Halk piyon gibi kullanıldığına öfkeli

Uğur ERGAN

Büyük ihtimaldir ki, CHP’nin başına atanan Kemal Kılıçdaroğlu, iktidar ve mutlak butlancılar Sözcü TV’de yapılan programın kendilerine artı puan getireceğini düşünüyordu.

Yandaş medyadaki iktidar kalemşorları, Kılıçdaroğlu’nun muhalif bir kanala çıkmasının doğru bir strateji olduğunu söyleyerek, bu tutumuyla CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel’e meydan okuduğunu savunuyordu.

Cumhurbaşkanlığı uçağında önlerine konulan metinleri yazmayı, “Aman efendim, sepet efendim, bugün de harikasınız efendim, ne kadar doğru söylüyorsunuz efendim, siz olmasanız dünya ne hale gelirdi efendim” gibi yıkama yağlama söylemlerini öylesine içlerine sindirmişler ki…

Gazeteciliği unuttukları için, muhtemelen Kılıçdaroğlu’na da etliye, sütlüye dokunmayan sorular geleceğini sandılar.

Ama daha programın başında uzun süredir unutturulmaya çalışılan gazetecilikle karşılaşılınca, sadece Kılıçdaroğlu değil, iktidar ve denetim altında tuttuğu iktidar medyası da şok oldu.

Hadi medyadaki yandaşları anladık da, AKP’li Mahir Ünal’ın Kılıçdaroğlu’na sorulan soruları dert etmesini anlamak mümkün değil.

Sayın Ünal, butlan CHP’sine geçip sözcülüğe mi getirildi de, kimsenin haberi yok.

Yoksa Kemal beyi, AKP’nin eş genel başkanı gibi mi görüyor da, bu kadar dertlendi.

Keşke aynı hassasiyeti, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na, CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel’e, diğer muhalif liderlere kendi mahallesinden ve iktidar ortağından neredeyse her gün yükselen hakaretler karşısında da gösterse.

Kılıçdaroğlu’na sorulması gereken sorular yöneltildi.

Hatta bazı noktalarda fazla ısrarcı olunulmadığını düşünenler bile var.

Kurultayı kaybettikten sonra kullandığı ofis, makam araçları ve personelin parasının nereden sağlandığı muamma.

Kılıçdaroğlu’nun çelişkilerle dolu açıklamaları, tutarsızlıkları, iddianameleri okumadığı itirafları üzerine onlarca makale yazıldığı için benzer şeyleri tekrarlamayacağım.

Ancak en vahim söylemlerden birisinin, yalan ifadelerle yapılan “itirafçılığa açık destek vermesi” olduğunu söylemek şart.

Hakkında suçlama yapılan kişinin “Yalan söylüyor yok böyle bir şey” sözlerini doğru kabul etmeyen Kılıçdaroğlu “Adam para verdiğini söylüyor ya” diyerek, kanıtlanmamış suçlamayı ise kabul ediyor.

Hukuki olarak ortada kesinleşmiş bir durum yok, ama Saray’ın denetim altına almak istediği CHP’yi peşinen mahkum etmekten çekinmiyor.

Hem de etkin pişmanlıktan yararlanabilmek için verdikleri ilk ifadelerin doğru olmadığını söyleyip ifadelerini geri çeken 10’dan fazla kilit isim olmasına rağmen.

Sanırsınız ki kendisi iddianameyi hazırlayan savcı.

İnanılacak gibi değil.

Kılıçdaroğlu gerçek yüzünü ise AİHM kararlarına rağmen iktidarın 10 yıldan beri rehin tuttuğu Selahattin Demirtaş konusunda gösterdi.

Demirtaş ve diğer HDP’lilerin tutuklanmasının önünü açan dokunulmazlıkların kaldırılması hakkında “Pişman değilim” dedi.

İktidar aynı şeyi Özel ve yoldaşları için yaparsa, buna destek verebileceğini ima etmekten de geri kalmadı.

Demirtaş’la ilgili söyledikleri sadece Kürt kökenli vatandaşlardan değil tüm toplumdan- bir siyasetçiye söylenebilecek en ağır düzeyde ifadelerle- tepki gelince, “Yok öyle demek istemedim, ben iktidarın stratejisini bozan bir hamle yatım” demesine de kimse inanmadı.

Tepkileri durdurmak Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret edeceği söyleniyor.

Hangi yüzle?!

Kılıçdaroğlu, iktidarın tahtını sallandıran CHP’yi ortadan kaldırmak için her yolu mubah sayan Saray’ın değirmenine su taşıdığını ısrarla görmezden geliyor.

Oysa zamanında kendisine oy vermiş milyonlar bunun farkında.

Ve halk kendisinin piyon gibi kullanılmış olmasını kabullenmiyor.

Tabandan gelen öfkeyi anlayamayan Kılıçdaroğlu, halkı trol görüyor.

Zavallı ve acınası bir durum.

Kemal Kılıçdaroğlu CHP