"Eski Türkiye"deki eğitimi tekrar tekrar yad ediyoruz
“Öğretmenlerin kaybettiği her gün öğrencilerimiz de kaybediyor. Öğretmenlerin, öğrencilerin haklarını kaybettiği her gün ülkemiz, geleceğimiz kaybediyor.”
Eğitimci yazar Feray Aytekin Aydoğan ile önemli eğitim problemlerimiz üzerine konuştuk.
Yeni eğitim-öğretim yılına sayılı günler kala Milli Eğitim Bakanlığı'nca yine genelge yayımlandı. Genelge ile ciddi önemli başlıklar ve yeni sorunlar öne çıktı. Öğretmenlere önlük zorunluluğu, sınıfların birleştirilmesi, norm fazlası öğretmenlerin alanları dışında görevlendirilmesi, öğretmenlere telefon yasağı, okul güvenliği öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Genelgede öne çıkan bu başlıkları nasıl değerlendirmek gerekiyor?
Öğretmenlerin, öğrencilerin eğitimin öznesi olduğu yıllardan bugüne genelgelerle, yönetmeliklerle tüm kararların yukarıdan alındığı yılları yaşıyoruz. 2020’lerde 1940’lı yılları “Eski Türkiye” deki eğitimi tekrar ve tekrar yad ediyoruz.

1940’larda Köy Enstitüleri idarelerinin yerinden yönetim yetkisi vardı. Kısmen müfredatı, günlük işleri her enstitü kendi planlıyordu. Haftanın bir günü düzenlenen toplantılarda –eleştiri günü veya cumartesi toplantıları da deniliyordu- her şey açıkça tartışılıyordu. Öğrenci ve öğretmenlerin bir hafta boyunca yapılanları değerlendirdiği, demokratik tartışma ve özeleştiri yaptığı temel bir eğitim uygulamasıydı. Tonguç’un İlköğretim Kavramı kitabında yazdığı gibi halk istediğini yapabilse bile uyandırılmadıkça ne istediğini bilemezdi. Okul “demokratik bir cumhur olarak yaşamak” idealiydi.
Öğretmenlere önlük giyme zorunluluğu getirildi. Öncelikle bu maddenin hukuki bir dayanağı yok. Eğitimin her alanında özne olmaktan çıkarılan öğretmenlerin kıyafetlerini seçme hakkını dahi elinden alan bir uygulama dayatılıyor. Kıyafet özgürlüğü getirdik vaveylaları kopartılan dönemlerden gelinen nokta; öğretmenlerin ve öğrencilerin nasıl giyineceğine genelgelerle karar verildiği bir ülke gerçeği.
Genelge ile norm fazlası öğretmenlere akademi zorunluluğu da getiriliyor. Akademi programlarının niteliğinin eğitimin niteliğini artırmaktan tamamen uzak, bilimsel eğitim içeriklerinden yoksun olduğu artık herkesin bildiği bir hakikat. Dünya’da tek bir örneği de yok. Ayrıca genelgede “norm kadro fazlası kadrolu öğretmenlerin Akademi eğitimi sonrası öğretmen ihtiyacı bulunan diğer alanlarda görevlendirilmeleri” ifadesi yer alıyor. Yeterli öğretmen ataması yapmak yerine farklı branşlardaki öğretmen ihtiyacını gidermenin yolu olarak yine “eğitimde tasarruf” kapsamında düşünülerek bir adım atılmış. Öğrencilerin nitelikli eğitim hakkı açısından da ciddi sorunlar yaratacak bir karar olasılığını taşıyor.
Öğretmenlere sınıfta telefon yasağı maddesini bir genelgeye yazanların yaşamlarında bir kez bile sınıfa girmedikleri de anlaşılıyor. Öncelikle, internetsiz olan veya internet sorunu olan okullarda öğretmenler kişisel internet hatlarını kullanarak ders işlemek zorunda kalıyordu. Eğitimde devrim adıyla duyurulan akıllı tahtaların kullanımı, ders kitaplarında sıklıkla yer alan karekodların okunması ve daha sayabileceğimiz onlarca nedenden kaynaklı ders işleyişi bu yasakla nasıl mümkün olacak? Öğrencilerin ders sırasında bir sağlık sorunu gibi bir sorun yaşadığı acil durumlarda olası bir hayati riskin sorumluluğunu kim alacak?
Genelgenin içeriği sorunların çözümünden, çocukların üstün yararından ve alanın gerçekliğinden tamamen kopuk bir şekilde hazırlanmış. Örneğin okul güvenliği ile ilgili maddede “okul ortamlarında kontrollü giriş-çıkışların sağlanması, yaya ve araç trafiğinin ayrılması, kör noktaların aydınlatılması, acil durumlarda hızlı ve güvenli tahliyeyi sağlayacak bakım ve onarım çalışmalarının yapılması gibi fiziki iyileştirmelerin ivedilikle tamamlanması” ifadeleriyle sıralanan önlemler hangi bütçe ile ve okulların açılmasına bu denli az zaman kalmışken ne zaman ve nasıl yapılacak? Yine örneğin “mezuniyet etkinlikleri toplumsal değerler ve öğrenci kimliğiyle uyumlu olacak” gibi soyut, ucu açık ifadelerin kriteri ne olacak? Çocukların ücretsiz okul yemeği hakkı yokken genelgede yer alan "Okulumda Sağlıklı Besleniyorum Programı" nasıl uygulanacak?
Karma eğitimin kaldırılması, tek cinsiyetli okullar eğitimde devasa sorunlar var iken son dönemde basına yansıyan haberler üzerinden yeniden gündemleştiriliyor. Karma eğitim tartışmalarını, yaşanılan süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bildik senaryo yirmi beş yıldır her dönem aynı şekilde uygulanıyor. Siyasi iktidar ideolojik tercihleri noktasında bir değişikliğe hazırlandığında, önce toplumsal meşruiyet yaratmak için bu ve benzer platform, vakıf, dernek, sendika adıyla yapılar tarafından raporlar, açıklamalar hazırlanıyor. İktidar politikalarının destekleyicisi yayın organları meseleyi gündemleştiriyor. Devamında planlanan düzenleme hızlıca hayata geçiriliyor.
Bir hak nasıl ve neden tartıştırılır? Eğitim, sağlık başta olmak üzere haklar kişilerin, siyasi partilerin tercihine bırakılabilir mi? Eğitimde devasa sorunlar varken o sorunlar değil de neden karma eğitim hakkı tartışmaya açılıyor? Ücretsiz okul yemeği hakkı, MESEM’lerde iş cinayetlerinde yaşamını kaybeden çocuklar neden o manşetlerde yer almıyor?
Yanıt yine ideolojik ve sınıfsal. Kapitalizm dünyayı ve ülkemizi her geçen yıl daha da yoksullaştırıyor. Yoksulluk, eşitsizlik, işsizlik arttıkça doğum oranları azalıyor. Dünya ve ülke genç nüfusu azaldıkça patronların ucuz, esnek işgücü bulma korkuları artıyor. Kadınların, kız çocuklarının hakları hedef tahtası haline getiriliyor.
Afganistan örneği başta olmak üzere, dünyada yaşanan örneklerden de biliyoruz ki karma eğitim hakkının sınırlandırılması veya hemen sonrasında atılan adım eğitim hakkının yasaklanması oluyor. Sonrasında ise kadınlar çalışma hakkı ve tüm haklara yönelik yasaklar ve sınırlamalarla karşı karşıya kalıyor.
Son gelişmelere bakalım. Bir yayın organında son bir ayda iki manşet “Karma Eğitim Sona Ersin, Asrın Yanlışından Dönülsün” ve “Karma Eğitim İdeolojik Bataklık” başlıklarıyla yer aldı. Haberde görüş alınan ve “Karma eğitim kaldırılsın” diyen iki isim geçtiğimiz hafta Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile buluştu. Bu iki isim Maarif Platformu üyesi. Maarif Platformu isimli yapı 2023 yılının ilk yarısında kuruldu. Yayınladıkları ilk rapor “Karma Eğitim Tartışmalarına Pedagojik ve Bilimsel Yaklaşım” isimli rapordu. Raporda karma eğitimin kaldırılmasının gerekliliği, tek cinsiyetli okullar savunuluyordu. Müfredat değişimi öncesi hazırladıkları “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”, zorunlu eğitimin kısaltılmasına yönelik hazırladıkları “Zorunlu Eğitim Üzerine Yansımalar” isimli raporlarını da yayınladılar.
Platformun kuruluş amacı metninde Tevhid-i Tedrisat yasalarına, karma eğitime karşı olan Nurettin Topçu’ya atıfta bulunuluyor. Platformun hazırladığı raporlarda, sayfalarında yayınlanan yazılarda Türkiye’de eğitimin önündeki en büyük engellerden birisinin Tevhid-i Tedrisat yasaları, laik, bilimsel eğitim olduğu vurgusu yer alıyor.
Aklın, bilimin reddi olan bir raporu karma eğitimin kaldırılmasının, tek cinsiyetli okulun gerekçesi haline getirmeye çalışıyorlar. Raporda “tek cinsiyetli okulun insan fıtratına uygun olduğu”, “erkek öğrencilerin pratik ve somut deneyimlere”, “kız öğrencilerin ise duygusal ve sosyal etkileşimlere dayalı öğrendiği” gibi akıl dışı ifadeler yer alıyor. Tek cinsiyetli okullarda çocukların cinsiyetten kaynaklanan dikkat dağıtıcı uyarıcılara daha az maruz kalacağı gibi akıl, bilim dışı gerekçeler sıralanıyor.
Aslında özellikle 2012 4+4+4 uygulamasından sonra karma eğitimi büyük oranda kaybettik. 4+4+4 yasası sonrası imam hatip ortaokulları ve liseleri yaygınlaştırıldı. Karma eğitim tüm okul türlerinde geçerli iken bu okul türlerinin büyük çoğunluğunda binalar veya sınıflar, koridorlar, okul giriş-çıkışları kız-erkek diye ayrıştırıldı. Meslek liselerinde toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümü ve son dönemde açılan kız meslek ortaokulları ile de karma eğitimi kaybettik. 2018’de çıkarılan ortaöğretim kurumları yönetmeliği ile de liselerde karma eğitimin büyük oranda kaldırılmasına yönelik adım atıldı. Protokolk ve iş birlikleri eliyle imzalanan protokoller sonucu düzenlenen panel, kamp, sempozyum gibi etkinliklerde, ÇEDES uygulamalarında da kız-erkek olarak çocukların ayrıştırıldığını gördük.
Aydınlanma, emek, bağımsızlık mücadelesi ile elde edilen kazanımlar, yurttaşlık hakları asla birbirinden bağımsız değil. Karma eğitim hakkı kaybedilince ilk kaybeden kadınlar, kız çocukları oluyor. Kız çocuklarının, kadınların kaybettiği her ülkede devamında gelen adımlarla laiklik, yurttaşlık hakları, emekçilerin kazanımları, tam bağımsızlık kaybediliyor. Karma eğitim hakkı yalnızca kız çocuklarının, kadınların kaybedişi değil toplumun, ülkemizin kaybedişidir.
Öğretmenler özlük hakları, çalışma koşulları, insanca yaşanacak bir ücret hakkı açısından her geçen yıl derinleşen sorunlar yaşıyor. Ücretli öğretmenler, sözleşmeli öğretmenler, özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler, kariyer basamakları üzerinden eşit işe, eşit ücret ve eşit haklarını kaybeden öğretmenler, ataması yapılmayan öğretmenler ana başlıkları ile öğretmenler ciddi hak mağduriyetleri yaşıyor. Öğretmenlik Meslek Kanunu ve Milli Eğitim Akademisi ile birlikte öğretmenler haklar ve mesleki itibar açısından daha da büyük sorunlar ve eşitsizliklerle karşı karşıya bırakıldı. Öğretmenlerin yaşadığı süreci ve öğretmenlik mesleğinde gelinen güncel durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ücretli öğretmenlik geçmişte doğum, askerlik, hastalık gibi durumlarda vekil, ücretli adıyla uygulanan istisnai bir istihdam şekliydi. Yalnızca geçtiğimiz yılki veriler üzerinden görüyoruz ki ücretli öğretmenlik sayıları yüz bine ulaşan olağan bir istihdam biçimi haline getirildi. Asgari ücretin altında, esnek, geçici, güvencesiz, kamusal emeklilik hakkından yoksun bir çalışma biçimi olağanlaştırıldı. Hem öğretmen hakları, hem de öğrencilerin eşit, kapsayıcı, nitelikli eğitim hakkı açısından ciddi olumsuz sonuçların ortaya çıktığı bir tablo ile karşı karşıyayız. Bir yılda 4-5 öğretmen değiştiren sınıfların, alanı hatta mesleği farklı olan kişilerin –ülkemizde artan işsizliğin de bir sonucu olarak- alanı veya mesleği dışında çalıştırıldığı durum sonucunu akademik başarının her geçen yıl düşüşünde de görüyoruz. Son güncel YKS verilerinde son sınıfta bulunan 766 bin 971 öğrenciden yalnızca yüzde 15,9’u bir lisans programına yerleşebildiğini gördük. 2025’te bu oran yüzde 29,6’ydı. 2018’de Anadolu lisesi öğrencilerinin lisans programlarına yerleşme oranı yüzde 29,6 iken 2026’da bu oran yüzde 18,4.
Sözleşmeli öğretmenlik bir kanun hükmünde kararname ile bir gecede hayatımıza girdi. Mazerete dayalı tayin hakkı, ücret, özlük hakları açısından eşit işe eşit ücret ve eşit hakların ortadan kaldırıldığı, güvencesiz çalışma biçiminin olağanlaştırıldığı bir istihdam biçimi de sözleşmeli öğretmenlik oldu.
Özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler özellikle 2014’te taban maaş haklarının ellerinden alınmasıyla ciddi sorunlar ve mağduriyetlerle baş başa bırakıldı. Asgari ücretin veya açlık sınırının altında esnek, geçici, güvencesiz çalışma koşulları özel öğretim kurumları öğretmenleri için olağanlaştırıldı. Öğretmen Sendikası’nın mücadelesi en temel demokratik haklarını gerçekleştirdikleri her eylemde baskı, şiddet, gözaltılarla karşı karşıya kalmaları bakanlığın, siyasi iktidarın öğretmenlik mesleği ve haklarına ilişkin ideolojik tutumunun da açık göstergesi oldu.
Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK) öğretmenlerin haklarını güçlendiren değil öğretmenlik mesleğini uzmanlık, ihtisas mesleği olmaktan çıkaran, öznesinin öğretmen olmadığı bir süreç olarak işletildi. Olumsuz sonuçlarının başında gelen maddelerden biri de kariyer basamakları oldu. Aynı işi yapan, aynı sınıflarda, aynı öğrencilerin yaşamlarına dokunan öğretmenler öğretmen, uzman öğretmen, başöğretmen olarak ayrıştırıldı. Ücret ve özlük haklar açısından eşitsizliğin somut görüntüsü oldu.
ÖMK’nın ürettiği sonuçlardan biri de Milli Eğitim Akademisi oldu. Akademi programı başlayalı henüz bir ay oldu. Akademi uygulamasının başladığı günden itibaren öğretmenler ciddi bir tükenmişlik yaşıyor. Ailelerinden, çocuklarından, eşlerinden kilometrelerce uzaktaki yedi ilde yaklaşık 32 bin lira karşılığı bir ücretle yaşamak zorunda bırakıldılar. Akademi binalarının olduğu illerde bu yerler bir eğitim kurumu yerine bir ticari işletme, bir otel gibi işletiliyor. Barınma, yemek ücretli. Ücretler barınma, yemek, ulaşım masraflarını dahi karşılamıyor. Akademilere ulaşım ise ayrı bir çile.
Akademi’nin dünyada tek örneği yok. Dünyada öğretmen adaylarının seçimi, yetiştirilmesi ve istihdamı süreçleri birbirini tamamlayan, ölçme ve değerlendirme açısından tutarlı bir sistem bütünlüğü içinde yürütülürken ülkemizde bu süreç tutarsızlıklarla, çelişkilerle dolu ve belirsiz hale getirildi.
Akademi ile eğitim fakültelerine, öğretmenlik mesleğine fiilen kilit vurulmuş oldu.
Yalnızca Türkiye’de öğretmenler, eğitim fakültelerinden mezun olup öğretmenlik diplomalarına sahip olmalarına rağmen, ikinci kez öğretmen yetiştirme sürecine katılmak zorunda bırakılıyor.
Akademi ile eğitim fakültesi mezunu olmak hatta pedagojik formasyon almak da öğretmen olabilmek için kriter olmaktan çıkarıldı. Lisans mezunu olan Akademi sonrası öğretmen olarak atanabilecek. Ancak tanımlanan konum mevzuatta yer almıyor. Lisans mezunu olanlar için ortaya çıkan hukuki belirsizlik her açıdan ciddi sorunlar yaratacak.
Akademi ile öğretmenler sosyal güvenlik ve kamusal emeklilik hakkı kapsamı dışında bırakılıyor. Yalnızca sağlık hizmetlerinden yararlanabiliyor. Akademide geçen süre emeklilik primi ve kıdem süresi gibi sosyal güvenlik haklarına dahil edilmiyor. Sosyal güvenlik sistemine bütüncül biçimde katılım engelleniyor.
Akademi sürecinde ciddi kaygılara yol açan durum ise ölçme ve değerlendirme süreçlerinde açık uçlu sorular, ödev, proje gibi öznel değerlendirmeye açık süreçlerin uygulanacak olması. Akademide, ölçme değerlendirme süreçlerinde görevlendirilen kişiler Bakan veya mülakat onayından geçen kişiler. Akademi’de kimin başarılı olacağına da bu kişiler karar verecek.
Ataması yapılmayan öğretmenler ülkemizin, öğretmenlik mesleğinin en can alıcı sorunlarından biri haline geldi. Son Akademi’ye giriş sınavına başvuran öğretmen sayısı yaklaşık dört yüz bin. En az yüz bin ücretli öğretmen var iken, yeterli öğretmen ataması yapılmaması da politik tercih. Binlerce öğretmen marketlerde, inşaatlarda, farklı alanlarda çalışmak zorunda. Farklı işlerde çalışırken iş cinayetlerinde arkadaşlarımızı kaybettik. Geleceğe dair umudu kalmadığı için intiharlar sonucu arkadaşlarımızı kaybettik.
Öğretmenlerin kaybettiği her gün öğrencilerimiz de kaybediyor. Öğretmenlerin, öğrencilerin haklarını kaybettiği her gün ülkemiz, geleceğimiz kaybediyor.
Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...