Selahattin Günday'ın tutuklanması neden hukuki değil? Ünlü hukukçu çelişkileri madde madde anlattı

Gazeteci Selahattin Günday'ın Kozinoğlu soruşturmasında tutuklanmasına itirazlar büyüyor. Olay anında yürürlükte olmayan bir yasa maddesi üzerinden, çekmediği bir görüntü nedeniyle ve zamanaşımı sonrasında tutuklanan Günday kararındaki çelişkiler

Halk TV sizin sesiniz! Tıklayın güvenilir kaynağınıza ekleyin
Selahattin Günday'ın tutuklanması neden hukuki değil? Ünlü hukukçu çelişkileri madde madde anlattı

Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun cezaevinde ölümüne ilişkin yeniden açılan soruşturmada tutuklananlardan biri de, Kozinoğlu'nun ölümünde avukatı ile görüşüp 'şüpheli ölüm' iddiasını ilk gündeme taşıyan isim olan gazeteci Selahattin Günday oldu.

Silivri Başsavcılığı gerekçesiz sevk yazısı yazarken Silivri Sulh Ceza Hakimliği de zamanaşımı süresi dolmasına ve olay tarihinde olmayan MİT Kanunu’nun 27. Maddesi kapsamında tutuklama kararı verdi.

"HUKUK GARABETİ"

Süreci “hukuk garabeti” olarak nitelendiren hukukçular, somut fiil gösterilmeden tutuklanan Günday’ın hangi görüntüyü çektiği, hangi gizli bilgiyi elde ettiği ve nerede yayımladığına ilişkin bir belge sunulmadığının altını çizdi.

Çünkü görüntüyü çekmeyen gazeteci, o görüntü üzerinden suçlandı. Üstelik Günday'ın avukatları savcılığın gösterdiği görüntüde İHA logosu olduğunu anlattı. Selahattin Günday o dönem DHA'da çalışıyordu. Dahası ilk görüntüyü çeken de DHA değil, dosyaya sunulan 2012 tarihli Anadolu Ajansı haberinde, Kozinoğlu’nu ilk görüntüleyen kişinin Cihan Haber Ajansı muhabiri olduğu bizzat kendi anlatımıyla yer alıyor.

13 MADDEDE ÇELİŞKİLERİ ANLATTI

Hukukçu Mesut Öcal da, Selahattin Günday'ın tutuklanmasında ortaya çıkan soru işaretlerine dikkat çekti. Yaşanan çelişkileri madde madde anlattı. Selahattin Günday’ın tutuklanmasının hukuki olmadığını söyleyen Öcal çelişkileri şöyle sıraladı:

1: Konu, Kaşif Kozinoğlu’nun 10 Mart 2011’de Beşiktaş Adliyesi önünde görüntülenmesine dayanıyor. İlk soru şu: 2011’de bu fiil gerçekten suç muydu?

2: Bugün MİT Kanunu'nun 27. maddesi “MİT mensuplarının kimliklerini herhangi bir yolla ifşa etmeyi” açıkça suç sayıyor. Ama bu düzenleme 2011’de yoktu. Bu hüküm 2014’te, 6532 sayılı Kanun’la getirildi.

3: Ceza hukukunun en temel prensiplerinden biri; işlendiği tarihte suç olmayan bir fiilin sonradan çıkarılan kanunla suç haline getirilememesidir. Anayasa'nın 38.ve TCK'nın 7. maddeleri bunun güvencesidir.
2014’te getirilen bir suç tipi, 2011’deki fiile geriye yürütülemez.

4: Üstelik 2011’de yürürlükteki eski MİT Kanunu 27. madde ile bugünkü madde aynı değil. Eski hüküm esas olarak MİT’in görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi, belge ve malumatın elde edilmesi ile ifşasını cezalandırıyordu. “MİT mensubunun kimliğini ifşa” şeklinde açık bir suç tipi yoktu.

5: Bu nedenle “MİT mensubunun kimliğinin açıklanması da zaten eski kanundaki malumat kavramına girer” denilirse ikinci sorun ortaya çıkıyor:
Ceza hukukunda sanık aleyhine kıyas ve genişletici yorum yapılamaz. Kanunda açıkça yazmayan bir fiil yorum yoluyla suç haline getirilemez.

6: Dahası, kanun koyucunun 2014’te ayrıca “MİT mensupları ve ailelerinin kimliklerini herhangi bir yolla ifşa edenler” şeklinde yeni ve açık bir hüküm getirmesi, eski metin ile yeni metnin aynı olmadığını gösteriyor.

7: İkinci büyük problem: ZAMANAŞIMI. Varsayalım ki 2011’deki eski MİT Kanunu hükmünün bu olaya uygulanabiliyor. İsnat edilen suç bakımından dava zamanaşımı 15 yıl ise süre, kural olarak suçun işlendiği gün başlar. TCK m.66’ya göre üst sınırı 5 yıldan fazla, 20 yıldan az hapis gerektiren suçlarda dava zamanaşımı 15 yıldır.

8: Fiil tarihi: 10 Mart 2011. Bu ihtimalde dahi 15 yıllık süre 10 Mart 2026’da dolar. Selahattin Günday ise Eylül 2026’da gözaltına alınıp tutuklandı. Yani zamanaşımı süresinin dolmasından yaklaşık 6 ay sonra. Dosyanın yeniden açılmasına ilişkin karar ise 26 Ağustos 2026 tarihli. Yani 15 yıllık sürenin dolmasından aylar sonra.

9: Kararla ilgili bir başka problem de “Kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak” suçlaması. 2011’de TCK m.136 bakımından uygulanacak cezanın üst sınırı 4 yıldı. Bu durumda dava zamanaşımı 8 yıldır.
2011 + 8 yıl = 2019. Görülüyor ki bu suç yönünden zamanaşımı sorunu daha da açık.

10: Suçun maddi unsuru bakımından da büyük bir problem var. Günday’ın savunmasına ve açık kaynaklara göre görüntüyü kendisi çekmedi. Olay yerinde onlarca gazeteci ve kameraman vardı. Ayrıca Kozinoğlu’nun ismi ve fotoğrafı olaydan önce de basında yer almıştı. Dolayısıyla şu sorulara somut cevaplar verilmesi gerekiyor:
Günday hangi görüntüyü çekti?
Hangi bilgiyi ilk kez ifşa etti?
Hangi kişisel veriyi hukuka aykırı biçimde ele geçirdi veya yaydı?
Bunları gösteren somut delil nedir?

Bu noktada ayrıca belirtmek gerekir ki Günday bu ölümün şüpheli olduğu hususunda ilk haber yapan gazetecidir aynı zamanda.

12: Tutuklama için yalnızca bir suç isnadı yeterli değildir. Kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması ve ayrıca kaçma veya delilleri karartma gibi bir tutuklama nedeninin mevcut olması gerekir. Buradaki isnat edilen fiil ise 15,5 yıl önce gerçekleşmiş. Görüntüler yayınlanmış. Haber arşivlerde. Şüphelinin kimliği belli. Deliller büyük ölçüde belge ve yayınlardan oluşuyor. Bu durumda “hangi delili karartacak?” ve “neden şimdi kaçsın?” sorularına somut cevap verilmesi gerekir.
Hepimiz biliyoruz ki Selahattin Günday aktif, çalışkan, meslek hayatını Türkiye’de sürdürmüş ve sürdürmekte kararlı bir gazetecidir.

13: Ayrıca aynı olayda görüntüyü çektiği belirtilen kameraman İdris Tiftikçi adli kontrolle serbest bırakılırken Selahattin Günday tutuklandı. Bu farklılığın da somut ve kişiselleştirilmiş bir gerekçesi olması gerekir. Ancak ilgili kararlarda buna ilişkin bir veri de yok.

Kaynak: Halk TV Haber Merkezi
Hukuk Kaşif Kozinoğlu