İsrail-Yunanistan hattında yeni askeri denklem: Türkiye için Aşil Kalkanı anlaşması ne ifade ediyor?
Yunanistan'ın İsrail ile imzaladığı Aşil Kalkanı anlaşması hava savunma mimarisini İsrail sistemleriyle yeniden kurmasını öngörüyor. Ankara daha anlaşma imzalanmadan önce bu yakınlaşmaya tepki göstermişti. Uzmanlar anlaşmayı Halk TV'ye değerlendirdi.
Halktv.com.tr/ÖZEL HABER
Helin Yılmaz
Antik Yunan edebiyatına göndermeli bir isimle yapılan anlaşma sonucu Aşil Kalkanı, İsrail ve Yunanistan'ın askeri işbirliğinin adı oldu. Aşil Kalkanı Türkiye açısından yalnızca Yunanistan'ın savunma kapasitesini artıran bir proje mi, yoksa Ege ve Doğu Akdeniz'deki askeri ve stratejik dengeleri değiştirebilecek daha geniş bir yapılanmanın parçası mı?
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Nisan ayında Antalya Diplomasi Forumu'nda İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki askeri işbirliğine ilişkin Ankara'nın kaygılarını açık şekilde dile getirmişti.
Fidan, üçlü yapının “askeri ittifak” ve “somut birlikler” oluşturduğunu belirterek, Türkiye'nin bu gelişmeleri görmezden gelemeyeceğini söyledi.
“Somut askeri yapılanmalar var, askeri iş birlikleri var. Şimdi bunu görmezlikten gelemeyiz.”
Fidan, Türkiye'nin Yunanistan'la yürüttüğü müzakere sürecini bozmak istemediği için Ankara'nın tepkisinin “az bile” olduğunu ifade ederken, söz konusu yapılanmanın yalnızca Türkiye açısından değil, bölgedeki diğer ülkeler açısından da kaygı yarattığını savundu.
Bu açıklamadan yaklaşık dört ay sonra, 31 Ağustos'ta İsrail ve Yunanistan arasında Aşil Kalkanı anlaşması imzalandı.
Yaklaşık 3 milyar avro değerindeki anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan için David's Sling, SPYDER ve BARAK MX sistemlerini içeren çok katmanlı bir hava savunma mimarisi kuracak. Anlaşmada çok maksatlı radarlar ve ulusal bir komuta-kontrol sistemi de yer alıyor. İsrail Savunma Bakanlığı anlaşmayı iki ülke arasındaki en büyük savunma ihracatı olarak tanımlıyor.
Atina açısından Aşil Kalkanı, hava savunmasının modernizasyonu. Ancak Türkiye açısından soru daha geniş: İsrail'in Yunanistan'ın hava savunma mimarisine bu ölçekte dahil olması, Doğu Akdeniz'de yıllardır şekillenen yeni askeri ve siyasi dengede ne anlama geliyor?
"DOĞRUDAN VE TEK HEDEF"
Güvenlik Politikaları Uzmanı Burak Yıldırım Aşil Kalkanı'nın Türkiye açısından önemini sistemlerin teknik kapasitesi üzerinden değerlendiriyor.
Yıldırım'a göre anlaşmanın temel amacı Yunanistan'ın eskiyen hava savunma sistemlerinin modernizasyonu.
“Aşil Kalkanı somut olarak eskiyen Yunan hava savunma sisteminin modernizasyonunu hedefleyen bir askeri anlaşma.”
Yunanistan'ın Rus yapımı sistemler dahil farklı katmanlarda kullanılabilecek hava savunma sistemlerine sahip olduğunu belirten Yıldırım, mevcut sistemlerin güncel tehditlere karşı etkinliğinin tartışmalı olduğunu söylüyor.
Anlaşmayla birlikte Yunanistan'ın daha gelişmiş radar ve hava savunma kapasitesine ulaşabileceğini belirten Yıldırım, özellikle EL/M-2084 radarına dikkat çekiyor.
“Bu radar uzun menzili ve çoklu hedef takibi gibi yetenekleriyle oldukça önemli bir sensör.”
Yıldırım'a göre kritik nokta yalnızca Yunanistan'ın yeni bir hava savunma sistemi edinmesi değil. Doğu Akdeniz'deki mevcut sensörlerle birlikte düşünüldüğünde ortaya daha geniş bir izleme hattı çıkıyor.
"Diğer yandan bu radarın geçtiğimiz yıl Kıbrıs'ın güneyine de konuşlandırıldığını biliyoruz. Bu noktada Doğu Akdeniz'in tam ortasından geçen ve Atina-Girit-Larnaka-Hayfa istikametinden Türkiye'nin tüm askeri havacılık faaliyetlerinin takip edilebildiği bir sensör hattı inşa edilmiş oluyor. Yani Türkiye kendi hava sahasında ve ana karasında bile yer yer takip edilebilmiş olacak. Yunanistan ve İsrail bu bağlamda birlikte çalışabilirliklerini arttırmış olacaklar."
Yıldırım, bu kapasitenin Türkiye'nin kendi hava sahası ve ana karasındaki askeri faaliyetlerinin dahi belirli ölçülerde takip edilebilmesi anlamına gelebileceğini savunuyor.
Yıldırım, Güney Kıbrıs'taki radar kapasitesini de bu çerçevede değerlendiriyor ve ortaya çıkan yapının Türkiye'nin manevra kabiliyetleri açısından tehdit oluşturabileceğini söylüyor.
Ancak Türkiye'nin askeri kapasitesinin tek bir proje ile sınırlandırılabilecek seviyede olmadığının da altını çiziyor:
“Elbette Türkiye'nin askeri kabiliyetleri sadece bu projeyle kısıtlanabilecek bir seviyede değil ancak bu sensör hattı ve güdümlü mermi sistemlerinin yarattığı tehditler de büyük olacaklar.Aşil Kalkanı projesinin doğrudan ve tek hedefinin Türkiye olduğu da açıktır.”
Elbette Türkiye'nin askeri kabiliyetleri sadece bu projeyle kısıtlanabilecek bir seviyede değil ancak bu sensör hattı ve güdümlü mermi sistemlerinin yarattığı tehditler de büyük olacaklar.
Yıldırım, Yunanistan'ın Avrupa Birliği'nin savunma programları kapsamında farklı seçeneklere sahip olmasına rağmen İsrail'i tercih etmesinin yalnızca maliyet veya teknik kapasite üzerinden açıklanamayacağını savunuyor.
“Avrupa Birliği'nin ilan ettiği SAFE programı kapsamında EUROSAM ortaklığı ve Alman platformlarıyla benzer kabiliyetler edinebilecekken, yüzlerce milyar avroluk SAFE programından faizsiz krediler ve yerel endüstriyi geliştirme destekleri alabilecekken tercihini İsrail'den yana yapmasının sebebi gayet açıktır.”
Yıldırım'a göre bu tercih, iki ülke arasındaki askeri ilişkinin daha kapsamlı bir yapıya dönüşmesine işaret ederek “Bu alımı daha kolay ve ucuza maliyetlendirmek yerine AB ve NATO politik çizgisinden bağımsız bir askeri ittifakın inşa edilmesinin tek bir sebebi olabilir.” sözlerini kullandı.
GEZER: BÜYÜK PAYIN İSRAİL'E VERİLMESİ ESAS ÜZERİNDE DURULMASI GEREKEN MESELE
Emekli başkonsolos Gülru Gezer ise Yunanistan'ın savunma kapasitesini artırmasının tek başına olağandışı olmadığını belirtiyor. Gezer, Türkiye'nin adımlarının Yunanistan tarafından algılanışına dikkat çekti:
“Öncelikle, her ülke tabiatıyla kendi savunma kapasitesini geliştirmekte özgür. Türkiye’nin yerli ve milli savunma sanayi kapasitesini %80’in üzerine çıkarmış olması, savunma sanayi alanında dünya çapında bir aktör haline gelmesi Yunanistan’ı anlaması güç bir şekilde rahatsız ediyor. Türkiye’nin birincil önceliği kendi ulusal güvenliğini sağlamak ve caydırıcılığını artırmak. Türkiye kimseye yönelik agresif bir tutum içerisinde değil. Yunanistan ise, Türkiye’nin attığı tüm adımları kendisine yönelikmiş gibi algıladığı için son yıllarda savunma kapasitesini artıma yoluna gitti.”
Gezer'e göre asıl tartışılması gereken, Aşil Kalkanı'nın Yunanistan'ın son yıllardaki silahlanma süreci ve İsrail'le artan askeri işbirliği içerisinde değerlendirilmesi. Gezer, “Aşil Kalkanı projesi Yunanistan’ın son yıllardaki silahlanma gayretinin bir parçası. Aşil Kalkanı projesi yeni değil, Yunanistan bir süredir bunu gündemde tutuyor, ancak bu projenin büyük payının İsrail’e verilmesi burada esas üzerinde durulması gereken mesele. Burada üzerinde durulması gereken diğer bir hususu ise bu hava savunma sisteminin unsurlarının nerelere konuşlandırılacağı.” özellikle Ege'deki adaların askeri statüsü açısından önem taşıdığını vurguladı.
Gezer, Yunanistan'ın son yıllardaki askeri yatırımlarının Türkiye'yi dikkate aldığını savunuyor:
“Yunanlı yetkililerin, çoğu zaman üstü kapalı da olsa, açıklamalarından yapılan askeri yatırımların Türkiye’ye yönelik olduğu net bir şekilde anlaşılıyor.”
Gezer'e göre Ankara da bu gelişmeleri kendi savunma kapasitesini artırarak karşılıyor.
Aşil Kalkanı'nın Türkiye'ye karşı İsrail'in doğrudan askeri hazırlığı olarak okunup okunamayacağı sorusuna Gezer, “İsrail’in Yunanistan’ı “ortak tehdit” paranoyası üzerinden kışkırtmaya ve istismar etmeye çalıştığını görüyoruz. Ege denizi bir barış denizi olabilecekken İsrail Yunanistan’da belirli çevrelerde var olan Türkiye karşıtlığını körükleyerek ve Yunanistan’ı bölgesel bir ittifak içerisine alarak, Ankara’nın bölgedeki nüfuzunu baltalamaya ve çevrelemeye çalışıyor. Yunanistan ise İsrail’in (çoğu ABD tarafından ya da ortak olarak üretilen) askeri imkan ve kabiliyetlerinden yararlanarak, Türkiye karşısında avantaj elde etmeye çalışıyor ve Ankara-Atina hattında olası bir gerilimde İsrail’in arkasında duracağını düşünüyor.” sözleriyle yanıt verdi.
Gezer'e göre buna rağmen İsrail'in Yunanistan'a savunma sistemleri sağlaması NATO içindeki dengeler açısından da tartışmalı bir sonuç doğurabilir.
“Esasında İsrail’in Yunanistan’a silah tedarik ederek Türkiye’ye karşı kışkırtması NATO’yu zayıflatacak bir hamle olarak da görülmelidir.”
TÜRKİYE-YUNANİSTAN NORMALLEŞMESİ AÇISINDAN YENİ SORU
Aşil Kalkanı'nın Türkiye açısından bir diğer boyutu ise İsrail-Yunanistan askeri yakınlaşmasının, Ankara ile Atina arasında sürdürülen kontrollü normalleşmeyle aynı döneme denk gelmesi.
Gezer, Aralık 2023'te imzalanan Atina Bildirgesi'nin iki ülke ilişkileri açısından önemli bir adım olduğunu ancak Yunanistan'ın sonraki dönemde attığı bazı adımların bu sürece ilişkin soru işaretleri yarattığını düşünüyor.
“Aralık 2023’te Yunanistan’da imzalanan Atina Bildirgesi’yle iki ülke ilişkilerin bir çok alanda yeniden rayına oturtulması yönünde önemli bir adım attı.”
Gezer'e göre İsrail'le artan askeri işbirliği de bu bağlamda değerlendirilmesi gereken bir gelişme.
“Yunanistan’ın son dönemde İsrail’le askeri işbirliğini artırması da Ege ve Doğu Akdeniz’deki stratejik güç dengesini kendi lehine değiştirme gayretinin bir parçası.”
Bu nedenle Gezer, Aşil Kalkanı'nın askeri boyutunun yanı sıra diplomatik bir ağırlık da taşıdığını düşünüyor:
“Bu da doğal olarak ‘kontrollü normalleşme’ sürecinde Yunanistan’ın ne derece samimi olduğu sorusunu beraberinde getiriyor.”
Gezer, Türkiye'nin Yunanistan'ı düşman olarak görmediğini özellikle vurguluyor.
“Türkiye Yunanistan’ı bir düşman olarak görmüyor, sadece uluslararası anlaşmalar ve uluslararası hukuktan doğan haklarını koruyor.”
Yeni hava savunma sistemlerinin uluslararası anlaşmalarla belirlenen statülere aykırı biçimde konuşlandırılması halinde ise Ankara'nın karşılık vereceğini savunuyor.
“Türkiye, söz konusu anlaşmayla Yunanistan’ın tedarik edeceği hava savunma sistemlerini, Lozan başta olmak üzere, uluslararası antlaşmalara halel getirecek şekilde konuşlandırılmasına karşı gerekli adımları atmaktan imtina etmeyecektir.”
Buradaki tartışmanın önemli başlıklarından biri 1947 Paris Barış Antlaşması'nın On İki Ada'ya ilişkin silahsızlandırma hükümleri. Dolayısıyla Aşil Kalkanı'nın unsurlarının hangi noktalara konuşlandırılacağı, anlaşmanın Türkiye açısından doğuracağı hukuki ve siyasi tartışmanın kapsamını da belirleyebilecek.
Gezer'e göre Ankara'nın temel itirazı yalnızca savunma sistemlerinin varlığı değil, Türkiye'nin bölgesel denklemde çeşitli ittifaklarla çevrelenmesi:
“Türkiye’nin meşru hak ve menfaatlerini görmezden gelen, çeşitli ittifaklarla Ankara’yı izole etmeye çalışan diplomatik hamlelerin sürdürülebilir bir bölgesel mimari yaratması mümkün değildir.”
Bu konuda Prof. Dr. İlhan Uzgel de endişelerinin olduğunu dile getiriyor:
"Füzelerinin adalara yerleştirilmesi son yapılan 1947 Paris Antlaşmasına aykırı bir durum yaratacaktır. Bunun Ege’de yeni bir gerilime yol açacağı öngörülebilir. Muhtemelen bu gerilimi azaltmak için geçen gün MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Atina’ya gittiği haberi medyada görüldü."
UZGEL: SON DÖNEMDE GÖRDÜĞÜMÜZ YAKINLAŞMANIN GEÇMİŞE GİDEN BİR ARKA PLANI VAR
Prof. Dr. İlhan Uzgel'e göre Aşil Kalkanı'nı yalnızca son dönemde ortaya çıkan bir savunma anlaşması olarak değerlendirmek mümkün değil.
Uzgel, İsrail ile Yunanistan arasındaki yakınlaşmanın 15 yılı aşkın olduğunu ifade etti:
“İsrail’in Yunanistan ile yakınlaşması yeni değil, 2010 civarında başladı. Zaman içinde bu yakınlaşma derinleşti. Diplomasi, güvenlik, enerji, savunma gibi alanlara yayıldı.”
Uzgel “Bu derinleşen ilişkiler ikili olmaktan çıkıp genişlemeye başladı ve Güney Kıbrıs’ı da içine aldı.” değerlendirmesinde bulunurken 2020'de kurulan Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nu bu sürecin önemli aşamalarından biri olarak gösteriyor. Forumda Fransa, Filistin, İsrail, İtalya, Güney Kıbrıs, Mısır, Ürdün ve Yunanistan'ın yer aldığını hatırlatan Uzgel, Türkiye'nin ise bu yapının dışında kaldığını belirtiyor.
Uzgel'e göre daha sonra ABD'nin de İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasındaki 3+1 formatına dahil olmasıyla siyasi ve stratejik yakınlaşma daha geniş bir çerçeve kazandı.
Güvenlik alanındaki gelişmelere de dikkat çeken Uzgel, İsrail ve Yunanistan'ın Akdeniz'de ortak tatbikatlar gerçekleştirdiğini ve askeri işbirliğini geliştiren anlaşmalar imzaladığını söylüyor.
Uzgel, bu sürecin Türkiye açısından en önemli sonucunun Doğu Akdeniz'deki ittifaklaşmaların Ankara'nın dışında şekillenmesi olduğunu düşünüyor.
“Her iki ülke de Doğu Akdeniz jeopolitiğinden Türkiye’yi dışlamayı hedeflediler ve bunda bir ölçüde başarılı oldular.”
Türkiye'nin buna karşı Libya'da Trablus hükümetiyle ilişkilerini geliştirdiğini ve daha sonra Mısır'la ilişkilerini düzeltmeye yöneldiğini belirten Uzgel, buna rağmen Ankara'nın bölgede ciddi bir stratejik zemin kaybıyla karşı karşıya olduğunu savunuyor.
“Burada temel sorunumuz 10 kusur yıldır İsrail’in yanına Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ı alarak Doğu Akdeniz’de dengeleri değiştirirken Türkiye’nin bu süreci seyretmekle yetinmesi.”
Uzgel'e göre Türkiye'nin Akdeniz'deki konumu ile ortaya çıkan tablo arasında ciddi bir çelişki bulunuyor.
“Türkiye Akdeniz’de en uzun deniz kıyısına sahip ülke iken buradaki gelişmelerden dışlandı ve şimdi bunun bedelini ödüyoruz.”
Uzgel, Kıbrıs'taki askeri varlıklara ve Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki faaliyetlerine de dikkat çekiyor:
“Zaman içinde Yunanistan ve Güney Kıbrıs yeni ittifaklar kurdular. Şu an Kıbrıs’ta İsrail’in, Fransa’nın temas noktaları ve askeri üsleri var. ABD Güney Kıbrıs’ta üs kullanma hakkı elde etti.”
Aşil Kalkanı'nın unsurları devreye girdikçe, Türkiye'nin karşı karşıya kalacağı yeni denklem mevcut gerilimleri kontrol altında mı tutacak, yoksa Ege ve Doğu Akdeniz'deki zaten tartışmalı güvenlik mimarisini yeni bir gerilim hattına mı dönüştürecek?
Yunanistan ve İsrail arasında işbirliği! Türkiye sınırına silah konuşlandıracaklar
Türkiye karşı çıktı, Miçotakis geri adım atmadı: Ege'deki planlarımız değişmeyecek
MİT Başkanı Kalın'dan İsrail ile anlaşma imzalayan Yunanistan'a ziyaret
Hakan Fidan duyurdu: Mekke Savunma İttifakı için ilk kurumsal kararlar alındı
Son Dakika | Hakan Fidan İsrail'in 'tehdit' iddiasına yanıtını Mekke İttifakı toplantısı çıkışında verdi