Deneme süresinde işçi mi sınanıyor, sabrı mı?
Bir işyerinde ilk gününüzü düşünün. Mesai saatiniz bellidir, yapacağınız işler anlatılmıştır, sizden beklenen performans tarif edilmiştir. Geç kalmanız hoş karşılanmaz, verilen işi aksatmanız kabul edilmez. İşveren açısından çalışan olmanız için bütün şartlar oluşmuştur. Fakat sigortanız sorulduğunda birden başka bir takvim devreye girer: Önce kendinizi göstermeniz beklenir.
Peki, çalışanın sorumlulukları ilk gün başlıyorsa işverenin yükümlülükleri neden sonraya bırakılır?
Deneme süresi üzerinden yürütülen tartışmanın merkezinde bu çelişki vardır. Emekten hemen yararlanılırken o emeğin karşılığı olan haklar beklemeye alınmaktadır. Çalışana, işe uygunluğunun yanında güvencesizliğe ne kadar tahammül edeceği de sorulmaktadır.
İşsizliğin ve geçim kaygısının ağırlaştığı koşullarda bu bekleyişi kabul etmek her zaman özgür bir tercih değildir. Evine gelir götürmek zorunda olan insan, daha ilk görüşmede itiraz ederse iş fırsatını kaybetmekten korkar. Sigortasını sormayı bile kendisi hakkında olumsuz kanaat oluşturabilecek bir davranış gibi görmeye başlar. Böylece iş ilişkisi, çalışanın hakkını talep ederken çekindiği bir zeminde kurulur.
Oysa işverenin yeni çalışanını tanımak istemesi anlaşılabilir bir ihtiyaçtır. Çalışan da işyerinin koşullarını, yönetim anlayışını ve kendisine verilen sözlerin karşılığını görmek ister. Deneme süresinin anlamı budur. Ancak bu değerlendirme, taraflardan birinin bütün yükümlülüklerini yerine getirip diğerinin kendi sorumluluklarını ertelemesi üzerine kurulamaz.
4857 sayılı İş Kanunu’na göre sözleşmeye deneme kaydı konulduğunda bu süre en fazla iki aydır; toplu iş sözleşmesiyle dört aya kadar uzatılabilir. Tarafların bu dönemde bildirim süresini beklemeden ve tazminatsız ayrılabilmesi, çalışılmış günlerin ücretini ve diğer haklarını ortadan kaldırmaz. Sosyal güvenlik yükümlülüğü de çalışanın denemeyi başarıyla tamamlamasına bağlanamaz.
Burada gözden kaçırılan başka bir mesele daha var: Deneme, işverenin çalışan hakkında karar verdiği tek taraflı bir sınav değildir. Çalışan da karşısındaki işvereni tanımaktadır. Daha başlangıçta sigortayı erteleyen bir işyeri, ileride ücretin zamanında ödenmesi, fazla mesainin karşılanması ve çalışma koşullarına uyulması konusunda nasıl bir güven verebilir?
İlk gün verilen sözlerle ilk gün yerine getirilen yükümlülükler arasındaki mesafe, o işyerinin çalışma anlayışını gösterir.
Üstelik kayıt dışı çalıştırmanın bedeli yalnızca çalışana yüklenmez. Personelini usulüne uygun bildiren, primlerini ödeyen işletme de zarar görür. Bir işveren yasal maliyetlerini üstlenirken diğeri çalışanını kayıtlardan uzak tutarak avantaj sağlamaya çalışır. Kurala uyanın maliyetinin yükseldiği, ihlal edenin avantaj kazandığı bir düzende adil rekabetten söz etmek güçleşir.
Çalışan açısından ise mesele, bordroda görünmeyen birkaç günden ibaret değildir. Fiilen yapılan iş ile resmî kayıtlarda görünen çalışma birbirinden kopar. Uyuşmazlık çıktığında kişi, zaten harcadığı emeği bir de ispat etmek zorunda kalabilir. İşyerindeki varlığını anlatmak için mesajları, ödeme belgelerini, çalışma çizelgelerini ve tanıkları toplaması gerekebilir.
Bir insanın çalışırken yorulması anlaşılır. Çalıştığını kanıtlamak için ayrıca yorulması ise kabul edilemez.
İş kazası bakımından da kayıt dışılık, çalışanı kendiliğinden bütün haklarından yoksun bırakmaz. Ancak çalışmanın ve kazanın koşullarının belirlenmesi, haklara erişim sürecini ağırlaştırabilir. Çalışanın korunması gereken bir anda karşısına ispat ve takip yükü çıkarılması, sigorta bildirimini ertelemenin ne kadar ciddi sonuçlar doğurabileceğini gösterir.
Bu nedenle çözümü yalnızca “Çalışan hakkını arasın” cümlesine sığdıramayız. Hak aramak önemlidir; fakat işini kaybetmekten korkan kişiye bütün sorumluluğu yüklemek kolaycılıktır. Denetimin, özellikle işe yeni başlayanların kayıtlarını dikkate alan bir anlayışla yürütülmesi gerekir. İşverenin yükümlülüğünü yerine getirmesi, çalışanın cesaretine veya şikâyette bulunmasına bağlı kalmamalıdır.
Çalışma hayatına yeni giren bir gence verilecek ilk mesaj, güvencesizliğe alışması olmamalıdır. Tecrübesiz olması, emeğinin daha az korunmasını haklı çıkarmaz. İş öğrenirken de çalışır; öğrenme sürecinde harcadığı zaman ve üstlendiği sorumluluk gerçektir.
Deneme süresinin sonunda iş ilişkisi devam etmeyebilir. Taraflar birbirine uygun olmadığını görebilir. Fakat sona eren bir sözleşme, o güne kadar yapılmış işi yok sayamaz.
İşveren çalışanın işe uygunluğunu değerlendirebilir. Çalışanın güvenceyi hak edip etmediğine karar veremez.