Karma eğitimden vazgeçmek, eşitlikten vazgeçmektir

“Karma eğitimden geri çekilmek, yalnızca bir eğitim modelinden değil; kadınla erkeğin eşit ve birlikte yaşayacağı toplum idealinden de geri çekilmektir.”

Kadın Araştırmaları Derneği Başkan Yardımcısı eğitimci Gülsün Kaya ile karma eğitimi konuştuk.

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin sık sık “karma eğitimi kaldırmıyoruz” diyor. Buna rağmen neden karma eğitim konusunda kaygı duyuyorsunuz?

Çünkü mesele yalnızca “karma eğitim bugün kaldırıldı mı?” sorusu değil. Asıl mesele eğitim sisteminin hangi yöne doğru dönüştürüldüğü.

Yusuf Tekin, 2023’te ve daha sonra 2025’te yaptığı açıklamalarda karma eğitimin esas olduğunu özellikle vurguladı. Ama hemen ardından bazı ailelerin kız çocuklarını erkeklerle aynı okula göndermek istemediğini, devletin de bu ailelerin çocuklarını okullaştırabilmek için kız okulları açabilmesi gerektiğini söyledi. 2025’te bunu, “Bu velilerin de çocuklarını okula gönderebilecekleri okullar açabilmeliyim” sözleriyle savundu.

Bu yaklaşım ilk bakışta yalnızca ailelere seçenek sunmak gibi görülebilir. Ancak eğitim politikalarında dönüşümler her zaman bir günde gerçekleşmez. Önce istisnalar çoğalır, sonra bu istisnalar normalleşir. Bir süre sonra da karma eğitim “temel ilke” olmaktan çıkıp seçeneklerden biri haline gelebilir.

Bu nedenle benim kaygım, yarın sabah karma eğitimin yasaklanacağı değil; kız ve erkek çocukların ayrı eğitilmesinin giderek daha meşru ve yaygın bir devlet politikası haline gelmesidir.

Bakanlığın gerekçesi kız çocuklarının okullaşması. “Karma okula göndermeyen aile varsa kız okulu açalım, çocuk hiç değilse eğitimden kopmasın” denebilir. Siz buna neden itiraz ediyorsunuz?

Çünkü burada çocuğun hakkı ile ailenin tercihi birbirine karıştırılıyor.

Önce veriye bakmamız gerekir. Örgün eğitim dışında kalan kız çocuklarının ne kadarı gerçekten “karma okul olduğu için” okula gönderilmiyor? Bu çocuklar hangi bölgelerde yaşıyor? Kız okulu açıldığında gerçekten daha önce okula gitmeyen kızlar mı sisteme giriyor, yoksa zaten eğitimde bulunan öğrenciler mi bu okullara yöneliyor?

Bunları bilmeden “kız okulları açarsak kızların okullaşması artar” demek bilimsel olarak kanıtlanmış bir sonuç değil, bir varsayımdır.

Üstelik kızların eğitimden kopmasının çok daha somut nedenleri var: yoksulluk, çocuk işçiliği, erken yaşta evlilik, ev içi bakım yükleri, ulaşım ve barınma sorunları, kırsal bölgelerde okul yetersizliği…

Devlet öncelikle bunları ortadan kaldırmalıdır.

Daha temel soru ise şu: Devlet, “Kızımı erkeklerle aynı okula göndermem” diyen ailenin tutumunu veri kabul edip buna uygun okul mu açacak? Yoksa kız çocuğunun bağımsız bir birey olduğunu, eğitim hakkının ailelerin cinsiyetçi kabullerine bağlı olamayacağını mı savunacak?

Bence demokratik ve laik bir eğitim sisteminin görevi ikinci seçenektir.

Burada imam hatiplerin özellikle önemli olduğunu söylüyorsunuz. Neden?

Çünkü devletin bugüne kadar oluşturduğu tek cinsiyetli okul seçeneklerine baktığımızda dikkat çekici bir tablo görüyoruz.

Türkiye’de çok sayıda Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi bulunuyor. Kız mesleki ve teknik Anadolu liseleri de var. Buna karşılık devletin yalnız kız öğrenciler için kurduğu geniş bir fen lisesi ya da genel Anadolu lisesi ağı yok.

Dolayısıyla şu soru çok meşru:

Madem amaç yalnızca kız çocuklarının okullaşmasını sağlamak, neden yalnız kız öğrencilerin okuyacağı fen liseleri veya nitelikli genel Anadolu liseleri aynı ölçüde yaygınlaştırılmıyor da tek cinsiyetli model özellikle imam hatiplerde karşımıza çıkıyor?

Üstelik imam hatiplerin son on yıllardaki sayısal büyümesi çok belirgin.

MEB’in kendi tarihsel verilerine göre 2002–2003’te 436 imam hatip lisesinde 48 bin 35 öğrenci vardı. 2012–2013’te lise sayısı 689’a, öğrenci sayısı 278 bin 291’e yükselmişti.

4+4+4 düzenlemesinin ardından imam hatip ortaokulları yeniden açıldı. 2012–2013’te 1.099 imam hatip ortaokulunda 94 bin 467 öğrenci bulunurken, 2022–2023’te okul sayısı 3.432’ye, öğrenci sayısı 695 bin 499’a çıktı.

2024–2025’te imam hatip ortaokullarında, lise bünyesindeki ortaokullar da dahil olmak üzere 3.396 okulda yaklaşık 689 bin öğrenci bulunuyor. Aynı yıl 1.729 Anadolu imam hatip lisesinde örgün olarak 408 bin 439 öğrenci eğitim görüyor; açık öğretim imam hatip öğrencileri de eklendiğinde din öğretimi kapsamındaki lise öğrenci sayısı 487 bin 263’e ulaşıyor.

Burada önemli bir ayrıntıyı da belirtmek gerekir: İmam hatiplerde öğrenci sayısı son birkaç yılda sürekli artmıyor; bazı kademelerde zirve yıllarına göre düşüş var. Fakat okul altyapısının ve kurumsal kapasitenin 2000’lerin başına göre olağanüstü ölçüde genişlediği tartışmasız.

Dolayısıyla kız okulları tartışmasını bu uzun dönemli dönüşümden bağımsız değerlendirmek güç.

Karma eğitim karşıtları, “Batı da tek cinsiyetli eğitime dönüyor; kız ve erkek ayrı olduğunda başarı artıyor” diyor. Dünyada gerçekten böyle bir eğilim var mı?

Hayır. Bu çok sık tekrarlanan ama gerçeği yansıtmayan bir iddia.

Fransa, Almanya, İngiltere, ABD ve Japonya’da tek cinsiyetli bazı okullar var. Ancak bu ülkelerin hiçbiri sistematik biçimde karma eğitimden vazgeçmiyor. İngiltere ve Japonya’daki tek cinsiyetli okulların önemli bir bölümü tarihsel kurumlardır. ABD’de sınırlı tek cinsiyetli uygulamalara izin veriliyor ama karma eğitim hâlâ devlet okullarının ana modelidir.

Tek cinsiyetli eğitimin sistem düzeyinde daha yaygın olduğu ülkeler İran, Suudi Arabistan, Ürdün, Umman ve Kuveyt gibi ülkelerdir. Karma eğitimden en sert geri gidişin yaşandığı Afganistan’da ise sonuç kızların daha başarılı olması değil, kız çocuklarının ortaöğretim ve yükseköğretim hakkından mahrum bırakılması olmuştur.

Bilimsel araştırmalar da tek cinsiyetli eğitimin genel bir akademik üstünlüğünü göstermiyor. Yaklaşık 1,6 milyon öğrenciyi kapsayan büyük ölçekli meta-analizlerde, öğrencilerin sosyoekonomik koşulları ve okulların seçiciliği kontrol edildiğinde tek cinsiyetli okulların görünen başarı avantajlarının büyük ölçüde ortadan kalktığı görülüyor.

Yani “kızlarla erkekleri ayıralım, başarı yükselir” bilimsel olarak kanıtlanmış bir eğitim ilkesi değil.

O halde karma eğitimi savunmak neden yalnızca pedagojik bir tercih değil?

Çünkü okul yalnızca bilgi aktaran bir kurum değildir; nasıl bir toplumda yaşayacağımızı da öğretir.

Kız ve erkek çocuklar okulda birbirini tanır, birlikte çalışır, tartışır, dayanışır. Birbirlerinin farklı birer “cinsiyet grubu” değil, eşit haklara sahip bireyler olduğunu öğrenirler.

Çocukları ergenlikten başlayarak birbirinden ayırırsanız, onlara istemeden de olsa “Kadınlarla erkekler ayrı toplumsal dünyalara aittir” mesajı verirsiniz.

Bu nedenle karma eğitim, Türkiye açısından Cumhuriyetin eşit yurttaşlık ve laiklik anlayışıyla da doğrudan ilişkilidir. Kadının kamusal yaşama katılması, eğitim görmesi, meslek edinmesi ve erkekle eşit yurttaş olarak toplumda yer alması aynı tarihsel dönüşümün parçalarıdır.

Devletin görevi kız çocukları ile erkek çocukların arasına yeni duvarlar örmek değildir. Görevi onların güvenli, nitelikli, özgür ve eşit koşullarda birlikte eğitim görebileceği okullar yaratmaktır.

Bu nedenle mesele “Kız okulu olsun mu, olmasın mı?” sorusundan çok daha büyüktür.

Asıl soru şudur:

Türkiye kızlarla erkeklerin çocukluktan başlayarak birbirini eşit yurttaş olarak tanıdığı bir toplum mu kuracak, yoksa onları giderek ayrı dünyalarda yetiştirmeyi mi normalleştirecek?

Benim için yanıt açık:

Karma eğitimden geri çekilmek, yalnızca bir eğitim modelinden değil; kadınla erkeğin eşit ve birlikte yaşayacağı toplum idealinden de geri çekilmektir.

Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...