Beşiktaş'ın "Altın çocuğu" geri dönüyor: Serdal Adalı müjdeyi verdi
Beşiktaş yeniden yapılanıyor. Serdal Adalı ustalık dönemine geçti. Yaptıklarından bu anlaşılıyor.
Öncelikle futboldan başlayayım.
Nihayet Beşiktaş bu sezon öncesi isabetli hamleler yaptı.
Yıllardır yapılan yanlış transferler yoktu bu kez. Her alınan tam isabetti. Takımın başına getirilen teknik direktör Vincenzo Montella da öyle.
Burada Önder Özen'i de unutmayalım. Zaten çok konuşmayan, ikide bir ortaya çıkmayan Önder Özen'in işini nasıl iyi yaptığı da ortada değil mi? Bunun için de Serdal Adalı'yı kutlamalıyım.
Beşiktaş taraftarı için kaç yıldır umutsuz başlıyordu sezonlar. Ekim kasım aylarında yarışa havlu atan, seyir zevki olmayan, heyecanı bulunmayan, ruhu yok olan bir takımın peşinde koşuyorlardı çaresizce.
Şimdi umut var.
Beşiktaş taraftarı biliyor ki sahadaki takımı varını yoğunu ortaya koyuyor. Ligin göze en hoş gelen futbolunu oynuyor. Bu sene şampiyon olmasa da üzülmeyecek fazla. Çünkü bu sezon olmazsa, bu yolda gidildiğinde gelecek sezon mutlaka olacağını görüyor, biliyor.
Serdal Adalı şimdi de yönetimini oluşturuyor yeniden.
Divan Kurulu Başkanı Ahmet Ürkmezgil'e teslim ettiği listeye baktım. Tanıdıklarım var, tanımadıklarım da. Ama özgeçmişlerini okuyunca son dönemlerdeki en iyi yönetim kurulu listelerinden biri olacağına inandım.
Yanılmam umarım!
Ama listede bir isim var ki... Gördüm ki Beşiktaş'ın "Altın çocuğu" geri dönüyor.
Bu kadar ara fazlaydı zaten. Yıllar sonra tekrar yönetime giriyor.
*
Mete Düren.
Tıp doktoru.
Türkiye'nin en genç doçenti, profesörü.
Beşiktaş'ın 100. yılındaki şampiyonluğunda Serdar Bilgili başkanlığındaki yönetim kurulundaydı. Serdar Bilgili'nin kadrosu zaten mükemmeldi, Mete Düren de o kadronun en değerlilerindendi. Ülkenin de en önemli profesörü.
Beşiktaş'a olan bağlarına gelince.
Önce geçmişe uzanalım biraz.
Mete Düren, ölümsüz başkan Süleyman Seba'nın çok iyi dostu olan, kader arkadaşlarından Profesör Oktay Çokyüksel'in yeğeni. Hatta dayısı 21 yaşına basar basmaz yeğenini kulübe götürüp üye yapmış. O zaman dernekler kanununa göre 21 yaştan önce üye olunmadığı için beklemiş Mete Düren.
İlk oyunu kullanması 1984 kongresi. Süleyman Seba'nın ilk başkan olduğu kongre yani. Dayısı kongrede dikmiş onu Süleyman Seba'nın karşısına;
- İşte benim yeğenim. Doktor Mete Düren, diyerek.
O günden sonra Süleyman abisi olmuş Mete Düren'in Süleyman Seba.

YÖNETİMDE, HABERİ YOK!
Unutamadığı anıları var Mete hocanın Süleyman Seba ile ilgili. Süleyman Seba Eski Dostlar Anılar kitabı için görüştüğümde aktarmıştı. Ben de size aktarayım buradan:
*
Bir gün hastanedeyim, ameliyathanede... Elime bir gazete geçti. Baktım spor sayfasında Beşiktaş'la ilgili bir haber var. 1990'daki kongre yaklaşıyor ya; Süleyman abinin yeni oluşturacağı yönetim kurulunun listesini yazmışlar.
İsimlere baktım, tanıdığım kimse var mı diye... Aaa! O da ne! Benim adım da yazıyor.
Süleyman abiyle bir yıldır ne görüşmüşüm, ne konuşmuşum. Ama orada adım var işte. Bir daha baktım, bir daha, bir daha...
Resmen Mete Düren yazıyor.
O zaman yanlış anlaşılmasın ama Türk basını bir şey yazıyorsa mutlaka doğru yazmıştır, diye düşünüyor insan. Doğru olmayacağı aklına bile gelmiyor.
Ben panikle telefona sarıldım ve Süleyman abinin sekreteri Nur ablayı aradım.
- Alo Nur abla, merhaba. Gazeteyi gördün mü?
- Ne olmuş ki?
- Yönetim kurulunun listesi yazmışlar, ben de varım.
- Yapma ya! Öyle mi?
- Vallahi öyle! Senin haberin yok mu?
- Yok!
- E o zaman bana başkanı bağlar mısın?
Artık cahil cesareti mi, medeni cesaret mi dersiniz bilemem. Süleyman abiyi istedim o da bağladı.
- Süleyman abi merhaba. Ben Mete... Mete Düren. Abi kendi adımı gazetede gördüm. Beni de listeye almışsınız. Ama benim bilgim yok. Böyle bir şey mi var?
- Meteciğim! Daha küçüksün! Daha çok gençsin! Daha çooookk kongreler görürsün. İnşallah o zamanlar yönetimi de görürsün!
- Abi ben zaten istememiştim, haberi görünce...
- Hadi canım görüşürüz. Öptüm gözlerinden.
Telefonu kapattı. Peki benim adım neden gazetede yer almıştı?
Meğer bunun da nedeni Nur hanımmış!
Süleyman abinin yeni listesini öğrenen bir gazeteci, Mete diye bir isim görmüş ama soyadı yok. Bunun üzerine Nur hanıma;
- Kulüpte Süleyman beye yakın Mete diye kim var? diye sormuş.
O da;
- Mete Düren, demiş.
Adam da oturup yazmış.
Meğer o Mete kimmiş? Mete Kılıç'mış! Yönetimde yer aldı da zaten.
SÜLEYMAN ABİ GELMEDEN TEZKERE ALAMADIM!
Bir kaç yıl sonra askere gittim.
Bugünkü askerlerimizin ne zor şartlar altında görev yaptıklarını görüp kendi dönemimle karşılaştırınca mahçup oluyorum ama... O zaman doktorlara devlet veya askeri hastanede çalışmak şartıyla 45 gün bedelli askerlik çıkarmışlardı.
Benim de görev yerim Gölcük'teki Donanma Komutanlığı içinde yer alan askeri hastane olarak belirlendi.
Gittim. Güzel günler geçirdim.
Çok enteresandır; o zaman komutanlar, doktorlar, subaylar hepsi Beşiktaşlıydı. Denizcilerde zaten Beşiktaşlılar ağırlıktaydı.
Ben de İstanbul'dan gelmişim, bir de Beşiktaşlıyım ya... Hemen her gün beni gören Beşiktaş muhabetti açıyordu. Hele bir de Süleyman abiyi tanıdığımı söyleyince... Bir ilgi bir ilgi!
- Aaa... Sen Süleyman Seba'yı tanıyor musun?
- Evet. Hem de çok yakından tanırım!
- Yapma... Anlatsana bir şeyler!
Anlatıyordum. Doğrusu hoşuma da gidiyordu bu durum. Ayrıcalıklı bir konuma gelmiştim sanki.
Tezkereye bir kaç gün kala komutan çağırdı beni. Kurmay Albay.
- Gel bakalım, dedi; otur şöyle...
- Buyurun efendim, dedim.
- Demek sen Süleyman Seba'yı tanıyorsun ha...
- Evet efendim, hem de çok yakından tanırım!
"Vay be" diyordum içimden; "Süleyman Seba'yı tanımak da insanların sana bakışını değiştiriyor. Komutan bile sana bir başka ilgi gösteriyor" diye düşünürken;
- Madem öyle doktor, dedi; terhis olmadan getirsene Süleyman abini buraya. Ziyaretine seviniriz. Gelsin, şeref versin de bizi kongre üyesi yapsın!
Kafamdan aşağıya kaynar sular döküldü!
Ne diyeceğimi bilemedim!
Ne diye "Çok yakından tanırım, aram çok iyidir" diye işi abartmıştım ki!
Komutan ise kararlıydı. Yerinden kalktı, başıma dikildi.
- Ne oldu doktor?
- Valla bilmem ki! Acaba zamanı olur mu?
- Öyle mi? İyi o zaman! Sen bilirsin. Ben de senin tezkereni imzalamam.
Sahiden de... Aldı benim terhis kağıdını elinde şöyle bir salladı, sonra da sümenin altına attı.
- Bak işte burada... Şimdi sıra sende! O gelmeden olmaz!
Odasından çıktım. Önce böyle bir şey yapacağına ihtimal vermedim ama... Baktım cuma geldi, benim kağıt yok. Arkadaşlar çıkıp gittiler, ben oradayım. Bana öyle geldi ki; sanki ömür boyu orada kalacağım!
Hemen Oktay dayımı aradım, durumu anlattım.
- Ne diyorsun sen? dedi; inanamadı.
Sonra da;
- Sen beni bir saat sonra ara, dedi ve telefonu kapattı.
Bir saat sonra aradığımda ise;
- "Tamam. Sorun yok. Süleyman abi geliyor. Komutanına söyle. Pazartesi günü orada", dedi.
Dünyalar benim olmuştu. Komutana gittim, söyledim. Öyle mutlu olmuştu ki anlatamam.
İki gece uyumadım. "Ya gelmezse" diye kendi kendimi yedim. Pazartesi sabahı da hayatımın en önemli ve unutulmaz olayını yaşadım.
Pazartesi sabahtan tezkeremi almak için yola çıktık. Süleyman abi, Oktay dayım ve ben. İzmit'i geçtik, Gölcük'e girdik. Oradan da donanma nizamiyesine... Her şey yolundaydı, ortalık sakindi. Ama nizamiyeden içeri girince... Aman Allahım! O da ne! Ben böyle bir şey görmemiştim, hala da görmedim.
Kapıda Deniz Kuvvetleri Komutanı.
Yanında Kuzey Deniz Saha Komutanı.
Arkalarında Donanma Komutanı.
Kurmaylar, paşalar, albaylar...
Bütün rütbeliler, doktorlar oradaydı.
Ve arkada bütün bahriyeli çavuşlar, onbaşılar, erler.
Donanmanın hepsi oradaydı ve ellerinde bayraklar... Herkesin bir elinde Türk bayrağı, bir elinden Beşiktaş bayrağı.
İçlerinde başka takımı tutanlar da vardı mutlaka ama hepsi Beşiktaş bayrağını İnönü'deki taraftarlar gibi coşkuyla sallıyordu ve Süleyman abiyi görebilmek için can atıyorlardı.
- Yahu, dedim kendi kendime; ben kimi tanıyormuşum arkadaş! Ben ne önemli bir adamı tanıyormuşum da haberim yokmuş!
Süleyman abinin sporda etkin olduğunu biliyordum ama sosyal hayata bu kadar derinlemesine damga vurduğunu bilmiyordum.
Sivil çalışanlar bile geldi tersaneden. İnsanlar onu görebilmek için yarışıyorlardı birbirleriyle...
Komutanlara rozetler taktı. Formlar getirmişti yanına, çoğunun üyeliğini imzaladı dayımla birlikte.
O gün inanılmazdı.
O gün benim onu tanımam anlamına da geldi.
Yıllar önce tanışmıştım ama... Süleyman abiyi yıllar sonra tanıyabilmiştim ancak...
*
Yazının başında da dediğim gibi.
Mete Düren, Serdar Bilgili başkanlığı dönemindeki o müthiş yönetimin "Altın çocuğu" idi.
2 dönem çalıştı. Kısa süre de Yıldırım Demirören zamanında.
Kulübün sağlık işlerinden de sorumluydu, iletişiminden de. Ve her şeyinden de.
"Altın çocuk" şimdi geri dönüyor işte.
Listeyi açıklayan Serdal Adalı verdi müjdeyi.
Takımdan sonra yönetimde de böyle bir yapılanma gerekliydi.
Hayırlı olsun.
NOT: Listede Beşiktaş için her şeyini veren, yıllardır peşinde koşan, divan kurulu üyesi, aynı zamanda Karakartal Derneği Başkanı Cengiz Sarıkaya'nın olması da sevindirici Beşiktaş adına. Serdal Adalı ve yeni yönetimine başarılar diliyorum.