İBB davasında 2. celsenin 14. günü: Tutuksuz sanıkların savunmaları alındı
İmamoğlu'nun da yargılandığı İBB davasının ikinci celsesinin 14. gününde Gözdem Ongun'un avukatı, etkin pişmanlık ifadesi veren 6 kişinin beyanlarının yapay zeka ile hazırlandığını öne sürerek, "Meğer savcılık makamında yapay zeka varmış" dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 414 sanıklı davanın ikinci celsesinde 14. duruşma günü başladı.
Dün tamamlanan 13. günde, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam edildi. Duruşmanın bugünkü oturumunda da tutuksuz sanıkların savunmaları alındı.
"SİSTEM" İFADELERİ SORULDU
Davanın önceki günkü oturumunda itirafçı Eyüp Subaşı'nın beyanları da gündeme geldi. Subaşı'na, ifadelerinde yer alan "sistem" sözleri soruldu.
Subaşı, savcının kendisine "Sistem diye yorumlar mısınız?" şeklinde soru yönelttiğini belirterek, "Ben de 'Tabii' dedim" ifadelerini kullandı.
DURUŞMADA BAYGINLIK GEÇİRDİ
13. gün devam ederken Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker duruşma salonunda baygınlık geçirdi.
Türker'in avukatı, sanıkların ve avukatların uzun saatler boyunca duruşma salonunda bekletilmesinin sağlık açısından sorun oluşturduğunu belirterek mahkemeden duruşma saatlerinin yeniden değerlendirilmesini istedi.
Avukat, sanıkların sabahın erken saatlerinde salonda hazır edildiğini, duruşmaların ise gece saatlerine kadar uzayabildiğini belirterek, "14-15 saat bir sandalye başında beklemeleri gerçekten birçok sanık için, aynı zamanda bizim vekillerimiz açısından da sıkıntı teşkil ediyor" dedi.
Duruşmaların mümkünse makul saatlerde ve 8 saat içerisinde tamamlanmasını isteyen avukat, "Yarın bu insanların başına bir şey gelirse bunun vebalini hiçbirimiz ödeyemeyiz" ifadelerini kullandı.
Halk TV muhabiri Gamze Altunay, İBB davasının ikinci celsesinde yaşananları anbean aktardı...
DURUŞMA SONA ERDİ
Duruşma son ifadelerin alınmasıyla sona erdi.
DUYGU FİKİRLİ'NİN SAVCI VE AVUKATLAR SORGUSU
Savcı: Duygu Hanım, Güldem Işık'ın resmi görevi var mıydı?
Duygu Fikirli: Güldem Hanım'ın şahsi bir şeyi, şöyle söyleyeyim, benim kendisine toplantıya gittiğimde oradan sorumlu satın alma müdürü olduğunu biliyorum.
Savcı: İletişim çadırında ama?
Duygu Fikirli: Evet.
Savcı: Kültür A.Ş, Medya A.Ş. anlamında bir herhangi bir görevi var mıydı?
Duygu Fikirli: Yok, hayır.
Savcı: İletişim çadırına sık sık gider miydiniz?
Duygu Fikirli: 2 veya 3 kez gitmişimdir, 3'ü geçmemiştir.
Savcı: Güldem Işık'ın bir odası vesaire var mıydı?
Duygu Fikirli: Güldem Hanım'ın odasında görüştük, evet.
Savcı: Tamam, teşekkürler. Başka bir sorum yok.
KAHRAMAN YEŞİLYURT SORUYOR
Kahraman Yeşilyurt: Duygu Hanım, Kahraman Yeşilyurt. Öncelikle geçmiş olsun.
Duygu Fikirli: Çok teşekkürler.
Kahraman Yeşilyurt: Avukatım da sorular soracak ancak ifadenizi dinleyince birkaç soruyu sormak gereği hissettim.
Duygu Fikirli: Tabii ki.
Kahraman Yeşilyurt: Özellikle ifadenizde "Antre Tasarım tertemiz bir firma olabilir" dediniz. İfadenizde Antre Tasarım ile ilgili iyi bir şey mi söylediniz, kötü bir şey mi söylediniz tam da anlayamadım. EP vermiş olduğunuz ifadenizde tertemiz bir firma olabilir dediğiniz bir firma için "Bu şirketler benim gibi hizmet veren alt taşeronların faturalarını toplayıp %500-%600 civarında afaki miktarda kâr ekleyip İBB ve iştiraklerine fatura kesmektedirler" diye ifadeniz var. Ama şu an anladığım kadarıyla burada verdiğiniz ifadede böyle bir şey söylemiyorsunuz; "Bu olabilir de olmayabilir de" diye söz konusu, doğru mu anladım?
Duygu Fikirli: Şöyle; ben %500-%600 kârla fatura kesiyorlardır diye kesin bir şey söylemedim. Sadece... Yok hayır, sadece ticari bir afaki bir yorumda bulundum. Onun dışında benim zaten sizinle bir tanışıklığım yok. Size karşı bir düşmanlığım yok. Sizin de benim gibi bir alt taşeron, tedarikçi olduğunuzu biliyorum.
Kahraman Yeşilyurt: Alt taşeron değilim bu arada.
Duygu Fikirli: Ha, bilmiyorum o zaman. Ama sahada birlikte hizmet verdiğimizi, birkaç kez de siz bizim firmadan Tuncay Bey ve Onur’la bir araya geldiğinizi söylemişsiniz. Ben de sadece bunu teyit etmek amacıyla...
Kahraman Yeşilyurt: Hayır, bu çok ciddi bir itham değil mi? Ben bunun gibi birkaç ifadeyle tutuklandım ve 14 aydır yaklaşık tutukluyum. Yani bu konuda...
Duygu Fikirli: Sizin tutuklu olmanızdan benim hiçbir menfaatim yok. Gerçekten çok... Burada tutuklu olan herkes için çok mutsuzum, inanın. Ama ben gerçekleri anlatmakla yükümlüyüm. Burada Başkan ve heyetinin karşısında ben sizin suçlu olduğunuzu dile getirmedim, size sahte fatura kesmedim. Sadece Güldem Hanım'ın bana verdiği bir emirle size bir fatura kestim. Güldem Hanım'ın bana WhatsApp'tan attığı bir fatura talimatı var. Diyor ki bana "Bu firmaya bu kadar fatura keseceksin" ve altında sizin numaranız yazıyor. Ben sizi bir tek o WhatsApp'tan isminizi, cisminizi, firmanızı ilk defa o WhatsApp'tan yazılan mesajla gördüm. Ve sonrasında Güldem Hanım'ı telefonla aradığımda, Güldem Hanım "Kahraman bizim adamımız Duygu, bu faturayı kesebilirsin" çünkü ben kime ne fatura keseceğim, ne zaman keseceğim hiçbir şey belli değil. Ben sadece Excel formatında hakedişimi gönderirim. Hakedişim doğrultusunda da bana hangi firmaya ne kadarlık bir fatura keseceğim belirlenir, ben de bunu keser gönderirim. Sonra tahsilat vademi beklerim. Benim sizin şahsınızla ya da firmanızla bir düşmanlığım ya da aksi bir durum kesinlikle söz konusu değil.
Kahraman Yeşilyurt: Şimdi zaten 5-6 tane firmayı bir arada söylediniz de her firma ayrı. Bizimle, Antre Tasarım'la...
Duygu Fikirli: Evet evet, ben bütün kestiğim faturaların firmalarını verdim. Çünkü bunlar bana soruldu. Sorulduğu için de ticari olarak da beyanda bulunduğum için sadece sizin firmanızı değil, birçok firmayı söyleyeyim isterseniz.
Kahraman Yeşilyurt: Yok, söylemenize gerek yok, ben ezbere biliyorum ifadenizi de. Şunu söyleyeceğim; bahsettiğiniz firmalardan, 5-6 firmadan alacağınız olduğunu, icra takipleri başlattığınızı, mağdur olduğunuzu söylediniz ifadenizde, burada da tekrar ettiniz. Antre Tasarım'la olan ticaretinizde herhangi bir sıkıntı yaşadınız mı ödemelerle ilgili?
Duygu Fikirli: Hayır, yaşamadım. Sizde ben faturamı kestim, akabinde de vadesi gelince ödememi aldım. Zaten onunla ilgili bir iddiada da bulunmadım.
Kahraman Yeşilyurt: Yaklaşık 2 yıl boyunca bir ticaret yapmışız, tek bir fatura değil bu arada, 2022-2023 yılları arasında. Ayrıca ben de sizin, yani yanlış anlamayın, ben firma olarak kim firma sahibidir bilmem, babanızı 2020 senesinden itibaren tanırım. Bir şey soracağım, güzel bir şey söylediniz; işleri reel yaptığınızı söylediniz.
Duygu Fikirli: Evet evet.
Kahraman Yeşilyurt: Bu reel işler nasıl yapılıyor? Yani bir çadır firması, klima firması olarak, bazen de podyum hizmeti vererek reel işler nasıl yapılıyor, bir fikriniz var mı? Büyükşehir Belediyesinden örnek verebilirsiniz.
Duygu Fikirli: Yani bize WhatsApp üzerinden talep geliyor. Örnek veriyorum: "Başkanın şurada bir açılışı var şu tarihte." Gidiyoruz, alan keşfi yapıyoruz. Sonra metrekare belirliyoruz karşılıklı. Sonrasında da onaylandıktan sonra gidip kurulumu gerçekleştiriyoruz ve iş yapılmış oluyor. Sonradan da bunları hakediş raporuna giriyoruz ve faturamızı kesiyoruz. Bu şekilde.
Kahraman Yeşilyurt: Aynen öyle. Yalnız şöyle bir fark var; alanlar belirlendikten sonra keşfe gidilerken sizin firmanızdan o alanla ilgili sorumlular, bizim firmalarımızdan o alanlarla ilgili sorumlular, İletişim Koordinatörlüğü, Kültür Daire Başkanlığı o alanla ilgili sorumlular bir arada oluyorlar. Herkes bir arada, ben de bir mimar olarak o alandaki yerleşimlerde gerekli teknik yorumlarımı yapıyorum. Tedarikçi firmalar, bizim alt taşeronlarımız (siz de onlardan bir tanesisiniz), bizim verdiğimiz ölçülere ve resmi teknik bilgilerimize istinaden alınan alan keşiflerinden sonra kurulumlar yapılıyor. Yani biz o işin içerisindeyiz. Siz alanlarda... Ben sizi tanımıyorum, biz alanlardayız yani, onu demek istiyorum.
Duygu Fikirli: Ben sizin sahada olduğunuz teyit ettim.
Kahraman Yeşilyurt: Zaten reel işler; sahadayız, ölçüleri biz veriyoruz...
Duygu Fikirli: Evet, doğru. Sahada zaten sadece siz olmuyorsunuz, yaklaşık 7-8 kişi geri geliyor...
Kahraman Yeşilyurt: Onun haricinde yüzlerce kişi oluyor...
Duygu Fikirli: ...evet, bir sürü kişi oluyor. Ve bu keşif yapıldıktan sonra zaten biz gelip sizlerin ya da bir başkalarının onayıyla gelip orada çadır kuruyoruz. Ama ben tabii sizin tam olarak tanımınızı, şirketinizi tanımadığım için, sizi şahsen de görmediğim için böyle bir yorum yapmam gayet normal. Ben sizin için "sahte bir firmadır" demedim.
Kahraman Yeşilyurt: Zaten "tertemiz bir firma da olabilir" dediniz.
Duygu Fikirli: Evet.
Kahraman Yeşilyurt: O fikir sahibi firmalar arasındaki tertemiz bir firma, çünkü ödemelerinizle ilgili birçok firmayla sorun yaşamanıza rağmen...
Duygu Fikirli: Hiçbir sorun yaşamadım sizin firmanızla ilgili.
Kahraman Yeşilyurt: 2 yıl boyunca kestiğiniz anda fatura ödemenizi aldınız, değil mi?
Duygu Fikirli: Ben bir fatura olarak hatırlıyorum ama şu anki heyecanımla verin lütfen. Ben bir fatura olarak hatırlıyor olabilirim ama zaten ticari kayıtlar incelendiğinde görülecektir.
Kahraman Yeşilyurt: Ticari olarak bir alacak vereceğimiz olduğunu sanmıyorum. Benim şirketimden nasıl diyeyim, siz tanımıyorsanız, siz Derya Hanım'ı tanıyor olabilir misiniz benim muhasebecim olarak?
Duygu Fikirli: Yok, hayır.
Kahraman Yeşilyurt: Antre Tasarım Derya Hanım sizle görüştüğünü söyledi bana da, yani bu ödemelerle ilgili olarak aradığınızı söyledi.
Duygu Fikirli: Yani şöyle söyleyeyim; bazı ifadelerimde bazı kişileri tanımadığımı ama sonrasında işte WhatsApp yazışmalarımız çıkabiliyor. Bunun sebebi birçok kişiyle, birçok alanda çalışıp birçok kişiyle muhatap olduğumuz için ve insanları soy ismiyle kaydetmediğim için örnek veriyorum "Antre Tasarım Derya Hanım" diye kaydetmiş olabiliriz. Ya da işte sizi keza "Antre Tasarım" diye kaydetmiş olabilirim. Hani bu sizinle iş yapmadığımız anlamına ya da sizi kötülediğim anlamına ya da "hatırlamıyorum" dediğimde yanlış bir ifade kullandığım anlamına gelmiyor.
Kahraman Yeşilyurt: Zaten kötü bir şey konuşmuyoruz, sadece burada kendimizi anlatmaya çalışıyoruz. Yani yaptığımız reel işler itibarıyla...
Kahraman Yeşilyurt: Avukatım da soru soracaktı Başkanım, bunları sormak istedim. Teşekkür ederim.
EMRAH BAĞDATLI AVUKATI MEHMET ZENGİN SORUYOR
Mehmet Zengin: Tanımıyorsunuz müvekkili herhâlde?
Duygu Fikirli: Hayır, Emrah Bey'i hiç görmedim.
Mehmet Zengin: Tamam. Şimdi bir beyan var, sadece onu soracağım. Önce ama bir kavramdan bahsetmek istiyorum. Gayri resmî sahibi olma durumu var ya hani müvekkile de sık sık atfediliyor, gayriresmî sahibi olduğu firmalarla ilgili. Müvekkil, Şimdi Yapım isimli firmanın gayriresmî sahibi midir?
Duygu Fikirli: Ben bilmiyorum bunu. Benim sadece Güldem Hanım'ın bana söylediği Emrah Bey adında biri...
Mehmet Zengin: Güldem Hanım'la alakası yok bakın.
Duygu Fikirli: Yok, hayır ben şunu demek istiyorum: Ben Emrah Bağdatlı'nın Emrah Bey olduğunu nezarette öğrendim.
Mehmet Zengin: Bakın, ondan bahsetmiyorum, Güldem Hanım'la bir ilgisi yok konunun. Siz, siz demişsiniz ki Eylül ayında...
Duygu Fikirli: Evet.
Mehmet Zengin: Şimdi Yapım isimli firmanın gayriresmî sahibi Emrah Bağdatlı...
Duygu Fikirli: Ben gayriresmî diye bir kelime kullanmadım. Şimdi Yapım adında bir firmaya fatura kestiğimizi ve onun sahibinin Emrah adında bir beyefendi olduğunu... Kendisine bir yıl boyunca ulaşamadıktan sonra hatta şöyle, siz de kayıtlarınıza lütfen bakın, biz faturayı kestikten tam üç yıl sonra 10.260 TL gibi böyle çok komik ve cüzi bir rakamdan kaynaklı ben icra takibi başlattım. Bunu yapmamın sebebi de neydi biliyor musunuz? Bunu açıklamam çok güzel oldu. Benim 10-12 milyon alacağım varken gidip benim 10.260 TL'ye icra takibi başlatmam çok komik bir durum. Ama ben buna çok sinirlendim. Alacaklarımızı tahsil edemedim, ödemelerimi yapamadım. Hesaplarıma icralar geliyor, maaşları ödeyemiyorum. Ya dedim ki: "Kardeşim, ben bu adama üç senedir ulaşamıyorum..."
Mehmet Zengin: Şimdi söylediklerinizin bununla ne alakası var? Dosyada böyle bir beyan var, onu soruyorum.
Duygu Fikirli: Bir saniye, ben şu an bu olayı açıklamak istiyorum. Ben şu anda bunu açıklamak istiyorum eğer izniniz varsa. Ben gidip buraya icra takibi yaptım, iyi ki de yapmışım. Çünkü ben nezarete girdiğimde bana direkt, daha doğrusu kolluk tarafından alındığımda benim önüme Emrah Bağdatlı isimli biri geldi. Ben diyorum ki: "Ben Emrah Bağdatlı diye birisini tanımıyorum. Böyle bir kişinin varlığından, birliğinden haberim bile yok" Sonrasında fatura kestiğim...
Mehmet Zengin: Şeyi soracağım, beyanınız var ya Sayın Başkanım orada şimdi, ifadede de orada.
Duygu Fikirli: Evet, evet.
Mehmet Zengin: "Şirketin gayriresmî sahibi Emrah Bağdatlı'dır" demişsiniz.
Duygu Fikirli: Evet, evet. Bana, bana zaten orada söylendiği için söylüyorum. Avukatım tarafından söylendi. Duygu dedi, Emrah Bey dediğin kişi, Emrah Bey dediğin kişi, bu arada kollukta, emniyetteki avukatım söyledi. Emrah Bey dediğin kişi Emrah Bağdatlı'dır dedi.
Mehmet Zengin: Tamam, gayriresmîyi nereden duydunuz, onu soruyorum.
Duygu Fikirli: Gayriresmî diye bir şey yok. Öyle bir kelime yok.
Mehmet Zengin: Ha, şimdi bakın, ifadenizi arıyorum.
Duygu Fikirli: Açın, açın. Tamam, ben açıyorum. Yani... Gayriresmî niye diyeyim ki?
Mehmet Zengin: Popüler çünkü, ondan dolayı.
Duygu Fikirli: Ben bilmiyorum popüler olduğunu.
Mehmet Zengin: Popüler çünkü.
Duygu Fikirli: Ben popüler olduğunu bilmiyorum.
Mehmet Zengin: Açıyorum şimdi. Beyan burada, nerede?
Duygu Fikirli: Bir kişi popüler olduğu için de asla söylemem.
Mehmet Zengin: Sorun, sorun, alayım cevabımı.
Duygu Fikirli: Tabii ki sorabilirsiniz, en doğal hakkınız.
Duygu Fikirli: Emrah Bağdatlı popüler olduğu için isminin söyleniyor olmasına ne diyorsunuz?
Mehmet Zengin: Yok, biz zaten şeyiz. Tekrar okuyorum, 59. Önümde şu an açık olan belge. 5.9.2025. Demişsiniz ki: "Şimdi yapım isimli şirketin gayriresmî sahibi Emrah Bağdatlı'dır."
Duygu Fikirli: Gayriresmî diye bir şey söylemedim. Sadece sahibi Emrah Bağdatlı'dır dedim. Bir tek oradan biliyorum.
Mehmet Zengin: Şimdi bu gayriresmî, şunu sorayım ben size. Bu gayriresmî meselesi, şunu söyleyebilirsiniz: "Bundan dolayı neyse bunu hissi hatalara bırakalım ya da herhangi bir şekilde bir yani beyanımdır, yansımıştır." Ama bunu duyup da söylediniz, değil mi? Bu gayriresmî sahibi. Avukatın söylediğini dediniz emniyette, duydunuz da bu gayriresmîyi söylediniz, değil mi?
Duygu Fikirli: Ben size şöyle söyleyeyim. Bütün şu fatura kestiğim firmalar var ya, onların sahiplerini söylerken bizim bir tek icra takibi yaptığımız vardı o süreçte. O kişinin ismini de buradaki Emrah Bağdatlı'yı soruyor ya bize devamlı. "Emrah Bağdatlı ile çalıştınız mı, Emrah Bağdatlı ile bir tanışıklığınız var mı?" Ben de o yüzden bunun Emrah Bağdatlı olduğunu ve bizim bu firmaya icra takibi yaptığımızı, kendisiyle hiçbir şekilde hiçbir yerde denk gelmediğimizi, telefonla dahi ulaşamadığımızı belirttim. Bu kadar.
Mehmet Zengin: Şimdi şunu soracağım. Uzatmak istemiyorum. Sonra başkaları da müdahale ediyor. Şimdi bu beyanınız var ya, "Şimdi yapım isimli şirketin gayriresmî sahibi Emrah Bağdatlı'dır." Siz bunu, bu gayriresmî sıfatını, nitelesini, tarifini duyup da ifadenizde öyle tarif ettiniz o zaman. Doğru mu bu?
Duygu Fikirli: Bu firmanın sahibi başka biri mi?
Mehmet Zengin: Siz o zaman onu söylemeliydiniz.
Duygu Fikirli: Yok, hayır. Başka birimi? Ben yanlış bir ifade mi vermişim?
Mehmet Zengin: Şimdi bakın, bir firmanın gayriresmî sahibinin birisi olduğunu iddia ediyorsanız, görünürdeki sahibini, peki onu da bilmeniz lazım, değil mi?
Duygu Fikirli: Bilmiyorum.
Mehmet Zengin: O zaman gayriresmî sahibinin Emrah Bağdatlı olduğunu nereden biliyorsunuz?
Duygu Fikirli: Ben sadece Emrah Bey olduğunu biliyorum. Çünkü Güldem Hanım bana dedi ki: "Emrah Bey'e ulaşamıyoruz, yurt dışında."
Mehmet Zengin: Tamam, beyanınız öyle değil ama: "Gayriresmî sahibi Emrah Bağdatlı'dır" demişsiniz. Çünkü bu popüler soruşturmada...
Duygu Fikirli: Tamam, demişimdir. Tamam, demişimdir. Neyi değiştirecek çok merak ediyorum. Demişimdir, dedim.
Mehmet Zengin: Neyi mi değiştirecek? Onlarca firmanın gayriresmî sahibi müvekkil olduğu iddia ediliyor. Bu firmanın da resmi sahibi.
Duygu Fikirli: Tamam, o zaman yanlış beyanda bulunmuşum demek ki.
Mehmet Zengin: Gayriresmî kelimesi...
Duygu Fikirli: Gayriresmîyi kullanmadığımı dile getiriyorum ama beyefendiye bunu anlatamadım.
Mehmet Zengin: Sayın Başkan, siz söyler misiniz?
Duygu Fikirli: Benim ağzımdan çıkan bir kelime olmadığını söylüyorum gayriresmî kelimesinin. Neden bu kadar uzattığınızı anlayamadım ayrıca.
Hakim: Sıradaki soruya geçelim.
Mehmet Fikirli: Sorularım bu kadar. Teşekkür ederim, geçmiş olsun.
KAHRAMAN YEŞİLYURT AVUKATI GİZEM KARAKÖÇEK SORUYOR
Gizem Karaköçek: Geçmiş olsun Duygu Hanım.
Duygu Fikirli: Ne taraftaydınız?
Gizem Karaköçek: Sizin solunuzda kalıyorum. Bir arkasındaydım. Az önce Güldem Hanım'ın verdiği emirle dediniz. Kendisinden emir alarak mı çalışıyordunuz?
Duygu Fikirli: Şöyle, Güldem Hanım'la muhataptık biz sadece. Dolayısıyla faturaların kesmemi söyleyen kişi Güldem Hanım'dı evet.
Gizem Karaköçek: Anlıyorum. Yani kendisinin yönlendirme ve emirleri ile bu işlemleri gerçekleştiriyordunuz?
Duygu Fikirli: Evet.
Gizem Karaköçek: Peki, verdiğiniz ifadede Kahraman Yeşilyurt'la ilgili beyanlarınız Kahraman Yeşilyurt hakkında bizzat gördüğünüz veya yaşadığınız bir olaya dayanmamaktadır. Bu durumu anlıyorum, bugünkü ifadenize dayanarak sordum.
Duygu Fikirli: Zaten daha önce de öyle söylemiştim, evet.
Gizem Karaköçek: Anlıyorum. Yani sadece bir cümle duymanız veya yanlış bir hesaplama veya varsayımla ileri giderek yaptığınız bir hesaplama sonucu verdiğiniz beyanlardır?
Duygu Fikirli: Yok, sadece o 500-600 kelimesi sadece afaki yapılmış bir yorum. Ticari bir yorum diyelim. Benim bildiğim, gördüğüm ya da farklı bir durum söz konusu değil. İlla da böyle olmuştur diye bir iddiam da yok.
Gizem Karaköçek: Anlıyorum. Somut bir hesaplamanız yoktur veya şu faturadaki sistem, şu ihalede, şu fatura kesilsin, daha sonra Antre'nin bunu böyle bir beyan ettiğini veya böyle bir kar elde sağladığını gördüm dediğiniz bir hesaplamanız var mıdır?
Duygu Fikirli: Yok.
Gizem Karaköçek: Tamam. Savcılık ifadenizde Antre Tasarım'ın yüksek bedelli ihaleler almak için kurulmuş veya devralınmış şirketlerden biri olduğunu söylemişsiniz. Antre Tasarım'ın kuruluş sürecinde bulundunuz mu? Veya kuruluş sürecinde bulunan tanıdıklarınız mı vardı? Bu tespit fikrinize nasıl ulaştınız?
Duygu Fikirli: Yok, aslında şöyle. Biz taşeron olduğumuz için faturayı direkt kendilerine kesemediğimiz için bize söylenen firmalara kestik. Dolayısıyla bize söylenen firmalar da ihaleyi alan firmalar. Onu biliyorum. Ben sadece böyle bir beyanda bulundum.
Gizem Karaköçek: Anlıyorum. Ancak şirketin içerisindeki muhasebe bilgisine sahip değilsiniz. Yani diğer giderler nedir, şirketin elde etmiş olduğu kar nedir, bunlara dair resmi ya da somut bir veriniz yok, doğru mudur?
Duygu Fikirli: Sizin firmanızla ilgili yok.
Gizem Karaköçek: Anlıyorum. Tamam.
Duygu Fikirli: Zaten olması imkanlı da yok. Çünkü ben alt taşeronum. Sadece Güldem Hanım'ın bana verdiği emirler, A firmasıysa A, B ise B, C ise C. Kime istenirse ben oraya o tutarda, o ayki hakedişim neyse onu kestim.
Gizem Karaköçek: Anlıyorum. Peki, az önce Kahraman Yeşilyurt soru sorduğunda ona Antre için "Ben sizin sahte bir firma olduğunuzu söylemedim." dediniz. Kahraman Yeşilyurt size Antre Tasarım'ın yüksek bedelli kamu ihaleleri almak amacıyla bir şirket kurduğunu hiç söyledi mi? Veya bunu duyduğunuz başka bir yer oldu mu? Çünkü az önce de sahte bir firma olduğunuzu söylemedim dediniz fakat savcılık ifadeniz bununla çelişmekte.
Duygu Fikirli: Yok hayır, savcılık ifademde ben sahte bir firmadır demedim. Ben sadece savcılık ifademde bana soruldu çünkü hangi firmalara fatura kesildiği, ben de kendilerine açıkladım.
Gizem Karaköçek: Anladım.
Duygu Fikirli: Yüksek fatura kestiğim firmalardan bir tanesisiniz sadece.
Gizem Karaköçek: Anladım. Yüksek bedelli kamu ihaleleri almak amacıyla kurulma iddiasında sahte bir firma altyapısı da alt metinde olduğu için sordum. Ne demek istediğinizi anlıyorum ancak halen benim için çelişkili. Devamındaki sorularımı kontrol ediyorum. Benim size soracağım sorular bu kadar. Verdiğiniz cevaplar için çok teşekkür ederim. Tekrar geçmiş olsun.
Duygu Fikirli: Çok sağ olun.
VEDAT ŞAHİN AVUKATI MUHİTTİN ARIK SORUYOR
Muhittin Arık: Kültür A.Ş.'ye, daha doğrusu Kültür A.Ş.'ye istenen faturalar tam yaptığınız işin karşılığı bedeller midir?
Duygu Fikirli: Evet. Yani şöyle; Kültür A.Ş.'den derken...
Muhittin Arık: Yani Güldem Hanım'ın arayıp "Şu firmaya kesin" dediği faturaların bedelleri yaptığınız işin gerçek bedeli midir?
Duygu Fikirli: Evet, evet.
Muhittin Arık: Peki bu faturayı kesmeden önce yaptığınız işin ayıpsız ya da tam şekilde yapıldığına dair İBB'nin herhangi bir görevlisi gelip kontrol eder miydi?
Duygu Fikirli: Evet, evet. Zaten sahada eksik bir iş yapmamız mümkün değil. Çünkü Başkana hizmet ettiğimiz için her şeyin eksiksiz ve tam olması gerekir. Ve biz bunun için canla başla, gece gündüz, kar yağdı, çamur demeden çalıştık. Ve biz o hakedişleri bir bir, tek tek, metrekare bazında kontrol edip Güldem Hanım'a ve Aylin Hanım'a öyle gönderdik. Çünkü bir kıl tanesi kadar hakkımız olmayan bir şeyi yazamayız oraya. Zaten Güldem Hanım da böyle bir şeyi kabul etmezdi. Benim fazla yazdığım ya da eksik yazdığım bir şey yok.
Muhittin Arık: Peki bu kontrolden sonra mı faturayı keserdiniz?
Duygu Fikirli: Evet, evet. Biz hakedişlerimizi gönderirdik her ayın son haftasında, sonrasında da faturamızı keserdik. Faturayı kestikten sonra da yaklaşık 45 gün içerisinde de ödememizi alırdık.
Muhittin Arık: Peki alanda yapılan işte metraj anlamında faturalandırmada bir farklılık olur muydu? Ne kadar iş yapıldıysa o kadarlık fatura mı olurdu?
Duygu Fikirli: Şimdi şöyle; tabii biz hangi ihalenin ne kadar alındığını bilemediğimiz için...
Muhittin Arık: Bedel olarak kastetmedim, sadece metraj olarak.
Duygu Fikirli: Anladım. Biz şöyle; örnek veriyorum, bir ay içerisinde kaç tane yere çadır kurulmuş, 20 yer mi? 20 yerin ayrıntısını çadır, podyum, halı, klima, aydınlatma, jeneratör, nakliye vesaire hepsini tek tek, kalem kalem yazardık, iletirdik. Fakat hakedişler, örnek veriyorum, 1 aylık hakediş 1 milyon olsun, ama bazen bunu daha az kesebiliyorduk. Örnek veriyorum, 800 bin TL'ydi, "Bu ayki ödenek ancak bu kadar" deniyordu, 800 bin TL. 200 bin TL'miz kalıyordu içeride. Bir sonraki ay, örnek veriyorum 5 milyon TL hakedişimiz var, tekrar yine sıralamışız, bir Excel formatında zaten Sayın Savcılığımıza ve mahkemeye de sundum ben bu Excel'leri. Diyelim ki 5 milyon hakediş var, ama biz o 5 milyonun hepsini kesemeyebiliyorduk. O ay kesmemiz gereken tutarı ve hangi firmaya ne kadar fatura keseceğimizi Güldem Hanım bize söylüyordu, ben de faturalandırıyordum. Yine bir alacağımız kalıyorsa içeride, bunlar zaten bizim şöyle oldu: Faturaları kestik alacaklarımız oldu, bir de kesemediğimiz, yani bu hakedişlerimizden artan tutarlar oldu. Onların faturalarını kesemedik ve bu gittikçe birikti. Zaten benim bu hizmeti bırakmamdaki, en son 2024 19 Mayıs etkinliklerinde bırakmamdaki en büyük sebep de bu oldu. Çünkü şirketi artık yürütemez hale gelmiştim. Yani burada görev almaktan çok mutluydum, canla başla çalışıyordum, işimi eksiksiz yapıyordum. Ben de bu hizmete devam etmek istiyordum ama maddi kaynaklarım yetersiz kalmıştı tahsil edemediğim ödemelerden kaynaklı. Bunlardan dolayı da çalışmamı sonlandırdım. Hani sorunuzun cevabını biraz fazla açtım, kusura bakmayın.
Muhittin Arık: Teşekkürler. Sayın Başkanım, ben bu soruları neden sordum; Duygu Fikirli ile müvekkilimin avukatı aynı kişiydi, daha sonra ben dahil oldum. Aslında Duygu Hanım'ın tüm işleyişi bizim için de geçerli. Biz hiçbir işimizde gerçek bir metraj aşımı ya da yüksek bedelli bir fatura kesişimiz olmadı. Ama maalesef bugün sadece isimler uyuşmadı diye burada tutuklu olmaya devam ediyoruz. Cezalandırıldığımızı düşünüyorum. Bunu tekrar ben sizlere arz etmek istedim. Hususu değerlendirmenizi talep ederim.
DUYGU FİKİRLİ AVUKATI AYSU AKGÜN SAVUNMASI
Sayın başkan, sayın mahkeme heyeti, müvekkilin ayrıntılı savunmasına aynen iştirak ediyoruz. Sanık Duygu Fikirli müdafii olarak öncelikle belirtmek isteriz ki; müvekkilin dosya kapsamındaki hukuki durumu, aynı dosyada geçen şahıslarla olan ticari irtibatlarından veya birtakım şirketlere fatura düzenlenmiş olmasından hareketle değil, bizzat gerçekleştirdiği fiiller ve bu fiillere ilişkin kastı ve somut maddi deliller üzerinden değerlendirilmesi gerekmektedir. Dosya bakımından temel husus şudur. Müvekkil kâğıt üzerinde işlem yapan bir kişi değil, yıllardır fiilen organizasyon ve teknik hizmet işi yapan kişidir. Soruşturmaya konu faturaların karşılığında gerçek işler bulunduğunu personel, araç, malzeme, paket iş, taraf, video, WhatsApp yazışmaları ve ticari kayıtlarla ortaya konulmuştur. Ayrıca bunlara ayrıntılı şekilde değinilmesini ilerleyen günlerde vakit kaybetmeden sunacağız.
Müvekkilin soruşturmanın ilk aşamasından bugüne kadar değişmeyen temel savunması son derece açıktır. Müvekkil İBB veya iştiraklerinin herhangi bir ihalesine katılmamış. İhale dosyası hazırlamamış, yaklaşık maliyet veya ihale sonucunun belirlenmesinde hiçbir rol almamıştır. Kendisine bildirilen işleri sahada yapmış, fatura muhatapları ise gıyabında şirket tarafından belirlenmiştir. Müvekkilin bu şirketlerle ne ortak bir ihale, kazanç veya fatura organizasyonu kurduğuna ilişkin somut bir delil bulunmamaktadır. Aynı şekilde, şahsi veya örgütsel kastı veya suç gelirini aklama kastını gösteren somut bir olgu da yoktur. Müvekkilin aldığı talimatlar tamamen işin nevi, tarihi, konumu, teknik ihtiyaçları veya faturalandırılması ile ilgilidir. Nakit olarak tahsil edilen bedeller de müvekkilin geçmişte yaptığı ve tahsil edemediği işlerden olan alacaklarıdır. Üstelik müvekkil bu tahsilatları tarih ve tutarlarıyla yine kendisi açıklamıştır.
Dosyada müvekkilin kastını değerlendirmek açısından son derece önemli bir başka olgu da uzun süre tahsil edemeyen alacaklarıdır. Başka şirketlere veya şahıslara yaz açık rızası içerisinde gerçekleştirilen ödemeler zaman içerisinde bir buçuk yıla kadar uzamıştır. Yapıldığı hâlde faturası kestirilmeyen işler ve ödenmeyen faturalar nedeniyle müvekkilin şirketinin ciddi miktarda alacağı birikmiştir. Öyle ki çalışan maaşları ve tedarikçi ödemelerinde sorun yaşanmaya başlanmıştır. Müvekkil bir an tutuklandıktan sonra bu olanlardan dolayı icra takibi başlatmak durumunda kalmıştır. Bir suç organizasyonunun kazancını paylaşan kişinin iddia edilen organizasyon içindeki firmalardan alacağını tahsil edebilmek amacıyla icra takibi yapması hayatın olağan akışıyla bağdaşmaz. Müvekkil suçtan gelir elde eden değil, yaptığı işin bedelini dahi zamanında tahsil edemeyen ve alacağını iki yolla almaya çalışan taraftır.
Müvekkil telefonunu, bilgisayarını, şifrelerini ve ticari kayıtlarını kendi rızasıyla teslim etmiş, maddi gerçeğin ortaya çıkması için soruşturmanın başından itibaren işbirliği yapmıştır. Savunmasının özü hiçbir aşamada değişmemiştir. Gerçek iş yapmıştır, sahte fatura düzenlediğini, örgütsel kastla hareket ettiğini veya suç gelirini akladığını kabul etmemektedir. Müvekkilin faaliyet alanı kendisinden istenen etkinliklerde saha hizmetlerinin gerçekleştirilmesiyle sınırlıdır. Etkinliğin yeri, tarihi ve teknik ihtiyaçları kendisine bildirilmiş, müvekkil de keşif, kurulum, söküm ve hakediş işlemlerini gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla ihale sisteminde bir usulsüzlük bulunduğu varsayılsa dahi, bunun müvekkil tarafından bilinmesinin ve müvekkilin bu sürecin bir parçası olduğunun ayrıca ve kesin delillerle ortaya konulması gerekmektedir.
Bu kişilerle çalışıyordu o hâlde sistemi biliyordu şeklindeki iki varsayımla mahkûmiyet kurulması mümkün değildir. Sayın heyet, bugün sözlü savunmayı gereksiz uzatmamak adına tüm belgeleri tek tek sunmuyoruz. Müvekkilimizin daha önceden de uzunca dağınık şekilde sunma dosyasına sunduğu evrakları tek tek klasör hâlinde şu an müsaadeniz olursa mahkemenize ibraz etmek istiyoruz. Müvekkilin yaptığı işleri, hakedişleri, faturaları, banka ve tahsilat kayıtlarını, WhatsApp yazışmalarını, saha görüntülerini, icra dosyalarını ve diğer lehe delilleri tasnif edilmiş ve açıklamalı şekilde bir evrak listesi dosyasında ayrıca mahkemenize sunacağız. Bu aşamada müvekkilin savunmaları doğrultusunda üzerine atılı suçlardan beraatine. En azından yargılama süresince devamını gerektiren somut bir neden bulunmayan ve müvekkilin mensubu olduğu aile şirketinin 30 yılı aşkındır 20 farklı ülkede hizmet veren bir firma olduğu ve müvekkilin de bu işlerin takibi açısından sık sık yurt dışına çıkması gerektiğinden, en önemlisi de ifadesinin mahkeme huzurunda alınmış olmasından sebep hakkındaki uygulanan yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına karar verilmesini saygıyla vekâleten arz ve talep ederiz.
"SAVCILIĞA ÇAY İÇMEYE GİTTİM, MÜŞTEKİYDİM SANIK OLDUM"
Sanık avukatları ve sanıklar iş insanı Süleyman Çetinsaya'ya sorularını yöneltti.
Elçin Karaoğlu: Sayın Başkan, kıymetli heyet, değerli savcım. Süleyman Bey merhaba, geçmiş olsun size. Eyleme 47'nin fezlekesinde eylemde adı geçen şahısları ve rollerini yazmışlar. Bu fezlekede benim adım geçmiyor. İddianamedeki anlatıma baktığımızda yine adım yok. Sadece en sondaki cezalandırma kısmında adım yazılmış. Yani o eylemle nasıl ilişkilendirildiğimi anlamıyorum ama yine de bir soru da sormak istiyorum. Süleyman Bey, bu eyleme konu Boğaziçi öngörünümündeki yapınızla ilgili önce bir güçlendirme ruhsatı talebiniz olmuştu. Buna istinaden de yapı da yasal bir yapıydı. Dolayısıyla normal yasal süreç sonrasında da güçlendirme ruhsatını düzenlemiştik. Doğru mudur? Kendi yasal süreci içerisinde.
Süleyman Çetinsaya: Doğrudur efendim. Burada 2024 dördüncü ay.
Elçin Karaoğlu: Ben bu eylemde sizi veya talebinizi Yakup Öner'e yönlendirmekle suçlanıyorum. Oysa ki Yakup Öner bu eylemde yer almadığı gibi sanık bile değil. Ama ben yine de sormak durumundayım. Boğaziçi İmar Müdürlüğü'ndeki bu müracaatınız esnasında öncesinde veya sonrasında sizin güçlendirme ruhsatı veya başka herhangi bir talebinizi veya sizi Yakup Öner'e veya herhangi bir başkasına yönlendirdim mi?
Süleyman Çetinsaya: Hayır hayır efendim. Ben sizin makamınızda ben seni şu anda çıkardım.
Elçin Karaoğlu: Elçin Karaoğlu. Boğaziçi İmar Müdürü.
Süleyman Çetinsaya: Ben şimdi tanıdım. Ben size bir kere ziyarete geldim. Başka bir şekilde görmedim. Bir herhangi bir bu konuyla ilgili görüşmemiz olmadı. Ben güçlendirme 57 öncesi güçlendirme ruhsatı aldım. Ben burada kanuni ve yasal iş yaptım. Ben kanunsuz iş yapmadım. Ben kanunsuz iş yapacak adam değilim. Ben şu anda yaptığım bu kadar konutta bir tane iskansız binam yoktur Başkanım. Benim öyle bir ben kanuni yaptım. Onun için burada Yakup Öner sadece beni Süleyman Atik’e yönlendiren adam. Yani bazı şeylerde böyle takım yardımlarında şunda bunda bir takım ben Yakup Bey'in yanına gidip sohbet ettiğimde bir takım şeylere oluyordu ama benim için böyle bir şey olmadı. Beni Yakup Öner Süleyman Atik’e yönlendirdi. Ben Süleyman Atik’i tanımam. Tanımazdım. Onun için.
Elçin Karaoğlu: Süleyman Bey, bir iki sorum daha olacak, bitireceğim kısa. Sizi de herhangi başka bir kişiye yönlendirdim mi?
Süleyman Çetinsaya: Hayır yok.
Elçin Karaoğlu: Bu müracaatınız ya da talebinizle ilgili yürüyen süreçte benim tarafımdan bir engelleme, bir baskı, bir işi yavaşlatma gibi bir şey oldu mu?
Süleyman Çetinsaya: Yok yok efendim.
Elçin Karaoğlu: Peki yasal süreç dışında kendi mecrasında işleyen sürecin dışında size ayrıcalık gösterdik mi, iltimas yaptık mı?
Süleyman Çetinsaya: Yok yok efendim.
Elçin Karaoğlu: Son sorum: Sizden bir menfaat talebim ayni ya da nakdi oldu mu?
Süleyman Çetinsaya: Kuruş olmadı.
Elçin Karaoğlu: Böyle bir talep için birini size gönderdim mi?
Süleyman Çetinsaya: Hayır.
Elçin Karaoğlu: Teşekkür ediyorum. Sağ olun.
FATİH KELEŞ SORUYOR
Fatih Keleş: Süleyman Amca geçmiş olsun size de. Beni tanır mısınız? Tanıyabilir misiniz?
Süleyman Çetinsaya: Tanımıyorum.
Fatih Keleş: Fatih Keleş ismim. Beni sizinle hiç...
Süleyman Çetinsaya: Ben ilk defa... basından duydum sizi, isminizi. Ben ilk defa sizi görüyorum. Tanımıyorum.
Fatih Keleş: Doğrudur. Benim sizden yasal ya da gayriyasal kurum için, belediye için ya da başka bir şey için herhangi bir talebim oldu mu?
Süleyman Çetinsaya: Hayır, yok. Yok.
Fatih Keleş: Peki, teşekkür ederim.
Süleyman Çetinsaya: Olur mu, ben ilk defa görüyorum sizi.
Fatih Keleş: Ben de sizi ilk defa görüyorum.
FATİH KELEŞ AVUKATI BARAN KAYA SORUYOR
Baran Kaya: Siz dediniz ya, anlattınız, geçmiş olsun bu arada, yaşadığınız süreci anlattınız. Savcılığa çağrılmak için çağrıldım ve şu anda buradayım dediniz. Siz de savcılığa başvuru yapmadınız değil mi?
Süleyman Çetinsaya: Bizi telefonla çağırdılar. Ben oraya gittim. Bize gel, görüşeceğiz dediler. Ben avukatsız gittim. Tabii bu yazılan yazıyla müşteki olarak yazdı. Savcı Bey dedi ki, "Ben" dedi, "senin" dedi, "ifadeni müşteki olarak alıyorum beyefendi" dedi. "Biz" dedi, "sabahın 5'inde seni almadık" dedi. Ben de afalladım. "Ya sabahın 5'inde alınacak ne olabilir?" diye düşündüm kendi kendime. Onun için bugün müştekiyim, sonra sanık oldum.
Baran Kaya: Evet, ben ifadenizin altında avukat imzası görmeyince soracaktım, avukatınızla mı gittiniz?
Süleyman Çetinsaya: Yok efendim, ben avukatla gitmedim. Ben bilmiyordum. Bilseydim orada avukat olacak, efendim böyle bir ifade alınacağını bilseydim, kendim bir avukat da bulur giderdim. Nitekim hayatımda ilk defa bu yaşta böyle bir yere çıktım.
Baran Kaya: Çok geçmiş olsun tekrar.
SERDAL TAŞKIN AVUKATI ALİ RIZA DİZDAR SORUYOR
Ali Rıza Dizdar: Öncelikle geçmiş olsun. Çünkü bir cümle söylerken Sayın Savcım sorusunu sorarken bir şey söyledi fakat o söylediği şeyin üstüne gitmedi. Öncelikle Sayın Savcıma da ben teşekkür ederim. Dün burada yoktum. Maalesef iki tane önemli kişinin cenazesindeydim. Gayet güzel sorular sormuş, soruları dinledim. Süleyman Bey...
Ali Rıza Dizdar: Rahmetli amcamı hatırlattığınız için temizlerin ben yeğeniyim, ki amcalarının başındaki... Cami yardımı yaptım dediniz fakat devam etmediniz. Kim istedi sizden cami yardımı yapmayı, neyle cami yaptınız, bir anlatır mısınız?
Süleyman Çetinsaya: Ben şu anda İstanbul'da 10 tane cami yaptım. Bu camileri babamın adına kurduğum vakıfla yönetiyorum. Ben sadece imam ve müezzine karışmıyorum. Ben bütün oradaki kağıtları, yıkaması, benim babamın adına kurduğum bir vakıfla yapıyorum bu işi. Ben bir konsept yapıyorum. Konsepti yaparken cami de yapıyorum, okul da yapıyorum yanına. Gerekirse yolu yapıyorum. Ben Tema'da 25 milyon dolar yol yaptığımı söyledim biraz önce. Hangi cami diyorsun, ben 10 tane caminin hangisi...
Ali Rıza Dizdar: Yani siz hayır işi dışında hiçbir şey... iş yapmayan bir adamsınız, değil mi?
Süleyman Çetinsaya: Hiçbir camiyi bana gelip de "Şu belediye, bu belediye bunu yapar mısın?" demedi.
Ali Rıza Dizdar: Tamam.
Süleyman Çetinsaya: Demedi. Yani hayır işini... İstanbul Belediyesi benden Fatih Kız Kulesi'nde, Sulukule'de... Pardon, Sulukule, Kız Kulesi değil, Sulukule'de "Okul yok Süleyman, yapar mısın?" dedi. Ben İstanbul Belediyesi Çocuklar Vakfı mütevellisiyim.
Hakim: Ama bu dosyamızın dışında... Anlaşıldı, anlaşıldı.
Ali Rıza Dizdar: Teşekkür ederim.
RESUL EMRAH ŞAHAN AVUKATI DOĞA ŞANLIOĞLU SORUYOR
Doğa Şanlıoğlu: Efendim aslında benim sorumu mahkeme başkanı sordu. Benim sadece biraz daha teyit etmek babında, bir açmak babında soracağım. Adem Altuntaş tarafsız herhangi bir kendi şahsı belediye dışında bir ödeme yaptınız mı efendim?
Süleyman Çetinsaya: Hayır.
Doğa Şanlıoğlu: Süleyman Atik 39 babında söylüyorum, Profilo ile ilgili siz de herhangi bir görüşme yaptı mı?
Süleyman Çetinsaya: Hayır.
Doğa Şanlıoğlu: Tamam. Bir de efendim bu 2600 metrekarelik alanı kamuya terk ettiğinizi ifade ettiniz. Bunda hukuka uygunluğunu da ifade ettiniz. Zaten öncesinde tek talebin de aslında hukuka uygun olduğunu ve o yüzden de bu talebi gerçekleştirdiğinizi ifade ettiniz. Bu kamuya terk edilme işlemi tam ne zaman tamamlandı efendim?
Süleyman Çetinsaya: 2024 sanırım. Yani o terk işleri 2025 veya 2024'ten sonra oldu.
Doğa Şanlıoğlu: 2024'ten sonra gerçekleşmiş.
Süleyman Çetinsaya: Tabii. O bölge imar planlarını başkan yaptı. Kentsel dönüşüm olarak planları yaptı, İBB'den geçirdi. Sadece benim için plan yapmadı. Bölge için yaptı. Yaparken de o otopark bölümünü terk olarak, kamuya terk olarak yazdı. Mecburen o planın uygulanması için biz de onu terk ettik. Yani bu Şişli Belediyesi'ne terk edildi.
Doğa Şanlıoğlu: Doğru. Herhangi bir idari bir işlemde bir idare mahkemesine gitmediniz bu süreçte.
Süleyman Çetinsaya: Yok efendim.
"SAVCI ÖNÜME KOYDU İMZALADIM"
Süleyman Çetinsaya savunmasının ardından hakim sorgusu gerçekleşti. Çetinsaya ifadesine ilişkin sorulara "Bilmiyorum, savcı kağıdı koydu imzaladım" dedi.
Hakim: Hani o Başsavcılıktaki ifadede... kendi ifadeniz... Aynen aynen şöyle bir ifade var: "Bana bulunmuş olduğunuz etkin pişmanlıktan faydalan... Süleyman Atık ve Yakup Öner'in ifadelerini anladım. Bu ifadelerde geçen hususlar doğrudur. Süleyman Atık'ın ifadesinde beyan ettiği 500 bin dolar konusu ise Boğaziçi İmar'da bulunan güçlendirme ruhsatı talebinin karşılanması için tarafımızdan 500 bin dolarlık A101 kart talep edildi. O süreçte tam hatırlamamakla beraber söz konusu kartlar belirtilen süre içerisinde temin edemediğimiz için bunların karşılığı 500 bin doları Süleyman Atık'a verdim." Evet.
Süleyman Çetinsaya: Bu iddianamenin arkasındayım Sayın Başkanım. Ben iddianameye hayır demiyorum.
Hakim: Şimdi şimdi burada bak...
Hakim: Şimdi burada bir güçlendirme ruhsatından bahsediyorsunuz. Ruhsat karşılığı para verildiğini anlatıyorsunuz.
Süleyman Çetinsaya: Hayır.
Hakim: Ama bu sizin ifadeniz.
Süleyman Çetinsaya: Hayır Başkanım, iddianame değil. Ben buraya gittiğimde bu... Savcı Bey bunu yazdı, ben önüme koydu ben de imzaladım. Bir elini okumadım. Sadece kendi yazdığına göre ben bunu yaptım. Ben burada imzamı inkar etmiyorum. Ben burada ruhsat aldım 2024'te. Ben güçlendirme ruhsatı aldım. Bu verilen para 2025 yılında... Yakup Öner dedi ki: "Bizim" dedi "ihtiyacımız var abi" dedi. Yakup Öner Büyükşehir Belediyesinin Büyükşehir Belediyesinin bazı imar dairelerindeki işlerin organizasyonunu yapıyor. Zaman zaman kendi yanına gittiğimde...
Hakim: Resmi bir sıfatı var mı belediyede?
Süleyman Çetinsaya: Yakup Öner'in ben danışman olarak biliyorum.
Hakim: Süleyman Atık'ın resmi bir sıfatı...
Süleyman Çetinsaya: Danışmanım dedi. Ve Süleyman Atık da kendisi beni... Yakup Öner Süleyman Atık'a gönderdi. Ben burada ruhsatım burada Başkanım. Bu ruhsatım 2024'ün 4. ayı. Bu verilen para konusu 2024'ün son ayıdır.
Hakim: Daha daha önce belediyeye herhangi bir şekilde bu yöntemle bir hayır işi yaptınız mı?
Süleyman Çetinsaya: Belediyeye ben çok hayır işi yaptım. Belediyeye ben Sayın Başkan'a 5 tane kreş taahhüt ettim. Söz verdim Başkanıma kreş kampanyasından dolayı. Herhangi bir işim karşılığında demedim. Ama benden 2 tane kreşi bitirebildim, 3 tane de kütüphane yaptım.
Hakim: Ne şekilde yaptınız? Kime teslim ettiniz?
Süleyman Çetinsaya: Ben Büyükşehir Belediyesine, o dosyamın içinde var, makbuzları var efendim. Büyükşehir Belediyesine...
Hakim: Bu verdiğiniz hayır işinin makbuzu var mı 500 bin doların?
Süleyman Çetinsaya: 500 binin hayır makbuzu yok efendim. Ben A101 karşılığında... Süleyman Atık bana dedi ki "sen" dedi "bize" dedi "çabuk bu parayı getirebilir misin?" Ben dedim "ya bir A101 kartını hemen çabuk nasıl alacağım?" dedim. "Alamam ki" dedim.
Hakim: Ha, sonra da 500 bin dolar olarak verdiniz.
Süleyman Çetinsaya: 500 bin, o günkü istediği TL karşılığı 500 bin, bunu taşıyabilirdim. Ben kendi şahsi paramdan verdim. Ben bunu rüşvet olarak algılamadım. Rüşvet olarak vermedim Başkanım. Vermedim. Böyle bir şey yapmadım.
NAZAN BAŞELİ SAVUNMASINI YAPTI
"Sayın başkan, değerli heyet. Ben Nazan Başelli. 1963 doğumluyum. 1982 yılında 19 yaşındayken İBB'de zabıta memuru olarak göreve başladım. O tarihten bu yana kamu görevime, anayasaya ve ahlaki değerlerime göre başarılı bir şekilde yürüttüm. Dile kolay 44 yıl boyunca ülkemize, milletimize gece gündüz, kar kış demeden gerektiğinde fazla mesailer yaparak hizmet verdim. Bir gün olsun of, yoruldum demeden bunca yıl boyunca yeri geldi ailemle, kızımla geçireceğim vakitten alıp ülkemize hizmet vermeye yoğun çaba gösterdim. 1982 yılında zabıta memuru olarak mesleğe başladığımda 1980 darbesinin askeri yönetimi görevdeydi. 1990 yılında komiser yardımcısı, 1996 yılında zabıta komiserliğine atandım. 2015 2019 yılları arasında Avrupa Yakası Dilenci Müdahale Zabıta Amiri olarak görev yaptım. Son olarak da 2019 yılında Anadolu Yakası Zabıta Şube Müdürlüğüne müdür olarak atandım. Bu görev erkek egemenliğinin olduğu bir alan olan zabıta kolluğu yönünden bir kadına verilen ilk görevdi.
Bu 44 yıllık meslek hayatımda aralarında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Kadir Topbaş ve Sayın Ekrem İmamoğlu'nun da bulunduğu farklı siyasi ekollerden gelen 9 farklı belediye başkanı ve yönetimle çalışarak halkımıza hizmet verdim. Zabıta olarak tek görev ve prensibim vatandaşa hizmet oldu. 657 sayılı kanuna tabi devlet memuru olarak kimsenin değil, devletin memuru oldum. Neredeyse yarım asırlık kamu hizmetim boyunca bırakın adli soruşturmayı idari soruşturmam dahi olmamıştır. Yarım asır boyunca tertemiz sicilimle hep övünmüşümdür. Bu tertemiz memuriyet sicilim hem bana hem de aileme her daim gurur kaynağı olmuştur. Önünüze göreceğiniz ek 1 ve ek 2'de de 1992, 1997, 2015 yıllarında Sayın Nurettin Sözen, Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Kadir Topbaş döneminde almış olduğum ödül belgelerim de mevcuttur.
Şimdi suçlamalara ilişkin savunmamı yapmak istiyorum. Tarafıma isnat edilen suçlara ilişkin savunmamı yapıyorum şu anda. 26 Nisan 2025 tarihinde sabaha karşı kapım çalındı. Emniyet görevlileri hakkımda gözaltı ve arama kararı olduğunu söylediler. Kendilerini devlet memuruna yakışacak bir saygıyla karşıladım. Benden telefonumu istediler. Telefonumun şifresini dahi hemen derhal teslim ettim. Sonrasında emniyete götürüldüğümde 4 gün gözaltında kaldım. Orada suçlama olarak tarafıma suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve rüşvet alma gibi gerçekten çok çirkin suçlamalar yöneltildiğini öğrendim. Bu suçlamalarla nasıl karşı karşıya kaldığımı ve içinde bulunduğum durumu idrak edebilmem zaman aldı. Hala anlam veremiyorum gerçekten. Ve bir gece 3 4 gibi iddialarla tutuklandım. Ancak ne var ki yargılamaya konu iddianamede tarafıma ilişkin suçlama kamu kurum ve kuruluşları zararına nitelikli dolandırıcılık iddiasıdır.
Görüldüğü üzere tutuklandığım suçlar tarafıma isnat edilmemektedir. Beni tutuklanma gerekçem örgüt üyeliği ve rüşvet ise bu nasıl olur da iddianameye yazılmamıştır? Ya da bu suçlar iddianameye yazılmadıysa ben nasıl bu suçlardan 11 ayı aşkın süre tutuklu kaldım? Üstelik sağlık sorunlarım ortadayken. İddia makamı keşke önce beni neyle suçlayacağına karar vermiş olsaydı daha iyi olurdu. Bu duruma da anlam veremiyorum. 11 ayı aşkın süre cezaevinde kızımdan, ailemden, işimden ayrı şekilde yaşadım. Böyle bir durumun hesabını sanırım kimse veremez. Bunlardan önceki savunmalarımı aynen tekrar ediyorum. Daha öte ne ifade verildiyse bugün de aynı şeyler söylenecektir. Çünkü bence doğru bir tanedir, şaşmaz. Ortada bir suç olmadığı için yargı makamlarından gizleyeceğim hiçbir şey yoktur. Bugün de açıklayamadığım hiçbir şey olmadı, Allah'ın izniyle bugünden sonra da olamaz. İddianamede adım yalnızca 117. eylem 117'de geçiyor ve hakkımda yalnızca kamu kurum ve kuruluşları zararına nitelikli dolandırıcılık iddiasıyla dava açılmıştır.
İddianamede sayılan 99 kişilik örgüt listesinde ben dahil hiçbir zabıta personelinin ismi yoktur. Dosyadaki beyanlarda da şahsıma yönelik bir iddia bulunmamaktadır. Zaten reklam şirketlerini tanımıyorum. Bu şirketlerle hiçbir ilgim veya irtibatım yoktur. Şu anda biraz Anadolu Yakası Zabıta Şube Müdürlüğümün işleyişiyle alakalı ufak, kısa bir özet sunmak istiyorum size. Sorumlu olduğum Anadolu Yakası Zabıta Müdürlüğü personeli yaklaşık 400 personel o tarihlerde. 1169 km² alanda, 14 ilçe, 2000'in üzerindeki ana arter ve meydanda 183 farklı kanun, yönetmelik ve kararnameler ile denetim görevi yapmaktadır. Anadolu Yakası Zabıta Müdürlüğümüz aynı emniyette, jandarmada olduğu gibi 8 amirlikten oluşmaktadır. Bunlardan seyyar, reklam, dilenci müdahale, hafriyat kamyonu, kaçak dökümlerle ilgili esnaf denetimleri, gece nöbetçi amirliği, idari işler ve trafik zabıta amirliği olmak üzere toplam 8 amirlikten oluşmaktadır. Ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesi kapsamında zabıtaya sadece seyyar satıcıları ve dilencileri faaliyetten men etme yetkisi verilmiştir. Dolayısıyla sadece bu iki konuda zabıtanın re'sen müdahale etme yetkisi vardır.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi reklam ilan faaliyetleri hakkında ise Reklam İlan Yönetmeliğine dayanarak işlem yapılır. Bu yönetmelik zabıtaya reklam ilan bakımından başka birimlerin kararına bağlı bir görev alanı düzenler. Reklam yerlerinin belirlenmesi, tahsisi, ihalesi ve izin koşulları gibi teknik detaylar ilgili müdürlük ve birimler tarafından denetlenir. Bu incelemeler sonucunda aykırılık tespit edilirse zabıtaya yapılacak işlem resmi yazı ile bildirilir. Zabıta yetkili birimin tespiti ve açık işlem talimatı üzerine uygulama yapar. Elinizdeki ek 3 örnekte de birimin tespit edip açık işlem talimatıyla bildirdiği yazı örneğidir. Reklamın izinli olup olmadığına, izin şartlarına uygunluğuna, kaldırılmasına veya yaptırıma konu edilmesine zabıta kendiliğinden karar veremez. Bu belirleme ilgili müdürlük veya ilgili birime aittir. Zabıta ise yalnızca sahada destek görevidir.
İstanbul Reklam İlan ve Tanıtım Yönetmeliği 16. maddesinde “ilgili belediyesi tarafından kaldırılır” diyor ama “zabıta söker” diye bir ibare bulunmamaktadır. İlgili belediye ifadesinden direkt zabıta anlaşılmamalıdır. Zabıta, genel idari hizmetler sınıfında görev alır. Bu yüzden uzmanlık barındıran bir birim değildir. Tüm bunların yanı sıra o tarihlerde İBB içerisinde uzmanlık gerektiren 105 adet birim vardı. Zaten zabıta her şeyi yapabiliyor olsa bu 105 birime de gerek kalmazdı. Müdürlüğümüzde Reklam İlan Amirliği’nde sahada ortalama o tarihlerde 20 civarı zabıta personeli görev yapmaktaydı. Vardiya dönüşümleri, izinler, etkinlikler, amirlerimizin ortak katılımı ile yapılan çalışmalar hesap edildiğinde sahada aynı anda aktif çalışan memur sayısı 10 kişiye kadar düşmektedir. Bunun sebebi de pandemi süreci olan 2020, 2021 ve 2022 ortasına kadar İstanbul Valiliğinden sağlık tedbirleri kapsamında gelen onlarca yazı gereği sayıca zaten kısıtlı olan personelimiz sayısı daha da düştü. Hatta bazı dönemler Reklam İlan Amirliğinde hiçbir personel kalmadığından çalışamaz haldeydik. Çünkü aynı amirlik de koronavirüse yakalanmıştı. Ek 4 ve ek 5'te de bununla ilgili Valilik genelgeleri, 135 adet yine pandemi döneminde gelen üst yazı örnekleri, Valilik genelgeleri ve çalışma programlarım mevcuttur.
Tüm bu olumsuz koşullara rağmen yaptırım süreçlerinin iddia edildiği gibi işlenmediği konusunda müdürlüğüm öncesi ve sonrası resmi işlem rakamları ile cevap vereceğim. Yine bir karşılaştırmalı örneği önünüzde mevcuttur. 6 yıl öncesi ve 6 yıl sonrasına dönmek istiyorum. Yani 2014-2019 yılları arasında 1608 sayılı tespit tutanaklarını tuttuğumuzda benden önce, müdürlüğümden önce 50 adete, 50 kat arttığı, ceza tutarının da 600 kat artmış olduğunu bu şekilde görebilirsiniz. Aynı şekilde yalnız reklam, ilan olaraktan söylemiyorum. Müdürlüğümüzdeki kaçak hafriyat ve kaçak döküm ve kamyonlarla ilgili de yine benim müdürlüğüm öncesinde ve sonrasında yaptığımız zaman bakınız 2014-19 yılları arasında sadece tek 1608 tespit tutanağı tanzim edilmiştir ve bu 15.463 kat ceza, 1608 tespit tutanağı tanzim edildiği görülmektedir. Ve tutar olarak da 66.916'yı göreceksiniz.
Genel baktığımız zaman Anadolu Yakası Zabıta Müdürlüğü’müzün belki biraz sunum olarak görülüyor ama yaptığımız işlerin maalesef yani bildirmek zorundayım şu anda. Anadolu Yakası'nın geneline baktığımız zaman 2014 ve 2019 yıllarında da yine adet olarak 4 kat arttığını, ceza tutarının da 20 kat artmış olduğunu göreceksiniz. Yani tablolarda görüldüğü üzere müdürlük vazifemden evvel yapılan işlemler ve müdürlüğüm döneminde yapmış olduğumuz işlemler arasındaki devasa artış açıkça ortadadır. Özetle, benim müdür olduğum dönemde, bırakın iddianamedeki itham gibi izinsiz reklam uygulamalarına göz yumulmasını, tüm veriler ve istatistikler benim savunmamı doğruluyor. Yani iddianamede layıkıyla yaptığımız işlemler için ısrarla yapılmadı, edilmedi şeklinde itham ediliyoruz ve yapmadığımız şeylerle ilgili de yapmakla suçlanıyoruz. Burada da gerçekten bir akıl tutulması yaşıyoruz. İddianamenin 2869. sayfa son paragrafı ve devamında gayrimeşru talimat alındığı, reklam ihale ve izin süreçleri ile ilgili usulsüzlükler yapıldığı iddiasına cevap olarak; gayrimeşru talimat verdiği ileri sürülen kişiler arasında adım yoktur. Bu kişilerden de herhangi bir gayrimeşru talimat almadım. Böyle bir talimat tarafıma gelseydi dahi asla yerine getirmezdim. Kimseye de böyle bir talimat vermedim, vermem.
Reklam uygulamalarına izin verme yetkisi zabıta biriminin görev ve yetki alanında değildir. Zaten daha önce de cezai müeyyidelerle ilgili rakamları tablolarda anlattım. Ayrıca reklam alanlarının ihale, kira, izin veya ecrimisil işlemleri ile ilgili zabıtanın herhangi bir yetkisi, bilgisi ve ilgisi mevzuat gereği de yoktur. Burada mevzuat çok açıktır. Yine iddianamede 2871. sayfa 2. paragrafında izinsiz veya aykırı reklam uygulamalarının Zabıta Dairesi Başkanlığınca denetlenip kaldırılması gerektiği iddiası ile ilgili cevabım ise; Yönetmeliğin 16. maddesi ve devamı hükümlerine göre izinsiz ve süresi geçen reklam unsurlarının ilgilisince kaldırılmaması halinde ilgili belediyece kaldırılır, kaldırttırılır denilmektedir. Daha önce de söylediğim gibi buradan zabıta kaldırır anlaşılmamalıdır.
Zabıtanın ilgili reklam unsurunu doğrudan kaldırma yetkisi ve görevi söz konusu değildir. Hukuken böyle bir görev verilemez. Çünkü zabıta idari kolluk görevi icra eder. İlgili müdürlükten konuya ilişkin talep gelmeden kolluk desteği görevini icra etmesi mümkün değildir. Müdürlüğümüze bildirilen kararlar doğrultusunda iş ve işlemlere destek unsuru olarak katılmaktadır. Yine iddianamenin 2870. sayfasında B bendinde bilgi verilmesine rağmen herhangi bir işlem yapılmadığı belirtilmiş. Bahsi geçen yazılar bilgi mahiyetinde olup herhangi bir talep içermeyen yazılardır. Bilgi yazıları sadece ecrimisil dosyasının açıldığını haber verir. Yani ilgili idarenin konuyu takibe aldığını gösterir. Gereğinin yapılması yazılarının ise ecrimisille bir ilgisi yoktur. Doğrudan ilgili birimlerin kendi süreçleri için harekete geçmesini ister. Örneğin iddianamede adı geçen Beykoz Acarkent Polonezköy yolu ve Kadıköy Cemil Topuzlu Caddesi adresleri için ecrimisil dosyası açıldığına dair tarafımıza bilgi yazısı gönderilmiştir. Ek 7'de göreceksiniz Sayın Başkan. Ancak Kadıköy ilçesi Bağdat Caddesi'nde yer alan bir reklam uygulaması hakkında gereğinin yapılması şeklinde yazı gönderilerek sürecin başlatılması istenmiştir. Bu da Ek 8'de önünüzde mevcuttur.
Sonuç olarak bilgi yazısından kaldırmak veya encümene sevk hükmü çıkartılamaz. Bu sonucu teftiş raporu ve valilik incelemesi ile açıklayacağım. Yine teftiş raporunun 187. sayfası son paragrafında "Bilgi mahiyetinde Zabıta Dairesi Başkanlığına gönderilen yazılarda sadece ecrimisil işlem dosyası açıldığı bildirilmiş, izinsiz panoların kaldırılması yönünde herhangi bir talimat verilmemiştir." diyor. 188. sayfanın ilk paragrafında izinsiz reklamların fiilen yasallaştırıldığı bildiriliyor. Teftiş raporunun 191. sayfası son paragrafında ve 208. sayfa 6. paragrafında ise zabıta denetimi dışına çıkarıldığı ifade ediliyor. İddianamenin yine 2871. sayfa 3. paragrafında ecrimisil işlem dosyası açıldığı, reklamların kaldırılması yönünde talimat verilmediği, izinsiz kullanımın fiilen yasallaştırıldığı belirtilmiştir. Müfettiş raporundaki tespitler de durumu açıkça gösteriyor. İlgili müdürlüklerce reklamların kaldırılması yönünde bir talimat verilmediği gibi ecrimisil süreci ile birlikte konu zabıtanın denetim kapsamının dışına çıkmıştır.
Tevdi raporu ve iddianameye göre zabıta denetimi dışına çıkartıldığı belirtilen bir konuda zabıtanın sorumlu tutulması mümkün değil. Belediyelerde ecrimisil iş ve işlemlerinin hiçbir noktasında zabıtanın görev ve yetkisi yoktur. Bu süreç Emlak Dairesi Başkanlığı bünyesinde gerçekleştirilmektedir. Ayrıca 2886 sayılı Kanun'un 75. maddesi "İşgal edilen taşınmaz mal, idarenin talebi üzerine bulunduğu yer mülki amirince en geç 15 gün içinde tahliye ettirilerek idareye teslim edilir." hükmü gereği ilgili birim mülki amirliğinden talepte bulunur. Mülki amir talep hakkındaki kararını gün ve saat belirterek belediyeye iletir. Yani sürecin koordinasyonu mülki amirliktedir.
Özet olarak ecrimisilli bir yere zabıta marifetiyle müdahale edilemez. Hatta ecrimisilli yer ile ilgili bilgi yazısı bir yana, gereğinin yapılması şeklinde yazı gelseydi bile bu konuda müdahale yetkimiz yoktur. Ancak mülki amirin kararı ile müdahale edilebilir. Biz de müdürlük olarak çalışmalara bu şekilde katılırız. Ek 9'da göreceğiniz üzere müdürlüğümüzün mülki amir kararıyla katıldığı ecrimisilli yer çalışması mevcuttur. Bu konuda çeşitli Danıştay kararları da mevcuttur. Örneğin 2024 yılında Danıştay 8. Dairesi ve 2022 yılında 10. Dairesi zabıtanın ecrimisilli yere re'sen müdahalesini hukuka aykırı bulmuştur. Bu kararlar da Başkanım ekte sunulmuştur. Ek 10 ve 11 mevcuttur. Özetle, işin içine ecrimisil girince zaten Zabıta Dairesi otomatikman devre dışı bırakılmış oluyor.
Bu anlamda iddianamede ileri sürülen iddialardan olan müdahale edilmeme veya geciktirildiği iddiaları ve bu yöndeki değerlendirmeler zabıtanın yetki ve sorumluluk alanı ile hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. Şimdi ise bu konuyla ilgili ekte sunduğumuz yine Valilik ön inceleme kararına değinmek istiyorum Ek 12'de. Valilik bu inceleme kararında Fenerbahçe Stadyumu'nun yanında bulunan reklam unsuruna yer vermiş. Bu adresin 17 Aralık 2022 tarihine kadar ecrimisil ihbarnamesi olduğu, 28 Aralık 2022 ile 6 Ocak 2023 tarihleri arasında ise reklam görüntülerinin bulunduğu ifade edilerek bu tarih aralığı için tekrar ecrimisil ihbarnamesi düzenlensin diye Reklam Yönetimi Şube Müdürlüğü’ne neden bildirimde bulunmadığımızı söyleyip sorumluluğum olduğuna karar vermiş.
Yani İstanbul Valiliği'nin ön inceleme kararında ecrimisilli yerlerin sürdürülebilmesi için 'niye katkıda bulunmadın' diye suçlanıyorum. Aynı olay ile ilgili iddianamede ise 'ecrimisilli yere niye müdahale etmedin, kaldırmadın' diye beni suçluyor. Bir taraf diyor ki 'yetkin olmadığı halde müdahale et kaldır', diğer taraf diyor ki 'ecrimisilli olsun diye niye ihbarda bulunmadın'. Bu gerçekten yaman bir çelişkidir. O zaman ben size soruyorum; hangisini yapayım? Asıl felaket ise şu: İki tarafın söylediğini de yapamam. İkincisi de zabıtanın görev, yetki, sorumluluk alanında değildir. Ne ecrimisilli yeri takip edip bildirme görevimiz var, ne kendi başımıza ecrimisilli yere müdahale etme yetkimiz var. Kaldı ki iddianameye konu yerlerin tamamı zaten kamusal alanda bulunan ecrimisilli reklam unsurlarıdır.
İddianame 2872. sayfa 2. paragrafında izinsiz kullanımın hala devam ettiğine, buna rağmen herhangi bir uygulamaya rastlanılmadığını bildirdiğimiz ileri sürülmüş. Müdürlüğümüz yetkisinde olan alanlarda yapmış olduğumuz işlem ve rakamları bütün şartlara rağmen yürüttüğümüz işleri tek tek anlattım. 'Hala kullanılmakta' deniyor. Müdürlüğümüz hala her tespit ettiği uygulamaya kanunların müsaade ettiği ölçüde vazifesi neyi gerektiriyorsa onu yerine getiriyor. Müfettişlik 2022 Aralık'ta benden fotoğraflanarak gönderilmesini istiyor. Raporunu 2024 Ağustos'ta yayınlıyor. 2 yıl boyunca ne işlem yaptığımızı Allah aşkına nereden biliyordu o tarihe kadar devam ettiğine kanaat getiriyor? Bütün iş yükü ve asli sorumluluklarımızı bir kenara bırakıp bünyemizde görev yapan bütün memurları birer reklam unsurunun başında bekletsem dahi reklam unsurlarının %90'ı yine boşta kalır zaten. Örneğin, bir örnekle bunu vurgulamak istiyorum. Örneğin, polis ekiplerimiz bir sokakta denetim yaptıktan sonra orada başka bir suç işlenebilir. Nasıl ki bundan polis ekiplerimizi sorumlu tutamayacaksak zabıta da bu şekilde sorumlu tutulmamalıdır.
İddianamede yine 2871. sayfa 7. paragrafında Fenerbahçe Stadyumu'nun yanındaki parapetler üzerinde herhangi bir uygulamaya rastlanılmadığı yönünde 22 Aralık 2022 tarihinde müfettişliğe yazı gönderilmiş. Reklam uygulamalarının 21 Aralık 2022 tarihinde üzeri örtülmek, ertesi gün örtünün kaldırılması suretiyle göz yumularak müfettişliğe cevap verildiği iddia edilmiştir. Müfettişliğin 9 Aralık 2022 tarihli yazısına ekli listede belirtilen yerlerle ilgili halihazır durumlarının fotoğraflanmak suretiyle tespit edilerek gönderilmesi istendi. Ek 13'te ilgili müfettişlik yazısını göreceksiniz Sayın Başkan. Müfettişlikten gelen talep acil olduğundan derhal yaptığımız kontrollerde belirtilen yerler güncel haliyle fotoğraflandı ve gönderilmiştir. 22 Aralık 2022 tarihinde saat 08.10 sıralarında ekiplerimiz söz konusu adrese gittiğinde parapet üzerinde herhangi bir reklam unsuruna rastlamadı. Ayrıca parapetlerin tamamının üzerinin kapalı olduğu ve herhangi bir reklam ibaresinin olmadığı da fotoğrafta görülmektedir. Bu Ek 14'tür Sayın Başkan. Eğer bir reklam unsurunun üzeri tamamen kapalıysa ve dışarıdan bakıldığında reklam vasfı taşıyıp taşımadığı anlaşılamıyorsa zabıtaya bunu bir reklam işgali olarak raporlama yükümlülüğü doğmaz. Zabıtanın denetimi gözleme, tespite dayanır. Mevcut olmayan veya reklam unsuru olduğu anlaşılmayan bir unsur üzerinden tutanak tutulamaz. Aksi takdirde zabıta hayali bir unsur üzerinden işlem yapmış olur ki bu da hukuka aykırıdır. Kaldı ki müfettişlik bizden o tarihte 600 küsur yerin fotoğraflanarak bildirilmesini istedi.
Yani tek kontrol ettiğimiz yer, Fenerbahçe Stadı'nın yanı değildi. Diğer 600 küsur yerde usulsüzlük yapıp göz yumduk da sadece burada mı yaptık Sayın Başkan? Ek 15'te icmal göreceksiniz, o 77. sırasında gözükmektedir. Asıl vurucu olan ise müfettişlik makamının bile tevdi raporunun 208. sayfasının 4. paragrafında İstanbul genelindeki bütün reklam ünitelerinin eksiksiz ve anlık biçimde tespit edilmesinin fiilen mümkün olmadığını kabul etmesidir. Buna rağmen acil olduğu belirtilmesi sebebiyle 7 iş günü gibi oldukça kısa bir sürede bütün yerler tek tek fotoğraflanıp gönderilmiştir. Aynı raporun devamında müfettişlik, alt kiracı şirketin soruşturmayı yönlendirmeye dönük eylemlerde bulunduğunu açıkça belirtmiştir. Ek 16'da tevdi raporunun alıntısı var orada.
Zaten bu sebeple olacak ki Valiliğin ön inceleme kararında konu ile ilgili somut bir delil bulunmadığı, görevlilerin görevini yapmış olduğu ve sorumluluklarının olmayacağı gerekçesiyle soruşturma izni vermemiştir. Yine 12. ekte. Emniyet biz gitmeden bir gün evvel bir grup tarafından reklam unsurunun beyaz branda ile örtüldüğüne ilişkin tespit yapmış orada. Bu kişilerin kim ve neci olduğunu emniyet dahi tespit edememiştir. Bir grup müptezel tarafından denetimden bir gün evvel böyle bir iş yapıldıysa bunun sorumlusu nasıl ben veya buradaki zabıta olabilir ki? Soruşturmayı yapan savcılığın öncelikle oradaki reklam unsuru varsa, orayı kasten örteni arayıp bulması gerekmez miydi? Bu suçluların tespit edilip mahkeme huzuruna getirilmesi, benim yerime onların yargılanması gerekmez miydi diye sormak istiyorum. Bizim bu olayda bir kusurumuz dahi yok ki, bırakınız kastımız olsun. Zaten 2021 ve 2022 yıllarında belirtilen yer ecrimisilli olduğundan defaatle belirttiğim gibi herhangi bir işlem gerçekleştirmemiz mümkün değildi. 2023 yılında ise bu yerle ilgili farklı zamanlarda 5 adet 1608 sayılı tespit tutanağı tutulup encümene sevk edilmiştir. Ek 17'de 1608 örneklerimiz bu yerle ilgili mevcuttur Sayın Başkan.
2024 yılında ise ilgili müdürlük burası hakkında yıl sonuna kadar resmi izinli olduğunu tarafımıza bildirmiştir. Hatta tevdi raporunun çıktığı 16 Ağustos 2024 tarihinde bu yerin izinli olduğu görülmektedir. Ek 18'de mevcuttur Sayın Başkan. Yani itham edildiği gibi göz yummuş olsaydık tüm bu denetim ve işlemleri gerçekleştirmiş olamazdık. Sonuç Başkanım, sonuç olarak görev, yetki ve sorumluluk alanımızdaki her konuda yapılması gereken tüm işlemler eksiksiz olarak icra edilmiştir. Bu yüzden tarafıma yüklenebilecek bırakın bir kastın olmasını, herhangi bir ihmal, eksiklik veya kusur da söz konusu değildir. Herhangi bir firmayı kayırmamız veya bir başka firmaya mevzuat dışı işlem tesis etmemiz kesinlikle söz konusu olamaz. İddianamede şahsıma hangi eylemin isnat edildiği açıkça belirtilmemiş, genelleme yapılarak topluca suç isnadında bulunulmuştur. Bir insanı istenince rüşvet almak, suç örgütüne üye olmak, istenince de kamu zararına dolandırıcılık gibi ağır suçlamalar ile itham etmek bu kadar kolay olmamalıdır.
44 yılı geride bıraktığım devlet vazifemde performans ve işlem grafiklerimiz bu şekildeyken ne ile itham edilmekteyim? Gözaltı süresince evim arandı, telefonum, geriye dönük HTS kayıtlarım, banka hesaplarım ve hesap hareketlerim incelendi. Soruşturma kapsamında yüzlerce isim ve iddia dinlendi. Buna rağmen adama tek bir somut iddia ve delil olmadığı halde bir sene boyunca tutukluluk haline maruz bırakılmış durumdayım. Ben devlet vazifeme makam, mevki ile başlamadım. Devletimden böyle bir beklentim hiç olmadı ve halen de yoktur. Devletin de kimseye makam, mevki, itibar gibi bir borcu yoktur. Ancak devletin yalnız ben gibi vazifelilerine değil, bütün vatandaşlarına karşı sorumlu olduğu tek bir borcu vardır; o da adalettir. Bugün buradayım ve çektiğim bütün eziyete rağmen devletimden tek beklentim adalettir. Bu da ömrümü hizmetine adadığım devletimin bana borcudur. Üzerime atılı suçları hiçbir şekilde kabul etmiyorum. İddiaları reddediyorum. Dosyaya ilişkin beraatimi talep ediyorum"
KAĞAN SÜRMEGÖZ SORUYOR
Kağan Sürmegöz: Nazan Hanım geçmiş olsun.
Nazan Başelli: Teşekkür ediyorum.
Kağan Sürmegöz: Nazan Hanım, birtakım etkin pişman beyanları var. Benim Murat Ongun’la görüştükten sonra zabıtaya talimat verdiğim yönünde beyanda bulunmuştu. Size görevde bulunduğunuz süre içerisinde de talimat verme yetkim zaten yok da, onu sormayı bile zül görüyorum. Hiç sizinle böyle bir görüşmemiz vesaire oldu mu, yani size talimat verebilir miyim?
Nazan Başelli: Kağan Bey'le en son görüşmemi çok iyi hatırlıyorum Sayın Başkan. Şubat ayı, geçen 2025 senesi Ocak ayında kalp krizi geçirmiştim, stent takılmıştı. Anjiyo olmuştum. Sadece en son görüştüğüm Şubat ayı, Şubat sonu veya Mart'ın ortası olması gerek. Bir tek geçmiş olsun dileklerini iletmiştir. Onun haricinde herhangi bir konuşmam, görüşmem yoktur.
Kağan Sürmegöz: Teşekkürler.
NAZAN BAŞELLİ AVUKATI ALİ DURAK’IN SAVUNMASI
Sayın hakim, müvekkilimin savunmasına ilişkin olarak söz alıyorum. Daha önceki tahliye talebimizdeki savunmalarımızı ve aşamalardaki savunma ve beyanlarımızı tekrar ederiz. Müvekkilim Nazan Başerli, huzurdaki sorgusunu, iddianame kapsamındaki kendisine yöneltilen suçlamalar için olan teknik savunmasını zaten huzurda yaptı. Bu anlamda müdür konumunda olduğu zabıta biriminin görev, yetki, sorumluluk sınırlarını deneyimli bir zabıta müdürü olarak huzurda ifade etmiştir. Yine bu anlamda özellikle reklam ilan unsurlarındaki tespit ve tutanak hususunu ve ecrimisil hususundaki mevzuat kaynaklı bilgilerini ve bu hususlardaki görev yetki sınırlarını açık bir şekilde ifade etmiştir. Zaten bu durum doğrudan müvekkilimizin mesleği ve kamu göreviyle alakalı olduğu için teknik kısma kendisi gayet hakim, bunu da huzurda ifade etti. Tekrarlara düşmemek açısından bu hususları anlatma ihtiyacını şu aşamada duymuyoruz.
Tüm bu hususlarla birlikte soruşturma aşamasında müvekkile 2 suç isnat edildi ve bu suçlardan tutuklandı. Bunlar suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve rüşvet alma suçlamalarıydı. Müvekkilimiz işbu 2 suç isnadından tutuklandı ve 11 ay boyunca cezaevinde haksız yere özgürlüğünden edildi. Sonrasında ise iddianame tanzim edilerek mahkemenize sunulduğunda müvekkilimizin yalnızca eylem 117 ismine yer verildiğini gördük. Eylem 117'deki tek suçlama ise kamu kurum ve kuruluşları zararına nitelikli dolandırıcılık iddiasıydı. Bu anlamda soruşturma aşamasındaki rüşvet alma iddiasının dolandırıcılığa evrildiğini, bununla birlikte tek eylem isnadı olduğu için örgüt üyeliği iddiasının ortadan kalktığını gördük. Zira doktrindeki genel kabul ve Yargıtay istikrar kararlarında örgüt üyeliğinin tek eylemle oluşmayacağı kabul edilmektedir.
Yargıtay’ın belirlediği süreklilik, çeşitlilik, yoğun eylem ve organik bağ hususlarının bu kurguda oluşmayacağı iddia makamınca da kabul olduğu üzere bu suç suçlamaları ortadan kalkmıştır. Soruşturma aşamasında yine örgüt üyeliği iddiasına matuf olmak üzere müvekkilimizin dosyada yer alan diğer belediye çalışanları ve bürokratlarıyla olan HTS kayıtları, ortak baz sinyalleri sorulmuş; bu hususlara ilişkin zaten o zaman da ifade etmiştik. Müvekkilimizin zabıta müdürü olarak İBB'nin Saraçhane'de veya başkaca yerlerde yapılan kurumsal toplantılar, konferanslar, eğitimler, seminerler, açılışlar ve buna benzer yerlerde bir araya geldiğinde ortak baz sinyali verilmesi kadar doğal bir durum olmadığından bahsetmiştik. Ayrıca yine müvekkilin üstleri, astları ve meslektaşlarıyla olan telefon görüşme trafiğinin de yürütmüş olduğu kamu görevi kapsamında olduğunu ifade etmiştik.
Zaten tüm aşamalarda bu HTS kayıtları ve ortak sinyallerinin ne gibi bir suç teşkil ettiğini biz soruşturma makamlarının ağzından duymadık ama sorular müvekkilimize kolluk ifadesinde sorulmuş oldu. Suç isnadı olmayan bir sözde delilin neden sorulduğunu aradan geçen 1.5 yıllık süreçte ceza yargılaması pratiğinde hala anlamış değiliz. Sayın hakim, her ne kadar iddianame kapsamında müvekkilimize yönelik örgüt üyeliği ve rüşvet iddiası bulunmasa da müvekkilimiz işbu 11 aylık zulüm periyodunda bu 2 suç kapsamında bu zulüm periyodu 2 suç kapsamında yaşatıldığı için en azından bu 2 suçla ilişkin 11 cümlelik bir beyan hakkımızın var olduğu düşüncesindeyiz. Soruşturma aşamasında tutuklamaya esas teşkil edilen bir örgüt üyeliği iddiası mevcuttu. O zaman ifade ettik, müvekkil İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Anadolu Yakası Zabıta Müdürü olarak Anayasa, yasalar, Belediye Kanunu, belediye mevzuatı kapsamında teşkil edilmiş yasal bir örgütün, bir teşkilatın parçasıdır.
İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü, İstanbul İl Jandarma Komutanlığı makamı neyse müvekkilimizin temsil ettiği statü de kanun önünde benzer konumdadır. Ancak soruşturma aşamasında müvekkilimiz esastan Anayasa ve yasalarla teşkil edilmiş kamu hizmetine matuf bir yerel yönetimin hiyerarşik yapısının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında bir parçası olduğu için iddianame kapsamında var olduğu iddia olunan örgütün üyesi olduğu iddiasıyla 11 ay süreli tutuklu kaldı. Ancak bizce esasen müvekkilimiz suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üyelikten değil de vatandaşlara hizmet etmek amacıyla teşkil edilmiş Kanunda, Anayasada teminat altına alınmış yerel yönetimin ve sadece bugün değil 40 yıl boyunca bir bürokratı olduğu için 63 yaşındayken 11 ay boyunca özgürlüğünden mahrum bırakılmıştır. Aynı şekilde mali suç yönünden soruşturma kapsamında tutuklamaya esas teşkil edilen rüşvet suçuna ne MASAK raporu ne de dosya kapsamında müvekkilimiz aleyhine bir delil dosyada bulunmamaktadır.
Aynı şekilde nitelikli dolandırıcılık suçu yönünden de bu suçu ispat edebilecek en ufak bir delil yargılama dosyasında mevcut değildir. Bu anda ne MASAK raporunda ne müvekkilimizin el konulan telefonunda yahut arama yapılan evinde suç veya suç isnadıyla ilişkilendirilebilecek en ufak bir delil elde edilemediği gibi böyle bir delil de tüm yargılama dosyasında mevcut değildir. Ancak müvekkilimiz işbu ortadan kalkan her iki suç iddiasından 11 ay süreyle özgürlüğünden olmuştur. Şimdi ise mahkeme iddianameyle bağlı olduğu için yalnızca nitelikli dolandırıcılık suçu açısından savunma yapılması gerekmektedir. Sayın hakim, iddianamenin Eylem 117 başlıklı bölümü tam olarak 20 sayfadır. Bu 20 sayfalık bölümde o kadar genelgeçer, o kadar soyut ve yüzeysel iddialar bulunmaktadır ki bu eylem künyesinde yer alan sanıkların hangisinin hangi fiille itham edildiği, kimin hangi eyleminin hangi suçu nasıl teşkil ettiği hiçbir şekilde anlaşılmamaktadır. Ki 2020, 21, 22 süreçlerinin pandemi olduğu ortadayken bu dönemlerde dahi birçok döneme göre katbekat artan denetimlere rağmen denetim yapılmadığını iddia etmek en hafif tabirle etik dışıdır.
Sayın Hâkim; tüm bunlarla birlikte iddianamenin 2870. sayfasında yer alan tevdi raporu tespitleri bölümünde gayrimeşru talimat alındığı, yasa dışı reklam uygulamalarına izin verildiği ve ceza yaptırımının uygulanmadığı, ecrimisil olmayan reklam yerlerine usulsüz para ödendiği ve ecrimisil tahsil edildiği, bu suretle kamu zararına sebep olunduğu iddiası bulunmaktadır. Müvekkilimiz de ifade ettiği gibi 40 yıllık memuriyetinde bir kere olsun üstünden gayrimeşru bir talimat almadığı gibi astına böyle bir talimat vermemiştir. Talimatlar yazılı ve mevzuata uygun alınmış ve verilmiştir. Bu anlamda zaten müvekkilimize dosya kapsamında izafe edilebilecek bir hukuka aykırılık da söz konusu değildir. Sayın Hâkim, zabıta biriminin zaten ecrimisil dosyası oluşturmak, tahsilat yapmak gibi görevi bulunmamaktadır.
Hakim: Zaten müvekkiliniz açıkladı.
Ali Durak: Evet, bunları açıkladı zaten müvekkilim. Sayın Hâkim, İstanbul'da bir ilçenin tüm cadde ve sokaklarında suç işlenmesinin önlenmesini engellemek amacıyla bir polis ekibi görevlendirilmediği için nasıl ki İlçe Emniyet Müdürü'nü suçlamak mümkün değilse, Zabıta Müdürü de her bir reklam panosunun başına bir zabıta ekibini görevlendiremedi diye suçlamak da mümkün değildir. Zira bu durum fiilen ve fiziken zaten mümkün değildir. Ancak iddia makamının iddianamesinde böyle bir beklenti içerisine girdiği görülmektedir. Oysaki bu duruma ilişkin tüm gerekli işlemler de eksiksiz şekilde zabıta tarafından yerine getirildiği için bu konuda da müvekkilin kastı yahut maksadı olamayacağı gibi taksiri yahut ihmali de hiçbir şekilde söz konusu değildir. Kaldı ki zabıta müdürü olarak müvekkil, başka hiçbir işi veya görevi yokmuş gibi emrindeki kolluk dururken bizzat sahaya inip denetim yapması yahut her bir reklam ilan unsurunu bizzat tespit etmesi de mümkün değildir. Ancak iddia makamının kendisi bu gibi görünüyor.
Az önce de zikrettiğim üzere nasıl ki bir ilde, ilçede suç işlendi diye emniyet müdürünü müdahale etmeme, geciktirme veya suçu geciktirme şeklinde suçlamak mümkün değilse, diğer bir kolluk olan zabıta müdürünü de suçlamak mümkün olamayacaktır. Devletimiz Emniyet İl Müdürü yahut Jandarma Komutanı'nı yürüttüğü kamu görevi nedeniyle asgari düzeyde de olsa hukuki güvenceyle koruyor ise Zabıta Müdürü'ne de işbu asgari hukuki güvenlik hakkını sağlamalıdır. Ancak iddianameden anlaşıldığı üzere diğer bir kolluk olan zabıta 2025-2026 Türkiye'sinde ne yazık ki üvey evlat muamelesi görmektedir.
Hakim: Tamam, burası anlaşıldı.
Ali Durak: İddia makamı iddianamesinde zabıta birimini afaki, absürt, fiziken ve fiilen imkânsız şeylerden sorumlu tutmaya çalışmaktadır. Bu durumun kabulü vicdanen ve hak ve nefaset kaideleri gereği mümkün değildir. En önemli bir husus olarak Sayın Hâkim, burası asıl önemli hususumuz, savunmamızın başlangıcında da iddianamede müvekkilin...
Hakim: Müvekkiliniz bakın tek eylemden sorumlu. Zaten kendisine fazlasıyla süre tanıdık. Yani ısrarla devam ediyorsunuz, tamamlayın artık.
Ali Durak: Sayın Hâkim, son bir husustan daha bahsedeceğim, sonrasında bitireceğim zaten. En önemli bir husus olarak savunmamızın başında tüm iddianamede müvekkilimizle ilişkilendirilebilecek tek husus tespit ettiğimizden bahsetmiştik ya; bu da 2871. sayfanın sonu ile 2872. sayfanın başındaki iddialardır. Ki bu iddiaya yönelik olarak da işbu soruşturmadan önce başka bir soruşturmada müvekkilimiz ve diğer kamu görevlileri hakkında soruşturma izni talep edilmiş, İstanbul Valiliği İdare ve Denetim Müdürlüğü'nün 2024'e 8 —bu ekte var zaten— karar numaralı, 27 Mart 2023 tarihli kararı ile soruşturma izni istenen birçok hususta soruşturma izni verilmemekle birlikte tek bir husus hakkında soruşturma izni vermiştir.
Müvekkilimiz buna idare mahkemesinde itiraz etti, itirazı reddedildi. Sonuç olarak bu yürütülen soruşturma, izin talebiyle yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2020'ye 130976 soruşturma sayılı dosyası kapsamında müvekkilimizin ifadesi 27 Şubat 2025 tarihinde Kartal'daki bir polis merkezinde alınmıştır. Yani müvekkilimiz mahkemenizdeki yargılamaya esas olan soruşturmadan gözaltına alınıp tutuklanmadan iki ay, iki ay kadar önce buradaki iddianameye konu edilen birebir aynı konu, fiil ve suç iddiasına ilişkin olarak ifadesini görevi kötüye kullanma suçu kapsamında Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma yönünden vermiştir. Yani müvekkilimiz işbu iddianameye konu soruşturma kapsamında tutuklanmadan evvel birebir aynı suçlamadan soruşturulmaktaydı.
Biz bu dosyadan dahi takipsizlik kararı gelmesini beklerken müvekkilimiz hakkında birebir aynı fiil suçlamasıyla başka bir soruşturmadan tutuklama kararı verilmiş oldu. Müvekkilimiz hakkında yürütülen işbu mükerrer soruşturmaya ilişkin olarak kendisi mahkemeniz dosyasında gözaltına alındığında kolluk ifadesinde ve tüm aşamalarda bu mükerrer soruşturma hususundan bahsetti. Anadolu Adliyesi'ndeki önceki soruşturma evrakını tüm aşamalarda sunduk ve bu durumun ceza yargılamasındaki aynı fiilden dolayı iki kez yargılama olmaz ilkesine aykırılık teşkil ettiğini ifade ettik. Ancak usulî itirazlarımızdan sonuç alamadık. Velhasıl kelam şunu söyleyelim; müvekkilimiz iddianamede yer alan ve kendisiyle ilişkilendirilebilecek tek husus olan işbu konuya ilişkin olarak önceki soruşturma işlemini yapan Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'na ifadesini vermiş ve hâlihazırda soruşturması devam ederken huzurdaki yargılamaya konu olan İBB soruşturması kapsamında gözaltına alınmış, evi aranmış, telefonuna el konmuş, en kötüsü de 11 ay süreyle tutuklu kalmıştır. Ancak işin trajikomik yanı henüz bu da değil. Bilahare müvekkilimiz...
Hakim: Artık tamamlamazsanız keseceğim.
Ali Durak: Sayın Hâkim, bir 5 dakika daha müsaade ederseniz...
Hakim: 5 dakika müsaademiz yok Avukat Bey. Bakın tek eylem yani bu kadar şey yok ki bunun yani.
Ali Durak: Sayın Hâkim, bir 5 dakika daha müsaade ederseniz bitireceğim hemen. 3 Nisan 2026 tarihinde tutukluğunun 11. ayında mahkemenizin kararıyla tahliye oldu. Sonrasında görevine döndü, 4 aydan fazla süreyle İstanbul halkına kamu hizmeti vermeye devam etti. Sonuç; biraz önce de bahsettiğim işbu konudaki ilk soruşturma olan İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ilgili soruşturma sayılı dosyası hakkında iddianame düzenlenerek görevi kötüye kullanma suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açıldı. Buna ilişkin iddianameyi ve tensip zaptını mahkemenize sunacağım. Sayın Hâkim; sormak gerek, ülkemizin aynı ilinde görev yapan iki yargı makamı olan İstanbul Savcılığı ile İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı nasıl olur da birbirinden haberi dahi olmadan birebir aynı konuda, hele ki bu denli büyük bir dosyada mükerrer soruşturma yürütür? Aynı konuda dava ikame eder? Konu aynı, şahıs aynı, suç konusu fiil iddiası aynı; ama Anadolu Adliyesi görevi kötüye kullanma diyor, İstanbul Adliyesi nitelikli dolandırıcılık diyor. Bunu anlayamadık. Sayın Hâkim, bu hukuki garabet kısmıydı zaten. Biz mükerrer yargılama itirazımızı o mahkemeye de yaptık, buraya da yapmış olalım. Nitekim itirazında bulunduk oraya ama bunun dışında tabii bu detaylı anlattı aslında müvekkilimiz. Tekrara düşmemek açısından girmek istemiyorum ama...
Hakim: Avukat Bey, sonra ayrıntılı yazılı verirsiniz. 45 dakikadır aynı şeyi anlatıyorsunuz. Sabahtan 15 eylemde şahıs bu kadar savunma yapmadı ya. Tamamlayınız.
Ali Durak: Evet tamam, bitiriyorum. Tüm bunlarla birlikte son olarak Eylem 117 nitelikli dolandırıcılık suçu açısından yapılan değerlendirme kısmında iddia makamı yine hatalı olarak ecrimisil bedeli tahsil edilmesine rağmen zabıta görevlilerince ilgili reklamların kaldırılmadığı gibi kesilmesi gereken idari para cezalarının kesilmeyerek kamu zararına sebep olunduğu şeklinde bir cümle dercetmiştir. Zabıtanın ecrimisil alanına ilişkin mevzuat gereği reklam panolarını kaldırma gibi yetki ve sorumluluğunun olmadığından ısrarla bahsettik. 2886 sayılı yasa hükümleri açıktır. Bu konudaki yetki mülki idare amirindedir. Söz konusu yasanın 75. maddesine göre ecrimisil alanına yönelik yapılan işlemlerde kaymakamlık koordinatördür. Gelinen noktada TCK 158 nitelikli dolandırıcılık suçu açısından müvekkilimize izafe edilebilecek ve suçun oluşması için gereken maddi ve manevi unsurların hiçbirisi mevcut değildir. Bu kapsamda dosya içerisinde müvekkile isnat edilen suçu ispatlamaya matuf herhangi bir delil söz konusu değildir. Müvekkilimiz yalnızca tanımsız, soyut, genel ve kendisine özgülenmemiş birtakım afaki ve abes iddialarla itham edilmektedir. Bu kapsamda dosya arasında yer alan MASAK raporu, telefon incelemesi...
Hakim: Tamam Avukat Bey, tamam.
DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
Abdüssamet Baydar, Eyüp Subaşı'nın İBB'den ihale aldıktan sonra kendisine iş teklifi yaptığını, tam zamanlı çalışmadığını belirtti. Baydar, "İhale süreçleriyle alakam olmadı, parasal bir içinde olmadım" dedi.
Medya A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Sibel Karakurt, kendisine yöneltilen rüşvet suçlamasını reddetti ve ihale işlemlerinde bir görevi olmadığını belirtti.
Tutuklu Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in avukatı Şükrü Yakup Aktan, Sibel Karakurt'a "Müvekkilim Emrah Bağdatlı tarafından mı bulunduğu makama getirildi?" diye sordu. Karakurt, "Başladığı dönemi çok iyi hatırlıyorum. Kendisi, liyakatiyle, başarısıyla o göreve geldi. Birinin göreve getirmesine ihtiyacı yok" dedi.
Emre Dündar, Ümit Erboz ve Cüneyt Okul'un savunmasının ardından duruşmaya ara verildi.
"İDDİANAMEDE ŞÜPHELİ OLARAK ADIM GEÇMİYOR"
Duruşmada Murat Kapki’nin kayınpederi Hacı Ahmet Gül de sanık kürsüsüne çıktı. Gül, kızının ve damadının kendisine bir uğraş edinmesi yönündeki isteği üzerine, damadının kardeşine ait hissenin kendisine devredildiğini söyledi. Herhangi bir örgüte yardım ya da yataklık etmediğini belirtti.
Daha sonra tutuksuz sanık Zeynel Kılıç’ın savunmasına geçildi. Kılıç, Oligark isimli şirketin kiracısı olduğunu ifade etti. Şirketin kiracısıyla herhangi bir yakınlığının bulunmadığını belirten Kılıç, kendisiyle oturup sohbet etmişliğinin dahi olmadığını söyledi.
Serdal Günal kürsüye geldi. Hakkındaki suçlamaları ilk kez iddianame üzerinden öğrendiğini belirten Günal, bunun aynı zamanda ilk ifadesi olduğunu söyledi. İBB’den herhangi bir ödeme almadığını ve hiçbir ihale kazanmadığını ifade etti.
Yaren Duru’nun da savunması alındı. Duru, bir şirketi yönettiği yönündeki iddiayı kesin bir dille reddetti. Bu yöndeki iddianın etkin pişmanlıktan yararlanan Burak Karakuş tarafından dile getirildiğini belirten Duru, yaptığı iş kapsamında kendisinden talep edilen görevleri yerine getirdiğini söyledi.
Kürsüye gelen Cem Duru ise suçlamaya konu ihaleyle ilgili iddianamede şüpheli olarak adının yer almadığını ancak sevk edilen kişiler arasında bulunduğunu ifade etti. Duru, ihale sürecinde herhangi bir kişiyle bağlantı kurmadığını ve maddi bir çıkar elde etmediğini, ihaleyi de kazanamadıklarını belirtti.
Son olarak Muhammed Yavuz Küçük savunma yapmak üzere kürsüye geldi. Medya A.Ş.’de yapım yönetmeni olarak görev yaptığını belirten Küçük, herhangi bir yetkiliyle veya şirket sahibiyle tanışıklığının bulunmadığını söyledi.
"HAYATIN OLAĞAN AKIŞI DEĞİL YAPAY ZEKA"
6 şirket yetkilisinin aynı gün kendi ayaklarıyla ifade vermeye geldiklerinin altını çizen avukat sözlerine şöyle devam etti:
"Sayın Başkan, bu 6 şirket yetkilisinin ifadelerini incelerken bir şey daha fark ettim. Mert Saraç, Özcan Demirciler, Mustafa Değercan ve Serkan Yıldız ifadelerinde kelimesi kelimesine aynen şunu söylüyorlar: 'Bana sormuş olduğunuz Byzag Sanat Tasarım isimli firmaya göndermiş olduğum para bu kapsamdadır.'
Anlaşılıyor ki savcılık makamı bu şirket yetkililerinin önüne Byzag'ın para hareketlerini koyarak beyanlarını almış. Yani savcılık makamı 6 şirket yetkilisinin o gün kendi ayaklarıyla ifade vermeye geleceğini hissi kable'l vuku hissetmiş, o yüzden Byzag'a yaptıkları ödemeleri hazır etmiş. Bakın, savcılık makamı iddianamenin 2852. sayfasında bu ifadelere ilişkin şöyle bir değerlendirmede bulunuyor: 'Bu kişilerin aynı yönde beyanda bulunması hayatın olağan akışı içerisinde tesadüfle izah edilemez.'
Savcılık makamının en hakiki tespiti bu olabilir diye düşünüyorum. Bu durumun hayatın olağan akışı içerisinde tesadüfle izah edilmesi mümkün değil. Hayatın olağan akışı değil, yapay zeka zaten.
Sayın Başkan, peki ama bu 6 şirket yetkilisi aynı gün savcılık makamına gelmek hususunda acaba nasıl organize oldular? Bu sorunun cevabı için tek bir görsele bakmamız yeterli. Rica etsem 6. görseli ekrana ekler misiniz? Evet. İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği'nin kararı ile Muhittin Palazoğlu'nun iş yerinde yapılan arama neticesinde tutulan tutanağın Sorgu Hakimliği'nde kendisine sorulduğunu görüyorsunuz ekranda. Bakın, Muhittin Palazoğlu'nun iş yerinde yapılan arama neticesinde iş yerinde kaşesi çıkan şirketleri bizlere tek tek yazıyor. Ve bu şirketler arasında Mürettebat, KMDE Reklam, ED İletişim, Cyproc, Lab Tourism ve Asım Reklam da var. İşte söze bunun için Muhittin Palazoğlu ile başladım. Başka söze gerek yok Sayın Başkan. Bu 6 şirket yetkilisinin kendi ayaklarıyla savcılık makamına gelmesinin sebebi tıpkı Deniz Dörtyol gibi Muhittin Palazoğlu'dur."
"MEĞER SAVCILIK MAKAMINDA YAPAY ZEKA VARMIŞ"
Gözdem Ongun'un avukatı Rahşan Sertkaya, itirafçı Muhittin Palazoğlu'nun şirketinde yapılan aramada, etkin pişmanlık ifadesi veren 6 kişinin kaşesinin bulunduğunu belirtti. Sertkaya sözlerini şöyle sürdürdü:
"Sayın Başkan, peki savcılık makamına aynı gün kendi ayaklarıyla gelen bir şirket yetkilileri ifadelerinde neler söylemiş, bir bakın. Rica etsem 4. görseli açar mısınız? Evet, şimdi şu an ekranda bu 6 şirket yetkilisinin verdiği ifadelerden birer bölüm görüyorsunuz. Ben bunlardan birisini aldım ve en bilinen yapay zeka uygulamalarından biri olan ChatGPT'ye sordum: 'Bu ifadeyi hangi farklı alternatifle çoğaltabilirsin?' diye.
ChatGPT diğer 5 şirket yetkilisinin verdiği ifadeyi bana alternatif olarak sundu. Meğer savcılık makamında bu 6 şirket yetkilisi değil, yapay zeka varmış Sayın Başkan. Şaka değil, yapay zeka ile beyanın çoğaltıldığının kanıtıdır bu. Yani bu 6 şirket yetkilisinin verdiği ifadeler özünde ifadeyi verenlerin gerçek iradesini yansıtmıyor. Bu kişiler yapay zeka tarafından hazırlanan ve önlerine konulan ifadeleri imzalamışlar. Bu da Türk hukuk tarihine geçsin."
"MURAT ONGUN'UN EŞİ OLMAK SUÇ SAYILDI"
Medya A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun'un eşi Gözdem Ongun savunmasında şunları söyledi:
"Belediyeyle hiçbir ilgim yok, çalışmıyorum, iş yapmıyorum. Eşimin bazı arkadaşları dışında kimseyi tanımıyorum. Murat Ongun'un eşi olmak suç sayılmış. Eğitimim, hayatım, benden geriye hiçbir şey kalmamış, Murat Ongun'un eşi sıfatı kalmış."
Gözdem Ongun, şirketini 4 yıl önce kurduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı
"Kazandım, ürettim, çalıştım ve bunların hepsini ben yaptım. Murat değil.
Bana sipariş veren müşterinin başka kişiyle hangi hukuki ya da ticari ilişkide olduğunu bilmem."
İBB DAVASINDA GERGİNLİK: HAKİM UĞRAŞAMAYACAĞIM DEYİP YASAK GETİRDİ
Gerginlik ile ara verilen dava yeniden başladı. Hakim "Soru hakkı vermiyorum daha, 1 eyleme 1 buçuk saat soru soruluyor. Artık uğraşamayacağım yeter" dedi.
MAHKEMEDE GERGİNLİK
Serbülend Danış ile Baki Aydöner arasında gerginlik yaşandı. Müdahalede bulunan mahkeme başkanı, Aydöner'in soru hakkını bitirdiğini belirterek, "Müge Anlı'nın programına döndü" dedi.
Duruşmaya ara verildi.
"ÖYLE BİR İFADEM YOK"
Baki Aydöner, itirafçı sanık Serbülend Danış'a sorular yöneltti...
Aydöner: İlk ifadenizde ne Baki Aydöner'den ne de 'Sistem'den bahsetmiyorsunuz. Sonra 30 kez Baki, 7 kez 'Sistem' diyorsunuz. Neden ilk ifadenizde değil de sonraki 2 ifadenizde bahsediyorsunuz?
Danış: Siz başkan danışmanı değil misiniz?
Aydöner: Ben başkan danışmanı değilim, ispatlar mısınız?
Danış: Öyle dedin.
Ayrıca Aydöner, "İBB'de Baki Aydöner dışında kimseyle görüşmedim" dediği ifadelerini sordu. Bunun üzerine Danış, öyle bir ifadesinin olmadığını söyledi.
"SİYASETE GİRMEK İSTEMEDİM"
İtirafçı Adem Tuncay'ın avukatı Bedirhan Şimşek yarım kalan savunmasına devam etti. Ardından iş insanı Serbülend Danış savunma yaptı. Danış, "Ben iş adamayım, tüccarım hiçbir zaman siyasete girmek istemedim" dedi.
DURUŞMA BAŞLADI
Tutuklu sanıkların ve mahkeme heyetinin salona gelmesinin ardından duruşma başladı.