Galatasaray bu gece onu yaptı: İnsan ister istemez aynı soruya dönüyor

Lizbon’dan İstanbul’a dönen Galatasaray’ın bavulunda Şampiyonlar Ligi’nden kalma ağır bir hayal kırıklığı vardı. Avrupa geceleri böyledir; bazen insanı yıldızların arasına çıkarır, bazen de sabahın ilk uçağına başı önünde bindirir.
Şimdi sarı-kırmızılıların önünde Kocaelispor vardı. Merak edilen, Galatasaray’ın Lizbon’da bıraktığı şeyin sadece puan mı, yoksa biraz da futbolu olup olmadığıydı. Üstelik karşısındaki takım geçen sezon Galatasaray’ın canını en fazla sıkanlardan biriydi; iki maçın birini kazanmış, İstanbul’dan da yenilmeden çıkmıştı.
Okan Buruk bu eski hesabın önüne yeni isimler sürdü. Osimhen yoktu; santrforun anahtarı yeni transfer Deniz’e verildi. Sezona beklenen ateşle giremeyen Leroy Sane kulübeye çekilmiş, onun yerine Rafael Leao sahaya sürülmüştü. Galatasaray bir taraftan Kocaelispor’u yenmeye, öte taraftan Lizbon’da kaybettiği neşesini bulmaya çıkmıştı.
Maç da beklendiği gibi başladı. Kocaelispor oyunu kendi sahasında kabul etti, Galatasaray iyi bastı ve dakikalar ilerledikçe rakibini bu baskıyı artırdı. Sarı-kırmızılılar orta sahayı çabuk geçiyor, rakip kaleye kolay iniyor ama iş ceza sahasına geldiğinde bir şey eksiliyordu: Osimhen.
Deniz ile Rafael Leao’nun uyumu iyiydi, hareketliydiler, birbirlerini buluyorlardı; ama Osimhen’in savunmanın düzenini bozan, stoperleri sağa sola savuran o yıkıcı gücü yoktu. Galatasaray ilk yarıda Kocaelispor ceza sahasında tam 23 kez topla buluştu, üç büyük fırsat yakaladı ama golü bulamadı. Deniz ile Leao’nun şutlarında kaleci Serhat gole izin vermedi. Rakip ceza sahasına 23 kez girip gol bulamıyorsan, Osimhen’i arıyorsundur.
Deniz bir kez ağları buldu ama sevinç kısa sürdü. VAR incelemesinin ardından gol, Oyun Kuralları’nın 12. maddesi gereğince iptal edildi; çünkü kalecinin elleriyle kontrolündeki topa rakip oyuncu müdahale edemezdi.
Sonra futbol iki kaleye de aynı şakayı yaptı. Galatasaray’da Deniz’in, Kocaelispor’da Aye’nin vuruşları direkten döndü. Böylece Galatasaray’ın bütün baskısına, bütün rakamlarına ve bütün arayışına rağmen ilk 45 dakika başladığı yerde bitti: 0-0.
İkinci yarıda da sahadaki resim değişmedi. Galatasaray bastırıyor, Kocaelispor kapanıyor; oyun bir türlü sarı-kırmızılıların istediği yere, skor tabelasına taşınamıyordu. Deniz denedi, Leao denedi, Barış denedi; olmadı. Sallai’nin serbest vuruşunda top direkten döndü. Ama bu kadar ısrarın, bu kadar baskının bir gol haberi taşıdığı belliydi.
O haber, kimsenin beklemediği adresten geldi. Dakikalar 72’yi gösterirken Abdülkerim’in yerden vuruşu ağlara gitti ve Galatasaray, uzun süredir kapısını çaldığı golü sonunda buldu. Bazen gol, onu en çok arayanın değil, kalabalığın arasından sessizce çıkıp gelenin ayağına yakışır.
Maçın tek golle bitmesi ise sahada oynanan futbolun karşılığı değildi. Galatasaray rakip ceza sahasında 43 kez topla buluştu, 28 şut attı, bunların 8’inde kaleyi buldu, iki kez de direğe takıldı. Böylesine tek taraflı bir gecenin tabelasında yalnızca 1-0 yazması, futbolun rakamlarla arasının her zaman iyi olmadığını bir kez daha gösterdi.
İnsan ister istemez aynı soruya dönüyor: Ya Osimhen olsaydı?
Muhtemelen bu gecenin hikayesini 1-0 üzerinden değil, çok daha farklı bir skor üzerinden konuşuyor olacaktık. Çünkü Galatasaray pozisyonu üretti, rakibini boğdu, kaleye gitti; eksik olan sadece ceza sahasındaki o acımasız son dokunuştu.
Sonuçta Galatasaray, geçen sezon kendisine büyük sıkıntı çıkarmış zorlu bir Kocaelispor’u yenerek Lizbon’un burukluğunu İstanbul gecesinde bıraktı. Üç puanı aldı, moralini topladı.
Bazen bir Avrupa yenilgisinin en iyi ilacı güzel futbol değildir; yeniden kazanmaktır. Galatasaray da bu gece onu yaptı. Kutlamak gerek.

Galatasaray Victor Osimhen