CHP Lideri Özel Silivri'den duyurdu: İmamoğlu savunma yapmayacak

CHP Lideri Özgür Özel, Silivri’de aynı gün üç ayrı davada yargılanan Ekrem İmamoğlu’nun birinci celsede savunma yapmayacağını duyurdu. Özel, İmamoğlu’nun savunmasının ağustos ayındaki ikinci celsede yapılacağını açıkladı.

Halk TV sizin sesiniz! Tıklayın güvenilir kaynağınıza ekleyin

İBB Başkanı ce Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nu cezaevi kampüsünde aynı gün ve eş zamanlı yürütülen üç ayrı duruşmada hakim karşısına çıkardı. Mahkeme heyetlerinin savunma için süre dayatmasına karşı çıkan İmamoğlu, fiziken imkânsız olan bu takvimi reddederek ilk celsede savunma yapmama kararı aldı. Silivri Cezaevi önünden kararı kamuoyuna duyuran CHP Lideri Özgür Özel, "Bir kişiyi aynı anda üç farklı duruşmada yargılıyorlar, Ekrem İmamoğlu'nun savunma hakkını size kısıtlatmayacağız" dedi.

CEZAEVİ KAMPÜSÜNDE EŞ ZAMANLI ÜÇ DURUŞMA

Özel, İmamoğlu'nun yargılandığı Silivri Marmara Cezaevi önünde bir plastik sandalyenin üzerine çıkarak açıklama yaptı. Özel, mahkeme heyetlerinin bir kişiyi aynı gün içinde üç farklı davada yargılamasına dikkat çekti. Cezaevi içerisinde yürütülen duruşmaların bağımsız yargılama ilkesini zedelediğini belirten Özel, iktidarın yargıya talimat verdiğini vurguladı. Özel, tabloyu "Bu ne yargılamadır ne de adalet arayışıdır. Burada amaç, davaları gürültüye getirmek, değersizleştirmek ve 'kararı zaten verdik' mesajı vermektir. Biz de bu haksız rejime meydan okuyoruz" sözleriyle tanımladı.

"DİPLOMA DAVASI RAKİBİ SAF DIŞI BIRAKMA GİRİŞİMİDİR"

Özel, İmamoğlu hakkında açılan diploma davasının detaylarına ve zaman aşımı çelişkisine değindi. İstanbul Üniversitesi'nin daha önce İmamoğlu'nun kişisel bir kusuru olmadığını kabul ettiğini hatırlatan Özel, yargının 33 yıl önce yapılan üniversite işlemlerinden İmamoğlu'nu sorumlu tuttuğunu belirtti. Özel, yargılamanın siyasi boyutunu şu sözlerle ifade etti:

"Diploma davası Erdoğan'ın rakibinin diplomasını iptal ettirme davasıdır. Casusluk davası 'bir de casus diyelim' anlayışının ürünüdür. İBB davası ise Erdoğan'ın seçimlerde üç kez yenildiği rakibini siyaseten saf dışı bırakma girişimidir."

Zaman aşımı konusuna da bir örnekle dikkat çeken Özel, "Ekrem İmamoğlu gelse bugün; hakime, savcıya, polise başvursa. Ben dese; "Bundan 33 yıl önce İstanbul Üniversitesi'nde bırakın evrakta sahteciliği, ben adam öldürme suçu işledim" dese. "Ben birini öldürdüm" dese, "Bu ağacın altına gömdüm" dese, kazsalar, kemikleri bulsalar, silah bulsalar, üzerinde Ekrem İmamoğlu'nun parmak izini bulsalar; Ekrem İmamoğlu'na dava açamıyorlar çünkü çoktan zaman aşımı olmuş. Şimdi, 35 yıl önce verdiği bir kararla Kıbrıs'a gitmiş, bir gazete ilanına inanıp İstanbul Üniversitesi'ne başvurmuş, 26 arkadaşıyla birlikte kabul edilmiş, mezun olunmuş..." ifadelerini kullandı.

AĞUSTOS CELSESİNE KADAR SAVUNMA BOYKOTU

Yargının İmamoğlu'nu eş zamanlı olarak diploma sahteciliği, casusluk, yolsuzluk ve rüşvet gibi suçlamalarla karşı karşıya bıraktığını söyleyen Özel, mahkemenin savunma dayatmasına karşı İmamoğlu'nun alacağı aksiyonu açıkladı. Özel, İmamoğlu'nun fiziken yetişemeyeceği bu takvimi reddederek savunmasını ağustos ayındaki ikinci celseye bıraktığını duyurdu.

Özel, "Ağustos ise ağustos, ikinci celse açıldığında gerçekler tek tek ortaya konulacak. Ekrem İmamoğlu'nun savunma hakkını size kısıtlatmayacağız. Attığınız bütün iftiraların altında kalacaksınız" dedi. Aynı kişiye aynı anda bu kadar farklı suçlama yöneltilmesinin iktidarın siyasi korkusunu gösterdiğini belirten Özel, İmamoğlu'nun kendisine selam gönderdiğini ve mücadeleyi sürdüreceklerini aktardı. Özel, "Adayın kim olduğundan bağımsız olarak yolumuz bellidir. Yol cümleden uludur, yol yolcudan bile uludur. Çünkü bu yolun sonu iktidar olacak" dedi.

Özgür Özel'in cezaevi önünde yaptığı konuşmanın tamamı şu şekilde:

"Değerli arkadaşlar, bir öncelikle şunu söyleyeyim: İçeriden geliyoruz. İçeride tutuklu, tutuksuz yargılanan herkes, özellikle tutuklu yargılananlar ve onların aileleri sizin göstermiş olduğunuz bu özveriye, bu gayrete, bu dayanışmaya minnettarlar. Hepinize yürekten teşekkür ediyoruz.

Kolay iş değil.

Kolay iş değil, etrafı tel örgülerle çevrilmiş bir cezaevinin içinde, dikenli tellerin ötesinde, üç tane salonda yapılan savunmalar, avukatların konuşmaları, hakim, savcı, oradakiler... Elbette çok önemli bir süreç ama burada, güneşin altında sabahın köründen itibaren onlara güç vermek, destek vermek tarihe not düşmektir. Hepinizin önünde saygıyla eğiliyorum, iyi ki varsınız.

Bugün, bugün... Elbette uluslararası dayanışma önemli. Bugün Nacho Sánchez, Türkiye Raportörü Avrupa Parlamentosu’nun ve çok sayıda yabancı konuk vardı. Uluslararası dayanışma önemli ama bugün onlara olanları anlatırken, ülkenin başta bir vatandaşı olarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir vatandaşı olarak, parlamentonun bir üyesi olarak, ana muhalefet partisinin genel başkanı olarak ben izah ederken utandım, ülke adına utandım, kendi adıma utandım. Ne diyeceğimi bilemedim.

Bir kere şunun İngilizceye, Almancaya tercümesi yok. Diyorlar ki: "Bu bir dava mı?" Dava. "Burası duruşma salonu mu?" Evet. "Neden bir cezaevinin içindeyiz? Bu yargı nasıl bağımsız hissedebilir? Bu kadar çok tel örgü varken, polisler, jandarmalar varken..."

Normal şartlarda mesela, bir duruşma görülürken oradaki güvenlik görevlileri silah bile taşıyamazlar. Ama duruşmanın görüldüğü yer bir cezaevinin içi. Jandarma var, polis var, infaz koruma memuru var ve orada bir tarafsız, bağımsız yargılama yapmanın şekli, şartları yok. Buna inanamıyor insanlar.

Ayrıca buradaki basın mensupları çok sayıda dava takip ediyor. Hakim davayı ertelerken mesela der ki, açar ajandasını, örneğin der ki: "Eylülün 9'una." Avukat itiraz eder: "O gün benim bir duruşmam var." Hemen, "Peki o zaman değiştirelim."

Bugün burada, bırakın avukatların başka bir duruşması olmasını arkadaşlar, bugün burada Ekrem İmamoğlu'nun üç ayrı duruşması var. Üçünde de savunma yapması gerekiyor, savunma sırası gelmiş ve diğer konuşanları dinlemesi gerekiyor ama eş zamanlı üç tane duruşma! Olabilecek bir iş değil.

Burada yapılan ne yargılamadır ne adaleti aramadır; burada yapılan şekil şartı tamamlamak bile değildir. Burada yapılan; gürültüye getirmek, gözden kaçırmak, değersizleştirmek, önemsizleştirmek ve burada yapılan iş aslında çoktan verilmiş kararın, buradaki yargılamada kendini savunanın sözünün hiçbir değeri olmadığını, avukatın sözünün değerinin olmadığını, eş zamanlı olarak aynı anda bir kişiyi üç yerde birden yargılıyor olmanın aslında bütün gücün, kudretin, talimatın bir yerde olduğunun, bir yerden geldiğinin ve burada hepimize söylenen şey şu: "Hiç boşuna uğraşmayın, biz kararı çoktan verdik, mahkum edeceğimizi ettik, bundan sonrası bizim bileceğimiz iştir" demektir.

Bugün burada... Bugün burada... Bugün burada... Bugün burada yapılan şey; rejim adalete meydan okumaktadır, rejim adalete talimat vermektedir. Rejim hakkaniyete, adalet beklentisine, vicdana meydan okumaktadır. Biz de bu haksız rejime meydan okuyoruz, meydan okuyoruz, meydan okuyoruz!

Değerli arkadaşlar, bugün... Değerli arkadaşlar, bugün burada Ekrem İmamoğlu nisan ayının, mart ayının 9'unda başlayan bir yargılamada... O günlerde diyorlardı ki: "Önce martın sonuna kadar bitecek," hatırlayın. Sonra, "Nisan sonuna kadar bitecek." Haziranın sonu geldi, temmuz geldi. Ekrem Başkan ilk duruşmada söylemişti, o ve avukatları: "İlk sözü biz istiyoruz." "Olmaz, önce bütün tutukluları dinleyeceğim, en son seni dinleyeceğim."

Şimdi Ekrem Başkan'ın savunma sırası geliyor ve diyorlar ki bize: "Biz 9 Temmuz'da birinci celseyi bitireceğiz, ister savunun ister savunmayın." Aynı günün, haftanın başlangıç gününe casusluk davası koyuyorlar. Yine aynı günün, haftanın başlangıç günü sabahına diplomanın ceza davasını koyuyorlar.

Öyle bir, öyle bir haksız, hukuksuz, öyle özensiz, öyle küstah, öyle nobran, öyle üstten bakan bir rejimle karşı karşıyayız ki zulümlerinin sonunu onlar da tahmin edemiyor. Her gün kendilerini aşıyorlar, her gün kendilerini yeniliyorlar.

Bugün sabahleyin diploma davasına gittik. Buradan öz Türkçesini söyleyeyim size; 17 yaşındaki Ekrem İmamoğlu'nu evrakta sahtecilik yapmakla... Ama, ama geçen gün, geçen gün dava görülürken İstanbul Üniversitesi dedi ki avukatları: "Burada Ekrem İmamoğlu'nun ya da diğerlerinin herhangi bir kişisel kusurlarının olmadığını biliyoruz. Ama..." Herhangi bir kişisel kusurlarının olmadığını biliyoruz ama, "Burada tam kanunsuzluk vardır, diplomayı ondan iptal ediyoruz."

Neymiş tam kanunsuzluk? "O gün denklik varmış da bugün denklik yokmuş da..." O gün denklik diye bir laf bile yokmuş! 17 yaşındaki Ekrem'in gidip de üniversite okuduğu yerde yapılan iş ve işlemlerden gelmişler, 33 sene sonra Ekrem İmamoğlu'nu sorumlu tutuyorlar ve diplomayı iptal etmeye kalkıyorlar.

Açık söyleyelim, bakın bir dinleyin; açık söyleyelim, açık! Ekrem İmamoğlu gelse bugün; hakime, savcıya, polise başvursa. Ben dese; "Bundan 33 yıl önce İstanbul Üniversitesi'nde bırakın evrakta sahteciliği, ben adam öldürme suçu işledim" dese. "Ben birini öldürdüm" dese, "Bu ağacın altına gömdüm" dese, kazsalar, kemikleri bulsalar, silah bulsalar, üzerinde Ekrem İmamoğlu'nun parmak izini bulsalar; Ekrem İmamoğlu'na dava açamıyorlar çünkü çoktan zaman aşımı olmuş. Şimdi, 35 yıl önce verdiği bir kararla Kıbrıs'a gitmiş, bir gazete ilanına inanıp İstanbul Üniversitesi'ne başvurmuş, 26 arkadaşıyla birlikte kabul edilmiş, mezun olunmuş... Şimdi diyor ki dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, şimdiki Adalet Bakanı atandığı gün, "Partimiz için, partimiz için çalışmaya devam edeceğim" diyen güya tarafsız, bağımsız İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı) yazı yollamış: "Derhal bunu iptal edin, yoksa YSK dahil birçok devlet kurumuna verilebilir" demiş.

YSK bir tek şey için diploma istiyor, o da Cumhurbaşkanı adaylığı! Burada hepinizin huzurunda bir kez daha söylüyoruz: Diploma davası, Erdoğan'ın rakibinin diplomasını iptal ettirme davasıdır! Casusluk davası, Erdoğan'ın "Her lekeyi sürdüm tutmadı, bir de casus diyelim" deme davasıdır! İBB davası, "Benim rakibim, benim gösterdiğim adayları üst üste üç sefer yendi, İBB'ye seçildi. Büyük konuştum, 'İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır' dedim. İstanbul'u kazananın karşımda aday olamaması lazım, ona ceza vermem gerekir" davasıdır.

Büyük bir haysiyet cellatlığıyla, 19 Mart 2025 tarihinden itibaren bütün televizyonlarda, yandaş basında, merkez medyaya servis edilen haksız bilgi notesıyla merkez medyada yapılan bütün haberlerde; Ekrem Başkan'a, arkadaşlarına, ailelerine yapılan haysiyet suikastının cevabının verileceği gün bugündür, bu duruşmadır. Ve aylarca attıkları yalanların, üzerinde tepindikleri yalanların bir teki iddianamede olmayan... Çıkıp da biri demiyor ki: "Biz bunu söyledik ama yalanmış, iddianamede yok." Sorulunca, "Ben de öyle duymuştum" diyor. İddianameye konulanların kanıtı yok, kanıt diye söylenen itirafçılar özür dileyip helallik istiyor, vazgeçiyor. Bunların hepsinin cevabının verileceği gün bugündür, yarındır.

Şimdi Ekrem Başkan'a, "Sen savunma yapma, 9'una kadar bütün savunmalar bitecek. Biz gideceğiz, ağustosta geleceğiz" diyorlar. Ekrem Başkan bu zorlamayla, bu birinci celsede savunma yapmayacak. Ancak ağustos ise ağustos, nereye kaçarsanız kaçın, o ikinci celse açıldığında çatır çatır savunma yapılacak, gerçekler açığa çıkarılacak!

Partinin Genel Başkanı olarak, Ekrem İmamoğlu'nun ve bütün arkadaşlarımızın yol arkadaşı olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir vatandaşı olarak söylüyorum: Ekrem İmamoğlu'nun savunma hakkını size kısıtlatmayacağız! Gerçekleri teker teker yüzünüze okuyacağız! Attığınız bütün iftiraların, bütün yalanların altında kalacaksınız!

Aynı gün, aynı gün bir kişiyi hem yolsuzlukla, hırsızlıkla, rüşvetle, casuslukla ve diploma sahteciliğiyle suçluyorsanız; buradan çıkacak bir tek sonuç var: Siz bu karşınızdaki kişiden çok korkuyorsunuz, çok korkuyorsunuz!

Bir kişi aynı zamanda hem evrak sahtecisi, diploma sahtecisi hem casus hem hırsız hem yolsuz hem ihaleye fesat karıştıran hem rüşvet alan hem irtikap yapan... "Hepsi birden bir kişi olacak" diye bu kadar zorluyorsanız; belli ki sizin bu kişiyi siyaseten yenme ümidiniz kalmamış, tek ümidiniz attığınız iftiralarınız. O da bize yapışmaz, o da bize yapışmaz!

Ekrem Başkan buraya bir selam yolladı duruşma sonunda. Özgür Başkan'ın yürüdüğü yolda onunla birlikte yürümeye devam edeceğiz diye. Biz Ekrem Başkanımızla beraber, Mansur Başkanımızla beraber, tüm belediye başkanlarımızla, yol arkadaşlarımızla ve örgütümüzle birlikte doğru yoldan sapmayacağız.

Buradan, buradan bir müjde vermek isterim. Buradan bir müjde vermek isterim. Adayın kim olduğundan, genel başkanın kim olduğundan, bu yürüyüşün yolunda kimin durduğundan, kimin döndüğünden, kimin düştüğünden, kimin içeride yattığından, kimin yolda yürüdüğünden bağımsız olarak şunu söylüyorum: Yol cümleden uludur, yol cümlemizden uludur, yol yolcudan bile uludur. Çünkü yolun sonu doğru bir yoldur, sonu iktidar olacak!"

Kaynak: Halk TV Haber Merkezi
Özgür Özel Silivri Ekrem İmamoğlu