Dinar Depremi'nin izleri 30 yıl sonra incelendi: Hem geçmişe hem geleceğe ışık tutacak
İtalyan ve Türk araştırmacılar, 1995 Dinar Depremi'nin yaşandığı fay hattındaki kayaçları inceleyerek depremlerin kendi karbondioksit gazını ürettiğinin ilk doğal kanıtını buldu, sıkışan gazın fayın kaymasını kolaylaştırdığı belirlendi.
İtalyan ve Türk araştırmacılar, 1995 Dinar Depremi'nin izlerini taşıyan kayaçlarda deprem sırasında açığa çıkan karbondioksit gazının mineralojik kanıtlarını ilk kez doğal bir örnekte tespit etti. Bulgular, fay hatlarının ürettiği gazla kendi kaymasını kolaylaştırdığını gösteriyor.
538 DERECE SÜRTÜNME, KAYAYI PARÇALIYOR
Siena Üniversitesi'nden yerbilimci Cecilia Viti liderliğindeki ekip, Pamukkale Üniversitesi Jeoloji Bölümü'nden Profesör Doktor Mehmet Cihat Alçiçek'in de katılımıyla Dinar Fay Zonu'nda çalışma yürüttü. Araştırmacılar, Afyonkarahisar'ın Dinar ilçesine yaklaşık 19 kilometre kuzeyindeki Düzbel köyü yakınlarından fay aynası örnekleri topladı.
Örnekler ışık optiğinden elektron ışınlı mikroskoplara kadar mikron ve nanometre düzeyinde incelendi. Analizler, deprem sırasındaki ani sürtünme ısısının 538 dereceyi aştığını ve bu sıcaklığın dolomit kristallerini kimyasal olarak parçalayarak saniyeler içinde karbondioksit gazı açığa çıkardığını ortaya koydu. Bu süreç, bilim dünyasında "dolomit dekarbonizasyonu" olarak biliniyor.
FAY KENDİ KAYMASINI KOLAYLAŞTIRIYOR
Araştırmanın en çarpıcı bulgusu, açığa çıkan karbondioksitin yalnızca kimyasal bir yan ürün olmadığı. Çatlaklarda sıkışan gaz, üzerindeki kaya kütlesinin ağırlığına meydan okuyacak bir basınca ulaşıyor.
Bu basınç iki kaya yüzeyini birbirinden hafifçe uzaklaştırarak sürtünmeyi azaltıyor. Fay böylece kendi ürettiği gaz sayesinde kayma hareketini kolaylaştırıyor ve depremin devamını sağlıyor.
İtalya'daki benzer fay modellerine göre, tek bir orta büyüklükteki deprem anlık olarak yaklaşık 12 ton karbondioksit üretebiliyor. Yaklaşık 800 metre derinlikte 20 santimetrelik bir kayma bu kimyasal reaksiyonu tetiklemeye yetiyor.
NANOMETRE ÖLÇEĞİNDE PARMAK İZİ
Düzbel örneklerinde dolomit kristallerini saran magnezyumca zengin kalsit tanecikleri tespit edildi. Bu taneciklerin boyutu yalnızca 10 nanometre, yani görünür ışığın dalga boyundan bile küçük. Ayna gibi parlak fay yüzeyleri, nanokristal karışımları ve bozunmuş kil kalıntıları milyonlarca yıl bozulmadan kalabiliyor.
"GİZLİ DEPREMLER" ARTIK BULUNABİLİR
Araştırma ekibi, deprem sonrası yüzeyde oluşan kırıkların onlarca yıl içinde doğa koşullarıyla silindiğine dikkat çekti. Ancak taşın içindeki bu kimyasal izler milyonlarca yıl korunuyor.
Ekip, geleneksel haritalama yöntemleriyle fark edilemeyecek bu eski sismik olayları "gizli depremler" olarak tanımlıyor.
DİNAR DEPREMİ VE GERİDE BIRAKTIKLARI
Araştırmanın temelindeki örnekler, 1 Ekim 1995'te meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki Dinar Depremi'nin sahasından toplandı. 90 kişinin hayatını kaybettiği ve 4 binden fazla binanın hasar gördüğü deprem, toplam kırık hat uzunluğu yaklaşık 97 kilometre olan Dinar Fay Zonu'nda gerçekleşmişti.
Earth and Planetary Science Letters dergisinde yayımlanan çalışma, dünya genelindeki sismik bölgeler için önem taşıyor. Akdeniz havzası başta olmak üzere pek çok deprem kuşağı dolomit ve kireçtaşı gibi karbonatlı kayaçlarla kaplı. Araştırma ekibinin geliştirdiği kimyasal parmak izi yöntemi, jeologların geçmişte iz bırakmadan kaybolmuş depremleri saptamasına ve gelecekteki sismik tehlikeleri daha isabetli tahmin etmesine olanak tanıyacak.

İstanbul için deprem riski güncellendi! Naci Görür'den kritik uyarı: Hazır olun