İmralı heyeti iki buçuk saat boyunca her şeyi anlattı: Öcalan aynı yerde, görüşme tutanakları sahte
DEM Parti İmralı Heyeti, Ankara'da gazetecilerle bir araya gelerek sürece dair tüm iddiaları yanıtladı. Sancar, Öcalan’ın yeni bir yere geçmediğini ve Kandil ile görüşme tutanaklarının sahte olduğunu belirtirken, 'yasal adımlar' için çağrı yaptı.
DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, siyasetçi Gültan Kışanak ve İmralı Sekretaryası üyesi Çetin Arkaş, Ankara’da gazetecilerle yaklaşık iki buçuk saat süren kapalı bir toplantıda buluştu. Kamuoyunda çerçeve yasa olarak bilinen düzenlemenin yürürlüğe girmesinin ardından gerçekleşen toplantıda heyet; terör örgütü PKK lideri Öcalan’ın İmralı’daki koşullarından sızdırılan görüşme notlarına, hasta tutuklulardan AİHM kararlarının uygulanmasına kadar tüm başlıklara açıklık getirdi. Sancar, Öcalan’ın yeni bir yerleşkeye geçtiği iddialarını ve basına yansıyan İmralı-Kandil görüşme tutanaklarını kesin bir dille yalanlayarak, görüşmelerin daha geniş bir salonda yapıldığını ancak Öcalan’ın eski yerinde kalmaya devam ettiğini bildirdi.
Sürecin yalnızca İmralı ile sınırlı tutulamayacağını ve iki ay içinde yasanın uygulanabilir aşamaya gelmesi gerektiğini vurgulayan heyet, asıl önceliğin hasta tutuklular ile uygulanmayan yargı kararları olduğunu belirtti. Yasanın Selahattin Demirtaş’ı kesin olarak kapsadığını ancak tahliyeler için yeni bir yasa beklenmeden Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca AİHM ve AYM kararlarının derhal yerine getirilmesi gerektiğini ifade eden heyet, İdare ve Gözlem Kurullarının ertelemeleri nedeniyle cezaevinde kalp krizi geçiren 75 yaşındaki hasta tutuklu Mehmet Sait Yıldırım örneğini hatırlatarak demokratikleşme adımlarının hızlandırılmasını istedi.

TOPLANTI İKİ BUÇUK SAAT SÜRDÜ
DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, siyasetçi Gültan Kışanak ve İmralı Sekretaryası üyesi Çetin Arkaş, Ankara'da gazetecilerle kapalı toplantıda bir araya geldi. Gazete Solfasol'ün aktardığı bilgilere göre yaklaşık iki buçuk saat süren toplantıda açılış konuşmalarının ardından sorular üç tur halinde toplandı ve heyet son dönemdeki tüm tartışmalara yanıt verdi.
Kamuoyunda süreç yasası olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, 10 Ağustos'ta Meclis'te kabul edildi, 18 Ağustos'ta Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanunun öngördüğü Takip ve Değerlendirme Kurulu da Pazartesi günü ilk toplantısını yaparak dört alt komisyon oluşturulmasını kararlaştırdı. Bu gelişmeler yaşanırken, Temmuz ayının sonundan bu yana "İmralı görüşme notları" adı altında birçok not kamuoyuna yansımış, taraflar ise bu görüşmeleri yalanlamıştı.
Sancar, yasanın kabulünü "Tarihi bir dönemeç" olarak nitelendirdi:
"Bu yasanın kabul edilmiş olması, sürecin yeni bir evreye girdiğinin en açık ve kuvvetli işareti olarak yorumlanmalı. Şimdi sürecin hukuki ve kurumsal aşamasının içine girmiş bulunuyoruz."
Sürecin başlangıcını 1 Ekim 2024 olarak tarihlendiren Sancar, 22 ayı dolduran bir süreç yaşandığını söyledi.
Kışanak ise "Tarihsel süreç" nitelemesinin bu kez retorik olmadığını ifade ederek şunları söyledi:
"Siyasetçiler her sürece 'bu tarihsel bir süreç' diye başlar. Fakat gelinen aşamada gördüğümüz şu ki bu bir siyasi retorik değil, gerçek anlamda tarihsel bir dönüm noktasındayız."
Arkaş ise "Yıllarca cezaevindeki hücremde izlediğim, okuduğum basın mensuplarıyla yüz yüze buluşmak benim için ayrı bir heyecan duygusu yarattı." dedi.
"DEMİRTAŞ VE YÜKSEKDAĞ'IN TAHLİYE EDİLMESİ İÇİN YASANIN UYGULANMAYA BAŞLAMASINA GEREK
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin de dahil olduğu "Yasa Demirtaş'ı kapsıyor mu" tartışmasının anımsatılması üzerine Sancar, sürecin hukuki boyutuna ilişkin şu açıklamaları yaptı:
"Yasa Demirtaş'ı kapsıyor, kapsamıyor tartışması külliyen spekülasyondur. Bu yasa net bir şekilde Demirtaş'ı kapsıyor. Ama Demirtaş'ın tahliye edilmesi için, Yüksekdağ'ın tahliye edilmesi için yasanın uygulanmaya başlamasına gerek yoktur. Anayasa Mahkemesi kararları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları derhal uygulanmalı. Bunlar ayrımsız, kişiye ve olaya bakılmadan Demirtaş, Kavala, Can Atalay, adını bilmediğimiz herkes için yerine getirilmeli. AİHM kararlarına uymak Anayasa'nın 90'ıncı maddesinin açık gereğidir. Kendi anayasanıza uymuyorsanız asıl sorun budur."
"OSMAN KAVALA'YLA İLGİLİ VERİLEN KARAR ÇOK CİDDİ UYARILAR TAŞIYOR"
AİHM Büyük Dairesi'nin 25 Ağustos'ta Osman Kavala hakkında ikinci kez ihlal kararı vererek serbest bırakılmasına hükmetmesine değinen Sancar, "Osman Kavala'yla ilgili dün verilen karar, içerik ve tespitler açısından çok ciddi uyarılar ve eleştiriler taşıyor. Bu ilk değil, diğer kararlarda da benzer tespitler var. Avrupa Konseyi'ne üyeliğiniz devam ediyorsa üyeliğin gereklerini yerine getirmeniz gerekiyor" dedi.
Sancar, Pervin Buldan'la birlikte 15 Ağustos'ta Edirne Cezaevi'nde Demirtaş'ı ziyaret ettiklerini de anımsatarak şunları söyledi:
"Bunları orada da konuştuk. Oradan çıktığımızda yazılı açıklamamızda da belirttik."
Heyet o açıklamada, Demirtaş ve birlikte ziyaret edilen Adnan Selçuk Mızraklı için "Arkadaşlarımız, özgürlüklerinden artık bir saat bile mahrum kalmamalıdır" ifadesini kullanmıştı.
"YAŞAMINI YİTİRME RİSKİYLE KARŞI KARŞIYA İNSANLAR VAR"
Kışanak, önceliğin hasta tutuklular olması gerektiğini belirterek şunları söyledi:
"İnsani ve vicdani olarak yapılması gereken, hasta tutsakların bu yasayı beklemeden tahliyesiyle ilgili imkânları yaratmak. Kaybedilecek zaman belki de bazı yaşamlara mal olabilir. Cezaevlerinde yaşamını sürdüremeyecek, yarın öbür gün yaşamını yitirme riskiyle karşı karşıya insanlar var. Bunların envanteri 2013'ten bu yana insan hakları dernekleri ve sivil toplum örgütleri vasıtasıyla hazırlanmış durumda. Devletin elindedir, Adalet Bakanlığı'nın önündedir."
Arkaş ise bu başlıkta bir gün önce yaşanan bir olayı aktardı. 2015'te İmralı Sekretaryası'nın beş kişilik grubuyla birlikte adaya giden, ancak kalp hastası olduğu için geri gönderilen Mehmet Sait Yıldırım'ın 30 yıllık cezasının dokuz ay önce dolduğunu belirtti. Arkaş'ın anlatımına göre ceza, Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu kararıyla dokuz ay uzatıldı. Arkaş devamını şöyle anlattı:
"Dün yeniden İdare ve Gözlem Kurulu'nun karşısına çıkarıldı. Kurul, arkadaşa yeniden pişmanlığı dayatıyor. Arkadaş ‘Tam da içinde bulunduğumuz bu süreçte bu olacak iş mi? Ben cezamı 30 sene yattım, bitti. Dokuz ay fazla yattım, bitti. Kalp hastasıyım' diyor. 75 yaşında. Tatsız bir tartışma yaşanıyor, hücresine gidiyor ve hücresinde kalp krizi geçiriyor. İzmir'de hastaneye kaldırıldı, kalbine iki stent takıldı. Avukatları aracılığıyla edindiğimiz bilgiye göre yoğun bakımda. Bu tür şeyler sürecin ruhuna hizmet etmez. İnsanların sürece inancını tazeleyen, besleyen örnekler değil."
Kendisinin de üç buçuk yıl fazladan cezaevinde tutulduğunu söyleyen Arkaş, "Dünyanın başka yerlerindeki hapishanelerde 40, 45 yıl yatan mahkûmlar tekil örneklerdir. Türkiye'deki hapishanelerde 30 yılı tamamlamış ve geçmiş mahpus sayısı 2 bin civarındadır. Dünya tarihinde herhangi bir coğrafyada bu kadar kitlesel ve uzun süre hapis yatan insan yoktur" dedi.
İMRALI KOŞULLARI, GÖRÜŞME NOTLARI VE ŞEFFAFLIK TARTIŞMASI
İlk tur sorular, Öcalan'ın çalışma koşulları, statüsü ve görüşme notları üzerine oldu. Sancar, silah bırakma çağrısı iddialarına ilişkin, "Silah bırakma çağrısı olacak mı? Bu konuda henüz alınmış bir karar yok. Bizim son görüşmemizde böyle bir değerlendirme de yapılmadı. Ancak ilerleyen aşamalarda buna ihtiyaç olup olmayacağını yine görüşmeler sonucu belirlemek söz konusu olacak" dedi.
"BİR SONRAKİ ZİYARETİMİZDE BU GÜNDEME GELİRSE BİLGİLENDİRME YAPACAĞIZ"
Öcalan'dan doğrudan bir çağrı geleceği yönündeki iddialar için ise "Açık, doğrudan bu şekilde bir beyan bizim görüşmelerimizde yapılmadı. Ama sürecin ihtiyaçları bunu lüzumlu kılarsa o zaman değerlendirilecektir. Bir sonraki ziyaretimizde bu gündeme gelirse bilgilendirme yapacağız" yanıtını verdi.
"ÖCALAN'IN BU KURUMSAL YAPI İÇİNDE BİR GÖREV ALMASINI ELBETTE BEKLİYORUZ"
Takip ve Değerlendirme Kurulu'nun ilk toplantısında oluşturulan dört alt yapıdan biri olan Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Kurulu'nda Öcalan'ın yer alıp almayacağına dair Sancar şunları söyledi:
"Bu kurul esas olarak silahsızlanma sürecinin yürütülmesini sağlayacak bir işleve sahip olacak. Ancak iş tarzı ve bileşimi konusunda henüz kamuoyuyla paylaşılmış bir karar yok. Sayın Öcalan'ın bu kurumsal yapı içinde bir görev almasını elbette bekliyoruz. Ama bunu belirleyecek olan, üst kurul diye adlandırılan Takip ve Değerlendirme Kurulu'dur. Sayın Öcalan'la yapılacak görüşmeler, istişareler sonucu kendisinin bu kurulda nasıl bir rol üstleneceği belirlenecek. Bizim beklentimiz, kendisinin silahsızlanma ve siyasallaşma sürecinde etkili ve aktif, tanımlanmış bir rol oynaması. Sürecin doğası da başarıyla ilerlemesi de böyle bir konumlanmayı gerektiriyor."
"ADI KONULDUĞUNDA DAHA AÇIK VE DOĞRUDAN DEĞERLENDİRECEĞİZ"
Pervin Buldan'ın İstanbul'daki toplantıda Öcalan'ın alt kurullarda görev alacağını söylediğinin anımsatılması üzerine Sancar, açıklamalar arasında fark olmadığını belirtti:
"Pervin Buldan arkadaşımızın açıklaması da bu çerçevedeydi. Benim söylediklerim onun dediğine aykırı değil. Ama bu netleşmeden, açıkça karara bağlanıp ilan edilmeden bizim tek taraflı ‘evet, öyle olacak' dememiz yanlış anlamalara yol açıyor. Süreç ilerliyor. Beklenti bu, olması gereken bu. Adı konulduğunda daha açık ve doğrudan değerlendireceğiz."
"SÜRECİN BUNDAN SONRAKİ AŞAMASI ÖCALAN'IN KOŞULLARININ ROLÜNÜ OYNAYABİLECEĞİ ŞEKLE GETİRİLMESİNİ ZORUNLU KILIYOR"
Öcalan'ın İmralı'da yeni bir yerleşkeye geçtiği ve ziyaretçileri orada kabul ettiği yönündeki haberlere Sancar, "Biz görüşmelerimizi evet farklı, daha geniş bir salonda yapıyoruz ama Sayın Öcalan eski yerinde kalmaya devam ediyor. Şu anda yeni bir yere taşındığı, orada çalışmalarını sürdürdüğü yönündeki değerlendirmeler gerçeği yansıtmıyor" dedi.
Koşulların değişmesi gerektiğini de ekleyen Sancar, "Sürecin bundan sonraki aşaması, onun çalışma ve yaşam koşullarının rolünü oynayabileceği şekle getirilmesini zorunlu kılıyor. Sayın Öcalan'ın bu süreçte üstlendiği ağır ve tarihi görevi yürütebilecek imkânlara, şartlara kavuşması sürecin mantığının bir sonucudur. Öyle olmasını da bekliyoruz" diye konuştu.
İMRALI-KANDİL GÖRÜŞMELERİ
Yeni çalışma ortamı durumunda sekretarya ve çalışma arkadaşı düzenlemelerinin gündemde olması gerektiğini söyledi.
İmralı-Kandil görüşme notlarına ilişkin Sancar, "Böyle bir görüşme olmadı. Bunu ilk ağızdan hem Sayın Öcalan hem hareket adına yapılan açıklamalarda dile getirildi. Devlet yetkilileri de bunu bu şekilde açıkladılar. Bu sızıntıların, tırnak içinde sızıntı ya da sızdırma dediğimiz meselenin basit bir olay olmadığını artık herkes görmüş olmalı" dedi.
İletişim ile görüşmeyi ayıran Sancar, "Görüşme olmadı ama elbette bir iletişim oluyor. Halep kuşatması sırasında, ondan önceki başka aşamalarda doğrudan doğruya Sayın Öcalan'ın mesajları muhataplara iletildi. Kendisinin iletişim kanallarının işlemesi gerektiği zamanlar oldu ve bu sağlandı. Önümüzdeki dönemde başka tür görüşmelerin yapılmasını esasen beklemek gerekiyor. Bu şu an yok. Ama bunun bir ihtiyaç haline geleceği aşamalar da olacaktır" ifadelerini kullandı.
"KAMUOYUNDAN BİR ŞEY SAKLAMAK DEĞİL, BİR SÜRECİ SAĞLIKLI YÜRÜTME ÇABASI SÖZ KONUSUDUR"
Şeffaflık konusunda ise Sancar, "Bazen beş saat, bazen üç saat süren karşılıklı görüşmeler yapılıyor. Her şeyi olduğu gibi açıklamak, bu görüşmelerin ve bu mekanizmanın gerekliliğiyle, ruhuyla uyuşmuyor. Dünyadaki bu süreçlerde de mutlak şeffaflık, her şeyin herkesin gözü önünde konuşulduğu bir yöntem hiç olmadı. Olsaydı, başarılı yürüyen süreçler de belki daha yolun başında çökerdi. Burada kamuoyundan bir şey saklamak değil, bir süreci sağlıklı yürütme çabası söz konusudur" dedi.
Sancar, dezenformasyonlara karşı çözümün Öcalan'ın doğrudan temas kurması olduğunu belirterek, "Sayın Öcalan'ın kamuoyuna doğrudan hitap etmesinin yolu açılmalıdır. Bu yol açılırsa, doğrudan gazeteciler giderse, akademisyenler, belki siyasetçiler, sivil toplum kuruluşları temsilcileri giderse doğrudan kendisi anlatır" çağrısını yaptı. Gazetecilerin temasına dair somut bir planlama olmadığını ancak bunun gecikmemesi gerektiğini ifade etti.
YASANIN UYGULAMA TAKVİMİ, KAPSAMI VE SİLAHSIZLANMA SÜRECİ
Silahların hangi yöntemle bırakılacağına ilişkin ayrıntılı bilgi olmadığını aktaran Sancar, "Şüphesiz çalışmalar vardır. Örgütle Sayın Öcalan üzerinden veya doğrudan temaslar da olabilir, bu işin doğasında vardır. Ama bizim şu anda bunların ayrıntılarıyla ilgili bilgimiz yok. Olmaması da normal karşılanmalı, çünkü çok hassas bir dönem. Silah bırakılacak, insanlar ülkeye dönecek. Planlama yapıldı bilgisi gelse bile bunu paylaşmak hem sürecin selameti hem insanların güvenliği açısından doğru olmaz. Ama zaten yok o bilgi. Ayrıntılı plan yok ama çalışmalar yoğun bir şekilde devam ediyor" dedi ve taraflardan resmi açıklamalar beklediğini söyledi.
Yararlanacak kişi sayısına dair açıklamaların Kurul tarafından yapılması gerektiğini kaydeden Sancar, "Bize iletilen çeşitli rakamlar oluyor. Ama artık süreç kurumsallaştı, bir üst kurul oluştu. Bu tür açıklamaları kurulun yapması gerekiyor" dedi. Yasanın kapsamı hakkında ise, "İstisnalar kanunda açıkça sayılmış. Onların dışında propaganda ve örgüt üyeliği, bütün bunlar bu yasanın kapsamındadır. Aksi takdirde bir örgütün feshinin sonuçlarını düzenleyen, silah bırakma sürecini düzenleyen bir yasanın ortaya çıkmasına gerek olmazdı" ifadelerini kullandı. Kurulun teyit ve tespit kararına ilişkin olarak da "Bütün tarafların sürecin ruhuna, amacına, mantığına uygun sorumlulukla hareket etmeleri halinde teyit ve tespit kararının gecikmeyeceğini bekleyebiliriz. Karar yayımlandıktan sonra ceza ve infaz hukukuyla ilgili hükümler de uygulanmaya başlayacak" dedi.
Kışanak, sürecin yalnızca heyetler arası görüşmelerle yürütülemeyeceğini söyledi:
"Şöyle varsayamayız: Sayın Öcalan'la devlet adına giden bir heyet vardır, onlar konuşurlar, bütün işleri orada çözerler, yarın sabah biz uyandığımızda barışa ve Kürt sorununun çözüldüğü demokratik bir geleceğe uyanırız. Böyle bir rüya keşke gerçek olsa. Ama bunun mümkün olmadığını biz de biliyoruz."
Alt kurulların yapısını eleştiren Kışanak, "Bunların tamamının devlet bürokrasisinden oluşması, meselenin çözümü konusunda kolaylaştırıcı bir rol oynamaz. Bu yasadan yararlanacak insanlar var, onların avukatları olacak. Bu memlekette meslek örgütleri var, barolar var, sivil toplum kuruluşları var, demokratikleşme ve çatışma çözümü konusunda çalışmış akademisyenler var. Bu kurullar bu katkılara açık, katılımcı bir yöntemle işlerse sorulara daha hızlı cevap bulabiliriz" dedi ve kadın örgütlerine "Biz barışı ve demokratik toplumu inşa edeceksek, ortak demokratik bir gelecek kuracaksak kesinlikle bunun harcını kadınlar karacak. Biz bu sürecin öznesi olalım, yapıcı gücü olalım, katkı sunanı olalım" çağrısında bulundu.
Sürecin takvimine ilişkin Kışanak, "İnsaflı bir yerden bakarak, zorlukları da bilerek, yapılması gereken işleri de bilen bir yerden bakarak, iki ay içerisinde yasanın uygulanabilir hale gelebileceği mesafenin kat edilmesi gerekiyor. Yapılacak işler belli. İlgili mekanizmalar kurulur ve hızlı yol alınırsa iki ay içerisinde yasanın uygulanma aşamasına geçilebilir" değerlendirmesini yaptı. Yasaya sadece dağdan iniş ve cezaevinden çıkış olarak bakılmaması gerektiğini belirten Kışanak, "PKK ile irtibatlı açılmış on binlerce, hatta yüz binlerce denilse abartılı olmayacak davalar var. Bir kısmı erteleme, bir kısmı soruşturma, bir kısmı kovuşturma aşamasında. Cezaevindeki bir PKK davası tutuklusuna gündelik ihtiyaçlarını karşılamak için bin lira gönderenlerin bile yargılandığı davalar var. Kendi çocuğuna para gönderdiği için terörün finansmanından yargılanan insanlar var" dedi. Yasanın uygulanacağını belirten Kışanak, "Bu yasa çıktı ama tökezler, uygulamaya geçmez gibi bir algıya sebep olabilecek hiçbir durum söz konusu değil. Bu yasa uygulanacak, uygulanmak için çıkarıldı. Parlamentodan bu kadar büyük bir konsensüsle çıkması da son derece kıymetli" diye ekledi.
ANAYASA TARTIŞMALARI, BÖLGESEL DENGELER VE TOPLUMSAL HAFIZA
Yeni anayasa tartışmalarına değinen Sancar, sürecin Erdoğan'ın adaylığına indirgenmesini eleştirdi:
"Yeni bir anayasa yapılmalı. Ama bunun en geniş toplumsal ve siyasal katılımla yapılması lazım. İkincisi, tartışmaların sağlıklı yürümesi için şartlar buna uygun hale gelmeli. Biz buna yol temizliği diyorduk. Özgür tartışmayı engelleyen, keyfi uygulamaları teşvik eden her türlü pratikten ve hukuksal düzenlemeden sahayı arındırmanız gerekiyor. Anayasa tartışması geldiğinde bunun sadece belli başlıklara, Sayın Erdoğan'ın yeniden aday olması ya da benzeri başlıklara sıkıştırılmasını kabul etmiyoruz. Türkiye'nin demokrasi sorunu var. Kürt sorunu bundan bağımsız değil, iç içe geçmiş iki sorun. Silah bırakmayla önemli bir evreye geldik ama büyük barış, yani tüm toplumu kapsayan, tüm toplumu esas alan barış için çok daha fazlasına ihtiyacımız var. Demokrasiye ihtiyacımız var."
Kışanak da kısa vadede konsensüs beklemediğini belirterek, "12 Eylül anayasasının değişmesi gerektiği konusunda kimsenin tereddüdü yok, bu konuda Türkiye'de bir konsensüs oluşmuş. Fakat nasıl yapılacağı ciddi bir problem. Kısa vadede böyle bir konsensüs açığa çıkarabilecek olgunluğa geleceğimiz konusunda maalesef çok umutvar değilim. Öyle hemen ekimde anayasa gelecek, değişiklik yapılacak gibi bir gündemi politika olarak öngöremiyorum" dedi. Bekir Ağırdır'ın analizine atıf yapan Kışanak, "Bu meselenin cumhurbaşkanlığı seçimiyle doğrudan bağlantılı ele alınması çok sığ, çok sıradan bir düşünce. Çünkü cumhurbaşkanlığı meselesini çözecek başka yollar var. Şu andaki parlamentodaki tabloya baksan kaç eksiği kalmış ki, öyle böyle tamamlanır" ifadelerini kullandı.
Sancar, anayasa öncesi Terörle Mücadele Kanunu ile Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun değiştirilmesi gerektiğini vurgulayarak "barış üçgeni" yaklaşımını aktardı:
"Silahsızlanma, Kürt sorununun çözümü ve bütün ülkede toplumsal barışı sağlayacak demokratikleşme. Bu üç çizgi bizim için esas programdır."
Kışanak ise ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve kayyum uygulamalarını bitirecek düzenlemelerin hızla yapılabileceğini söyledi. Toplumsal desteğe ilişkin Sancar anketlerde desteğin arttığını söylerken Kışanak, "Sürece karşı kimse yok... Herkesin devamında bir ‘ama'sı var. Mesele bu amaları, acabaları, soru işaretlerini çözmek. Herkes kendi sosyolojisine hitap eden bir yerden demokratik dönüşüme çağrı yapmalı" dedi.
Suriye ve bölgedeki gelişmelere ilişkin Sancar, Mazlum Abdi'nin Şam mutabakatı ve fesih açıklamasını değerlendirdi:
"Dün Mazlum Abdi'nin yaptığı açıklama ve öncesinde iki gün süren görüşmelerle gelinen nokta önemli. Bunun demokratik entegrasyon modelinin hayata geçirilme şekli olduğunu kendileri de söylüyor, biz de böyle değerlendiriyoruz. Suriye'deki bu gelişme, Türkiye'deki bu süreçten ayrı düşünülemez. Türkiye'de bu süreç başlamamış olsa ve şu an yürümüyor olsa Suriye'de bu tür gelişmeler olur muydu? Çok büyük bir soru işareti. Demokratik entegrasyon, kendi kimliğinden, taleplerinden vazgeçerek erime modeli değildir."
Sancar, İran ve PJAK için de demokratik diyalog süreçlerinin benzer sonuçlar doğuracağını ekledi. Kışanak ise Abdi ve Ahmed'in Şam'daki fotoğrafını anımsatarak "Sorunu çözmek için yapılacak şeyler Şam'da da Ankara'da da Tahran'da da bellidir. Kimseyi dışında bırakmadan tüm farklılıkların yönetime katılabileceği imkânların önünün açılması... Kürtler orada, Şam'da yönetime katılacaklar. Bunun imkânlarını yaratmak lazım" dedi.
Saha çalışmalarını anlatan Arkaş, son 13 ayda 100 bin kilometre yol yaptıklarını ve halk toplantıları düzenlediklerini aktardı:
"İnsanların kafalarında haklı olarak soru işaretleri var: Bu süreç niye başladı, nasıl başladı, nereye varacak? Kaygıları var, endişeleri var, umutları var. Kaygı ve endişeleri gidermeye, umudu büyütmeye çalışıyoruz. Başkan Öcalan 27 yıldır bir adada dış dünyayla herhangi bir teması olmadan yaşıyor. İmralı'da yaşamı nasıldır, sağlığı nasıl, günlük yaşamı nasıl, yaşanan gelişmelere bakış açısı nasıl? Çok yoğun bir merak ve ilgi var. Bu ilginin ağırlıklı olarak Öcalan'a yönelik büyük bir özlemin yansıması olduğunun farkındayız. Biraz yanında kalmış olmak manevi bir etki yaratıyor."
Taziye çadırları konusuna değinen Arkaş, 2015-2023 arası hayatını kaybedenlerin kimlik tespitleri sonrası yüzlerce taziye kurulduğunu söyledi:
"Muhtemeldir ki yeni taziyeler kurulacak. Ailelere haber vermek çok trajik sahnelere sebebiyet veriyor. Yasa çıktıktan sonra dağdan gerillaların eve döneceğini bekleyen aileler var. Arkadaşlarımız ziyarete gittiklerinde anneler, babalar, kız kardeşler ‘Bu yasayla evlatlarımız gelecek, ona haber vermeye mi geldiniz?' diye soruyorlar. Ama maalesef onların ölüm haberlerini alıyorlar." Diyarbakır'daki bir taziyede karşılaştığı durumu anlatan Arkaş, 30 yıl önce cezaevinde amcalarını ziyarete gelen çocukların büyüyüp dağda yaşamını yitirdiğini gördüğünü ifade etti.
Gazetecilere çağrıda bulunan Arkaş, şu ifadeleri kullandı:
"Bizim hikâyemiz Batı yakasında çok bilinmez. Hep rakamlarla geçti: 40 terörist öldürüldü, 50 terörist öldürüldü. İsim yok, cisim yok. Biz de bir ana baba evladıyız. Bizim de sevdiklerimiz, arzularımız, özlemlerimiz, yaşam arayışlarımız vardı. Bir ağaç kovuğundan çıkmadık. Objektifleri biraz o tarafa da çevirmenizi rica ediyorum. Türk çocukları ve Kürt çocukları için asker, polis ya da gerilla demeyelim. Hepsine bizim çocuklarımız diyelim. Bu anlayışı geliştirebilirsek yeni ve ortak bir geleceği birlikte inşa edebiliriz."
Gözaltında kaybedilen üniversite arkadaşının annesinin "Keşke benim oğlum da hapiste 34 yıl yatsaydı da şimdi gelseydi" dediğini aktaran Arkaş, hâlâ mezarı bulunmayan onlarca aile olduğunu söyledi. Örgüt kadrolarının bürokraside yer alması sorusuna ise 1991'de üniversiteden dağa giden öğrencileri hatırlatarak, "Aman biz de devlet kadrolarında yer alalım diye hevesi olan bir arkadaşla karşılaşmadım... Şartlar, koşullar, o günkü atmosfer böylesi bir tercihi ahlaki ve vicdani olarak zorunlu kılıyordu. Bunların geride kalmasını, bir daha yaşanmamasını arzu ve temenni ederim. Devlet, Kürtler açısından da ‘Evet, bu devlet bizim devletimizdir' algısını, duygusunu yaratmak istiyorsa bu noktada büyük bir özgüvenle yaklaşmalı. İngiltere'de başbakanlık yapmış isimlerin kökenlerine bakın, eski sömürgelerden gelmiş insanlar var. Osmanlı'nın yönetim kademesinde çok değişik çevrelerden, halklardan insanlar yer almıştır. Bu, büyük ve kendine güvenen bir devlet olmanın ifadesidir" yanıtını verdi.
Toplantının sonunda sürecin geri dönülmez bir noktada olup olmadığına dair Arkaş, "Çok isterdim bunu söylemeyi: Evet arkadaşlar, geri dönüşsüz bir noktadayız, artık hiçbir tehlike kalmadı, önümüzde geniş, güzel, mavi denizler bizi bekliyor. Bütün çabamız bunu söyleyebilmek içindir. Ama elimizi çabuk tutmalıyız. Bu sürecin yaratacağı etkiyi kendi çıkarlarına aykırı gören iç ve dış odaklar olabilir. O nedenle sürecin yürütücüleri ellerini çabuk tutmalı, aceleci olmamalı ama hızlı davranmalı" dedi.
İmralı Süreci için yapılan son anket sonuçları ortaya çıktı