Ba Beyli Bala Bula Bamburleyli Bap Bup

Okulun tarihçesi Sümerler’e uzanır.
Yani yaklaşık 5 bin yıl öncesine.
Okul demek öğretmen demek.

O 5 bin yıllık serüvende biz.. Biz derken Osmanlı, ne yaptı? Tanzimat’a kadar sübyan mekteplerinde işte böyle “a ayli ala ula ambar leyli ap up” tekerlemeleriyle harfler öğretildi.

İstanbul’un kodamanları çocuklarını yabancı okullarda okutur, Fransızca öğrenmelerinin yolunu açarken ahali o tekerleme ve dini eğitim adı altında ezberlerle yetinirdi.

Hani bugün “dilimizi elimizden aldılar, atalarımızın mezar taşlarını bile okuyamıyoruz” diyorlar ya”! 1800’lerin ikinci yarısına kadar Osmanlı’da da okuyamıyorlardı.
Zira okuma yazma öğretilmiyordu!

Batı sanayi devrimiyle koşar adım ilerlerken Osmanlı’da ancak 16 Mart 1848'de rüştiyelere öğretmen yetiştirmek amacıyla Darülmuallimin açıldı. Daha sonra kız okullarına öğretmen yetiştirmek için Darülmuallimat kuruldu.

Osmanlı’yı cehalet çukuruna gömen kafa anlaşılan yeniden karşımızda.

Ankara’da açlık sınırının altındaki ücretlere ve adına mülakat denilen “iktidara göre eleman devşirme” adaletsizliğine isyan için eylem yapan öğretmenlere, Sözcü’nün haberine göre, “boşuna uğraşıyorsunuz” demeye getirmişler.

Neden mi?

“2030 yılında artık yapay zeka destekli eğitime geçileceği için öğretmene ihtiyaç kalmayacakmış!”


*. *. *


Bizim vergilerimizden 55 milyon dolar ödeyip elin roketiyle Uzay İstasyonu’na adam göndermeyi “uzaya gittik” diye anlatıp anlayan memlekette şaşırtıcı mı?

Ya böyle bir memlekette öğretmenleri dövüp ters kelepçeyle gözaltına almak?

Başkalarının bilimde ulaştığı seviyenin ürünleriyle hava atıyor. Ama bilim sevmiyoruz.

Okuyana “inek” lakabını yakıştırıyoruz.

O kadar ki dinden söz edilince kendinden geçenlerin ülkesinde soruyorlar “Mekke nerede” diye.. Söyleyemiyoruz!


Ama Kuranı ezbere okuyup “hafız” ünvanını alanın cennete gideceğine.. Dahası yakınlarından bazılarını da götürebileceğine inanıyoruz!

Kimilerine göre o “bazılarının sayısı” 70’e kadar çıkıyor.

Türkiye’nin en popüler cemaatlerinden İsmailağa’nın fetvasına göreyse bu sayı 10.
Benim ilk kez duyduğum kapı ustası 16 demişti oysa. Kızını hafız yapmıştı, o yüzden içi rahattı.

İnsanın öteki dünya konusunda içinin rahat olması önemli tabii.

Öyle ya!

Gencecik öğretmenlerin hepimizin gözü önünde uğradığı o vahim zorbalığa sırtımızı dönerek cehennemlik olacaksak, bizi cehennemden ancak bir hafız kurtarır.

Bu yüzden de Türkiye’nin her köşesinde her hafta bir hafızlık mezuniyet töreni izliyoruz.
Aileler cennet vaadiyle mutlu.

İktidar, evde babasına ve eşine.. Sokakta kayıtsız şartsız kendisine itaat edecek bireyler yetiştiği için huzurlu!

Köy Enstitüleri, yüzlerce yıl horlanan Anadolu köylüsünü eğitebilmek… Yanı sıra kız çocuklarının da bundan yararlanmasını sağlamak için kurulmuştu.

Daha ilk günden toprak ağalarının ve sırtını onlara yaslayan sağ iktidarların hedefi oldu.

O mucizenin fikir babası, milli eğitim müdürü İsmail Hakkı Tonguç, sonrasını, bugünümüzü de izah eden sözleriyle şöyle yorumladı:


“Köylü eğitilmeden , işçiye iş verilmeden , herkesin toprağı olmadan Demokrasi gelmez. İki tür demokrasi vardır ; gerçek bir demokraside halk sıkı bir eğitimden geçirilir. Biz Amerikan demokrasisini seçtik ; bir sandığa oy attık , adı demokrasi oldu.”


Erdoğan rejimi bu ülkeye pek çok açıdan ihanet etti.

Cumhuriyet’in ürünü muazzam şirketleri, fabrikaları, hatta limanları sattı.

Dış politikada Amerikancılığı, Menderes ya da Özal’ın hayal bile edemeyeceği bir seviyeye çıkarttı.

Tarikatlara bütün kapıları açtı.
Enflasyon, faiz ve dövizde korkunç rekorlara imza attı.


Ancak hiçbiri, eğitimde verdiği zararla ölçülemez.
Dünya lideri ne kadar övülse ve övünse azdır!

Anlayacağınız gittikleri zaman yapacak çok şey olacak.
Çok uğraşacağız.
Ama olsun!!!!

Za zeyli zala zula zamburlayli zap zup!!!

Öğretmen