Yeter artık! Pılınızı pırtınızı toplayın gidin
Bir ülke futbolu düşünün...
Federasyon başkanı, hakem ataması konuşurken kulüp başkanının talimatına uyuyor.
Merkez Hakem Kurulu’nun başkanı ve yöneticileri; manipülasyon, resmi evrakta sahtecilik ve müstehcenlik suçlamalarının gölgesinde...
İki Süper Lig hakemi yasa dışı bahis iddiasıyla gözaltında.
Onlarca kulüp yöneticisinin adı bahis dosyalarında dolaşıyor, disiplin kurulunun kapısında kuyruk uzuyor.
WhatsApp yazışmaları saçılıyor ortaya.
Telefon konuşmaları dökülüyor.
İhbarlar, suçlamalar, inkârlar…
Birbirini ele verenler, birbirini kurtarmaya çalışanlar…
Rezillik diz boyu.
Sonunda UEFA ülkeye gözlemci gönderiyor. Ve tam bu hengâmenin ortasında bir akşam ışıklar yanıyor. Bayraklar çıkıyor, formalar giyiliyor, İstiklal Marşı okunuyor.
Sonra spiker, hiçbir şey olmamış gibi o sihirli cümleyi söylüyor:
“Milli Takımımız sahaya çıkıyor…”
İşte insan tam orada duruyor.
Çünkü sahaya çıkan artık sadece on bir futbolcu değil!
Arkalarında hakem odalarının fısıltısı, federasyon koridorlarının karanlığı, telefon kayıtlarının uğultusu, bahis kuponlarının gölgesi var.
Biz bu çocuklardan bütün bu kara çamurun ortasında bembeyaz futbol oynamalarını bekliyoruz.
Olmuyor.
Bu ortamda olması zaten bir futbol mucizesi olurdu.
Yine yenildik. Fransa ve İtalya’dan sonra Belçika’ya da boyun eğdik.
Hem de 3 farkla.
Uluslar Ligi’nde sıfır puanla son sıradayız.
8 gol yedik, sadece bir gol atabildik.
Ne acı ki, bu kadar kaliteli bir kadroyla averaj takımıyız.
Bu maçın analizi olmaz. Tekniği, taktiği olmaz.
Kim iyi oynadı, kim kötü oynadı; kim yanlış değişiklik yaptı, kim top kaybetti…
Hepsi teferruat.
Çünkü bu memleket futbolunun asıl meselesi, topun hangi kaleye gireceğinden çoktan çıktı.
Asıl mesele, bu kadar kirin içinde futbol, hâlâ futbol kalabilir mi?
Kalamıyor.
Bir zamanlar milli maç günü başka bir gündü bu memlekette.
Sokak biraz erken boşalırdı. Kahvehanelerde sandalyeler televizyona çevrilirdi. Evlerde sofranın saati maça göre ayarlanır; ay-yıldızlı forma sahaya çıktığında milyonlarca insanın kalbi aynı anda, aynı ritimle atardı.
Şimdi milli maç haberi geldiğinde insanların içine heyecan değil, ağır bir bezginlik çökeyor:
“Eyvah, yine mi milli maç?”
Bir ülkenin futbolunu getirdiğiniz yer işte tam olarak burasıdır.
Mesele artık skor tabelasındaki bir yenilgi değil.
Mesele, bu milletin futbola ve adalete olan inancını kaybetmesidir.
Kaçan maç geri alınır.
Kaybedilen puan yeniden kazanılır.
Kaçan turnuvanın yerine yenisi gelir.
Ama bir seyircinin kaybolan inancını geri getirmek, doksan dakikadan çok daha uzun sürer.
Bu işin artık lamı cimi yok.
Bu enkazın bir sorumlusu olmak zorunda.
Federasyonuyla, Merkez Hakem Kurulu'yla, sahadaki kadroyu oynatmayı beceremeyen teknik yönetimiyle…
Kim bu çürümenin, bu başarısızlığın, bu güvensizliğin altına imza attıysa hesabını vermek zorunda.
Çünkü futbol kimsenin tapulu malı değildir.
Bu forma sizin değil.
Bu bayrak sizin değil.
Bu tribün sizin değil.
Hele Milli Takım, hiç sizin değil!
Futbol Federasyonu, Merkez Hakem Kurulu ve Montella dahil Milli Takım’ın tüm sorumluları…
Pılınızı pırtınızı toplayın, gidin!
Giderken Montella'nın 5 milyon euroluk tazminatını da kendi cebinizden ödeyin.
Yeter artık.
Düşün futbolumuzun yakasından!