Dervişoğlu: Açılım derken savaş riski ile yüz yüze mi geldik?

İYİ Parti lideri Dervişoğlu, "Ne ABD ne İsrail için İran'a cephe almalıyız. Açılım derken savaş riski ile yüz yüze mi geldik? Bir beladan başka bir belaya doğru sürükleniyoruz" dedi.

Halk TV sizin sesiniz! Tıklayın güvenilir kaynağınıza ekleyin
Dervişoğlu: Açılım derken savaş riski ile yüz yüze mi geldik?

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında Meclis'ten geçen süreç yasasını ve iktidarın politikalarını hedef aldı. Bölgesel dinamiklere ve yürütülen sürece değinen Dervişoğlu, "Ne Amerika Birleşik Devletleri ve ne İsrail için İran'a karşı cephe almalıyız, ne de İran için kendi refah ve güvenliğimizi riske atmalıyız. Açılım derken savaş riski ile yüz yüze mi geldik? Bir beladan başka bir belaya doğru sürükleniyoruz" dedi.

Saha çalışmalarında çiftçilerin ve vatandaşların yaşadığı sorunları dinlediklerini belirten Dervişoğlu, tarım politikalarını, kurulması planlanan Takip ve Değerlendirme Kurulu'nu ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın uygulamalarını eleştirdi. Ankara'da hak arayan gazilerin durumuna ve Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu'na yönelik fiziki saldırıya da değinen Dervişoğlu, Meclis Başkanı ve İçişleri Bakanı'nı sorumluluklarını yerine getirmeye davet ederek konunun takipçisi olacaklarını ifade etti.

"İMRALI SÜRECİNE DAİR ELEŞTİRİLERİMİZİN ÖZETİ BU DURUMA İLİŞKİNDİR"

Meclis'ten geçen süreç yasasını ve iktidarın tutumunu değerlendiren Dervişoğlu, şunları kaydetti:

"Türkiye Cumhuriyeti'nin istiklal ve istikbaline tuzak kuran o melun yasanın meclisten geçtiği günden bu yana milletimizle bir aradayız. Gittiğimiz her yerde, konuştuğumuz her vatandaşımızın bu gelişmelere ve iktidara karşı tepkilerine şahit oluyoruz. İktidar ve ortakları, milletimizin arasına girip bizim gibi dert dinleyemediği için ben onlara gerçeği en baştan söyleyeyim: Türk milleti bu ihanet yasasını not etmiş ve sabırla hesabını soracağı günü beklemektedir.

İktidar, ortakları, medyası ve etki unsurları yaşanan sürece dair eleştirilerimizi bizi dinlemeden, bizi duymak istemeden kendi kesip biçtikleri başlıklarla yapmaktadır. Oysa yaklaşık iki yıldır yaptığımız uyarılar, eleştiriler ve tavsiyeleri başıyla ve sonuyla anlayabilmek için dinleselerdi, belki kendileri için bir an durup 'Biz ne yapıyoruz?' diye soracaklardı.

Bizim eleştirilerimizin temelinde en temel insani özellik olan ve bu konularda mutlaka başvurulması gereken 'şüphe' vardır. Şüphemizin özünde ise 25 yıllık olaylar zinciri bulunmaktadır. Çünkü bu iktidar döneminde devlet ve toplum nizamımızın ne kadar zarar gördüğü, milli kimliğimiz ve onun ayrılmaz bir parçası olan Cumhuriyetimizin ilkelerinin düşürüldüğü hal ortadadır. Denilebilirdi ki iktidarla farklı siyasi geleneklerden geliyoruz; bu sebeple dış politika, ekonomi, eğitim ve bunun gibi alanlarda farklı siyasal çözümler ve önerileri benimsememiz normaldir. Ancak maalesef durum bu değildir. Şu bir gerçek ki yol ve yöntemleri farklı olsa da hiçbir Cumhuriyet hükümeti, Cumhuriyet rejiminin özünü, demokratik işleyişin amacını, anayasa ve hukuk sisteminin temelden değiştirilmesini hedeflememiştir, hedefleyemez.

İşte bizim İmralı sürecine dair eleştirilerimizin özeti de bu duruma ilişkindir. Yaşananları, Türk milletine karşı girişilen büyük bir kalkışma olarak nitelendirmemizin sebebi de budur. Asıl olan, Türk milleti adına devleti sevk ve idare etmekle görevli iktidarın gaflete düştüğü gerçeğidir. Üzülerek söylüyorum ki iktidar bu görevi, devlet içerisine etki eden dış bağlantılı bir grubun yönlendirmesiyle planlı ve kasıtlı olarak hem devletin hem de Türk milletinin hilafına yürütmektedir."

"AMAÇ İRAN'DA REJİMİ DEĞİŞTİRMEK VE PKK'YI SİLAHLI UNSUR OLARAK ÖRGÜTLEMEKTİR"

Dış politika ve bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"İhanet sürecini yürütenler ve onu meşrulaştırmak isteyenler, İsrail tehdidi ve arkasındaki Amerika Birleşik Devletleri ve diğer emperyal aktörlerden bahsediyor. Bu noktada duymak istemedikleri hakikat ise şudur: Hangi büyük ve güçlü ülke defalarca mağlup ettiği bir silahlı narko-terör örgütünün mensuplarını affetmeye ve onları siyasete entegre etmeye muhtaçtır? Hangi emperyalizm karşıtı iktidar, bu emperyalizmin banisi Trump'ın en yakın dostudur ve onun sömürge valisi Barak ile aynı dili konuşur? Ve hangi Siyonizm karşıtı, hangi mazlumların temsilcisidir ki 70 binin üzerinde masum Gazzeli katledilirken petrol ticaretini bile son ana kadar durdurmaktan acizdir?

Sözüm ona bu ihanet süreci İsrail tehdidine karşı bir tedbirmiş. Sorarım; ambalaj bu iken süreç nereye evrilmiştir? Aylardır KCK/PKK'nın İran kolu PEJAK'tan bahsediyorum, her konuşmamda buna atıfta bulunuyorum. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı bizzat PEJAK'a silah verdiklerini söyledi. Uluslararası raporlar PEJAK'ın güçlendiğini, bölgeye silah ve militan aktardığını yazıyor. PEJAK'ın sözcüsü, PKK'nın feshinin kendilerini bağlamayacağını dile getiriyor. Bunun yanında Suriye'de de birtakım gelişmeler yaşanıyor. PKK'dan bozma YPG, ondan da bozma Suriye Demokratik Güçleri adı verilen ordunun doğrudan doğruya Suriye Silahlı Kuvvetlerine entegrasyonundan bahsediliyor. Bu, örgütün yaşadığımız bölgede silah bırakmadığının en büyük delilidir. Ayrıca burnumuzun dibinde Amerika Birleşik Devletleri tarafından kiralanmış yeni bir terör ordusu yapılandırılmaya çalışılıyor.

Normal bir devletin terörle mücadelesi, göz boyamak için yapılan silah bırakma müsamerelerine emanet edilemez. İktidar teröriste özel af çıkardı ama terör örgütü silahlanmaya ve arazide pozisyon almaya devam ediyor. Üstelik İmralı'daki görüşme tutanaklarından anlıyoruz ki, kendisine statü aranan örgütün cani elebaşı, bırakın pişmanlık göstermeyi, PEJAK'ın mücadeleyi genişletmesini ve İran rejiminin devrilmesinde rol oynamasını istiyor. Devleti yönetenlerin ise gıkı bile çıkmıyor.

Aziz milletim, şu bir gerçektir ki amaç İsrail tehdidine karşı direnç oluşturmak falan değildir. Amaç İran'da rejimi değiştirmek, PKK'yı silahlı unsur olarak örgütlemek ve Türkiye'yi bu sürecin koordinasyonunda taşeron gibi konumlandırmaktır. Bugünden geriye bakıldığında açıkça anlaşılacaktır ki, bugün İsrail'in İran'a kolayca hava saldırısı yapabilmesini mümkün kılan şey Suriye'nin devletsizleşmesidir. Peki Suriye'yi devletsiz kılıp İsrail'in elini rahatlatanlar kimlerdir? Onun da cevabı bellidir. Bugünkü iktidar, geçmişte de benzer bir ihaleyi Şam rejimine karşı almıştı ve hatırlayın aynı günlerde yine bir 'çözüm süreci' başlatılmıştı. Sonuç ne oldu? Hendek savaşları, şehitler, ülkemize yayılan milyonlarca sığınmacı, büyükşehirlerde terör dalgası ve Suriye bataklığı oldu.

Bugünkü tablo da aynıdır. Amerika'nın elini bulaştırmadan İran rejimini yıkma gayreti, İsrail'in etki alanını sürekli genişletmesi, sömürgeci devletlerin maşası olarak güçlenmeye çalışan bir PKK ve bu sürecin koordinasyonunu üstlenmeye hazır bir AKP iktidarı vardır.

Halkımıza İsrail tehdidine karşı zorunlu tedbir diye satılan şey; Amerika'ya, İran'da rejim değişikliği, iktidara müşfik bir monarşi kurma meşruluğu, İmralı'daki meczup katile statü kazandırmaktan başka bir şey değildir. İktidar, İsrail ile ilişkilerini düzenleme yetkisini Tom Barak'a devretmiş, Amerikan elçisinden aldığı iktidarının bekasına yönelik teminatlara bel bağlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti iktidarı güvenliğini neden bir Amerikan büyükelçisinin arabuluculuğuna ve teminatına bağlayacak noktaya gelsin? Soruyorum. Geçtiğimiz hafta İsrail'in sınırımızın hemen dibinde gerçekleştirdiği saldırı bu bakımdan manidardır. Barak, iktidara verdiği kefalet sözünü tutamamış, tehdidi savuşturmak bir yana burnumuzun dibine kadar getirmiştir.

Daha önce defalarca söyledik. Ortadoğu'daki savaş bizim savaşımız değildir. Ne Amerika Birleşik Devletleri ve ne İsrail için İran'a karşı cephe almalıyız, ne de İran için kendi refah ve güvenliğimizi riske atmalıyız. Açılım derken savaş riski ile yüz yüze mi geldik? Bir beladan başka bir belaya doğru sürükleniyoruz. Türkiye bu krizden Şark kurnazlığı ile içeride iktidar devşiren kadrolarla değil, Cumhuriyete ve Türk milli devletine bağlı kalarak çıkabilir. Bunun için devşirmelik değil, devlet adamlığı gerekir.

Unutulmasın, yıllar önce bağıra çağıra alınan S-400'ler, vazgeçilen F-35'ler en çok Netanyahu'yu sevindirmiştir. Çünkü bu, İsrail'e Ortadoğu'da hava hakimiyetini hediye etmek anlamına geliyordu. Bugün yapılan hamasetin de en nihayetinde en fazla Netanyahu'yu sevindireceğini unutmamalıyız. Türkiye'nin üniter bir ulus devletten çıkması yine en çok o katili sevindirecektir."

"ÇİFTÇİMİZİ DÜŞÜNMEYENLER TERÖRİSTE ÖZGÜRLÜK VADEDİYOR"

Bursa ve Balıkesir ziyaretlerini aktararak tarım politikaları ile meclis gündemini eleştiren Dervişoğlu, şunları söyledi:

"Hafta sonu Bursa ve Balıkesir'deydim. Çiftçilerimizle buluştuk. Tarlada hasada katıldık. Sonra onlarla uzun uzun dertleştik. Gördüğüm tablo odur ki, bu iktidar İmralı'daki teröristi düşündüğü kadar çiftçimizi düşünmüyor. Bu iktidar mangalda tüfek yakan katillerle barışırken, yıllardır kazanamayan köylümüzü tarlasına küstürüyor. 25 yıldır Güneydoğu Anadolu Projesi'ni bitiremeyen bu iktidar, doğuda da batıda da üreten nasırlı eli aç bırakıyor, açıkta bırakıyor. Güneydoğu'ya, Doğu'ya 25 yılda hiçbir şey veremeyenler, teröriste özgürlük vererek refah vadediyorlar.

Keşke olay Türkiye'de de geçmeseydi de biz de buna komedi deyip geçebilseydik. Sözde süreci, toplumun satın alabileceği bir yere getirmek için şimdi de 'Takip ve Değerlendirme Kurulu' adı altında idari bir mekanizma kuruyorsunuz. Ama süreç boyunca konuşulmayan, bizim ise ısrarla takip ettiğimiz varlık barışı konusu muamma olarak kendisini hissettirmeye devam ediyor. Sorarım, PKK'nın uyuşturucu, silah, gasp, insan ve organ ticaretiyle istiflediği kanlı parayı bölüşerek mi refah getireceksiniz? Gerçekten bu kanlı örgütün kanlı parası ve ticaret ağı ile ilgili neden hiç kimseden tek kelime bile bir laf çıkmıyor?"

"BU EDEPSİZLİĞİN SONUNA KADAR TAKİPÇİSİ OLACAĞIM"

Milletvekili Selçuk Türkoğlu'na yapılan müdahale, gazilerin talepleri ve Milli Eğitim Bakanlığı uygulamaları hakkında Dervişoğlu, konuşmasını şöyle tamamladı:

"Aziz milletim, oynanan hemen her maçta stadyumlardaki tepkiler dikkat çekicidir. Bayrağımıza saldırıldı haberleri peş peşe geliyor. Gençliğe Hitabe ile meydanda durarak tepki gösteren genç evladımız gözaltına alınıyor. 40 günü aşkın zamandır Başkent'te hak arayan gazilerimizin yaşadıklarına da hep birlikte tanık oluyoruz. Baş üstünde taşınması gerekirken park köşelerinde itilip kakılmaları vicdanımızı yaralıyor.

Pazartesi günü yaşanan olay da elbette ki takipçisi olacağız. Bursa Milletvekilimiz Sayın Selçuk Türkoğlu, diğer milletvekili arkadaşlarımızla birlikte ilk günden itibaren gazilerimiz ve şehit ailelerimizin yanında saf tutuyor. Pazartesi günü emniyet teşkilatımızın arasına sızmış bir kendini bilmezin saldırısına uğradı. Anayasal dokunulmazlığı olan bir milletvekilini yerde tekmeleyecek kadar aklını kaçırmış biri, kahraman polislerimize ve onların teşkilatına elbette gölge düşüremez. Ancak konu 'kuru bir geçmiş olsun' ile geçiştirilemeyecek kadar da önemlidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını ve İçişleri Bakanını sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyorum. Bu edepsizliğin de sonuna kadar takipçisi olacağımı kamuoyuna duyuruyorum.

Aziz milletim, değerli basın mensupları. Bu gafillerin saçtığı tohumların tehlikesini görmek için falcı olmaya gerek yoktur. PKK ile Kürdü eşitlemeye kalkanlar, düzenlemeyi beğenmeyenler dağa çıksın diye şecaat arz edenler vardır. Erdoğan ve onun etnik tasnifçi dilini örnek alan birtakım genel başkanlar bize başka bir şeyi usul usul itiraf etmektedirler. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kuran Türkiye halkına 'Türk Milleti' denir düsturuna dayanan ulus devletimiz adım adım tasfiye edilmektedir.

Sözde Milli Eğitim Bakanlığı, özde ise iktidar militanlığı yapan zatın, Erdoğan sonrası dönemden kupon makam arazisi kapma telaşıyla bu ihanet sürecine çocuklarımızın tertemiz dimağını alet etme projesi ise Türkiye'nin geleceğine örülebilecek en büyük tuzaklardandır. Buradan Sayın Cumhurbaşkanına sesleniyorum: Evlatlarımıza bu kötülüğü yapmayın, yaptırmayın. Bu günahın bedeli çok ama çok ağır olur. Bu çocuklara, gencecik dimağlara Öcalan'ı mı anlatacaksınız? Öcalan'la mı barıştıracaksınız? Devlet ve millet düşmanı PKK taşkınlarını 'bunlar sizin kardeşiniz' diye okullarda temsil konusu yapmak ne demektir?

Aylar önce de dile getirmiştim. Lübnanlaşma, Yugoslavyalaşma ve Iraklaşma... Bölünme önce zihinlerde başlar. 50 yıldır Öcalan canisi ve PKK üzerindeki haklı öfkeyi, bugün Kürtlerin kucağına bırakan bir ihanetle karşı karşıyayız. Ve biz Türk milletiyle birlikte buna itiraz ettiğimiz için barışa ve kardeşliğe karşı oluyoruz öyle mi? Biz o kardeşliği ayakta tutmaya çalışıyoruz beyler! Yurttaşlık hukukunu yıkıp, kardeşlik hukukundan bahsedemezsiniz. Anlamadığınız ya da anlamak istemediğiniz gerçek işte budur.

Ben Türk milletinin her bir ferdini, işte o sebeple bu şeytanlığa karşı mücadele etmeye, direnmeye ve bayrak açmaya çağırıyorum. Türkiye bu coğrafyada onlarca farklı etnisiteyi bir kimlik etrafında, demokrasi hedefiyle Cumhuriyet rejiminde birleştirmiş tek devlettir. Vatandaşlarına insani bir yaşam seviyesi standardı sunabilmeye muvaffak olmuş tek devlettir. 18. ve 19. asrın yıkım ve yoksunluklarından başını bu şiarla kaldırmıştır. Dağıtılmış ve başka devletlerce parsellenmiş nice coğrafyanın evlatlarını Anadolu'da buluşturmuş ve başka bir nizam kurmuştur. O nizamın özü, kimsenin kimseden üstün olmamasıdır. Kanun karşısında herkesin eşit olmasıdır, fırsatı olmayana fırsat, imkanı olmayana imkan sağlanmasıdır. İşte bu nizamın kurucusu Türk milletidir! Ve işte tam da bu yüzden bizim ittifak hedefimiz Türk milletinin bütünüyledir. Çünkü elimizden kayıp giden, milletliğimizin ta kendisidir."

Kaynak: Halk TV Haber Merkezi
Müsavat Dervişoğlu İYİ Parti