İzmir'in Alkibiades'i Cemil Tugay: Platon yaşasaydı "Çift Katlı Cehalet" derdi

Bundan yaklaşık 2 bin 400 yıl önce Atina’da bir siyasetçi vardı.
Adı Alkibiades’ti.
Soylu bir aileden geliyordu. Atina siyasetinin en parlak isimlerinden biriydi.
Sonra rüzgar değişti. Atina’dan ayrıldı ve nereye gitti dersiniz? Atina’nın en büyük düşmanı Sparta’ya. Üstelik yalnızca sığınmadı; Atina’ya karşı Sparta’ya siyasi güç, akıl ve sırları verdi. Antik dünyanın en tartışmalı, en dönek siyasi karakterlerinden biri oldu.

Bugün Ege’nin öte yakasında değil, bu yakasında başka bir siyasi yolculuğa tanıklık ediyoruz. Haziran ayında CHP'den istifa eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, AK Parti’ye geçti.
Elbette Cemil Tugay, Alkibiades değildir. Bugünün demokratik siyasetiyle dünün dünyasını birbirine eşitlemek tarih değil, karikatür olur. Ama tarihin güzel bir huyu vardır. Aynı insanları çıkarmaz önümüze, aynı soruları çıkarır.
Siyasette sadakat kime karşıdır? Partiye mi? Makamı taşıyan kişiye mi? Yoksa o kişiyi o makama getiren seçmene mi?
Çünkü Cemil Tugay bu konuda geçmişte son derece açık konuşmuştu. Bir partiden aday olup o partinin seçmenlerinin oyuyla seçilen belediye başkanının, kendisine oy veren insanların onayını almadan başka bir partiye geçmesini etik bulmadığını söylemişti.
Hatta ölçüyü de kendisi koymuştu: “Partinden ayrılacaksan belediye başkanlığından da ayrılırsın. Çünkü o koltuk yalnızca senin değildir. Seni oraya taşıyan insanların iradesi de o koltukta oturmaktadır.”
Daha sonra AK Parti’ye geçeceği iddiaları ilk ortaya çıktığında çok daha kesin konuşmuş, dünya görüşünün uyuşmadığını anlatmıştı. Yakın çevresinin yüzüne bakmayacağını söylemiş; annesinin kendisini evlatlıktan reddedeceğini, eşinin boşayacağını bile anlatmıştı.
Bir başka açıklamasında ise ilkelerden söz etmişti: “İlkeniz yoksa sizi taşıyacak kolonlar yoktur.” Ve bugün o kolonların altında bambaşka bir siyasi tabela var. Cemil Tugay artık AK Parti’li.

İşte bu yüzden mesele yalnızca bir rozet değil. Mesele insanın dün başkaları için koyduğu ölçünün, bugün kendisine uygulanıp uygulanmayacağıdır.
Alkibiades’in de her geçtiği kapıda kendisine göre gerekçeleri vardı. Atina’dan ayrılırken başka, Sparta’ya giderken başka... Tarih ise gerekçelerinden çok rotasını hatırladı.
Platon tam burada, iki bin dört yüz yıl öncesinden bugünün İzmir’ine bakıp o tanıdık teşhisini koyardı belki de: Çift katlı cehalet.
Platon’a göre en tehlikeli yanılgı, insanın bilmediğini bilmemesi değil; adalet, sadakat ve ilke hakkında hiçbir fikri yokken her şeyi bildiğini sanması, kendi doğrusuna körü körüne inanmasıdır. Tıpkı Atina sokaklarında hırsla koşturan Alkibiades gibi, güç koltuğuna oturan modern siyasetçi de dün kurduğu cümlelerin bugünkü eylemlerini nasıl boğduğunu göremez. "Hizmet gerekçesi" denilen o pürüzsüz kılıf, Platonik anlamda ruhun gözünü kapatan, insanı sadece anlık çıkarların ve bedensel gücün esiri yapan bir illüzyondan ibarettir.
Dahası Platon, Alkibiades’i anlatırken meşhur Silenos heykelleri metaforunu kullanır. Dışı çirkin, kaba ve kıldan yapılmış bu antik kutuların içi açıldığında, içinden göz kamaştırıcı altın tanrı heykelleri çıkardı. Alkibiades’in trajedisi de buydu: Dışarıdan bakıldığında Atina'nın en parlak, lideriydi ama içi açıldığında nefsine yenik düşmüş boş bir heykelden fazlası kalmıyordu.
Bugün seçmenin önüne konulan vaatler, ilkeli duruşlar ve sarsılmaz cümleler de o göz alıcı dış kabuktur. Ancak güç, kaynak ve imkan rüzgarı estiğinde o kabuk çatlıyor. Platon’un asıl uyarısı, siyasetçinin dışarıya ne kadar parlak göründüğüyle değil, o içteki "altın heykellerin" yani erdemin ve sadakatin yerinde yeller esip esmediğiyle ilgilidir. Siyasetçi ilkelerini kaybettiğinde, Platon'un deyimiyle kendi ruhuna özen göstermeyi bırakmış, sadece gücün gölgelerini kovalayan bir felsefe kaçağına dönüşür.
Sokrates de onu, Delphi tapınağındaki ünlü "Kendini Bil" düsturu üzerinden, ancak ruhunu bir aynaya bakarak tanıyabilecek biri olarak tanımladı.

Bugün Cemil Tugay’ın da gerekçesi var: İzmir. Kaynak ihtiyacı, yetki ihtiyacı, hizmet ihtiyacı, deprem riski. Belki bunların hepsi uzun uzun anlatılacak. Ama geriye çok basit bir soru kalacak: Dün başka partiye geçen belediye başkanlarına söylediğiniz sözler bugün için de geçerli mi?
Çünkü İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna AK Parti’nin oylarıyla gelmedi. Başka bir siyasi kimlikle seçmenin karşısına çıktı. Başka bir siyasi programla oy istedi. Ve bugün o koltuğu alıp, İzmir seçmeninin sandıkta tercih etmediği siyasi partiye taşıdı.
İşte demokrasi açısından tartışılması gereken yer tam burası. Parti değiştirmek kişinin hakkıdır. Ama belediye başkanlığı yalnızca kişinin siyasi mülkü değildir. Orada seçmenin emaneti vardır.
Platon’un ünlü Symposion (Şölen) diyaloğunda Alkibiades, hocası Sokrates’in hakikat dolu sesini her duyduğunda vicdan azabından ağladığını, ancak siyasi hırslarına yenik düşerek felsefeden tekrar tekrar kaçtığını itiraf eder. Bugünün siyasetçisi de kendi hakikatinden, yani arşivdeki kendi sesinden kaçmaya çalışıyor.
Alkibiades’in üzerinden 2 bin 400 yıl geçti, ismi çok kötü bir örnek olarak tarih kitaplarına girdi. Ama siyasetin en eski sorularından biri hala yaşıyor: Bir siyasetçi taraf değiştirdiğinde, ona verilen oylar da onunla birlikte taraf değiştirmiş sayılır mı?
Bugün İzmir’in önündeki soru budur.
Çünkü tarih bazen insanı rakiplerinin sözleriyle değil, kendi sözleriyle yargılar. Cemil Tugay için de artık en ağır siyasi muhalefet arşivlerde duruyor.
Kendi sesi.
Kendi cümleleri.
Kendi ölçüsü.
Ve belki de Alkibiades’ten bugüne değişmeyen tek şey bu. Siyasetçi rozetini değiştirebilir. Ama geçmişte söylediği sözlerin rozetini değiştiremez.

İzmir Cemil Tugay