Okan Buruk Galatasaray'a zarar veriyor: Bunu gören yok mu?
Bir tarafta armasında yüz yılı aşkın süredir aslan taşıyan Sporting. Öte tarafta tribününde, tarihinde, dilinde aslanlaşmış Galatasaray…
Bu maçın cevabı merakla beklenen sorusu şuydu:
“Jose Alvalade Stadı’nın aslanı kim?”
Maalesef o aslan, maçı 3-1 kazanan ev sahibi Sporting Lizbon oldu.
Bu maçı iki ayrı bölümde analiz etmek gerekiyor. İlk 45 dakikada tartışmasız Galatasaray’ın imzası vardı. Ekibimiz bu yarıda futbol adına her şeyi yaptı. Ama maçın 90 dakika olduğunu unuttu.
Galatasaray’da Osimhen yoktu, Lemina yoktu, Singo yoktu. Ama sahadakilerde yürek vardı. Herkes Sporting’in maça bir fırtına gibi başlamasını beklerken Galatasaray, sanki Rams Park’ta oynuyormuş gibi, yaydan çıkmış ok misali Portekiz kalesine indi.
Orta sahayı kalabalık tuttu. Sara, Torreira ve Batrakov üçlüsüne Yunus ile Sane de yardım edince Sporting bu bölgede nefes alamadı. Galatasaray kaptırdığı topu kısa sürede geri aldı, kazandığı her topla rakibinin üzerine hızla yürüdü. İlk 25 dakika öyle bir futbol oynadı ki Sporting kendi evinde kiracıya döndü. Sonunda Torreira ile golü buldu, iki büyük fırsat daha kapıdan döndü. Sarı-kırmızılılar bu bölümde rakibine ne top gösterdi, ne pozisyon verdi, ne de kaleyi hatırlattı.
Fakat futbolun eski ve acımasız bir kanunu vardır: Rakibi boğarken kendi nefesini unutmayacaksın.
Yirmi beş dakika ortalıkta görünmeyen Sporting, ilk ciddi gelişinde Camato ile golü buldu. Savunmadaki bir anlık dalgınlık ve bireysel hatalar, Galatasaray’ın 25 dakikada kurduğu hükmü bir anda bozdu: 1-1.
İlk yarının sonunda tabela beraberliği söylüyordu. Ama futbol tabeladan ibaret değildi. Oyunun sahibi Galatasaray’dı; topun, temponun, pozisyonun ve cesaretin sahibi de…
Lakin maç 90 dakikaydı.
İkinci yarıda ise formalar aynı kaldı, roller değişti.
Sporting artık daha organize, daha saldırgan ve daha kalabalıktı. Orta sahayı Galatasaray’ın elinden aldı, oyunu sarı-kırmızılıların yarı alanına yıktı. Buna Norveçli hakem Espen Eskas’ın tartışmalı penaltı kararı da eklenince Galatasaray’ın gardı iyice düştü.
Suarez’in penaltıdan, ardından Zalazar’ın frikikten attığı gollerle Sporting bir anda 3-1’i buldu.
Galatasaray iyi başladığı geceyi kötü bitirdi.
İlk 45 dakikada “Bu sahanın aslanı benim” diye kükreyen takım, ikinci 45 dakikada o sahayı Sporting’e bıraktı. Ve Şampiyonlar Ligi’ne yenilgiyle merhaba dedi.
Burada Okan Buruk’a da bir çift söz söylemek gerekiyor.
Hani “Huylu huyundan vazgeçmez” derler ya… Okan Buruk da maçı hakemle oynamaktan vazgeçmiyor.
Her pozisyonda el kol hareketleri, itirazlar, öfke… Özellikle penaltı kararından sonra yaptıkları ve söyledikleri ekranlara kadar yansıdı.
Okan Buruk, Avrupa’yı Türkiye sanıyor herhalde.
Arkadaş, sahada kaptanın var, futbolcuların var. Gerektiğinde onlar itiraz ediyor. Senin işin dördüncü hakeme maç boyunca dert anlatmak değil, önündeki oyuna müdahale etmek. Rakip ikinci yarıda orta sahayı elinden almış, takımının gardı düşmüş; sen hala hakemle kavga ediyorsun.
Yaptığın değişikler oyundan ne kadar koptuğunun göstergesi.
Bu maçı sarı kartla bitirdiğine dua et.
Çünkü burası Avrupa.
UEFA affetmez.
Bir gün öyle bir ceza verir ki, altından kimse kalkamaz.
Bu arena hakemle uğraşanı değil, futbolunu oynayanı yazar.
Okan Buruk yaramaz çocuk gibi agresif davranışlarıyla Galatasaray'a zarar veriyor.
Yönetim kurulunda bunu gören yok mu?