Mesleki ve Teknik Ortaöğretimin Çöküşü ve MESEM Vakası

MESEM’ler kapatılmalı ve toplumun dezavantajlı kesimlerinden gelen çocuklara sosyal ve hukuk devletinin gerektirdiği eğitim hakkı, fırsat ve olanak eşitliği sağlanarak yeteneklerine göre bir eğitim verilmelidir.”

Adıyaman Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kenan ÖZCAN ile farklı yönleriyle mesleki ve teknik eğitimi konuştuk.

Mesleki ve Teknik Ortaöğretimin Çöküşü ve MESEM Vakası - Resim : 1

Hocam genel olarak mesleki ve teknik eğitim ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan hemen sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde geliştirilen mesleki ve teknik okullar, ülkemizin ihtiyaç duyduğu nitelikli teknik iş gücünü yetiştirerek ekonomik ve toplumsal kalkınmaya katkı sağlamıştır. Özel yasalarla ve ek finansman sağlanarak orta ve yükseköğretim kademesinde kurulan bu okul türleri zaman içinde ülke sathına yayınlaştırılmıştır. Mesleki ve teknik okul mezunları eğitim, üretim ve hizmet sektörlerinde verimlilik ve kalitenin artırılmasına önemli katkı sağlamış ve aynı zamanda ülkemizde milli sanayinin gelişmesine öncülük ederek ilkleri başarmışlardır. Buna karşın özellikle 2000’li yılların başından mesleki ve teknik liselerin toplumsal tabanının, imam hatip okul türüne kaydırılması amacıyla, bu okulun toplumsal imajı “katsayı” meselesi üzerinden agnotolojik yöntemlerle zarar verilmiştir. 2009 yılında meslek okulu türlerine öğretmen yetiştiren 28 fakültenin tamamı kapatılmış, 2016 yılında dünyada benzeri olmayan ve çocuk işçiliğini mesleki eğitim kılıfı ile kurumsallaştıran MESEM icat edilerek, mesleki ve teknik liseler işlevsiz hale getirmiştir. Son 24 yılda ortaöğretimden yükseköğretime mesleki ve teknik eğitimin bütün kademeleri sistematik olarak yok edilmiştir.

Anadolu’da Mesleki ve Teknik Eğitim nasıl ve hangi modellere göre gelişmiştir?

Anadolu’da Mesleki ve Teknik Eğitimin gelişimi iki modele dayanır. Birincisi, Selçuklular döneminde usta çırak ilişkisine dayanan Ahilik sistemidir. Bu gelenek varlığını yüzyıllar boyunca sürdürmüştür. Bu topraklarda bin yıl önce başlayan çıraklık eğitimi çağın koşullarına göre evrilerek gelişmiştir. Cumhuriyetin kurulmasıyla geleneksel çıraklık modeli süreç içinde geliştirilerek; çıraklara haftanın belli günlerinde kuramsal eğitim verilmesi, ders kitapları hazırlanmış, ücret ödenmesi, çalışma saatlerinin düzenlenmesi, işletmelerin denetlenmesi, becerilerin belgelendirilmesi ve buna bağlı işletme açma ve lise diploması alma hakları tanınmıştır (ÇEM, 1977, 2089 sayılı kanun ve RG: 15987). Ancak temel eğitim çağında ve örgün eğitimin dışında kalan ve işletmelerde çocuk yaşta çırak olarak çalışan dezavantajlı kişilerin sayısının sekiz yıllık kesintisiz eğitim yasası ile örgün eğitime entegre edilmesi amacıyla çaba harcanmıştır.

İkinci model, Cumhuriyetin kurulmasından sonra yapılan reformlar sonucu ortaöğretim kademesinde, okul merkezli Mesleki ve Teknik Liselerin (MTL) açılmasıdır. Özellikle Mehmet Şükrü Uzel’in 1937’de Genel Müdürlüğü ve 1941’de Müsteşarlığı döneminden 1950 yılına kadar özel yasaların çıkarılması, ek finansman sağlanması ve etkin planlama ile MTL’ler 1960’a kadar Türk sanayisinin gelişmesine öncülük etmiş ve ilkleri başarmıştır. 1961-1980 arası planlı kalkınma dönemlerinde, okullaşma hedeflerine toplumsal kaos, ekonomik ve siyasal krizler ve imam hatip dayatmaları nedeniyle pek ulaşılamamıştır. 1980’li yıllarda başlayan küreselleşme ile birlikte, okul merkezli eğitimden, okul sanayi işbirliği (2+3 dual sistem) modeline geçilmiş, stajyer öğrencilere sağlık sigortası yapılması, okul sanayi işbirliği ve sosyal diyalog güçlendirilmiş, işletmelerde çalışan ustalara iş pedagojisi eğitimleri verilerek stajyer öğrencilerin becerileri artırılmıştır.

Yükseköğretime geçişte katsayı uygulamasının mesleki ve teknik eğitime etkileri nelerdir?

1997’de ekonomik ve beşerî kaynakların etkin kullanılması, üniversitelerin önündeki yığılmaların azaltılması, sanayi ve hizmet sektörünün gereksinim duyduğu teknik işgücünün yetiştirilmesi ve öğrencilerin alanlarında bir yükseköğretim programına yerleşmelerinin teşvik edilmesi amacıyla “katsayı” uygulaması getirilmiştir. Ancak uygulama imam hatiplerin önü kapatılıyor bahanesiyle siyasallaştırılarak, medyada politik tartışmaların konusu yapılmış, mesleki ve teknik eğitimin toplumsal imajı zedelemiş ve öğrenci akışını olumsuz etkilemiştir. Aslında doğru olan bir uygulama, politik tartışmalara kurban edilmiş ve kamuoyunu yanılmak amacıyla bazı kesimler tarafından agnotolojik (bir kesimin çıkarı için bilimsel gerçekleri karartma, kafa karışıklığı yaratma veya yanlış bilgi yayma stratejileri ile toplumun gerçek bilgiye ulaşmasını önleme) yöntemler geliştirilmiştir. Temel eğitimin, 2012’de, 4+4+4 şeklinde yapılandırılması, ülkedeki siyasi iklimin etkisi, mesleki ve teknik ortaöğretimin öğrenci tabanının teşviklerle imam hatip okullarına kaymasına neden olmuştur. Son 24 yılda, öğrenci kaynağının sosyal tabanı bakımından imam hatiplere rakip olarak görüldüğünden, meslek eğitim sistemi bir bütün olarak ya işlevsizleştirilmiş (meslek liseleri ve meslek yüksek okulları ) yada mesleki ve teknik eğitim faküllerinde olduğu gibi kapatılmıştır.

Mesleki ve teknik okullara öğretmen yetiştiren fakültelerin kapatılması mesleki eğitim sistemini nasıl etkilemiştir?

Türkiye’de 1930 yıllardan sonra kurulmaya başlayan ve kapatıldığında 70 yıllık gelenek ve birikime sahip mesleki ve teknik eğitim fakültelerinin tamamı Bakanlar kurulu kararı ile kapatılarak, reel sektöre insan kaynağı yetiştiren Teknoloji Fakültelerine dönüştürülmüştür. 2009 yılında bu Fakültelerin kapatılmasıyla, mesleki ve teknik okulların (MTL, MYO ve hatta MESEM) öğretmensiz kalması, bu okul türlerinde nitelikli işgücünün yetişmesini olumsuz etkilemektedir. Özellikle 2 Aralık 2016’da Milli Eğitim Temel Kanunu’nda yapılan değişiklikle Mesleki Eğitim Merkezlerinin (MESEM) kurulması, 100 yıldan beri mesleki ve teknik liselere yapılan yatırımlar ile ekonomik, teknik ve kültürel birikimin yok olmasının önünü açmıştır. Meslek ve teknik liselerin eğitim altyapısına son 10 yıldan beri neredeyse hiç yatırım yapılmadığından fonksiyonlarını kaybetmiş ve neredeyse ölüme terk edilmiştir. Bu okul türüne devam eden öğrencilerin büyük bir bölümünün MESEM geçmesi teşvik edilmektedir.

MESEM nedir, ne zaman kuruldu, amacı nedir, hedef kitlesi kimlerden oluşmaktadır?

MESEM, atelye, laboratuvar ve meslek öğretmenlerinin bulunmaması nedeniyle mesleğin gerektirdiği kuramsal ve uygulamalı eğitimin bir arada verilmediği, okul sanayi işbirliğini ve sosyal diyaloğun zayıf olması nedeniyle iş dünyası ve devlet arasındaki bağları güçlendirerek iş gücü piyasasının ihtiyaçlarına uygun, dinamik ve sürdürülebilir bir eğitim yapısının oluşturulamadığı, öğrencilerin işletmelerde getir, götür ve lojistik işler ile meslekleri dışındaki ağır işlerde çalıştırıldığı, buna karşın mesleğin yeterince öğretilmediği, işsizlik fonundan sağlanan kamu kaynaklarının sermaye kesimine aktarıldığı, çocuk işçiliğini ve sömürüsünü meşrulaştıran, kazaların ve iş cinayetlerinin önlenemediği, çocuğun fiziksel, sosyal, kültürel, duygusal ve estetik gelişimini sınırlayan ve eğitim hakkını engelleyen bir sömürü mekanizmadır.

Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM), 2 Aralık 2016 yılında Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 26. Maddesinde yapılan değişiklikle, geleneksel Çıraklık Eğitim Merkezleri (ÇEM) kapatılarak yerine kurulan, en az ortaokul mezunu veya herhangi bir lise türüne devam eden öğrencilerin geçebildiği “Joker bir mesleki ortaöğretim” kurumudur.

MESEM’lerde, ortaokul seviyesinde verilen eğitimle 21. yüzyılda bir mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve tutumu öğreneceği kabul edilerek haftada bir gün okulda kuramsal, dört gün işletmelerde uygulamalı eğitim alan kişilere meslek kazandırıldığı iddia edilmektedir. Bu bir yanılsamadır. Öğrencilere 11.sınıfta kafalık, 12. sınıfta ustalık belgesi verilmekte ve fark dersleri veren öğrencilere meslek lisesi diploması ile Europass Sertifika Eki sağlanmaktadır. Ancak öğrencilerin haftada toplam sekiz saat teorik ders (fiilen pek yapılamıyor) görerek, meslek dersleri öğretmenlerinin olmadığı için beceri eğitiminin denetlenemediği, uygulamalı eğitimin yalnız ve sadece ustaların insafına bırakıldığı bir çıraklık modelinde öğrencilerin meslek öğrendiğini iddia etmek pek mümkün görünmemektedir. Bu durumun aşağıdaki tablodaki ders isimlerinden ve haftalık saatinden de görülebilir.

Tablo: MESEM’de alınan derslerin adı ve haftalık saati

HAFTALIK DERSLER

DERS SAATLERİ

9.Sınıf

10.Sınıf

11.Sınıf

12.Sınıf

Din Kül. ve Ahlak Bilgisi

2

2

2

2

Matematik

2

2

2 (Uzaktan)

2 (Uzaktan)

Meslek Dersleri

2

4

7

7

Türk Dili. ve Ed.

-

2

2 (Uzaktan)

2 (Uzaktan)

T.C.İ.T.ve Atatürkçülük

-

2 (Uzaktan)

-

-

Ahilik

-

-

-

1

Beden Eğitimi

2

-

-

-

İş Sağlığı ve Güvenliği Dersi ?

-

-

-

-

MESEM’lere devam eden öğrenciler toplumun dezavantajlı kesimlerinden gelmektedir. 2016’da, bir şekilde eğitim sisteminin dışında kalan dezavantajlı 36.619 ÇEM öğrencisi bulunmasına karşın, 11 Eylül 2026 günü itibariyle 482.842 öğrenci lise eğitimi yerine, MESEM devam etmektedir. Bu veri temel eğitimde son 10 yılda dezavantajlı öğrenci sayısının 13.2 kat arttığını göstermektedir.

Liselere Geçiş Sınav rekabetinde geride kalanlar, akademik eğitimden vazgeçenler, yükseköğrenim görmekten umudunu kesen dezavantajlı toplum kesimlerinin çocukları ekonomik kazanç, kolay belge ve diploma alma ve bir meslek öğrenme umuduyla MESEM’lere akın etmektedir. Ortaokul kademesinde rehberlik ve özellikle mesleki rehberlik hizmetlerinin yetersiz olması öğrencilerin yanlış tercihler yapmasına neden olmaktadır. MESEM’lere öğrenci akışını hızlandıran diğer etmen ise nitelikli okul (yaklaşık 2500 okul ve 198.000 öğrenci kontenjanı) ve diğer okul ayrımıdır. Niteliksiz! okullardaki öğrenci ve görev yapan öğretmenlerde ciddi bir motivasyon sorunu yaşandığı bilinmektedir. Bu ve benzeri sorunları yaşayan öğrencilerin MESEM’i geçmelerini başta Bakanlık olmak üzere, il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri, okul müdürlükleri ve kırsal bölgelerdeki ortaokullarda görev yapan bazı öğretmenlerin teşvik ettikleri bilinmektedir.

MESEM konusunda yapılan araştırma bulguları nelerdir?

Konuya ilişkin araştırma bulguları beş boyutta ele alınmıştır:

1-Öğrenci Kaynağı

  • Yoksul, yoksun toplum kesimlerinden gelen ve eğitim yarışında başarısız olduğu iddia edilen dezavantajlı öğrenciler bu okulun öğrenci kaynağını oluşturmaktadır. Öğrencilerin %57’si zorunluluktan dolayı bu okula geldiğini belirtmiştir.
  • Öğretmen ve okul yöneticilerinin %65’i, öğrencilerin asgari ücretin %30 veya %50’si oranında bir maaş ve ayrıca işletmelerden haftalık ücret aldıkları için bu okulu tercih ettiklerini belirtmişlerdir.
  • Kalfalık, ustalık belgeleri ile fark derslerini verenlere MTL diplomasının kolaylıkla verilmesi, bu okula ilgiyi artırmaktadır.

2-Okulların Öğrenme Altyapısı ve Fizikse Donanımı

  • Sınıflarda 50–65 öğrenci ile ders işlenmektedir.
  • Okulda kantin, sosyo-kültürel, sanat ve sportif altyapı yoktur.
  • Meslek alanlarına ilişkin atölye ve laboratuvar bulunmamaktadır.
  • Bilgisayar dersleri dahil, bütün dersler teorik ve etkileşimli tahtadan işlenmektedir.
  • Meslek derslerine ilişkin MEB’in hazırladığı kaynak kitap ve ders materyalleri oldukça yetersizdir.

3-Sosyalleşme Sorunu

  • Öğrencilerin haftada 1+5 ve hatta 7 gün çalışması nedeniyle dinlenme, yeterli uyku, arkadaş ve ailesiyle zaman geçirmeye vakit bulamamaktadırlar.
  • Spor, sanat ve sosyo-kültürel etkinliklere katılamamaktadırlar.
  • Her bakımdan, diğer okul türlerinde kalan akranlarından geri kalmaktadır.

4- Öğrencilerin Uygulama Eğitimi

  • Anadolu ketlerindeki işletmeler, öğrencileri rakip gördükleri için mesleğin kritik becerilerini öğretmek istememektedir. Öğrenciler ustaya bakarak kendi kedimize, yapay zeka programları ve youtube videolarından öğrenmeye çalışmaktadırlar.
  • Öğrencilere mesleğin angarya işleri yaptırılmakta, ölçü, ayar veya kritik beceri ve akademik bilgi gerektiren aşamalarında başka bir iş veya mekâna gönderilebilmektedir.
  • MESEM öğrencileri, “binanın elektrik tesisatını çektik, ancak işlem sırası buat veya sigorta paneli bağlamaya geldiğinde bizi başka bir işe gönderiyorlar” dedi.
  • İşletmede iş pedagojisini bilen ve uygulayan usta öğretici sayısı oldukça sınırlıdır.
  • Öğrencilerde, mesleği öğrenme yerine emek sömürüsü algısı giderek artmaktadır.
  • Okulda verilen kuramsal bilgi ile işletmedeki uygulama arasında bir bağ kurmakta zorlandıklarını belirtmişlerdir.

5- Okul Sanayi İş birliği ve İşletmelerin Denetimi

  • Meslek alanı öğretmeni olmadığından, kültür dersleri öğretmenleri ayda 1-2 defa işletmeye sadece yoklama için gitmektedir.
  • Öğrenciler, usta öğreticilerinin iletişim, davranış ve mesleki yeterliliklerinin zayıf olduğunu belirtmiştir.
  • İş sağlığı ve güvenliği dersi verilmemektedir.

Sonuç olarak neler söylemek istersiniz?

MESEM, zorunlu eğitim çağındaki yaklaşık 500.000 yoksul ve dezavantajlı çocuğun bir şekilde eğitim sistem dışına itilmesinden dolayı, sağlanan ücretle yaşamlarını sürdürmek ve bir meslek öğrenmek hayaliyle sığındıkları bir okul türüdür. Bu okul türünü icat eden karar vericiler ve politika yapıcılar, ortaokul bilgileri üzerine, oldukça yetersiz akademik ve mesleki eğitim vererek, onların bir işletmeden çalışarak bu çağda bir mesleğin gerektirdiği bilgi ve becerileri öğrenmelerine inanmaları hayli iyimserliktir. Aslında MESEM öğrencilerin geleceğini güvence altına alacak bir mesleki eğitim modelinden ziyade, sermayenin ucuz işgücü mekanizması ve bir emek tedarik düzeni olarak planlanmıştır. Bu işgücünün işletmelere maliyeti oldukça düşük olduğundan, işletmeler mezun olanları istihdam etmek yerine sürekli yeni MESEM öğrencisi çalıştırmayı tercih etmektedirler. Bu iddia ancak MESEM mezunlarından kaç kişinin mezun olduktan sonra, öğrenim gördüğü meslekte çalıştığı sigorta kaydıyla yanlışlanabilir. Bu nedenle MESEM’ler kapatılmalı ve toplumun dezavantajlı kesimlerinden gelen çocuklara sosyal ve hukuk devletinin gerektirdiği eğitim hakkı, fırsat ve olanak eşitliği sağlanarak yeteneklerine göre bir eğitim verilmelidir.

Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...

MEB Eğitim