinden sınava hazırlanmaya başlanmakta, öğretmenler özel derslerle destek sunmakta, bazı okullarda PISA’ya özel programlar ve kamplar düzenlenmektedir. Türkiye’de bu seçimler aylar öncesinden yapılmakta ve seçilen öğrenciler özel hazırlıklara tabi tutulmaktadır. Okullar, bu durumu reklam aracı hâline getirmek için “PISA Okuluyuz” gibi afişler asarak başarılarını sergilemektedirler.
Yazımın başında belirttiğim gibi öyle ya da böyle ülkemizin puan artışı beni sevindirse de başarının sebeplerini net bir şekilde görmeliyiz .
Teşhis tedavinin yarısıdır.
Ölümcül hastalığı olan bir kişinin test sonuçlarını sağlıklı birinin sonuçlarıyla değiştirerek iyileştiğini sanmak, hastalığı gizlemekten öte, onu öldürmektir.
Bu nedenle sahadan gelen bazı bilgiler incelenmelidir. Bazı okullarda PISA’ya seçilen öğrencilerin uzun süre önceden belirlenmesi ve ardından bu öğrencilere soru tarzı ya da sınav formatına yönelik özel çalışmalar yapılması, sonuçların yorumlanması açısından önem taşır.
Öğrencileri desteklemek elbette doğaldır; ancak genel akademik gelişimi desteklemekle belirli bir ölçme uygulamasına özel hazırlanmak aynı şey değildir. Eğer öğrenciler sınava gireceklerini önceden biliyor ve bu doğrultuda özel programlara alınıyorsa, bunun sonuçlar üzerindeki etkisi bilimsel olarak değerlendirilmelidir.
PISA’yı eğitim sistemimizin aynası olarak kullanmak istiyorsak, aynanın gerçeği göstermesini sağlamalıyız.
Bazı okulların PISA’ya seçilmeyi ve bu kapsamda yaptıkları çalışmaları bir başarı göstergesi olarak sunması da yeniden değerlendirilmelidir. “PISA Okuluyuz” gibi ifadelerle sürecin okul tanıtımının parçası hâline gelmesi, PISA’nın temel amacıyla bağdaşmayabilir.
Okulların başarılı olmak istemesi ve öğretmenlerin öğrencileriyle gurur duyması anlaşılırdır. Ancak PISA’nın amacı belirli okulları öne çıkarmak değil, Türkiye’deki eğitim sisteminin genel fotoğrafını doğru çekmektir.
Başarıyı küçümsemeden, veriyi daha güvenilir hâle getirebiliriz.
Türkiye’nin PISA’da yükselmiş olması ile sınava hazırlık süreçlerinde sorunlar bulunması birbirini dışlamaz.
PISA’da puan artışının hangi faktörlerden kaynaklandığını incelemeliyiz: Öğrencilerin gerçek becerilerindeki gelişimin payı nedir? Eğitim politikalarındaki hangi değişiklikler etkili olmuştur? Okullar arasındaki uygulama farklılıkları ve sınava özel hazırlıklar sonuçları ne ölçüde etkilemiştir?
Bu soruları sormak başarıyı gölgelemek değil, başarının gerçek nedenlerini ortaya çıkarmaktır.
Eğer önemli bir ilerleme sağladıysak, bunun nasıl gerçekleştiğini bilmeliyiz ki aynı başarıyı hem sürdürelebilir kılalım hem de ülkenin tamamına yayabilelim.
Millî Eğitim Bakanlığının bu başarının artarak devam etmesi için atabileceği en önemli adım,
PISA sürecini mümkün olduğunca şeffaf yönetmektir.
Öğrenci seçimi ile sınav arasındaki süreç gözden geçirilebilir; sınava özel hazırlıkların etkisini azaltacak uygulamalar geliştirilebilir. Okulların PISA kapsamında yaptığı çalışmaların niteliği ve sınırları konusunda açık bir çerçeve oluşturulabilir.
En önemlisi, PISA sonuçları yalnızca uluslararası sıralamadaki yerimiz üzerinden değil, eğitim sistemimizin hangi alanlarda geliştiğini ve nerelerde daha fazla çalışmamız gerektiğini gösteren bir teşhis aracı olarak kullanılmalıdır.
Türkiye’nin uluslararası değerlendirmelerde başarılı olması hepimizin ortak arzusudur. Ancak başarı kadar, bu başarının güvenilir ve sürdürülebilir olması da önemlidir.
PISA sonuçlarımız yükseliyorsa bundan gurur duymalıyız. Fakat bu yükselişin eğitim sistemimizin tamamındaki gerçek gelişmeyi yansıtıp yansıtmadığını bilimsel verilerle ortaya koymalıyız. Bunun yolu sorunları görmezden gelmekten değil, doğru tespit edip çözmekten geçer.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Millî Mücadele’nin en zor günlerinde dahi Maarif Kongresi’ni toplaması, eğitim meselesine ne kadar büyük bir ciddiyetle yaklaşılması gerektiğini gösteriyor. Bugün bizim de aynı ciddiyetle hareket etmemiz gerekiyor. Eğitimde kaybedecek zamanımız yok.
Bu nedenle PISA sonuçlarını ne abartmalı ne de küçümsemeliyiz. İyi olanı teslim etmeli, eksik olanı görmeli ve sorunları birlikte çözmeliyiz.
Bizim eğitimde ihtiyacımız olan şey, iyi görünen bir tablo oluşturmak değil; gerçek tabloyu görüp onu sürekli iyileştirmektir. PISA sonuçlarını bir tartışma konusu olmaktan çıkarıp çocuklarımız için daha iyi bir eğitim sistemi kurmanın ortak fırsatına dönüştürelim. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…