Fenerbahçe'nin kusurları Rize'de kendini gösterdi

Fenerbahçe Rize’de kazandı.
Hem de üç farklı.
Lig maratonunun uzun ve çetin yolculuğunda önemli bir galibiyeti cebine koydu.
Futbolun yazılı olmayan kanunlarından biridir; kazanan her zaman haklıdır, derler.
Doğru. Üç puanın muhasebesinde galibin sözü ağır basar.
Ama futbol sadece skor tabelasının söylediğinden ibaret değil. Bazen galibiyetler, mağlubiyetlerin bile gizleyemediği kusurları örter. İşte Fenerbahçe’nin Rize’deki futbolunda, tabeladaki rakamlardan bağımsız olarak sorgulanması gereken çok kusur vardı.
Asensio haftalar sonra ilk on birde.
Semedo yeniden takımdaki yerini almış. Sahadaki tek yerli futbolcu Kerem.
Geri kalanlar, Avrupa’nın büyük sahnelerinde boy göstermiş, kariyerlerinin vitrinini yıldızlarla süslemiş yabancı futbolcular.
Kısacası Fenerbahçe, Rize çimlerine kâğıt üzerinde ideale yakın bir kadroyla çıkmıştı.
Ne var ki futbol, isimlerin yan yana dizilmesiyle oynanan bir oyun değildi. Kadro idealdi ama sahadaki futbol ideal olmaktan çok uzaktı.
Sarı-lacivertliler, Rizespor’un yoğun presi karşısında oyun kurmakta zorlandı. Özellikle Kerem’in ayağına gelen topları birer birer rakibe teslim etmesi, aynı bölgede Ahmet Kutucu’nun bitmek bilmeyen hareketliliğiyle birleşince Fenerbahçe savunmasının o kanadı adeta yolgeçen hanına döndü. Rizespor bu koridordan sık sık tehlike üretti. Karadeniz ekibinin bu bölümde beş önemli gol şansı yakaladı. Son vuruşlarda biraz dikkatli olsalar bir iki gol bulmaları olasıydı.
Fenerbahçe ise ileride top tutamıyor, orta sahada oyuna hükmedemiyor, savunmadan hücuma geçerken kendi ayaklarına dolaşıyordu.
Tempo yoktu, ahenk yoktu, birbirini tamamlayan bir futbol aklı yoktu.
Milyon avroluk ayaklar, sanki birbirleriyle ilk kez tanışmış gibi oynuyordu. Asensio’nun golü olmasa ilk yarının Fenerbahçe adına hatırlanacak tek olumlu karesi bile bulunamayacaktı.
Aslında ikinci yarının hikâyesi de ilkinden pek farklı değildi. Öyle ki bu kadar yıldızla donatılmış kadroyu hiçbir taktik vermeden sahaya sürseniz, belki de bundan daha iyi futbol oynarlardı.
İsmail Kartal mı oyuncularının kulağına “Temkinli oynayın” diye fısıldamıştı, yoksa futbolcuların aklı şimdiden Aston Villa maçına mı gitmişti, bilinmez.
Bilinen tek şey, 80 dakika boyunca Rize çimlerinde sergilenen futbolun Fenerbahçe formasının ağırlığına yakışmadığıydı. Ama futbolda bazen seksen dakikada yazılan kötü bir hikayeyi son on dakikada yırtıp atılır.
İrfan Can Kahveci, Oğuz Aydın ve İsmail Yüksek gibi taze kuvvetlerin oyuna girmesiyle, seksen dakika ayaklarında görünmez prangalar taşıyan Fenerbahçe, birden zincirlerini kırmış esirler gibi rakip kaleye saldırmaya başladı.
Önce İrfan Can, ardından Oğuz...
İki gol, iki darbe, iki büyük sevinç! Seksen dakika boyunca futbol adına yoksulluk çeken sarı-lacivertliler, son on dakikada bir hücum fırtınasına dönüştü. Ve futbolun o eski, acımasız ironisi bir kez daha sahne aldı: Seksen dakikanın kötü futbolu, on dakikanın iki golüyle unutuldu. Rize'de skor tabelası Fenerbahçe'nin zaferini yazdı ama o tabelanın anlatmadığı seksen dakikalık bir futbol gerçeği vardı.
O 80 dakika Aston Villa maçı için düşündürücüdür.
İsmail Kartal'ın Kerem'e 80 dakika dayanması daha da düşündürücüdür.