130 yıl ıssız bir adada unutuldular! Hayatta kalma hikayeleri bilim insanlarını büyüledi!
İnsanlık onları önce bir adada unuttu, 130 yıl sonra ise tamamen yok etti... Hint Okyanusu’nun acımasız rüzgarları altında, hiçbir yardım almadan sıfırdan bir yaban hayatı kuran ve sayıları 2 bine ulaşan ineklerin bilim insanlarını şaşırtan hikayesi.
19. yüzyılın sonlarında, küçük bir sığır sürüsü, Subantarktika bölgesindeki son derece ücra bir nokta olan Amsterdam Adası'nda kaderine terk edildi. Karşılaştıkları tüm olumsuzluklara rağmen bu sürü hayatta kalmayı başardı ve adanın sert doğa koşullarına kusursuz bir uyum sağlayarak, doğa tarihinde nadir görülen bir vahşileşme örneği sergiledi. Yıllar sonra gerçekleştirilen detaylı bir genetik çalışma, bu canlıların büyüleyici evrimsel yolculuğunu bilimsel olarak ortaya çıkardı ancak 2010 yılında sığırların tamamen yok edilmesi, yerel biyolojik çeşitliliğin korunmasının etik ve bilimsel zorlukları üzerine günümüzde de süregelen büyük bir tartışmayı alevlendirdi.
Laurence Flori (UMR SELMET, Inrae Hayvan Genetiği Araştırma Direktörü), Mathieu Gautier (Inrae Popülasyon Genomik ve Evrim Araştırmacısı), Tom Druet (FRS-FNRS, Liège Üniversitesi Araştırma Direktörü), François Colas (Emekli Halk Sağlığı Veteriner Müfettişi) ve Thierry Micol (LPO Hizmet Başkanı) tarafından titizlikle yürütülen bu çalışma, çok önemli bilimsel soruları aydınlatıyor. Bu gizemli sığırlar tam olarak nereden gelmişlerdi? Yaşanması neredeyse imkansız gibi görünen izole bir adada nasıl hayatta kalmayı ve hatta nesillerce gelişmeyi başarmışlardı? Bilimsel merak uyandıran bu soruların yanı sıra, araştırma çok daha ciddi bir endişeyi de gündeme getiriyor: 2010 yılında bu vahşi popülasyonu tamamen ortadan kaldırmak gerçekten gerekli bir müdahale miydi?
Koruma altındaki bazı doğal alanlar, en beklenmedik ortamlara bile uyum sağlama konusunda şaşırtıcı bir yetenek sergileyen benzersiz hayvan popülasyonlarına ev sahipliği yapmaktadır. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, Hint Okyanusu'nun güneyindeki Amsterdam Adası'nda terk edilerek zamanla doğal bir vahşileşme sürecinin parçası haline gelen bu özel inek popülasyonudur. İnsan müdahalesi olmadan bir asırdan fazla bir süre boyunca tamamen bağımsız ve özgür bir şekilde yaşayan bu sığırlar, 2010 yılına gelene kadar adanın yerel ekosisteminin beklenmedik ama ayrılmaz bir parçası haline gelmişlerdi.
Bu sıra dışı hikayeye ev sahipliği yapan Amsterdam Adası, Madagaskar'ın yaklaşık 2.750 mil güneydoğusunda, adeta dünyanın ucunda yer almaktadır. Yaklaşık 21 kilometrekarelik yüzölçümüyle kabaca Manhattan büyüklüğünde olan bu kara parçası, sürekli olarak şiddetli rüzgarlara maruz kalan ve özellikle kış aylarında sık sık yoğun yağmur alan sert, ılıman bir okyanus iklimiyle karakterize edilir.
Adada kalıcı ve güvenilir tatlı su kaynaklarının bulunmaması nedeniyle, bu bölgede büyükbaş hayvanların hayatta kalması ilk bakışta biyolojik olarak neredeyse imkansız görünüyordu. Adadaki tek insan varlığı, 1949 yılında kurulan küçük bir bilimsel araştırma üssünden ibaretti. Takvimler 2006 yılını gösterdiğinde ise bu ücra ada, UNESCO Dünya Mirası alanı olarak tescil edilen ve olağanüstü bir biyolojik çeşitlilik koruma alanı olan TAAF (Fransız Güney ve Antarktika Toprakları) ulusal doğa rezervinin koruma şemsiyesi altına alındı. Öte yandan bilim dünyası, Atlantik Okyanusu'nda uzanan devasa kahverengi bir şeridin yarattığı çevre kirliliğini ve bundan endişelenip endişelenmememiz gerektiğini de yakından tartışıyor.
Tarihi kayıtlara ve belgelere bakıldığında, 19. yüzyılın sonlarında küçük bir sığır sürüsünün denizciler ya da yerleşimciler tarafından bu adada unutulmuş veya kasıtlı olarak bırakılmış olabileceği anlaşılıyor. İlk başlarda hiç şans tanınmayan bu sığırlar, herkesin büyük bir şaşkınlık duyacağı şekilde sadece hayatta kalmayı başarmakla kalmadılar, aynı zamanda geçen onlarca yıl içinde hızla çoğalarak yaklaşık 2.000 hayvandan oluşan devasa bir sürüye ulaştılar. Peki bu inekler, böylesine elverişsiz ve acımasız bir ada ortamında nasıl oldu da evrimsel bir adaptasyon geliştirip yeniden tamamen yaban hayatın kurallarına göre yaşamaya başladılar?
İşte bu büyüleyici evrimsel başarı öyküsünün gizemini çözmek isteyen bilim insanları, geçmişte adaya düzenlenen iki büyük bilimsel seferden yararlandılar. Araştırmacılar, 1992 ve 2006 yıllarında gerçekleştirilen araştırma gezileri sırasında sürüden toplanan ve 18 farklı hayvandan elde edilen değerli genetik materyalleri laboratuvar ortamında incelediler. Bu gelişmiş popülasyon genomik analizleri, adada izole kalan hayvanların genetik şifrelerini çözerek, bir asırdan fazla süren yalnızlığın ardındaki sır perdesini aralamaya başladı.
Genetik veriler ışığında bir araya getirilen bu tarihsel yapboz, evrimsel biyolojinin en nadir vahşileşme örneklerinden birini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Ancak bu benzersiz popülasyonun ekosisteme zarar verdiği gerekçesiyle 2010 yılında tamamen ortadan kaldırılması kararı, modern doğa koruma doktrinleri arasındaki çatışmayı da gözler önüne seriyor. Bir yanda adanın orijinal endemik yapısını korumak isteyen radikal çevreciler, diğer yanda ise 130 yıllık olağanüstü bir adaptasyon mucizesinin yok edilmesine karşı çıkan bilim insanları, bu trajik sonun etik ve bilimsel meşruiyetini tartışmaya devam ediyor.