İBB davasında 2. celsenin 18. günü: Tutuksuz sanıklar savunmalarında neler söyledi?
İBB davasında 2. celsenin 18. günü başladı. Bugünkü duruşmada da tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam ediliyor.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 414 sanıklı İBB davasının ikinci celsesinin 18. günü Silivri'de başladı. Duruşmada tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam ediliyor.
Davanın 17. gününde tutuksuz sanıkların savunmaları sürerken, Murat Demir'in savunmasının tamamlanmasının ardından sorgusuna geçildi. Demir'in, itirafçı sanık Erol Naim Özgüner'in başkanlık konutundaki kameralarla ilgili gerçekleştirdiği toplantıya ilişkin anlatımları duruşmanın gündeminde yer aldı.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Demir'e toplantıya hangi sıfatla çağrıldığını sorarken, Demir kendisini tanımadığını ve Onur Kaygı tarafından çağrıldığını söyledi. Demir ayrıca Kaygı'nın toplantının ardından savcılığa giderek ifade verdiğini belirtti. İmamoğlu'nun Kaygı'nın dosyadan neden çıkarıldığının araştırılması gerektiğini söylemesi üzerine mahkeme başkanı, konuyla ilgili gerekli incelemenin yapılacağını ifade etti.
Halk TV muhabiri Gamze Altunay, İBB davasının ikinci celsesinin 18. gününde Silivri'deki duruşma salonunda yaşananları anbean aktarıyor...
DURUŞMA SONA ERDİ
Duruşma soruların sonuna ermesiyle bitirildi.
KAĞAN SÜRMEGÖZ HASAN KARAKÖSE'YE SORDU
KAĞAN SÜRMEGÖZ SORUYOR – 16.09.2026
Kağan Sürmegöz: Hakan Bey.
Hakan Karaköse: Buyrun.
Kağan Sürmegöz: Siz de savunmanızda bahsettiğiniz gerçekten hukuksuz bir şekilde tutuklandınız.
Hakan Karaköse: Evet.
Kağan Sürmegöz: Kültür A.Ş. olarak sizi aldılar.
Hakan Karaköse: Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı.
Kağan Sürmegöz: Genel Müdür Yardımcısı.
Hakan Karaköse: Uzman verdiler sağ olsun....
Kağan Sürmegöz: Evet yine o şekilde tutuklandınız. O süreçten önce zaten ben tutuklanmıştım.
Hakan Karaköse: Evet.
Kağan Sürmegöz: Dolayısıyla sizin tutuklandığınızı ben alt yazıdan gördüm. Yani size bir avukat gönderip elimde bir telefon yoktu. Hani görüşme...
Hakan Karaköse: Kağan Bey ben beni tehdit ettiğinizi söylemiyorum. O söyleyeceklerimi ben düzeltirim zaten ama avukat göndermedim ifadenizi kesinlikle reddediyorum. Çünkü iyi niyetli göndermiş olabilirsiniz. Ben kötü bir şey söylemiyorum yani.
Kağan Sürmegöz: Aynı şeyi aynı şeyi söyleyeceğim. Yani ben size avukat göndermedim. Çünkü alt yazıdan gördüm. Sizin ben tutukluymuşken görüşmüş olduğunuz avukatın size bir arkadaşını göndermişti. Bir ihtiyacınız var mı diye. Çünkü ben göndermedim. Bilmiyorum size kimin geldiğini. Kimin geldiğini de tanımıyorum.
Hakan Karaköse: Kendisi bana avukatım lafınızı kesiyorum, kusura bakmayın Ozan Bey'di yanlış hatırlamıyorsam ismi. Diğer ilk avukat da şahittir o olaya. Kendisi bu şekilde beyan ettiği için böyle söyledim. Çünkü kendisi Burak Bey ile birlikte çalıştığını ifade etti. Kağan Bey yönlendirdi. İstersen onunla çalışabileceğimizi, bu anda destek olabileceğimizi söyledi. Ben kendilerine teşekkür ettim, kabul etmedim zaten.
Kağan Sürmegöz: Tamam. Melendiz Hanım konusunda Melendiz Hanım bizim belediyemizin bir görevlisidir, meclis üyesi.
Hakan Karaköse: Kağan Bey bununla ilgili...
Kağan Sürmegöz: Ben size sadece bir geçmiş olsun gidileceğini söyleyince.
Hakan Karaköse: Tamam ama doğru zaten. Bununla ilgili süreci ben getirdim kendisi yine aynı şekilde geçmiş olsun dileklerini, sağlığımı, işte vesaire cezaevi koşullarında dikkat etmem gerektiği hususlarını beyan etti. Zaten aksi bir şey söylemedim.
Kağan Sürmegöz: Şimdi sorularıma geçeyim. Bu 2018'den itibaren birlikte çalışmaya başladık. Siz şef olarak başladınız. Daha sonra siz...
Hakan Karaköse: İlk memur olarak sonra şef. Sonra...
Kağan Sürmegöz: Müdür yardımcısı ne zaman olmuştunuz?
Hakan Karaköse: 2023 yılının Nisan ayında. Daha sonra.
Kağan Sürmegöz: Tamam. 2023 yılının Nisan ayından sonra hangi şeflikler vardı? Yani sadece siz miydiniz müdür yardımcısı?
Hakan Karaköse: Yanlış hatırlamıyorsam Hülya Hanım vardı. Onların tam gidiş dönemi siz de hatırlıyorsunuz. Oya Hanım vardı. Ama tam onların gidiş tarihlerini hatırlamıyorum. Ama ben ben müdür yardımcısı olduktan sonra yanlış hatırlamıyorsam zaten istifasını vermişti birisi. Bu işlerden yani mülkiye müfettişleri korktuğu için siz de biliyorsunuz zaten. Diğeri de yani daha erken gitmiş, çalışmak istememişti yani.
Kağan Sürmegöz: Tamam. Hangi şeflikler size bağlıydı?
Hakan Karaköse: İhale şefliği ve muhasebe tarafı. Yani ben biliyorsunuz şef olarak yani şef, şeflik yaparken de ihale şefliği yaptım. Yine muhasebe işlerini takip ettim.
Kağan Sürmegöz: Aynı zamanda şöyle bir İnsan Kaynakları Müdürlüğünden bize şöyle bir 2024'te bir yazı gelmiş. Size bağlı olan şeflikler olarak Değerleme ve Tahakkuk Şefliği, Kira ve Saha Tespit Şefliği.
Hakan Karaköse: Tamam zaten aynı anlama geliyor söylediklerim. Hani normal müdürlük dilinde konuşuyoruz ya şu an. O onun detayı. Kurumsal olarak isimlendirmesi.
Kağan Sürmegöz: Tamam. Şimdi metrobüsle alakalı birtakım beyanlarınız var. Metrobüs hattındaki reklam alanlarının işletilmesi ihalesi ile ilgili sözleşmeye aykırı olarak teknik şartnameye uyulmadığı ve göz yumulduğunu ve haksız kazanç elde edildiğini bildirmişsiniz.
Hakan Karaköse: Onu sormanız iyi oldu. İfademi hızlı hızlı geçtiğim için düzeltemedim. Metrobüs hususunda ama diğerlerini de sormanızı beklerim. Metrobüs hususuyla ilgili Savcılık Makamıyla farklı bir şey konuştuk. Ya şöyle söyleyeyim, 6 saatlik bir ifade sürecimiz oldu. 6 saatlik ifade sürecinde zaten 6 saat o ortaya çıkması beklenmez. Oradaki katip bey biraz özet şeklinde ama orada kalmış. Metrobüsle ilgili konuşulan konu o değil aslında. Onu şimdi hazır sordunuz size yani düzeltmiş oldum.
Kağan Sürmegöz: Yani aslında biz metrobüsle alakalı Sayın Başkanım o eylemlerde de var. Biz 2012 yılında bu metrobüs duraklarının yapılmasının karşılığında reklam alanı işletilmesi işi verilmiş. Yani o reklam uygulamalarından mevcuttaki metrobüs durakları imal edilmiş. 2022 yılında da bu ihale bitmiş ve biz mevcuttaki ürünleri ihaleyle yeniden işletilmesi işi ihalesine çıktık. Yani süreç devam eden bir süreç. Dolayısıyla hani teknik şartnameye uyulmadı, yeni bir imalat burada yok. Mevcut ürünü teslim ettik, işletiyorlar. Yani burada bir yanlış beyan alınmış. Hakan Bey de kabul etti yanlış beyan olduğunu.
Hakan Karaköse: Ama diğerlerini de sormanızı beklerim.
Kağan Sürmegöz: Soruyorum. Tamam, daha yeni başladık.
Kağan Sürmegöz: Bununla ilgili bir şartnameyi verelim mi size Sayın Başkanım?
Hakim: Tamam ibraz edersiniz onu sıradaki sorulara geçin.
Kağan Sürmegöz: Şimdi 2023 yılında Şehir Hatları İskelesi ihalesi yapıldı. Kültür A.Ş. kazandı. Alt yüklenici de Reklam İst oldu. Bu ihalede Kağan Sürmegöz organizesiyle birçok usulsüz evrak hazırlandı ve firmanın usulsüz kullanımına göz yumuldu.
Hakan Karaköse: Evet, doğru. Beyanımın arkasındayım.
Kağan Sürmegöz: Tamam. Hangi evrak usulsüz düzenlendi? Onu bir söyler misiniz?
Hakan Karaköse: Hangi evrak? Şimdi bu Şehir Hatları İskelelerini biliyorsunuz Koruma Kurulları kararı vesaire vesaire olması gerekiyor. Normalde konulmaması gereken yerlere haddinden fazla ekran konulmasına müsaade edildi. Hatta bir tanesini beni de göndermiştiniz, siz kendiniz göndermiştiniz bu Kabataş'ta açılan büyük iskele var ya, şu an açılmak üzere olan.
Kağan Sürmegöz: Açılmamıştı
Hakan Karaköse: Açılmak üzereydi yani ben ayrılmadan önce. Ben hatta gittiğimde bunu da tespit etmiştim. Demiştim buranın girişinde sadece 1 ekran hakları var, hatırlıyorsunuz muhtemelen.
Kağan Sürmegöz: Hatırlıyorum
Hakan Karökse: Ama bu arkadaşlar her ne hikmetse yanlış hatırlamıyorsam ben o gün 5 saymıştım. 5 tane kocaman ekran koymuşlardı.
Kağan Sürmegöz: İçeriye mi?
Hakan Karaköse: Bu usulsüzlüğü de amirin olarak size bildirdim. Burada bir hata var, bunun düzeltilmesi gerekiyor diye belirttim. Ama bununla ilgili herhangi bir tasarrufta bulunmadınız.
Kağan Sürmegöz: Tespit raporu var mıdır?
Hakan Karaköse: Tespit raporum şu an beni göreve başlatmış olsalardı size ibraz edebilirdim. Ama şu an size bunu ibraz edemem. Ama tespit raporu vardı aynen.
Kağan Sürmegöz: Şu an siz girdiniz, bir tespit yaptınız. Bana geldi, ben dedim burada usulsüz bir evrak düzenleyin. Böyle bir şey mi vardı? Şimdi diyorsunuz ki usulsüz evrak hazırladı diyorsunuz bu olayla alakalı. Ben usulsüz bir evrak hazırladım mı burasıyla alakalı?
Hakan Karaköse: Şimdi usulsüz evrak hazırlamak yani oturup nasıl izah edeyim yani bir evrakı kastedim o değil. Yani usulsüz olarak benim bunu size beyan etmeme rağmen bununla ilgili firmada kuvvetli bir firma olduğu için öyle izah edeyim.
Kağan Sürmegöz: Kültür AŞ? Medya AŞ?
Hakan Karaköse: Ya Sayın Başkanım tamam siz öyle diyorsunuz, öyle olsun. Ben alt yüklenicinin kim olduğunu herkes biliyor .
Kağan Sürmegöz: Tamam yani burada usulsüz bir evrak var mı, yok mu? Onu soruyorum.
Hakan Karaköse: Usulsüz bir işlem var.
Kağan Sürmegöz: Usulsüz işlem sahada, mevcutta olması gerekenden fazla ekran var...
Hakan Karaköse: Usulsüz işlem şudur: Bir devlet memuru bunu tespit ettiği halde idari amirine bu usulsüzlüğü bildirdiği halde idari amirinin herhangi bir tasarrufta bulunmayıp bunu sümen altı, tabiri caizse yani sümen altı ederek görmezden gelmesidir. Usulsüz işlemden kastım bu.
Kağan Sürmegöz: Tamam. Sayın Başkanım bu konuyla ilgili idarenize yazı yazabilir miyiz? Böyle bir usulsüzlük var mı, yok mu anlayalım.
Hakim: Talebiniz varsa yazarsınız tabii ki de
Kağan Sürmegöz: Sayın Başkanım hani diyor ki, "Ben bir tespit raporu düzenledim. Bize tespit raporlarımız bellidir. Akabinde sundum, imzaları vardır vesaire ve elektronik sistemde vardır. Bu elektronik sistemde bana gelir ben de onaylarım. Bu usulsüzlük Zabıta Müdürlüğüne bildirilir."
Hakan Karaköse: Şu an bugün o iskeleye gitseniz eminim o ekranlar hala duruyordur Sayın Başkanım. Onu da ayrıca belirteyim.
Kağan Sürmegöz: Tamam yani... Şimdi eylemde geçmiyor. İspark ihalesi vardı sayın başkanım. Ancak bana sorulduğu için burada tekrar soruyorum. AdvertCity firmasının işletmekte olduğu İspark otoparklarındaki 272 billboardu usulsüz bir şekilde giantboarda çevirerek yüksek miktarda haksız kazanç elde ettiler demişsiniz.
Hakan Karaköse: Evet.
Kağan Sürmegöz: Usulsüzlük burada billboardların birleştirilmesi midir?
Hakan Karaköse: Şimdi o ihaleyi, dosyalara ben ulaşamadığım için net cevap veremiyorum ama hatırladığım kadarıyla vereyim. Yine Kağan Bey ulaşabiliyordu muhtemelen dosyalara, o size sunar. Şimdi o ihalede yanlış hatırlamıyorsam bir lisesinde billboard olarak çıkıldı o ihaleye. Ama baktığımızda sahada billboard yoktu, giantboard vardı.
Kağan Sürmegöz: Evet, bu ihale 2018 yılında yapılmıştı. Sahaya baktık, giantboard vardı. Buna usulsüz diyorsunuz.
Hakan Karaköse: Ben dönem ayrımı yapmıyorum Kağan Bey. Yani ben burada herhangi bir 18 yani öncesi suçluydu suçsuzdu o kısma girmiyorum. Öncesinde de vardı bu. Evet, zaten söylüyorum. O da yanlıştı, o zaman da beyan ettim.
Kağan Sürmegöz: Başkanım bir evrak sunabilir miyim? Ben beyanımı da geçeyim de. Burada diyor ki başkanım; teknik şartnamenin 9. maddesinin 2. fıkrasında, "İşletmeci billboard tipi sabit reklam uygulamalarını birleştirerek yan yana veya tek olarak kullanabilecektir." Yani bu Hakan Karaköse'nin usulsüzlük olarak savcılığa beyan ettiği husus aslında şartnameye uygunmuş.
Hakan Karaköse: Sayın başkanım onu da şöyle izah edeyim. Yani burada şartnameye uygundur deniliyor ama o madde bir ihalenin tamamını kapsayamaz. Yani siz bir ihaleye çıkıyorsunuz, yani bu billboard ihalesi örneğinde olduğu gibi, bilmiyorum soracaklar mı ama inşallah sorarlar, cevaplarım ben de. Şimdi bir ihaleye çıkıyorsunuz. Billboard olarak çıkıyorsunuz ve sonra bir bakıyorsunuz bir talep gelmiş, hepsini giantboarda çevirelim. E kardeşim o zaman niye bunun başından giantboard olarak çıkılmadı da, muhammen bedeli de ona göre belirlenseydi, her şeyi ona göre belirlenseydi. Yani benim burada anlatmak istediğim bu yani usulsüzlük.
Kağan Sürmegöz: Hakan Bey siz de şartnamelerin hazırlık aşamasında çalışıyordunuz. Keşke yazmasaydınız o zaman.
Hakan Karaköse: Sayın başkanım biz bunları size dile getirdik her defasında. Yani siz de bunu gayet iyi biliyorsunuz. O maddenin de niçin yazıldığını birlikte çok kez görüştük. Yani şartnamenin, yani ihalenin amacını...
Kağan Sürmegöz: Madde yazıyor Hakan Bey, neyi tartışıyoruz?
Hakan Karaköse: Tamam tartışmayalım o zaman. Sordunuz, cevaplıyorum. İstemeyecekseniz ben ne yapayım?
Kağan Sürmegöz: Usulsüzlük diyorsunuz da... Usulsüzlük diyorsunuz ama madde var. Ne alakası...
Hakan Karaköse: Tamam da bu bana göre usulsüzlük, size göre değil. Buna sayın mahkeme karar verecek.
Kağan Sürmegöz: Peki. Eylemde yok bu arada. Otobüs durakları ile ilgili...
Hakan Karaköse: Keşke sormasaydınız o zaman.
Kağan Sürmegöz: Bana soruldu ne yapayım? Soracağız, aydınlanacağız.
Hakan Karaköse: Tamam haklısınız, siz de haklısınız.
Kağan Sürmegöz: Burada söylediğiniz şeylerin zaten çoğu yok ki iddianamede.
Hakan Karaköse: Ben de ona çok anlam veremedim aslında. Çok şey...
Kağan Sürmegöz: Otobüs duraklarının reklam alanlarının elektrik faturalarını işleten firma ödemesi gerekirken İBB ödedi. Çok net bir şekilde kamu zararı oluşturuldu.
Hakan Karaköse: Evet, evet. Bunu siz de çok iyi bilirsiniz.
Kağan Sürmegöz: Bu beyanınızın arkasındasınız.
Hakan Karaköse: Sonuna kadar.
Kağan Sürmegöz: Peki, bu konuyla ilgili süreç nasıl bir anlatır mısınız?
Hakan Karaköse: Yani neticede Sayın Başkanım size burada şu iletilmeye çalışılıyor. Evet, burada da bir usulsüzlük vardı. Ben Kağan Bey'in nereye gelmek istediğini anlıyorum hani peşin peşin söyleyeyim. Orada da elektrik faturaları zaten beyan da ettim. Şimdi burada sonuçta Kağan Bey şunu diyecek muhtemelen. Bakın bu 2018'de yapılan, AK Parti döneminde yapılan bir ihale. Bak burada da var ama bu soruşturmaya konu olmamış. Yani bunu...
Kağan Sürmegöz: Hayır sayın başkanım.
Hakan Karaköse: O sizin takdiriniz ben bir şey diyemem.
Kağan Sürmegöz: Bir cevap ver, ne 2018 öncesine gidiyorsun? Cevabını ver.
Hakan Karaköse: Ben de diyorum ki usulsüzlük var diyorum.
Kağan Sürmegöz: Tamam usulsüzlük yani elektrik faturasını belediyenin ödemesi...
Hakan Karaköse: Elektrik faturalarını İBB tarafından Medya AŞ'nin ödemesi gereken elektrik faturaları İBB tarafından ödenmiştir. Hatta bizi bununla ilgili Adem Tuncay'la beraber bu faturaları Şehir Aydınlatma Müdürlüğüydü yanlış hatırlamıyorsam, oraya gönderdiniz. Hatta oradaki müdür bile o kadar rahatsız oldu ki "Ya" dedi "Biz bu işi yapıyoruz ama bu iş sıkıntı. Sözleşmede bunu Medya AŞ'nin ödemesi lazım." Siz de normalde bunu kaç kez üstlerinizle, hatta Murat Bey'le görüştüğünüzü vesaire bize anlattınız. Ama Medya AŞ'nin o ödeme gücü olmadığından vesaire bunu bir şekilde...
Kağan Sürmegöz: Medya AŞ ödemeyecek ki bunu niye Medya AŞ ödesin?
Hakan Karaköse: Ya az önce işinize geldi mi Şehir Hatları ihalesinde yüklenici Kültür AŞ diyordunuz. Şimdi diyorsunuz ki Medya AŞ. Ya şimdi...
Kağan Sürmegöz: Benim işime gelen bir şey yok. Kamu zararı var dediniz ya, şu an onu aydınlatmaya çalışıyorum.
Hakan Karaköse: Ben size anlatıyorum, dinleyin. Müsaade edin, dinleyin o zaman. Ben de onu anlatıyorum.
Kağan Sürmegöz: Müsaade ediyoruz.
Hakan Karaköse: Diyorum ki; yani burada Medya AŞ'nin ödemesi gereken elektrik faturasını ya da dolaylı olarak Medya AŞ'nin aslında alt yüklenicisinin ödemesi gereken elektrik faturasını alt yüklenici ödemiyor. Belediyenin de muhatabı burada aslında Medya AŞ. E bunu Medya AŞ de ödemiyor. Ama şimdi otobüs durağı, elektriğini de kesemiyorlar. Kesemediği için İBB burada bunun parasını ödüyor. Biz de bunu dedik ki; biz memuruz, devlet memuruyuz. Yani bunu Medya AŞ'nin ödemesi gerekiyor. Hatta bununla ilgili Murat Bey'in avukatı Rahşan Hanım burada mı bilmiyorum, bununla ilgili Medya AŞ de kendisi bize hatta Medya AŞ'yi temsilen işte Rahşan Hanım, Elif Hanım, Pınar Hanım bu konuyla ilgili bizden bir bilgi aldılar yani bizi dinlediler. Anlatabiliyor muyum? Yani burada...
Kağan Sürmegöz: Sayın Başkanım durum şöyle: Rakam yaklaşık 28-30 milyonlar civarında. Burada ihale COVID döneminde feshedilmişti. Daha sonra işletmeci firma bu Bölge İdare Mahkemesinden kararını aldı ve tekrar çalışmaya başladı. Akabinde de biz o fesih döneminden tekrar mahkeme kararı gelene kadarki süreç içerisinde bir elektrik faturası doğdu. O elektrik faturası ödenmedi. Yüksek miktarda kamu zararı oluşturuldu, İBB ödedi dedi Hakan Karaköse. Fakat bununla ilgili biz ilgili taahhütleri Medya AŞ'ye yapmışız. Hatta bir tanesinde de...
Hakan Karaköse: Tarihleri önemli Sayın Başkanım.
Kağan Sürmegöz: Tarihlerini de söyleyeyim; 17.03.2023. Yani tutuklanmadan iki gün önce bunu imzalamışız. Hatta ve hatta bununla ilgili siz de imzalamışsınız Hakan Bey. Kendi imzanız da var. Kendinizden tahakkuk etmişsiniz. Yani bu konu kapanmış.
Hakan Karaköse: Yani Kağan Bey, bu konu kapanmış derken bu şekilde yani algı yapmanıza kusura bakmayın izin vermeyeceğim. Bu konu 2,5-3 yıllık bir konu. 2,5-3 yıldır belediye faturaları ödüyor, ödüyor, ödüyor. E yani gözaltına alınmadan iki gün önce biz bunu Medya AŞ'ye tebliğ ettik. Ya belediye bunları peşin ödedi. Siz de biliyorsunuz.
Kağan Sürmegöz: Peşin ödemedi. Fatura geldi, ödedi.
Hakan Karaköse: Tamam faturayı netice olarak peşin ödedi.
Kağan Sürmegöz: Tamam Bölge İdare Mahkemesi kararı geldi...
Hakan Karaköse: Hayır hayır, bunun iptaliyle alakası da yok.
Kağan Sürmegöz: Hakan Bey bakar mısınız? Sizin yazınız. Sizin gayret ediyormuşsunuz, siz göndermişsiniz bunları ödeyeceksiniz diye taahhüt...
Hakan Karaköse: Evet, evet. Çünkü muhtemelen şöyle olmuştur: Öncesinde ben defalarca göndermişimdir...
Kağan Sürmegöz: Başkanım bunu sunuyorum size.
Hakan Karaköse: Cevap vermeme izin verecek misiniz? Muhtemelen şöyle olmuştur: O dönemde iki gün önce diyorsunuz ya, siz biz durumu izah etmişizdir, ilgili veya yerinize birim bakıyordu bilmiyorum, hatırlamıyorum. Onlar da "Evet, bu sıkıntılı bir iş. Bu sorumluluğu daha fazla almayalım." demişlerdir ve yazıya imza atmıştır. Yani 3 yıllık mevzu 3 yıl sonra gönderilmiş. Bunun haklı tarafı nerede, ben anlayamadım yani.
Kağan Sürmegöz: Hakan Bey, siz imzalayıp göndermişsiniz. Müdür...
Hakan Karaköse: Ya ben imzaladım demedim ki Kağan Bey. Hatırlamıyorum, ayrı bir şey. İmzalamış da olabilirim. Ama diyorum ki; yani 3 yıl boyunca tam tarihi hatırlamıyorum, 2 veya 3 neyse, Medya AŞ'nin daha doğrusu Panout firmasının ödemesi gereken elektrik faturalarını Panout ödemezken bizim idare olarak resmi muhatabımız Medya AŞ olduğu için bunu Medya AŞ'nin ödemesi gerekirken Medya AŞ de ödememiş, biz idare olarak ne yapmışız? Taşın altına elini sokmuşuz, idare ödemiş bunu. Yani biz bunun yanlış olduğunu söylüyoruz.
Kağan Sürmegöz: Tamam da sonra bunu yansıtmış mıyız? Yansıtmamış mıyız daha sonra?
Hakan Karaköse: Ya 3 yıl sonra yansıtmışız Kağan Bey. Tamam yansıttık. Yani yansıttıysak...
Kağan Sürmegöz: Hakan Bey...
Hakan Karaköse: Aradaki kamu zararı kapanıyorsa tamam bir şey demiyorum.
Kağan Sürmegöz: Hakan bey mahkeme kararı...
Hakan Karaköse: Ya Kağan Bey tamam. Ben derdimi anlatabildiğimi düşünüyorum, siz de anlattığınızı düşünüyorsunuz.
Kağan Sürmegöz: Başka burada bir kamu zararı yoktur. Aradaki tüm bedeller medyalara yansıtılmıştır. Ben zaten iddialara cevap olarak konuşuyorum. Yaklaşık 5 yıldır reklam sahasındaki reklam içeriği, ikonlar ecrimisil bedeli adı altında alınarak bazı firmalara verilmektedir. Birlik Medya bu reklam uygulamalarını çok düşük bedel ecrimisil ödeyerek kullanmaktadır. İhale ile verilseydi kamuya yüklü miktarda gelir sağlanacakken muazzam bir şekilde ecrimisil bedeli tahsil edilerek kullandırılması suretiyle kamu zararına sebep olunmaktadır.
Hakan Karaköse: Evet, evet. Şimdi burada biz tedbir olarak size sunduk, birkaç kez görüştük. Bunu idarenin ihale etmesi halinde yani idarenin çok daha karlı olabileceğini söyledik. Sayın Başkanım, şöyle söyleyeyim ben size dönük olarak.
Kağan Sürmegöz: Hakan Karaköse, bu ihale midir, değil midir belli değil ama biz ecrimisil kesmişiz. Bu panolar kaç yıldan beri orada duruyor?
Hakan Karaköse: Ha hatırlamıyorum, siz biliyorsunuz. Veriler, evraklar var.
Kağan Sürmegöz: Şöyle, 1996,
Hakan Karaköse: doğrudur. Ama hangi silindir kuleler? Şu anki silindir kuleler benim bildiğim hepsi dijital ve yaklaşık 60 tane var. Hepsi de %80 lokasyonunda değişmiş vaziyette.
Kağan Sürmegöz: Değil. Bunların... Tamam. Hangi yıla kadar bunlar izinliydi? Yani daha doğrusu bedel alındı?
Hakan Karaköse: Evraklara ben ulaşamadığımı söylüyorum. Bugün göreve başlamış olsaydım bunlara sizin gibi çatır çatır ben de cevap verdim.
Kağan Sürmegöz: Hakan Bey, biz bu zararın oluşmaması için 1996 yılından beri kullanan ve Kültür ve Turizm Bakanlığına ait bu ürünlerden 2020 yılından itibaren gelir elde etmeye. Yani 1996'dan 2020'ye kadar hiçbir şekilde bir gelirimiz olmamıştır. Yani nerede bunun kamu zararı? Bununla ilgili biz nasıl bir ihale yapabilirdik?
Hakan Karaköse: Tamam, ben ben dönüp açıklayayım. Sayın Başkanım, şimdi bahsettiği konu, görüyorsunuzdur İstanbul'da yaşıyorsanız. Bu meydanlarda vesaire, kavşaklarda böyle 4 köşeli LED reklam, LED reklamlar var. Ya şimdi biz kamu görevlileri olarak birkaç kez kendilerine öneride bulunduk. Bunlar işte normalde Devlet Tiyatrolarının koyduğu ürünler deniyor ama eskiden bunlarda atıyorum 3 parçalı reklam alanı vardı. Kesin Devlet Tiyatro reklamı varsa bir tanesinde normal reklam vardı, anlatabiliyor muyum? Ama şimdi geldiğimiz noktada bunlar birdenbire dijitale çevrildi. Yani dijital demek yani ve az çok hani sizler de hakim olmuşsunuzdur, yani çok büyük paralar demek. Şimdi İBB aslında bu ihaleyi çok rahat kendisi yapıp, kendisi yaptıktan sonra da Devlet Tiyatrolarına bir protokol imzalayıp veya Devlet Tiyatrolarına bir üst yazıyla işte %10'unda sen tiyatro görselini yap ama ben geri kalanını işletebileceğim diyebilirdi. Ama bu yola gidilmedi. Yani bunla ilgili ecrimisil yani şimdi bir yere birisi bir şey koyuyor, siz de ona emsal olarak ecrimisil kesiyorsunuz. Az önce örnekte de gösterdik, belediye bunu ihaleye çıksa, 3 tane firma katılsa bunun rakamı sizce nereye ulaşır? Bana göre İstanbul'un en değerli reklam mecralarından bir tanesi bu bahsettiğim mekanlar. Bu benim şahsi...
Kağan Sürmegöz: Turizm Bakanlığının müzesindeki reklam uygulaması.
Hakan Karaköse: Ve ben bunu defatla kendilerine de belirttim, yani bunu ihale yapabiliriz diye. Kendisi inkar ediyor diye düşünüyorum.
Kağan Sürmegöz: Biz ihale yapamayız. İnkar ediyorum, burada ihale yapamayız. 1996 yılından beri...
Hakim: O kendi kanaatini anlatıyor. Sen de kendi kanaatini anlatırsın.
Kağan Sürmegöz: Tamam. Yani, yok ben sizi bilgilendirme amacıyla söylüyorum ama...
Hakan Karaköse: İddianamede var Sayın Başkanım yani burada.
Kağan Sürmegöz: İddianame var ama şu an 117. eylem...
Hakim: Ve sonra iddianamede zaten... Birbirinizi ne zaman ikna edeceksiniz diyor.
Kağan Sürmegöz: Başkanım 117. eylem, iddianamede var.
Hakim: Ya isimle tamam anlattım da, o soruyu tam öyle sormuyorsun yani, başka bir tarzda soruyorsun onu.
Kağan Sürmegöz: Hakan bey tamam. Devam et soruna, haydi. Soruya yorum ekliyorsun. Yorum ekleme o zaman, doğrudan soruyu sor da.
Kağan Sürmegöz: Bu çiçek büfesi reklam ihalelerinin... Şimdi normalde büfelerin arka yüzeylerine reklam konulmaması gerekirken şirketi çiçek büfelerinin arka yüzeylerine de reklam konulmasına KAğan Sürmegöz tarafından göz yumuldu.
Hakan Karaköse: Evet, evet.
Kağan Sürmegöz: Bu...
Hakan Karaköse: Bunun tespitini biz yaptık size, hatta...
Kağan Sürmegöz: Bu tespiti kim istedi sizden?
Hakan Karaköse: Bu tespiti kimseden istemedi...
Kağan Sürmegöz: Ben istedim.
Hakan Karaköse: Bunu ya Kağan Bey, ben söyleyeceğimi anlatayım hak vereceksiniz bana, inkar edebilirsiniz, problem değil. Bizim şefimiz Abdullah Bey Esenyurt tarafında otururken bu çiçek büfesi yani çiçeklerin arkasında reklam alanlarının olduğunu kendisi tespit ediyor, fotoğraflıyor. Bunu geldi bize bildirdi amir olarak, amiri olduğumuz için. Biz de bunu gittik Kağan beye ilettik, dedik ki Kağan bey böyle böyle bir durum var, izinsiz bir uygulama yapılmış, tespit ettik. Kağan bey de dedi ki tespit yapın. Kendisi de biziz zaten. Biz bunun üzerine İstanbul genelindeki çiçek büfelerinin kaç tanesinin arkasında uygulama yapıldığına dair tespit yaptık. Normalde olması gereken bunun ecrimisil kesilerek kaldırtılması. Ama yaklaşık tam takribi söyleyeyim 5-6 ay boyunca biz bu talimatı bekledik ama kendisinden alamadık. 5-6 ay sonra hatta bunda ilgili Adem Bey'in geçti... sorabilirsiniz. Kendisini firmayı arayıp kaldırılmasını vesaire söylemişti. Bir de yazı da yazdı diye hatırlıyorum, ondan sonra kaldırdı. Ama burada herhangi bir ecrimisil bedeli tahsil edilmedi. Sonuç olarak bu adam burada bu ürünü koydu, ki sahaya geldik bu adam Panaffect firma, çiçek firması başka, idare olarak benim bu Panaffect'in işletildiğinden haberim yok. Yani neresinden tutarsanız elinizde kalıyor yani, öyle söyleyeyim.
Kağan Sürmegöz: Hakan Bey ben şartnameyi de Sayın Başkanımıza sunmak istiyorum.
Son sorum, daha doğrusu son biraz önce söylediği süreç...
Hakim: Soru niteliğinde değil, soru soralım Kaan Bey. Soru için veriyoruz mikrofonu, soru soralım mantığı yani siz... Kendi aranızda kurun yani.
Kağan Sürmegöz: Tamam, bitti sorum Başkanım. Sadece Abdullah Bey'le de böyle böyle oldu dedi. Abdullah Bey'i dinleme talebi yapabilir misiniz?
Hakan Karaköse: Tabii ki de yapabilirsiniz.
Hakim: Var ise böyle bir talebiniz onu da sunun. Tam olarak dinlenmesini istediğinizi belirtirsiniz. Başka soru var mı?
NİHAT SÜTLAŞ SORUYOR
Nihat Sütlaş: Hakan Bey, geçmiş olsun.
Hakan Karaköse: Teşekkürler, size de geçmiş olsun. Sağ olun, bu arada ilk defa geçmiş olsun diyen siz oldunuz, teşekkür ederim. Hepinize geçmiş olsun.
Nihat Sütlaş: Zor günler geçirmişsiniz, hâlen de geçiriyorsunuz. Şimdi size bazı sorular soracağım. Burada sizi suçlamak veya sizde bir suç hissettirmek, suçlaştırma çabasıyla değil, vermiş olduğunuz ifadelerin net bir şekilde heyet tarafından anlaşılması için soracağım. Biraz önce söylediniz, Kabataş'taki Şehir Hatları İskelesi'ndeki büyük LED ekranları söylüyorsunuz, değil mi?
Hakan Karaköse: Normalde şöyle hatırlıyorum; dediğim gibi dosyaya ulaşabilmiş olsaydım daha detaylı cevap verebilirdim ama o girişinde, biliyorsunuz, üçgenimsi, yamuk bir alan var. Normalde, sözleşme gereği, yanlış hatırlamıyorsam sadece oraya reklam koymanız gerekiyordu.
Nihat Sütlaş: Sözleşme gereği mi?
Hakan Karaköse: Sözleşme gereği sadece orada olması gerekiyor ama beni zaten Kaan Bey oraya bizzat kendisi...
Nihat Sütlaş: Oraya koyduğunuz büyük ekranı söylüyorsunuz, değil mi?
Hakan Karaköse: Oraya koyduğumuzdan bahsetmiyorum. İçeriye koyduğunuz, yani 5x4'lük mesaj çıktı, üzerinden bayağı zaman geçti, zaten Kaan Bey de bildirmişti yani.
Nihat Sütlaş: İçeriye LED ekran koymadık ki ama.
Hakan Karaköse: LED ekrandan kastım, yani şey, ekran, öyle söyleyeyim.
Nihat Sütlaş: Televizyon yani. Tavana astığımız 4 tane...
Hakan Karaköse: Tavana astığınız ekranlardan bahsediyorum.
Nihat Sütlaş: Bunun neresi usulsüz, ben anlayamadım?
Hakan Karaköse: Sözleşme listesinde bunların yeri yok. Çok net.
Nihat Sütlaş: Hayır, bir yer... Şuraya koyacak diye bir yer yok ki.
Hakan Karaköse: Şöyle; o iskelede sadece, yanlış hatırlamıyorsam, bir adet ürün koyabilirsiniz, o da girişe. Onun dışında başka bir yere herhangi bir ürün koymayı...
Nihat Sütlaş: Ama biz bu konuda Şehir Hatları'ndan müsaade aldık. Şartnamemizde... Bir dakika Hakan Bey...
Hakan Karaköse: Buyurun, dinliyorum.
Nihat Sütlaş: Hani 'müsaade aldık' derken... Şöyle; Şehir Hatları iskelesine herhangi bir alana reklam ünitesi koymadan önce, daha doğrusu biz bir ihaleye girmeden önce kendilerinin tüm şartnamelerimizi, sözleşmelerimizi vermedik mi? İncelediler. Biz bu durumdan herhangi birini bir şey koymadan önce kendilerinin yazılı müsaadesini istiyoruz. Bütün ekipleri geliyor, bir tornavidayı bile planlıyorlar. Bize müsaade ettiğiniz üzere astık.
Hakan Karaköse: Peki, normalde biz bu ihaleyi diğer şeylere verdik. Şehir Hatları yani normalde bunu, izni idareden alması gerekmez mi?
Nihat Sütlaş: Vallahi ben Şehir Hatları... Bakın Hakan Bey, tartışmayalım benle.
Hakan Karaköse: Tartışmıyorum, cevabımı...
Nihat Sütlaş: Yani oradaki, benim muhatabım, gitmişim oraya, müsaade de istemişim. Benim muhatabım orada Şehir Hatları İskelesi ve bana müsaade etmiş.
Hakan Karaköse: Tamam, cevap verebilir miyim? Tamam, buyurun, devam edin.
Nihat Sütlaş: Yani mülkiyet Şehir Hatları'nda çünkü yani.
Hakan Karaköse: Mülkiyeti İBB'ye ait
Nihat Sütlaş: Tamam, pardon, yani iskeleyi işleten Şehir Hatları anlamında söylüyorum.
Hakan Karaköse: İskele yani gemilerini işleten Şehir Hatları ama iskele içerisindeki tüm yetki İBB'ye ait. İBB de bu yetkiyi ihale ederek işletilmesi için Medya A.Ş.'ye vermiş. Medya A.Ş. de ihale etmiş, siz kazanmışsınız. Demek ki buradaki sizin muhatabınız Şehir Hatları değil, Medya A.Ş.
Nihat Sütlaş: Tamam, biz bu konuyla ilgili Medya A.Ş. ile baştan konuşuyoruz zaten yani. Şimdi elimde evrak yok. Konulara gelelim. Şimdi, Hakan Bey, benim sizinle bir tanışıklığım, sosyal ilişkim var mı? Bir yemişliğim, içmişliğim, gezmişliğim var mı?
Hakan Karaköse: Benim yani sizin... Yani sizin, yemişlik, içmişlik vesaire belki Adem beyin odasında denk geldiysek... Ki geldik birkaç kez ama onun dışında...
Nihat Sütlaş: Ben hatırlamıyorum.
Hakan Karaköse: Hatırlamayabilirsiniz, normal; çünkü yani şöyle, beni hatırlamamanız normal. Yani bunu bir kinaye gibi anlamayın, gerçekten.
Nihat Sütlaş: Cevap verirseniz... Çünkü vakit de uzuyor. Yani bir ilişkiniz var mı, yok mu? Varsa ne? Onu söyleyin, onu şey yapalım.
Hakan Karaköse: Sizinle herhangi bir yemişliğim, içmişliğim yok. Ama sizi tanıyorum. Adem Bey'in odasında tanıştık, bu kadar. Siz de hatırlamıyorsunuz.
Nihat Sütlaş: Tamam. Benim Adem Tuncay Bey'le veya Kaan Sürmegöz Bey'le sosyal ilişkim, dışarılarda gezmişliğim, dolaşmışlığım, yemişliğim, bir alakam var mı?
Hakan Karaköse: Kendilerine sorun, ben bilemem.
Nihat Sütlaş: Hayır, siz "Ben üst düzey biliyorum" diyorsunuz da... Bununla ilgili bir bilginiz var mı?
Hakan Karaköse: Ama ben buna şahit olmadım.
Nihat Sütlaş: Ha, tamam. Tamam, güzel. Şimdi, eylem 64 ile ilgili bir soru soracağım size. ATM yay yüzeyi ile ilgili haksız kazanç sağladığımı söylemişsiniz. Ne kadar haksız para kazandım? Hesap var mı? Alacağım, vereceğim gördünüz mü? Fatura var mı, fiyat listesinde haberiniz var mı?
Hakan Karaköse: Şimdi bu soruya şöyle cevap vermek istiyorum: Bu ihaleyi Kültür A.Ş. kazanmıştır. Kültür A.Ş. de o zaman bir tespit yapmıştır. Tam rakamları hatırlamamakla birlikte yaklaşık 50 taneeydi. Siz biliyorsunuzdur, kaç tane ihale verilmişti size?
Nihat Sütlaş: Siz 'haksız kazanç sağlandı' diyorsunuz.
Hakan Karaköse: Sahada bir 10 tane fazla uygulama tespit edildi. Ben bu fazla uygulamaya ilişkin beyanda bulundum. Normalde bizim tespitlerimizde de vardır, idareden de istenebilir.
Nihat Sütlaş: Beyefendi, biz tutuklandıktan sonra Türkiye'de ne kadar müfettiş, teftiş varsa bütün ekranları ellerinde mezurayla ölçtüler. Bununla ilgili iddianamede tek bir rapor yok. Kayyum da tekrardan inceledi bildiğim kadarıyla, onlarda da böyle bir rapor yok. Şimdi diğer soruya geçelim. Yani benim ne kadar para kazandığımı bilmiyorsunuz.
Hakan Karaköse: Nereden bileyim?
Nihat Sütlaş: Tamam. Hangi lokasyonlarda, hangi adetlerde kullanım fazlalığı oldu? Bununla ilgili bir rapor, belge yok. Sizin elinizdeki sorunun nedeni nedir?
Hakan Karaköse: İdareden istenebilir. ATM yay yüzeyleriyle ilgili fazla uygulama yapılmıştır. Kaan Bey de bu konuyu çok iyi biliyor. Yaklaşık 10 tane ama bunun kaldırılmasıyla ilgili de o zaman bir tasarımda bulunulmuştu. Şu an görevde değilim, herhangi bir kaldırılma sonradan yapıldıysa bilmiyorum.
Nihat Sütlaş: Peki, böyle bir konu var da neden şikayetçi olmadınız?
Hakan Karaköse: Ben kamu personeli olarak, Sayın Başkanım, Sayın Savcım, siz de zaten anlattıklarımdan anlamışsınızdır diye düşünüyorum. Kamu personeli olarak tüm gördüğüm usulsüzlükleri önce birinci dereceden sicil amirim olan Adem Tuncay’a bildirdim. Akabinde yetmedi, Daire Başkanımız veya daha önce müdürümüz olan Kaan Bey'e bildirdim. Buradan da bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. Yani bir memur olarak benim yapabileceğim...
Nihat Sütlaş: Yani elinizde...
Hakan Karaköse: Elinizde bir soyut... Yani böyle bir şey...
Nihat Sütlaş: Hakan Bey, yani elinizde bu konuyla ilgili bir rapor, tespit yok. Zaten iddianamede de yok, doğru mu?
Hakan Karaköse: İdarede var, benim elimde olmaz.
Nihat Sütlaş: İdareden istenmiş beyefendi, bir sürü rapor istenmiş, böyle bir rapor tespit edilmemiş, iddianameye geliyorsunuz, siz hâlâ var diyorsunuz.
Hakan Karaköse: Yani şu... O sizin iddianız yani.
Nihat Sütlaş: 2020 yılında dijital mecralar reklam ihalesini benim şirketim tarafından verildiğini söylüyorsunuz. Ben şirket kayıtlarıma baktım, 2020 yılında hiç bir dijital mecralar reklam ihalesi almamışım.
Hakan Karaköse: Tam ifademi okursanız ben anlayamadım, hatırlamıyorum.
Nihat Sütlaş: 2020 yılında... Uzun bir paragraf var, ben oradan özetleyerek söylüyorum. Bende de yok ama Sayın Heyet şeyden de kontrol edebilir, 2020 yılında dijital ihale aldığımı söylüyorsunuz. 2020 yılında benim dijital mecralar işim yok. Yani bir yanlışlık olabilir mi?
Hakan Karaköse: Soruyu tam okursanız ben cevap verebileceğim. Şu an anlayamadım soruyu.
Nihat Sütlaş: Şimdi böyle uzun bir paragraftan bahsediyorsunuz. "Şu şuna verildi, bu buna verildi. 2020 yılında da Reklam İstanbul'a dijital reklam ihalesi verildi" diyorsunuz. Bir yanlışlık olabilir mi?
Hakan Karaköse: Paragrafı bulamadığım için bakıyorum. Ne kastettiğinizi anlayamadığım için cevap veremiyorum çünkü sorunuzu anlamadım. O bir bütün...
Nihat Sütlaş: Tamam, onu heyete biraz sonra sizin ifadenizde bulunursa gösteririm. Geçelim. Eylem 69 hususunda demişsiniz ki, biraz önce konusu geçti, ifadelerinizde okuyorum, bunu not almışım: "İBB tarafından 2023 senesinde Şehir Hatları..." Kısaca okuyacağım. "Şehir Hatları ihalesi Kültür A.Ş. uhdesinde kalmış" demişsiniz. Kültür A.Ş. değil, düzelteyim ben bunu. Yanlış bilgi vermişsiniz yani.
Hakan Karaköse: Yani ben o gün 6 saat ifade verdim. Katip hanım bazı maddi hatalar yapmış olabilir. Eğer öyleyse ben de buradan düzeltiyorum. Bunda bir problem yok.
Nihat Sütlaş: Kaan Sürmegöz ile ilgili usulsüz... Biraz önce söylediniz, "Usulsüz evrak hazırladı." Ben bu paragrafı okuyunca şöyle anladım: Sanki Kaan Bey gelmiş benim şirketim, bana vergi levhası almış, Ticaret Sicil Gazetesi yapmış, teminat mektubu hazırlamış, dosya hazırlamış gibi anladım. Herhalde burada da bir yanlışlık ifade edildi.
Hakan Karaköse: Az önce Kaan Bey bu soruyu sordu, cevap verdim. Konuyu yanlış anladığınızı zaten oradan da anlamış olmanız lazım.
Nihat Sütlaş: Şimdi burada da diyorsunuz ki, biraz önce tartıştık ama bilmiyorum tekrar sormaya gerek var mı: "Şartnameye aykırı kullanıma izin verilmiştir. Sahada ve şartnamede fark... Şehir Hatları'nda."
Hakan Karaköse: Evet, evet, zaten onu anlattım az önce.
Nihat Sütlaş: Bende öyle bir rapor yok diyorum.
Hakan Karaköse: Ben diyorum ki bugün sahaya idare çıksa, eminim tüm reklamlar aynı yerinde duruyor ve şartnameye uygun değil.
Nihat Sütlaş: O zaman kayyum da suç işliyor, öyle mi? Hakan Bey, kayyum da mı suç işliyor?
Hakan Karaköse: Bununla ilgili siz de suç duyurusunda bulunabilirsiniz.
Nihat Sütlaş: Tamam, kayyum da suç işliyor. Bir de demişsiniz ki, bir magazin sorusu sorayım size, demişsiniz ki: "İBB'de yönetici ve memurlar Nihat Bey'den çekinirdi" demişsiniz. Bu çekinen yönetici ve memurlardan bir isim verebilir misiniz?
Hakan Karaköse: Tabii ki, en başta ben.
Nihat Sütlaş: Siz Nihat Bey'den niye...
Hakan Karaköse: Neden? Anlatayım hemen. Şimdi mesela siz az önce beni tanımadığınızı söylediniz. Tanımamanız normal. Normalde belediyeden, Sayın Başkanım, Sayın Savcım, eğer bir şirket ihale aldıysa bu şirketle, şirketin taleplerine ilişkin dilekçeler, ne bileyim, talepler nereye gider? Müdürlüğün kalemine gider veya müdürlüğün ilgili bürosuna gider. Ama eminim Nihat Bey bizim müdürlüğün kapısından hiç içeri girmemiştir. Genelde Nihat Bey'in firmalarından gelen talepler bize...
Nihat Sütlaş: Bir tane firma var Hakan Bey, düzeltin. Bir tane firma var.
Hakan Karaköse: Ama cevap veremeyecek miyim?
Nihat Sütlaş: "Firmaları" diyorsunuz ya.
Hakan Karaköse: Nihat Bey'in firmaları değil mi?
Nihat Sütlaş: Bir tane firma var.
Hakan Karaköse: Normalde başka firmalar... Düzelteyim, normalde başka firmalar, yani daha doğrusu sıradan firmalar, Sayın Başkanım, Sayın Savcım, gelir, evrak kalemine dilekçesini bırakır, memuruyla görüşür, gider. Ama biz bugüne kadar, ben müdürlük tarafında çalışıyorum, Nihat Bey'in veya çalışanlarının gelip de herhangi bir talebine ilişkin müdürlüğe bizzat dilekçe vesaire verdiğine denk gelmedik. Genelde kendisinin talepleri bize Kaan Bey üzerinden gelirdi. Kaan Bey de bu talepleri bize iletirken...
Nihat Sütlaş: Sözleşmedeki talebi... Siz diyorsunuz ki "Ben size ne dilekçesi vereceğim beyefendi?" Ben anlayamıyorum yani bir şey anlatıyorsunuz ama Hakan Bey yani... Benim muhatabım Medya A.Ş., Kültür A.Ş. Yani size ne dilekçesi verebilirim?
Hakan Karaköse: Az önce dediniz muhatabınız Şehir Hatları'ydı. Biz sizinle anlaşamıyoruz.
Nihat Sütlaş: Kelimeyi yanlış söylemiş olabilirim, düzelttim. Ben hukuki sorumlu olarak muhatabım Medya A.Ş., Kültür A.Ş. Sizin kurumunuza ne dilekçesi verebilirim? Yani öyle bir anlatıyorsunuz ki sanki size dilekçe vermem lazım, arzım, istem, izin istemem lazım, bir şey yapmam lazım...
Hakim: Verdiği cevaptan çok memnun kalmamış olabilirsiniz. Devam eden sorulara devam edin bence. Soruları alalım.
Nihat Sütlaş: Tamam efendim. Başka çekinen memur, yöneticisi var mı Hakan Bey?
Hakan Karaköse: Ben vardım.
Nihat Sütlaş: Başka var mı diyorum?
Hakan Karaköse: Bilmiyorum, ben vardım. Ben çekiniyordum.
Nihat Sütlaş: Tanımadığınız insandan çekiniyorsunuz.
Hakan Karaköse: Tanımadığım insandan değil, yani Kaan Bey'in bize o haber etmesinden dolayı çekiniyordum. Bunda da korkulacak bir şey yok yani. Kendiniz de anlattınız, çekinebilirim yani. Niye çekinmeyeyim? Sonuç olarak o bir memurum, siz de siyaseten güçlü birisiniz. Yani burası belediye. Şey yapmam gayet normal.
Nihat Sütlaş: Siyasetle de hiçbir alakam yok. Hakan Bey hiçbir siyasi partiyle de kaydım yok. Onu da hatırlatayım. Çok teşekkür ederim.
HÜSEYİN KÖKSAL AVUKATI BAVER KAYA SORUYOR
Baver Kaya: İlk önce şeyi sorayım: Doğrudan bedel gizli mi kalır? Kimseye verilmez, açıklanmaz mı?
Hakan Karaköse: Doğrudan bedel gizli kalmaz, alenidir. 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'na göre gazetelerde, internette, web sitesinde, Resmi Gazete'de vesaire yayınlanır. Ama 4734'e göre ihale yapılıyorsa onun yaklaşık maliyeti yaklaşık maliyet olur zaten.
Baver Kaya: Gelir getirici ihalelerde gizli evrak olabilir mi?
Hakan Karaköse: Gelir getirici ihalelerde gizli evrak tabii ki olamaz.
Baver Kaya: Tamam. Şimdi bu metrobüs ihalesiyle ilgili bir şeyden bahsettiniz, tam anlayalım.
Hakan Karaköse: Onu söyledim zaten. Orada tamamen başka bir konuydu, onu düzelttim.
Baver Kaya: O süreci konuşmak istiyoruz zaten, onu anlayamadım. 6 saat sürdü, bazı şeyler kalmış. İki saat...
Hakan Karaköse: 6 saat değil, aslında şöyle, hemen anlatayım ben soruyu...
Baver Kaya: Ne oldu, anlatabilir misiniz?
Hakan Karaköse: Bana bu ihale ile ilgili soru soruldu. Ben de o ihaleden bahsettim. O ihalenin ana ihalesinde hani benim gördüğüm herhangi bir kusur vesaire yok diye bahsettim. Metrobüs ihalesi özelinde konuşuyorum savcı beye anlattım. Ama orada kâtibe hanım yani onu da oraya eklemiş, zaten bir yarım kalmış, zaten cümle okunduğunda anlaşılıyor ne düşüldüğü. Diğer beyanlarım tam böyle detaylı ama orada böyle bir şey kalmış yani.
Baver Kaya: Peki, aslında siz imzalarken tabii okumadınız, gözden mi kaçırdınız bunu?
Hakan Karaköse: Ya aslında şöyle, o süreci de kısaca söyleyeyim ben size. Ben okudum hızlı bir şekilde, dediğim gibi mesai saati bitmişti, savcı beyin de acelesi vardı sanırım. Hatta bana şöyle dedi: "Seni tekrar çağıracağız." dedi. "Yanlış anlaşılma oldu, bu adam beni tehdit etmedi Sayın Savcım." dedim kendisine. O da dedi ki: "Ben tekrar çağıracağım seni zaten." dedi. "O zaman düzeltirsin." dedi, tamam. Bu da onun gibi bir şey, öyle söyleyeyim.
Baver Kaya: Tamam. Beyanınızda şey var; 2000 raket, 400 megalight ihalesi ile ilgili, Uğur Urban ile çalışıldığı, Uğur isimli şahıs şartnameye aykırı bir sözleşme almaya geldi. Bu şartnameye aykırı sözleşmeyi almaya...
Hakan Karaköse: Orada yanlış anlaşılma var. Uğur Bey geldi. Niçin geldi? Elinde bir dilekçe ile geldi.
Baver Kaya: Ben beyanınızı okuyayım mı?
Hakan Karaköse: Tabii, okuyabilirsiniz.
Baver Kaya: Bir yanlışlık varsa bunu da düzeltmiş olalım.
Hakan Karaköse: Tabii ki.
Baver Kaya: "Şartnameye aykırı bir sözleşme, Urban A.Ş. yetkilisi, soyadını hatırlamadığım Uğur isimli şahıs almak üzere İBB'ye geldiğinde" diye başlayan bir cümle.
Hakan Karaköse: Tamam.
Baver Kaya: Bunu da Savcılıkta yanlış yazılmış diyebilir miyiz?
Hakan Karaköse: Ben tam anlatmak istiyorum. Cevap vermek istiyorum müsaade ederseniz. Tam bu olayı anlatmak istiyorum. Uğur Bey elinde bir dilekçe ile müdürlüğümüze geldi. Dilekçesi bu 2000 raket, 400 megalight kapsamında teknik şartnamede normalde o ürünün özellikleri ayrı yazıyor ama firma farklı bir ürünün özelliklerini idareye kabul ettirmek anlamında yani o yönde bir dilekçe hazırlamıştı. Ve aslında benim yanıma da gelmedi, Kağan Bey ile görüşmeye geldi. Benim yanıma uğradı sadece, "Kağan Bey müsait midir vesaire, bir arayabilir misin sekreteryasını?" diye. Uğur Beyle tanışıklığımız, muhabbetimiz öncesinde...
Baver Kaya: Bir şeyi ben size hatırlatmak istiyorum.
Hakan Karaköse: Vereceğim, ona cevap vereceğim. Uğur Beyle daha öncesinde hani muhasebe, şu bu anlamında gelip gitmişliği var, tanıyoruz, tanışıyoruz kendisiyle. Ben de kendisine "Ne dilekçesi?" diye sordum, dilekçeyi okudum. Dedim, "Ya bu mümkün değil Uğur Bey. Yani böyle bir şey mümkün değil." dedim. "Bu daha önce de Kağan Beyle konuşuldu, gündem oldu kaç kez." Yani dedim, bana söylediği şu: "Yok," dedi, "biz işte..." Hüseyin Köksal'ı kastetti yanlış hatırlamıyorsam ki öyle hatırlıyorum yanlış hatırlamıyorum. Hüseyin Köksal'ı kastetti, "Hüseyin Köksal dedi Kağan Beyle görüştü." dedi, "Bu konuyla ilgili." dedi, "Bu imzalanacak." dedi. Hatta ben kendisine dedim ki, "Vallahi ben imzalamam." dedim, "Ama Kağan Beyle görüşürsün, ben Kağan Beyin de imzalayacağını düşünmüyorum bu yazıyı." dedim açık açık. Aynen öyle söyledim. Velhasıl zaten oradan kalktı gitmeden önce, bana şöyle bir ifade kullandı Kağan Beyin de imzalamayacağını deyince. Dedi ki, "Ya," dedi, "bu işin," dedi, "diyetine," dedi, "diyeti ödendi." dedi.
Baver Kaya: Tamam, burayı da gelecektim zaten, birkaç soru var. Buraya da gelecektim.
Hakan Karaköse: Şimdi soru işareti kalmasın. "Bu işin," dedi, "diyeti," dedi, "ödendi." dedi. Ben de dedim, "Ağabey ne diyeti, neden bahsediyorsun sen?" dedim kendisine. Kendisi bana şu ifadeyi kullandı. Ha, bunu oraya yazmamışlar yanlış hatırlamıyorsam.
Baver Kaya: Yazılı, ben onu da soracaktım zaten, sorumun cevabını aldığım için şu an sorumu tekrarlayacağım.
Hakan Karaköse: Şey dedi, yaklaşık yani bir rakam verdi; 50 diye hatırlıyorum ama rakamı yanlış hatırlıyor olabilirim, "+50 tane ürünü," dedi, " Kağan Bey’in gösterdiği yönlendirdiği firmadan," dedi, "alarak zaten bu işin şeyi ödendi," dedi, "diyeti ödendi." dedi. Hatta ben şaşırdım, gittim bunu yine aynı şekilde sicil amirim olan Âdem Bey'e anlattım.
Baver Kaya: Tamam, ben sorumu tekrar sorayım. Sorumun cevabını aldım gerçi de soru o değil.
Hakan Karaköse: Şunu da ekleyeyim ama soru işareti kalmasın. Kağan Bey de bu yazıyı imzalamadı bu arada, onu da söyleyeyim.
Baver Kaya: Tamam, ona da geleceğim. Onu da söylemiş oldunuz. Şartnameye aykırı bir sözleşme almaya geldi demişsiniz. Yanlış mı yazıldı bu da?
Hakan Karaköse: Yani soru soru cevabı...
Baver Kaya: Savcılıkta bu da mı yanlış yazıldı ifadenizde?
Hakan Karaköse: Savcı bey evet, katip yanlış yazmış. Ben de o an...
Baver Kaya: Daha sonra gittiğinizde düzeltecektiniz, onu da ekleyecektiniz.
Hakan Karaköse: Ama çağırmadılar beni.
Baver Kaya: Tamam. Diğer kısma gelelim. Patron firması meselesi var. Üç tane firmanın ismini saydınız bu arada. Başka firma var mı?
Hakan Karaköse: Yani benim Kağan Bey'den, yer yer Adem Bey'den, yer yer Elif Hanım'dan, zaten hani üst olarak muhatap olduğum kişiler onlar olduğu için...
Baver Kaya: Soruya cevap verirseniz sevinirim. Başka bir şey soracağım. Patron firma var mı diye soruyorum. Bu üç mağaza harici başka firmayı duydunuz mu kimseden?
Hakan Karaköse: Duymuşsam beyan ederim. Bilsem beyan ederim.
Baver Kaya: Tamam. Adem Bey'in bir beyanı var; "Urban Medya da patron firmasıdır." diyor. Bunu da Hakan Bey'le beraber duyduk diyorlar. Adem Bey yanlış mı yalan mı söyledi?
Hakan Karaköse: Yani ben Adem Bey yalan söylüyor ve doğru söylüyor böyle bir ithamda bulunamam.
Baver Kaya: Duydunuz mu birlikte? Onu soruyorum.
Hakan Karaköse: Hatırlamıyorum yani. Yalan söyleyecek halim yok burada, hatırlamıyorum.
Baver Kaya: Peki patron firması bir şeyin diyetini öder miydi sizce? Çelişki yaratır mı bu?
Hakan Karaköse: Nasıl yani?
Baver Kaya: Patron firması şimdi bu işin diyetini ödedim demiş ya...
Hakan Karaköse: Bu beyanı Adem Bey'e sormuş, söylemiş, onu Adem Bey'e sorsaydınız. Ben ne bileyim, ben hatırlamıyorum ki.
Baver Kaya: Adem Bey'e sorduk zaten. Adem Bey de sizinle beraber bunu Kağan Sürmegöz'den duyduğunu ifade etti. Siz duymadığınızı ifade ettiniz.
Hakan Karaköse: Hatırlamıyorum, evet.
MURAT KAPKİ AVUKATI FİKRET ARAS SORUYOR
Fikret Aras: Hakan Bey geçmiş olsun. 25.06.2025 tarihli ifadenizin bir okuduk. Müdür yardımcısı olarak bayağı bir konuya hakimsiniz diyorum. 20 yıldır aynı amirle çalışmaktasınız. Peki 20 yıldır çalıştığınız bu belediyede siz de örgüt üyeliğinden yargılanıyorsunuz sanırım. Böyle bir örgüt...
Hakan Karaköse: Böyle bir suçlamam yok.
Fikret Aras: Böyle bir örgütün varlığından haberdar mısınız?
Hakan Karaköse: Değilim.
Fikret Aras: Peki size şöyle söyleyeyim, 2024 senesinde Serkan Tahir ve SS Medya'nın Bağdat Caddesi'nde Apple mağazasının önünde bir etkinliği var. Tabii orada 2 milyonluk bir Süper B araçtan bahsetmişsiniz, o da burada açık. Burada demişsiniz ki SS Medya'nın İBB'den buna benzer işler almasına bizzat Murat Kapki aracılık etmektedir. Çünkü Murat Kapki ve Kağan Sürmegöz yakın arkadaştır. Peki Murat Kapki'nin bu işlere aracılık ettiğini bizzat siz şahit olarak anlatmışsınız. Nerede ve nasıl şahit oldunuz?
Hakan Karaköse: Şimdi şöyle, bu Serkan Tahir denilen arkadaş normalde bu tarz özel uygulama hizmetlerinin süreci farklıdır. Yani şöyle, bunlar gelirler, dilekçeyle başvururlar. Biz meclis kararı kapsamında bu dilekçeyi değerlendirir, fiyatını belirleriz, onaya sunarız.
Fikret Aras: Yok benim konum o değil. Yok hiç o değil. Murat Kapki bunlara aracılık etmiştir demişsiniz...
Hakan Karaköse: Oraya da oraya da geleceksiniz. Bu Serkan Tahir'in tüm izinleri yani ne garipse yani...
Fikret Aras: Ama bak demişsiniz ki burada bizzat yaşamış şekilde anlatmışsınız.
Hakan Karaköse: Serkan Tahir bana bunu açık bir şekilde beyan etti. Kendisi keşke iddianame kapsamında olsaydı burada cevap verseydi.
Fikret Aras: Peki şöyle bir şey söyleyeceğim, siz burada sorulan her soruda katip yanlış söyledi, savcı bey yanlış anladı...
Hakan Karaköse: Hayır ben öyle bir şey demedim.
Fikret Aras: Bakın burada Serkan...
Hakim: Avukat Bey bu şekilde sormayalım
Fikret Aras: Yok yok. Peki...
Hakim: Siz dediniz ki nerede duydunuz, nasıl şahit oldunuz ve...
Fikret Aras: Şimdi Sayın Başkanım, burada dediği aynen şöyle: "Murat Kapki aracılık etmektedir." Yani ben birinden duydum falan değil. Bizzat arada şahit olduğu bir süreçten bahsediyor. Ha bu yanlış yazılmış olabilir. Doğrudur çünkü kendisi de söyledi, savcı...
Hakim: Yanlış veya doğru diye yorumlama kısmı o sizin değerlendirmeniz.
Fikret Aras: O zaman peki, burada böyle demişsiniz. Bizzat gördüm, bizzat mı gördünüz, başkası mı söyledi?
Hakan Karaköse: Serkan Tahir, Murat Kapki ile Kağan Sürmegöz'ün gayet aralarının iyi olduğunu ve Murat Kapki üzerinden tüm taleplerini Kağan Sürmegöz'le görüşülerek bir şekilde çözüldüğünü... Ben bunu sordum.
Fikret Aras: Peki o zaman şöyle, bunu ifadenize niye bu şekilde yazdırmadınız?
Hakan Karaköse: Tamam şimdi yazıyorsunuz.
Fikret Aras: Ama bak şöyle, o zaman siz ifadenizi okumadan imzaladınız.
Hakim: Orada orada avukat bey şöyle zaten. Orada ifadeyi alan kişinin bu soruyu sorması lazımdı. Bu şekilde devam etti.
Fikret Aras: Tamam biz de Başkanım o zaman şöyle, Serkan Tahir denen adamı tanımıyor müvekkilim tanımıyor o şekilde de beyan
Hakan Karaköse: Olabilir, belki de o iftiradır Murat Bey'e. Belki kendisi...
Hakim: Şöyle bir soruyu şöyle bir soruyu şöyle genişletin. Bu tarafı... Soruyu şöyle genişletin: Bahsettiğin şahsın ismi neydi?
Hakan Karaköse: Serkan Tahir.
Hakim: Kimdir bu Serkan Tahir?
Hakan Karköse: Ya bildiğim kadarıyla reklamcı. Özel uygulama talepleriyle müdürlüğe gelip başvururlar.
Hakim: Reklamcı. Firmasını falan biliyor musun?
Hakan Karaköse: SS Medya diye hatırlıyorum.
Hakim: SS Medya firmasının sahibi mi bu Serkan Tahir dediğin kişi?
Hakan Karaköse: Aynen, kaşesinde öyle yazıyordu. Ben öyle hatırlıyorum.
Hakim: O size anlattı, öyle mi bunu?
Hakan Karaköse: Aynen, bize.
Hakim: Tanışıklığınız nereden bu Serkan Tahir'le?
Hakan Karaköse: Serkan Tahir çok sık gelir proje talebiyle. Yani 1 haftalık, 3 günlük, 5 günlük atıyorum Kadıköy'de, Bağdat Caddesi'nde, şurada burada gelir dilekçeleri. Biz de meclis kararı kapsamında onun taleplerini değerlendirip fiyat belirleriz. Yani öyle çok sık gelir yani.
Hakim: Kaç yıldır var tanışıklığınız? Bunu anlatabilecek kadar samimiyeti var mı sizle yani?
Hakan Karaköse: Nasıl?
Hakim: Bu durumu anlatacak kadar bir samimiyeti var mı sizle? Daha önce de başka firmalarla ilgili böyle konuşmalarınız oldu mu yani?
Hakan Karaköse: Kendisi işlerini hızlı halledebilmek adına, kendisi işlerini hızlı halledebilmek adına bize yani buranın üst perdeden "Şunu tanıyorum, bunu tanıyorum" bu şekilde anlatıyordu yani. Yoksa benim kendisiyle oturmuşluğum, yemişliğim, içmişliğim... Zaten bizim ofis açık ofis. Öyle başka yerde konuşmuşluğum yok...
Hakim: Varsa Murat Kapki, varsa böyle bir...
Fikret Aras: Zaten o zaman şunu anlıyoruz. Söylediği eksik yazılmıştır. Hakan Bey, son defa şunu söyleyeyim. Defalarca müfettiş ifadesi vermişsinizdir.
Hakan Karaköse: Mülkiye müfettişi mi?
Fikret Aras: Tabii, tabii.
Fikret Aras: Peki bu olaylardan niye hiç bahsetme gereği hissetmediniz müfettişlere?
Hakan Karaköse: Mülkiye müfettişinin soruşturduğu konular bizim ana ihalelerimiz. Yani bu konunun ana ihalelerle bir alakası...
Fikret Aras: Yok, genel bilgi olarak söyledim.
Hakan Karaköse: Ha bu olayı bir memur olarak diyorum ya, Kağan Bey kendisinde zaten biliyor, Adem Bey de sicil amiri olduğu için açık açık söyledim, anlattım. Şimdi buradan şunu anlayamayız. Ya şöyle düşünün Avukat Bey, bugün ben de sizin yerinizde olabilirim. Yani ben bir memurum, elimde somut bir şey yok. Yani birisinin bir beyanı var ama bu bende bir şüphe oluşturuyor. Yani ben şimdi bununla gidip savcılığa başvursam, memur olarak, altını çiziyorum memur olarak savcılığa başvursam, e savcılık diyecek ki "Ya arkadaş somut bir delilin yok." Doğru mu? Bununla ilgili beyan verdin adama, e sonra idare tarafı ne yapacak? Yani idare tarafı "Ya sen gittin şikayet ettin" diye benim üzerime baskı kuracak. Ben niye şimdi elimde somut bir şey olmadan buna şey yapayım? Şimdi diyeceksiniz ki peşinden "E madem Hakan bunları..." Buna cevap vereyim. Ya savcı... Bakın, savcı bunu sormuş. Demiş ki bana, e savcıya şunu da söyledim: "Sayın Savcım, ben bunları yaşadım. Ben bunları yaşadığıma yemin edebilirim. Ama benden ispat isterseniz ben bunu yani elimdeki verileri ancak size verebilirim." Savcının bana verdiği cevap da aynen şu: "Sen anlatacaksın, biz soruşturacağız. Teyit edebiliyorsak zaten sıkıntı yok. Teyit edemiyorsak senin ifadelerinin bir önemi yok." Zaten bunu bana da belirtti. Ben de bunu burada söylüyorum. Yani...
Fikret Aras: Peki son olarak şu soruyu sorayım. Siz bu 6 sayfalık ifadenizi verdikten sonra imzalarken okudunuz mu, okumadan mı imzaladınız?
Hakan Karaköse: Okudum. Okuduğumda hataları, bazı hataları fark ettim. Fark ettiğimi de savcı bey avukatımla şahittir, belirttim. "Sayın Savcım" dedim "Bakın bunlar hatalı olmuş. Bunu düzeltebilir miyiz?" dedim. Sayın Savcı da dedi ki "Seni tekrar çağıracağım buraya" dedi. Çünkü mesai bitmişti. "Geldiğinde" dedi "Düzeltirsin" dedi. Ama beni tekrar çağırmadı. Çağırmadığı için de ben avukatımla hatta bu konuyu da çok istişare ettim. Çünkü yani özellikle teknik konularda üzüldüm, anlatabiliyor muyum? Dedim "Hakka girmeyelim, nasıl yaparız?" Yani onunla da istişare ettik. "Mahkemede bunu sorarlar, sormazlarsa da aha burada ifaden var, zaten kendin..."
Fikret Aras: O zaman şöyle, buradaki ifadenizde hatalı hususlar var ve düzeltilmemiş.
Hakan Karaköse: Hepsini, şu an düzelttim. Yok yani burası için diyorum. Hepsini o zaman düzelttiniz.
Hakim: Bir itirazınız var avukat hanım. Açalım avukat hanımın mikrofonunu. Avukat hanımın mikrofonunu açalım. Bir daha bassın. Gelsin sesi, evet. Evet, itirazınızı alalım. Nedir?
Avukat: Efendim şöyle, meslektaş başka yere gitmeye çalışıyor. Ben onu anlıyorum. Buna da itiraz ediyorum yönlendirmeli soru. İtirazım kayda geçsin. Kendi savunmanızda nereye gitmek istediklerini ifade edeceksiniz zaten.
DOĞAN HAMİT DOĞRUER AVUKATI BÜRGEHAN EMRAĞ SORUYOR
Bürgehan Emrağ: Buradayım. Öncelikle bana bakarsanız sevinirim. Ben sizi cezaevinde ziyaret etmedim değil mi? Daha rahat soru sorabilmeniz için. Tamam, çok güzel.
Hakan Karaköse: Yani edenler kayıtlarda vardı zaten.
Bürgehan Emrağ: Evet, yani ben yine de sormak istedim, ne olur ne olmaz. Şimdi siz 2007 yılından beri devlet memuru olarak çalışıyorsunuz değil mi?
Hakan Karaköse: Evet.
Bürgehan Emrağ: 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nu da aslında kendi göreviniz neyin uygun kılacağını bilirsiniz anladığım kadarıyla.
Hakan Karaköse: Yani, hakim olduğum kadar.
Bürgehan Emrağ: Pekii, yani herhalde bir dava açacağınızı, bir idari dava açabileceğinizi, göreve alınmadığınız zaman bunları da biliyorsunuz. Böylesi bir dava açtınız mı?
Hakan Karaköse: Açtım.
Bürgehan Emrağ: Kullandınız yani.
Hakan Karaköse: Hakkım, şu an açtığım dava devam ediyor.
Bürgehan Emrağ: Hakkınız bittiği zamanda hani burada serzenişte bulundunuz ya o yüzden sordum. Yani bilirsiniz uzman...
Hakan Karaköse: Ben uzmanlığımla daha katkılıyım diye düşündüm çünkü...
Bürgehan Emrağ: Anladım, yani mahkemeyle, elde edemediğiniz hakkı burada serzenişte bulunarak elde edeceksiniz diye mi soruyorum.
Hakan Karaköse: O zamanlar öyleydi.
Bürgehan Emrağ: Pekala, özür dilerim Başkanım. Tamamdır. Pekala. Şimdi ne zaman tahliye oldunuz?
Hakan Karaköse: Hangi tarih? Tarih de 17 Ağustos diyeceğim de tarihler karıştı ben çok...
Bürgehan Emrağ: Haziran olabilir mi?
Hakan Karaköse: Ya olabilir yani. 3 ay yattım, öyle söyleyeyim size. 26-27 Nisan tutuklandım, 90 gün civarında cezaevinde kaldım.
Bürgehan Emrağ: Anladım. Şöyle ifade kullandınız, yanlışsa lütfen düzeltin, olabilir. Ben de hata yapabilirim. Ben dediniz, Kültür A.Ş. Genel Müdürü değilim. Beni yanlış anlıyorsunuz. Bana benim bölümümle ilgili sorular sorarsanız cevap veririm dediniz. Aslında her defasında bunları anladım ama tutukluluğumun devamına karar verildi.
Hakan Karaköse: Evet, aynen.
Bürgehan Emrağ: O yüzden sordum tahliyenizi. Ne zaman? Haziran'da tamamen Kültür A.Ş. ile ilgili bahsediyorsunuz. Bunun sebebi nedir? Kültür A.Ş.'nin aldığı ihalelerle ilgili konuşuyorsunuz. Ama her defasında daha önceki ihalelerinizde hep kendi alanınızı anlatmışsınız. Bu çok normal.
Hakan Karaköse: Ha, şimdi sorunuzu anladım. Şunu demek istiyorsunuz...
Bürgehan Emrağ: Yani burada ne oldu da Kültür A.Ş. ile ilgili...
Hakan Karaköse: Çok güzel bir soru. Teşekkür ederim bu soru için.
Bürgehan Emrağ: Ben teşekkür ederim.
Hakan Karaköse: Şimdi orada bana savcılıkta, emniyette bu Dijital Deneyim Müzesi ihalesi Emlak Müdürlüğü'nce yapılmış. Bizimle alakası yok yani. Ve bu Dijital Deneyim Müzesi ihalesi yapıldıktan sonraki benim katkımı soruyor. Kültür A.Ş., Tuce firması, tam hatırlamıyorum, bir sürü firmayla ilgili, onun alt yüklenicileri, bana sorular yöneltildi. Ben bu alanda çalışmıyordum, bilmiyorum yani. Buradaki kısım bu. Diğer şu an Kültür A.Ş. veya Medya A.Ş. konuları ise Reklam Yönetimi Müdürlüğü'nün ihale yapıp sonra işleten firmalar yani.
Bürgehan Emrağ: Kültür A.Ş. ...
Hakim: Saat itibarıyla o yüzden hani daha az bekleyen varsa arkadaşların devam etsin yani.
Bürgehan Emrağ: Kültür, Kültür A.Ş. ile ilgili açıklamalar yapıyorsunuz ya şu ihaleyi almıştı, alt ihalede böyle olmuştu, şu şirket...
Hakan Karaköse: tam net soru?
Bürgehan Emrağ: Vallahi 6, 6 sayfada mesela 10 yılda 4000 adet billboard, 600 adet megalight ihalesi yapılmıştı.
Hakan Karaköse: Evet.
Bürgehan Emrağ: Sonra Kültür A.Ş. bünyesinde kaldı. Kent Vizyon isimli ki İlbadı'ların şirketi, onlar da dilekçe verdiler, aslında bu böyle olmamalıydı, daha sonra ihale şartnamesine göre aykırı verdiler. Şimdi bu sizin niye haberiniz var mı? Kültür A.Ş.'nin ihaleleri, Kültür A.Ş.'nin ihalelerini görüp...
Hakan Karaköse: İfademde bahsettiğim ihaleler Reklam Yönetimi Müdürlüğü tarafından hazırlanan, encümen tarafından gerçekleştirilen ihaleler.
Bürgehan Emrağ: Çok teşekkür ederim. Şimdi bir de ifadenizde bir türlü şey var. Emlak Müdürlüğü'nün yapmış olduğu ihaleleri Kağan Sürmegöz, Doğan Hamit Doğruer ve Murat Abbas birlikte organize ederlerdi.
Hakim: Sayın avukatlarım tam şeyde...
Bürgehan Emrağ: Emlak Müdürlüğü'nün yapmış olduğu ihaleleri Kaan Sürmegöz, Doğan Hamit Doğruer ve Murat Abbas birlikte organize ederlerdi. Reklam Müdürlüğü'nün yapmış olduğu ihaleleri ise Kaan Sürmegöz ve Doğan Hamit Doğruer organize ederdi diyorsunuz. Şimdi sizden bir ricam var. Ek-1, Hakan Bey'in yansıttığı Ek-1'i açabilir misiniz?
Ve ondan sonra da size sorumu soracağım. Hatta ben şimdi de sorayım. Doğan Hamit Doğruer'den talimat almışlığınız oldu mu?
Hakan Karaköse: Ben Doğan Hamit Doğruer'den talimat almam.
Bürgehan Emrağ: Talimat almazsınız.
Hakan Karaköse: Talimat alacağım idari hiyerarşi bellidir.
Bürgehan Emrağ: Tamam. Şeyi yansıtınca soracağım size çünkü, çünkü şunları dediniz...
Hakan Karaköse: Sorun yani ben evrakı...
Bürgehan Emrağ: Reklam Müdürlüğü'nün yapmış olduğu ihaleleri Kaan Sürmegöz, Doğan Hamit Doğruer... Yani ben sizle öyleydi böyleydi diye tartışmak istemiyorum. Belgeler üzerinden gitmek istediğim için...
Hakan Karaköse: Ha tabii ki...
Bürgehan Emrağ: Bunu da şundan dolayı söylüyorum. Doğan Hamit Doğruer organize ederdi dediğiniz zaman Reklam Müdürlüğü'nde siz de varsınız. Ya size talimat veriyor ya siz ona talimat veriyorsunuz ya da tüm belediye prosedürlerini Doğan Hamit Doğruer organize ediyor anlamı çıkıyor. Çünkü bunu... Çok güzel... Bir saniye, çok güzel bir cümle söylediniz. Dersiz ki muhammen bedeli ayarlıyorum ben. Bir prosedür işi bu. Encümen onayladı... Biz öyle bir yetkiliyiz ki İBB'nin içindeki bütün prosedürleri organize ediyoruz. Yani ben buradan bunu anlıyorum. Lütfen organize etmek ne demek?
Hakan Karaköse: Hemen bir örnek üzerinde cevaplamak istiyorum. Bu iddianamede de var Sayın Başkanım. Bir tane parafet ihalesi var. Hatta Mülkiye Müfettişliği bu ecrimisil ödemeleri olmadığı için çok itiraz etti buraya. Tam tam sayısını hatırlamıyorum, 1.44'tü yanlış hatırlamıyorsam, 44 tane parafet ihalesi gibi ihale var. Şimdi bundan öncesinde neydi? Ecrimisille yürütülen dosyalardı. Mülkiye Müfettişliği rapor hazırladı, dedi ki bunlara ihale edin idare olarak. Biz de Mülkiye Müfettişliği'nin hazırladığı rapor doğrultusunda bunu ihale etmemiz gerektiğini idare anladı, öyle söyleyeyim. İhale edildi ve ihaleyi Kültür A.Ş. aldı. Şimdi Sayın Başkanım, soruyorum. İhale öncesinde ecrimisille iş yapacak firma A, B, C, D, lokasyonlar A, B, C, D eşleşiyor. E şimdi bu ihale gerçekleşmiş ve beyefendiler girip yani düşünebiliyor musunuz? Orada yani 10-30 istiyorduz, toplantı yapıyorlar vesaire. Şimdi ihale bitiyor, Kültür A.Ş. ihalesini yaptıktan sonra bize hangi alt yüklenicilerle yani bunu ihale ettiğini bildirmek zorunda. E şimdi onun listesi geldiğinde ben bir bakıyorum, bir öncekinin birebir aynı. E şimdi ben bu çıkarımda bulunmam kadar daha doğal ne var?
Bürgehan Emrağ: Ha, siz çıkarımda bulunuyorsunuz? Ha bunu Doğan Han Bey'in organize ettiği çıkarımını lütfen... Yani bu çıkarım dediğiniz şey 18 ay. Yani o yüzden bize bak...
Hakim: Ya o konu doğrudan doğruya 18 aydır sanki...
Bürgehan Emrağ: Hayır özür dilerim, çok özür dilerim, çok özür dilerim. Konuyu değiştiriyorum.
Hakan Karaköse: Bildiklerimi iletiyorum. Ama Doğan Bey benim ifademden dolayı 18 aydır orada olduğunu düşünüyorsa...
Bürgehan Emrağ: Hayır, hayır tamam. Çok özür dilerim.
Hakan Karaköse: Bir suçum varsa reklamı kendisine iletiyorum. Ama...
Bürgehan Emrağ: Hakan Bey, özür diliyoruz sizden. Yanlış oldu, maksadını aştı. Reklam Müdürlüğü'nün yapmış olduğu... Bakın Reklam Müdürlüğü'nden kastınız bari doğru konuşalım, İBB Reklam Müdürlüğü değil mi?
Hakan Karaköse: Evet, evet.
Bürgehan Emrağ: Tamam. Yapmış olduğu ihaleleri Doğan Hamit Doğruer Kültür A.Ş.'de çalışırken kendisi organize ediyor. Ya ben bunu öğrenmek istiyorum. Siz buna bakarak mı bir çıkarım mı... Onu anlamaya çalışıyorum. Yoksa şey değil.
Hakan Karaköse: Yani az önce anlattım ya...
Bürgehan Emrağ: Çünkü Ek 1'i kendiniz gösterdiniz Ek 1'de. Dediniz ki Encümen, Encümen...
Hakan Karaköse: Ek 1'de gösterdiğim Ek 1 idarenin yapmış olduğu ana ihaleye ilişkin encümen kararı. Sizin sorduğunuz soruyla ben Ek 1 arasındaki bağlantıyı kuramadım.
Bürgehan Emrağ: Reklam Müdürlüğü'nün ihalelerini organize ediyorsa encümenin de onayını sağlamak zorundayım ben.
Hakan Karaköse: Reklam Müdürlüğü'nün yaptığı ihaleleri değil. Reklam Müdürlüğü ana ihaleyi yaptıktan sonra Kültür A.Ş. bunu kazanıyor ya, kazandıktan sonraki kısmı...
Bürgehan Emrağ: Ama ifadeniz o değil ki...
Hakan Karaköse: Ben onu söylüyorum.
Bürgehan Emrağ: Peki, teşekkür ederim Hakan Bey. Geçmiş olsun, sağ olun.
KAĞAN SÜRMEGÖZ AVUAKTI DEVRİM GÜNGÖR SORUYOR
Devrim Güngör: Hakan Bey, benim size çok kısa bir sorum olacak ama önce bir şeyi doğru anlayıp anlamadığımı teyit etmek istiyorum. Az evvel burada vermiş olduğunuz beyanda, hakkınızdaki isnatları iddianame çıktıktan sonra, iddianameyi okuduktan sonra öğrendiğinizi; gözaltındayken, kolluktayken, savcılık tarafından ifadeniz alınırken, hâkimlik sorgunuz sırasında dava konusu eylemler hakkında size hiçbir soru yöneltilmediğini, dolayısıyla kendinizi savunma imkânının verilmediğini; nihayet soruşturma evresinde suç örgütü üyeliği suçuyla, rüşvet almaktan dolayı suçlandığınızı ve tutuklama kararının maddi yanlışlarla dolu olduğunu, hayır yanlışsam onu düzeltin diye söylüyorum.
Hakan Karaköse: Anlayamadım, çok uzun soru sordunuz da.
Devrim Güngör: Ben soru sormuyorum. Söylediğinizi doğru mu anladım? Çok hızlı konuştunuz çünkü süre baskısı nedeniyle. Ben doğru anlayıp anlamadığımı soruyorum.
Hakan Karaköse: O zaman ben kısa…
Devrim Güngör: Bana talimat vermeyin.
Hâkim: (Ses anlaşılmıyor)
Devrim Güngör: Sayın Başkanım, konuşmayı siz mi yönetiyorsunuz, sanık mı yönetecek Sayın Başkan?
Hâkim: Avukat Bey, biz yönetiyoruz da şimdi sanık bana dönüyor, serzenişte bulunuyor, "Anlamıyorum." diyor.
Devrim Güngör: Sayın Başkan, ben tek bir soru soracağım zaten. Ama soruyu sormadan önce, soruyu sormadan önce huzurdaki beyanını doğru anlayıp anlamadığımı teyit etmek istiyorum.
Hâkim: Sanık da diyor ki: "Benim beyanım olduğunu söyleyerek iletiyorsunuz ya hani, kaçırıyorum, anlamadım." diyor. "Ben böyle bir şey söyledim mi, söylemedim mi?" İşte biz de onu söylüyoruz.
Devrim Güngör: Ha tamam. Şimdi tamam. Hayır, o esas, buyurun deyin. Huzurda bulunan sanık az evvel dedi ki: "Ben hakkımdaki suçlamaları, daha doğrusu isnatları iddianame çıktığında öğrendim. Gözaltındayken, kolluktayken, savcılıkta bana iddia konusu eylemlerle ilgili hiçbir soru yöneltilmedi. Suç örgütü..."
Hakan Karaköse: Orada yanlış söylüyor.
Devrim Güngör: Tamam, siz sonunda düzeltin.
Hakan Karaköse: Ama çok uzun sorduğunuz için sonunda atlayacağım bu tarafı.
Devrim Güngör: Hayır, sonu derken zaten bunlar SEGBİS'e geçiyor ama tutanaklar çok geç çıktığı için soruyorum. "Suç örgütü üyeliğinden ve rüşvet almaktan tutuklandığını ve tutuklama kararının maddi yanlışlarla dolu olduğunu, kendisini küçük düşürdüğünü, ailesini rencide ettiğini ve tutukluluk incelemeleri sırasında da derdini anlatamadığını, hâlbuki bildiklerini, yani o 25 Haziran'daki ifadesinde yer alan hususları ilk günden itibaren söylemek için çırpındığını fakat buna fırsat verilmediğini, hatta kolluğun konuşmasına dahi izin vermediğini, 'Konunun senle ilgisi yok, fazla uzatma.' dediğini ve serbest kalacağını ümit ederek sustuğunu fakat daha sonra haksız bir şekilde tutuklamaya sevk edildiğini ve tutuklandığını, aylarca tutuklu kaldığını, buna rağmen 25 Haziran'daki ifadesinin hür iradesiyle olduğunu, yani bu yaşadığı bu sürecin iradesi üzerinde hiçbir baskı oluşturmadığını" söyledi. Dolayısıyla ben bunu doğru kabul ederek soracağım. Şimdi Kağan Bey ile ilgili, çünkü bu 25 Haziran'daki etkin, sözde etkin pişmanlık ifadeniz Kağan Sürmegöz ile ilgili birtakım suçlamalar içeriyor. Kağan Bey tabii 28 Haziran'da tutuklanıyor daire başkanımız. Sanıyorum müdürünüz, yani yardımcılığını yaptığınız müdürünüz 24 Mart'ta tutuklanıyor. Siz o tarihlerde serbestsiniz. Kağan Bey cezaevinde tutukluyken ziyarete gittiniz mi, gitmediniz mi Hakan Bey?
Hakan Karaköse: Şimdi Avukat Bey benim az önceki beyanlarımı anlatırken böyle atlaya atlaya, aradan farklı anlamlar çıkararak anlattı. Onun için o kısmı SEGBİS kayıtlarından okunduğunda tekrar böyle bir ortam olacaksa sorabilir. O kısmı atlıyorum. Diğer sorusuna geliyorum. Evet, Kağan Bey'i yanlış hatırlamıyorsam iki kez kapalı görüşünde ziyaret ettim. Kendisinin eşi ve avukatları üzerinden hani arkadaş listesine Kağan Bey seni eklemek istiyor, süreçle ilgili dosya anlamında, sonuç olarak müdür tutuklanmış, daire başkanı tutuklanmış, dışarıda müdür yardımcısı kalmış. Bilgi alma anlamında talepte geldiler. Ben de "Kağan Bey'e herhangi bir husumetim yok. Tabii ki." dedim. "Hay hay, seve seve." İki kez de kendisiyle kapalı görüşümde Üsküdar'da ziyarete gittim. Gittiğimde zaten yanında ailesi de vardı, ben de vardım. Zaten kapalı görüşlerde altı kişi birden görüşülüyor yani. Onu söyleyeyim.
Hâkim: Kayıt altındadır zaten bunlar.
Devrim Güngör: Peki, yani kolluk tarafından fırsat verilse bildiklerinizi ilk anda gözaltındayken anlatmak istediğinizi söylediniz.
Hakan Karaköse: Öyle söylemedim, SEGBİS kayıtlarından...
Devrim Güngör: Ben bir sorumu sorayım, siz de şey yapın. Peki, serbestken savcılığa gitmek yerine bildiklerinizi Kağan Bey'e anlatmak için mi gittiniz?
Hakan Karaköse: Çok çok güzel bir soru sordunuz. Burada çok dürüst bir cevap vereceğim. Öncelikle sizin dediğiniz gibi kolluk bana öyle bir şey demedi. Ben avukatımla konuştuğum... Avukatım bana dedi ki: "Hakan..."
Devrim Güngör: Hepsini söyledi, SEGBİS'e geçti dedim Sayın Başkanım.
Hâkim: Avukat Bey, müsaade ederseniz şimdi o kısmını zaten şöyle; ifadesini ben de o esnada net olarak dinledim, zaten yine bakarız SEGBİS kayıtlarına. Sanık orada dedi ki: "Kollukta" dedi, "Ben bunları anlatmaya çalışırken" dedi, "Polis memuru bana 'Sorulan sorulara cevap ver.' dedi. Tabiri caizse 'Uzatma.' demeye getirdi." dedi. "Bunun üzerine" dedi, "İfademi orada öylece verdim. Sonra" dedi, "adliyeye sevk edildim. Adliyede de" dedi, "Avukatım bana dedi ki" dedi, "Bu işin burada senlik çok bir şeyi yok. Buradan zaten senlik bir şey çıkmaz. Anlatma gibi bir şey, ona benzer bir şeye gerek yok burada." dedi. "Ondan sonra ben de" dedi, "onun üzerine tutuklandım. Avukatın yönlendirmesinden anlatamadım." dedi. Yani bizim dinlediğimiz buydu. O kısım orada, SEGBİS kayıtlarında var yine. Problem değil, bakarız tekrar.
Hakan Karaköse: Diğer kısma da müsaadenizle cevap vereyim Başkanım. Ziyaretim esnasında Kağan Bey bana müdürlükteki son durum, işleyiş... Hatta daha açık söyleyeyim; bana açık açık "Hakan, ana ihalelerimizde sence bir problem var mı?" diye bir soru yöneltti. Ben de kendisine, "Bizim ana ihalelerimizde Kağan Bey bir problem yok. Sonuç olarak hepsi açık artırma usulü, 2886'ya göre yapılmış ihaleler. Ama" dedim, "benim daha önce size bildirdiğim konularla ilgili sıkıntı yaşar mısınız, yaşamaz mısınız..." Yani onu da zaten kendisine söyledim. O bende bir şey değil, kendisi de burada.
Devrim Güngör: Baktınız gidişat, baktınız ki Hakan Bey, "Yaşayacak gibi görünüyor, ben bari anlatayım, yaşasın mı?" dediniz? Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Hakan Karaköse: Ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum.
DOĞAN HAMİT DOĞRUER AVUKATI SERKAN GÜNEL SORUYOR
Serkan Günel: Şimdi hazır meslektaşımın sorusunun devamı gelse de açıklamak zorunda bulunmayacağı bir kısa bir girizgah yapacağım. Az önce siz savunmanızda da böyle bir not aldığım kadarıyla işte bana ilk baştaki işlerden en büyüğü Kültür A.Ş. tarafından yapılan ihaleler, alt ihaleyle alakalı.
Hakan Karaköse: Kültür A.Ş.'nin Dijital Deneyim Müzesi ihalelerine ilişkin yaptığı alt ihaleye ağırlık veriliyor.
Serkan Günel: Çok uzun bir şey oldu. Bir daha tekrarlar mısınız? Kısaca bir geç.
Hakan Karaköse: Yo ben de çok yoruldum, anlıyorum. Şimdi Emlak Müdürlüğü bir ihale yaptı ya Dijital Deneyim Müzesi.
Serkan Günel: Evet.
Hakan Karaköse: Önce bunu bana sordular. Yani bu ihaleyle ilgili sorular sordular. Sonrasında da...
Serkan Günel: Var elimde, ilk ifadeniz var.
Hakan Karaköse: Ha tamam, doğrudur. Sonrasında da Kültür A.Ş., Emlak Müdürlüğü'nden bu Dijital Deneyim Müzesi'nin ihalesini aldı ya, onu alt yüklenicilerine üstlendi. Hatta Tuce diye bir firma kalmış aklımda. Yani onlar nedir, tanıyor musun, biliyor musun gibi bunun sözleşmesinde, şartnamesinde buna o tarz sorular sordular, evet.
Serkan Günel: Siz de bunları bilmediğinizi...
Hakan Karaköse: Evet evet, bilmiyorum çünkü o konuyu.
Serkan Günel: İddia ettiniz, tamam. Sonra 27 Temmuz'dur dedi bu ifadeniz. Daha sonra 11 Haziran'da bir el yazılı dilekçe veriyorsunuz, doğru mu?
Hakan Karaköse: Evet.
Serkan Günel: O dilekçede diyorsunuz ki "Gözaltı süresince ve sonrasında savcılık makamınca kendi çalıştığım birim dışında Emlak Müdürlüğü'nün yaptığı bir ihale neticesinde" (parantez içinde Dijital Deneyim Müzesi) "ve belediye iştiraki Kültür A.Ş.'nin yaptığı mal ve hizmet alımı ve benzeri ihalelerle ilgili sorular yöneltilmiş olup bu konulara ilişkin bilgim olmadığını beyan etmiştim." diyorsunuz.
Hakan Karaköse: Evet.
Serkan Günel: Şimdi aynı şekilde soruyu tekrarlıyorum ama tüm bunlara ilişkin olarak diğer demin ki soru benzerinde, sizin ifadenizde müvekkilime ilişkin olarak diyorsunuz ki: "İhaleleri Kaan Sürmegöz, Doğan Hamit Doğruer birlikte düzenlerdi, organize ederdi." Bu bir bilginiz mi, görgünüz mü yoksa bir duyumunuz mu ya da çıkarımınız mı?
Hakan Karaköse: Bir kamu personeli olarak O amirin altında çalışan, Adem’in altında çalışan bir o dönemde müdür yardımcısı olarak benden istenen bilgi notlarına, bana sorulan sorulara ilişkin ve az önce bir örnek verdim, tekrar aynı şeyi tekrar etmek istemiyorum çok uzun diye. Bunun gibi örnekler üzerinde ve ya zaten bununla ilgili ben hakikaten Doğan Bey için de inşallah çıkar, üzülüyorum. Çünkü ben onun kaç kez hayıflandığını da duydum. Yani Doğan Bey'in odasında kendisi ya hani şey Doğan Bey dedim özür dilerim. Adem Bey'in odasında "Ya işte ne olacak bu işler? Ya bu tarz başımıza iş açacaklar." falan vesaire. Ben bunu da kendisi kendi beyanı, bunu kabul etmeyebilir. Bu da benim beyanım. Ben bunu açık açık, dürüstlükle söylüyorum. Ve bunun bir suç olduğunu da iddia etmiyorum. Diyorum ki ben böyle bir şeye şahit oldum. Ben bu ortamda bulundum. Ben bu durumu da Sayın Savcıya anlattım. Dedim "Doğan Bey" dedim "hakikaten hayıflanıyordu, şey yapıyordu." Hatta kendi şeyini de söyledim ona. "Ben hani onun mecbur kaldığını düşünüyorum." gibi ifadeler de kullandım. Anlatabiliyor muyum?
Serkan Günel: Tamam.
Hakan Karaköse: Yani ben o ortamda bulundum. Bu benim beyanım. Kendisi bunu inkar edebilir. Anlayışla karşılarım.
Serkan Günel: Sizinki de bir çıkarım. Sizinki de bir çıkarım yani, değil mi? Hani sunabileceğiniz bir bilgi, belge dışında...
Hakan Karaköse: Bu bir çıkarım değil, bu çıkarım bana göre kamu personeli olduğum için işin de içeresinde hani ben bu o anı gördüğüm için bana göre az önceki verdiğim somut örnekten de çok net bir şekilde tespit edilebileceği için somut bir şey bana göre.
Serkan Günel: Tamam, yani... Tamam, size göre somut bilgi. 27 Nisan tarihinde verdiğiniz ifadenizde de yine İBB içerisinde çalıştığını iddia eden bir gizli tanık Kartal vardı. Gizli tanık Kartal da sizin hakkınızda diyor ki: "İhaleler Medya A.Ş., Kültür A.Ş. üzerinde kalacak şekilde ayarlanır. Şartnamede iş deneyim, sermaye tutarı, ciro gibi özel şartlar olarak ihalelerin kimde kalacağı ayarlanır. Bu tür işleri Reklam Müdür Yardımcısı Hakan Karaköse ve Müdür Adem Tuncay ile beraber organize ederler." Bu beyana ne düşünüyorsunuz?
Hakan Karaköse: Evet, öncelikle bu soruyu sorduğunuz için çok teşekkür ediyorum. Çünkü ilk şeyimde vardı, anlatamamıştım. Sayenizde anlatacağım. Şimdi gizli tanık Kartal bir kere o kadar hani kim bilmiyorum ama müdürlüğe baktığınız zaman ya ana ihale için konuşuyorum, ya bir ihale yapılacaksa yani orada bunun müdür yardımcısı, şefi, müdürü e doğal olarak bunun evraklarını hazırlar. Zaten bunlar hazırlanır. Yani ben bunu inkar etmiyorum ki ana ihalelerin çoğunda belki de yani Kaan Bey de biliyor, biz hazırlamışızdır bunu. Yani bunu ben ekstrem bir durum gibi veya ben bir suç işliyormuşum da gizli tanık Kartal bunu böyle demiş gibi algılamıyorum. Adam beyanda bulunmuş.
Serkan Günel: "İhalelerin kimde kalacağını" diyor.
Hakan Karaköse: İhalelerin kimde kalacağını... Ya o onun az önce siz dediniz ya "Hakan Bey bu sizin iddianız." o da onun iddiası. Buna karar verecek olan da mahkemedir zaten.
Serkan Günel: Tamam. Ben cevabımı aldım, teşekkür ederim.
Hakan Karaköse: Valla ben yoruldum. Ben de teşekkür ederim, evet.
EKREM İMAMOĞLU AVUKATI TORA PEKİN SORUYOR
Tora Pekin: Hakan Bey, bu 25 Haziran 2025 tarihli ifadenizin arkasında olduğunuzu söylediniz. Burada Köpek Eğitim Merkezi ile ilgili 2024 yılında yapılan bir ihale var. Onunla ilgili bir iddianız var.
Hakan Karaköse: Evet.
Tora Pekin: Aktarmama gerek var mı?
Hakan Karaköse: Yok, ben anlatayım isterseniz tekrar. Soru olarak mı soracaksanız, olayı anlatmak istiyorsunuz
Tora Pekin: Evet, soru olarak soracağım. Şöyle diyorsunuz, bir aktarayım her şeyi: "2024 yılı Eylül ayında Emlak Müdürlüğü'nce gerçekleştirilen Köpek Eğitim Merkezi ihalesi tamamıyla usulsüzdür." diye söylüyorsunuz. Usulsüz olduğunu nereden biliyorsunuz acaba?
Hakan Karaköse: Şöyle anlatayım: Şimdi Emlak Yönetimi... şey, Emlak Müdürlüğü'ne Kağan Bey bir arkadaşımızı, hani ismini burada zikredip şey yapmak istemiyorum ama, müdür yardımcısı olarak getirdi. Malum bizim belediyemizde de, yani gerçi böyle bir şey yapmayayım da... Yani konulara hâkim olmayan bir arkadaşı müdür yardımcısı olarak Emlak Müdürlüğü'nde kira biriminin başına verdiler.
Şimdi bu arkadaş da bu ihaleyi yapacak, bizim yanımıza geldi; biz de tecrübeliyiz, konuyu anlattı bize önce. Konuyu anlattı bize önce. Dedi ki: "Ya Hakan, bu ihaleyi nasıl yaparız, nasıl ederiz vesaire?" Şimdi biz bu konuyu, hatta Fatih Bey burada şu an yok, ona da gittik, istişare ettik daha tecrübeli mevzuata hâkim olduğu için. İmar durumu anlamında bu ihale edilebilecek bir şey değildi. Tam şimdi evraklar yanımda olmadığı için, orada rehabilitasyon bir şeyler yazıyordu, tam hatırlayamıyorum. Hatta genel kanaat Fatih Bey'in de, benim de istişare anlamında, Adem Bey'in de, yine ilgili müdür yardımcısı arkadaşın da ikna olduğu, bu ihale evet, aslında yapılmaması gereken bir ihale. Neyse, ama o arkadaş dedi ki: "Ya işte bunu yapmamız gerekiyor vesaire. Başkan istiyor." veya Başkandan kastı Kağan Bey istiyor vesaire.
Hatta şu tavsiyede bulundum kendisine yani: Dedim ki: "Yani yapıyorsun ama bunu bence imzalama. Yani bu olacak bir iş değil." Her neyse. Bu arkadaş da tecrübesiz olduğu için bu, o firmanın, Köpek Eğitim Firması'nın artık sahibi mi, avukatı mı, neyse bundan bir şeyler istemiş; bu da cevap verememiş. İşte "Ne kadar harç bedeli ödeyeceğim? İşte damga pulu vergisi ödeyeceğim vesaire." Bu da zaten konuya hâkim olmadığı için cevap verememiş ve bir gerginlik olmuş aralarında. Bu gerginlik de Kağan Bey'in bana aktarması, ta Ekrem Başkana kadar gitmiş bu gerginlik de. Kağan Bey'in bana aktarması, bundan ilgili kendisi bir fırça yemiş. Ve bunun üzerine Kağan Bey telefonla beni aradı. Dedi ki: "Ya Hakan, bir gel." Gittim makamına. Şimdi dedi ki...
Kağan Bey bana dedi ki: "İşte ya Hakan, şu bilgileri adamakıllı bu firmanın avukatlarıyla sen muhatap ol. Bunu anlat. Bunda bir indirim yapılamayacağını..." Çünkü kamudan damga pulu vergisinde indirim mi ne talep ediyorlar. Yani burada Kağan Bey'in kendi beyanı. Yani işte ya ismini de tam hatırlayamıyorum, savcıya da söyledim aslında. Ya bir Yeşil... Hakan Yeşilyurt diye aklımda kalmıştı. "Ya" dedim, "emin değilim" dedim. Ama dedim böyle bir isim Ekrem Bey'den referanslı ki geldiğimiz noktada o ihale de iptal edildi. Niye iptal edildi? Çünkü hakikaten hukuka aykırı olduğu... Sonradan göreve gelen yeni yönetimdeki arkadaşlar bunu fark ettiler ve o ihaleyi de hakikaten iptal ettiler. Yani burada dediğim gibi Kağan Bey'in kendi beyanı. Kendisi de orada. İnkâr da edebilir, kabul de edebilir; takdir kendisinin, bir şey diyemem. İfademde de bu şekilde anlatmaya çalışmıştım.
Tora Pekin: Sayın Başkan, Belediye Meclisi'nin, Belediye Encümeni'nin imzalarından geçmiş bir ihale. Belgelerini bilahare sunacağız dosyaya, tespit etmek bakımından sordum. Teşekkürler.
HASAN İMAMOĞLU AVUKATI NUSRET YILMAZ SORUYOR
Nusret Yılmaz: Şimdi ifadelerinizin genelinde ben de dinlemeye çalıştım yani dinlediğim kısımları itibariyle şöyle serzenişleriniz oldu. Örneğin 2020 yılından bir müfettiş soruşturması sırasında bunlar eski dönemden kalma diyerek yüzümüze bakılmadı, hukuki yardımda bulunulmadı şeklinde bir serzenişiniz ve devamında ara ara cümlelerinizin arasına serpiştirilmiş şekilde ve biraz önce de sıkça karşılaşılan durum olduğunu ortaya koymak adına belediyemizde işten anlamayanlar işin başına getiriliyordu.
Hakan Karaköse: Yok ben öyle bir şey demedim.
Nusret Yılmaz: Cümlenizin başlangıcı biraz önce bir 2 dakika önceki cümlenizde de böyle bir girizgah var ama.
Hakan Karaköse: Yanlış anlaşılacağını düşündüğüm için böyle anlayacağınızı düşündüğüm için cümleyi kurmadım. Yoksa benim haddime değil herkes kendine göre liyakatlidir yani onla bir sıkıntı yok. Ben sadece o arkadaşımız Kağan Bey de biliyor sevdiğimiz bir arkadaş ayrı bir şey. Ama hakikaten Emlak Müdürlüğünde hiç çalışmamış daha önce trafikte çalışıyordu yanlış hatırlamıyorsam. Ben de bir de geldi ki Emlak Müdürlüğünün en önemli biriminin başına görevlendirme yapıldı. E doğal olarak işe adapte olması zaman aldı. Biz de o anlamda destek olduk. Hatta biz bunu kendisine de söylüyorduk yani.
Nusret Yılmaz: Ben memur olmanız hasebiyle de sık sık gelip bu konuda herhalde bilgiler aldılar. Siz de o konuda yardımcı olmaya çalıştınız.
Hakan Karaköse: Evet elimizden geldiği kadar.
Nusret Yılmaz: Bu anlattığınız duygu çerçevesinde söylüyorum o manada merak ettim. Siz 20 yıldır orada görev yapan birisi olarak bu tür muamelelerle karşılaşan birisi olarak ve sonra yardıma ihtiyaç hissettiğiniz noktada yalnız bırakıldığını düşünen birisi olarak haksızlığa uğradığınızda gerekli değeri görmediğinizde hak etmediğiniz yerde olduğunuza dair bir inanç bir düşünce taşıdınız mı?
Hakan Karaköse: Hayır benim hiçbir zaman makam mevki gibi bir Kağan Bey de bilir öyle bir derdim hiçbir zaman olmadı.
Hakim: Bizim için bir önemi yok. Sorunun da bizim için bir önemi yok. Geçelim buraları.
HAKAN KARAKÖSE AVUKATI GİZEM NUR GÜLER SAVUNMASI
Şimdi müvekkilim mevzuata hakimiyetiyle zaten mevzuatlardaki durumlarını genel itibarıyla belirtti. Benden hukuki çerçevesinde ve genel itibarıyla belgeselliğinden bahsetmek istiyorum. Önünüzde zaten onlarca, yüzlerce dosya var, bunu biliyoruz. Yüzlerce sanık var. 142 tane eylem var. Çok sayıda şirket ve görevlisi, ihale rapor vesaire var. Teknik olarak biz avukatların dahi çok ihale kanununun şey olamadığımız bilindiğinden bizi bile zorlayan bir dosya var aslında.
Ama burada dosyanın büyüklüğünden ziyade dosya ne kadar büyürse kişilerin bireysel fiillerinin o kadar önemli olduğunu görmekteyiz ve bireysel savunmanın da o kadar önemli artmakta aslında. Çünkü bir ceza hukukunda yargılama yapılırken kurum yargılanmaz, müdürlük yargılanmaz, denetim birimi yargılanmaz, komisyonlar yargılanmaz. Bireysel bireylerin cezai sorumlulukları şahsidir. Buna dair şahsiliğin önemini zaten diğer meslektaşlarım da müvekkilleri için bahsettiler.
O nedenle Sayın Mahkemenin, Hakan Karakuş'a bakılmadan cevaplandırılması gereken soru, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde herhangi bir hukuka aykırılık yaşanmış mıdır sorusu değildir. Ya da bu ihale süreçlerinde farklı bir idari veya teknik yönetim yöntemi kullanılabilir miydi sorusu da değildir. Müvekkilim iki tane eylemden yargılanmakta. Eylem 61 ve eylem 77. Bu eylemlere geçmeden önce meslektaşlarımın ısrarla bizim ifadelerimizdeki ve ek ifadelerimizdeki süreci başka bir yere çekmesinden bahsettim.
Avukat Hanım, hemen ihalelere gireyim hızlıca. 61 ve 77 nolu eylemler yönünden ayrı ayrı uygulanma ihtimallerine 235 taksir 3 c ve 43.
Tamam, teşekkürler.
Şimdi şöyle, müvekkilimle ben ilk karşılaştığımda kendisine Dijital Müzesi'nin sorulduğunu ve kendisine Kültür A.Ş. Müdür Yardımcısı olarak medyaya da yansıdığı ve soruların yani gerek Emniyet sorgusunda gerek Savcılık sorgusunda kendisine Kültür A.Ş.'de çalışan bir kişi olarak durmasının görülmesi sebebiyle biz önce kendisinin İBB'de bir memur olduğunu ispatlamaya çalıştık. Bu ispatı nasıl yapmaya çalıştık? Yaklaşık bir hafta boyunca Savcı Bey'le görüşebilmek için sabah 9'dan akşam 5'e kadar bekledim. Yine bekledim, çünkü şundan dolayı: Eğer sorgu yapıyorsak biz idari merciler bakımından, o kişinin kendi hukuki hakkı ve hukuki dinlenilme hakkına binaen bildiği şeyleri sormak zorundayız. Şey diyorlar, müvekkil diyor ki "O ne?". Dijital ne müzesi diye açıyorlar, müvekkil diyor ki "Bilmiyorum" ki o zaman ben kendisinin müdafii değildim.
Sonrasında ise müdafii olarak göreve başladıktan sonra bu durum bir kaç medyaya da bakıp Kültür A.Ş. Müdür Yardımcısı olarak görülüyor, fakat Kültür A.Ş.'nin kendi bünyesinde başka başka müdür yardımcıları vesaire var. Bu durumu izah etmekle ek ifade kapsamında ifade vermek üzere Savcılık makamına zaten gittik. İfade kapsamında okudunuz mu dedi meslektaşım, evet. Mesai saatleri bitmişti lakin Savcı Bey'den özel müsaadeyle kendisi de okudu, ben de okudum. Yaklaşık çünkü 6 saat, 6-7 saat bir ifademiz sürdü. Okuduktan sonra ise biz oradaki var olan kelimeler vesairenin durumunu evet mesela şu şekilde söyledim: Hakan zaten senin mahkeme aşamasında durumun olacak. Yanlış bir ifade varsa, çünkü çok ciddi bir duyumları var yargının, bunu orada izah ederiz. O yüzden şu an tekrardan bir şey yapmanıza gerek yok çünkü ekstra başkasına yüklenen bir kimin hatasının başkasına yüklenen bir şeyi yoktu, cürümü yoktu benim hukuki nezdimde. O nedenle buna gerek duymadım, bunu açıklamak isterim. Eylem 61 ve Eylem 77'den yana yargılanıyor müvekkilim.
Eylem 61'e baktığımızda ise muhammen bedel takdir komisyonu. Şimdi ben burada 2 haftadır geliyorum. Muhammen bedel bakımından birilerini aradık sürekli. Ben muhammen, bu bakımdan kimin gerçekten sorumlu olduğunu bir hukukçu olarak yine çok anlayamıyorum, şundan dolayı: Encümen üyesini dinliyoruz, diyor ki "Ben sorumlu değilim." Genel Sekreter Yardımcısı Beyefendi'yi dinledik, "Ben" diyor "Sorumlu değilim." Yani biz diyor bugün bir iki kişiyi daha dinledik, o dedi ki "Biz evraklarda eksik imza var mıdır ya da ekinde eksik var mıdır diye kontrol ederiz" dedi. Ancak 2886 Sayılı Kanun'un ruhuna ve sisteme baktığımızda Danıştay da açıkça ifade ediyor ki belediyelerin iptal ettiği ihaleler bakımından ihale firmalarının açtığı davalara da baktığımızda, diyor ki: İhale amirinin görevi yalnızca işlemin şeklen mevzuata uygunluğunu denetlemek değildir. İhale konusu işin özelliklerini, benzer ihalelerin sonuçlarını ve oluşan fiyatın piyasa şartlarına uygun olup olmadığını değerlendirmek, hatta son kez genel bir değerlendirme yaparak idarenin ve kamu menfaatinin korunmasını sağlamakla görevlidir. Aynı şekilde belediye encümeni de yalnızca evrak kontrol eden bir makam değildir. Kanun onu ihale komisyonu olarak belirlemiş, gerektiğinde tahmin edilen bedeli tahkik ettirme ve gerekçesiyle ihaleyi yapmama yetkisi vermiştir. Müvekkilimin gösterdiği örnekte de gördüğünüz üzere 5 tane encümen üyesi şerh düşerken 5 tane encümen üyesi ise kabulü yönünde beyanda bulunmuşlardır. Yani muhammen kelime anlamına baktığınızda zaten Arapça kökenli bir kelime. Arapça kökenli ne demek? Tahmin edilen bir bedel anlamına gelmek demek.
Kısa keseceğim, tamam. Kısa.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına baktığımızda Eylem 61 bakımından kamu kurum ve kuruluşlarının olan niteliği, hileli davranış bulunmalı, bu davranış aldatmaya elverişli olmalı, bir kişi bu hilenin ile hataya düşürülmeli, bu yanılgı sonucunda mal varlığı bakımından zarar doğmalı ve fail veya bir başkası lehine haksız yarar sağlanmalıdır. Üstelik hile, aldatma, zarar ve yarar arasında nedensellik bağı bulunmalıdır.
Müvekkilim bakımından bakıldığında müvekkilimin muhammen bedel takdir komisyonunda eski emsal eski yapılan ihalelerdeki emsalleri kullanarak ve enflasyon etkisini üzerine ekleyerek yeni bir ihaleye bir ihale muhammen bedel bedeli belirlemesi, bu bir hile kastının oluştuğunu zaten hem bize göstermez, hileli bir davranışın olduğuna ilişkin dosyadaki veri bulunmamaktadır. Hızlı hızlı hızlı hızlı geçiyorum.
Şimdi bilirkişi raporuna baktığımızda, bilirkişi raporundaki hususları da şey olarak söyledi ama bilirkişinin şey yaptığı, hesap yaptığı bedeller ve rapora baktığımızda sanki huzurumuzda davranmanın bir ekonomik değerlendirme davası olarak görüldüğünü anlamaktayız ya ben anlamaktayım bir hukukçu olarak. Fakat şu anda muhammen bedellerinin yargılandığı ve kamu kurumlarının dolandırıcılık isnadıyla yargılandığı müvekkilimin dava, müvekkilim bakımından bilirkişi biz şunu aramıyoruz: Mükemmel muhammen bedel hesabı hangisiydi ya da hangileri gibi bir şey aramıyoruz. Bu nedenle müvekkilimin emsal ihale kapsamında hileli, doğrudan menfaat sağladığı vesaire bir durum, yani kanunlara göre hiçbir ne denir ona, temel kriter ve maddi şeyi yoktur. Maddi ve manevi unsurları eksiktir. Dış kurumlar dışarıdan fiyat alınması vesaire diyor, bunlar anlatıldı. Bunlar muhammen bedel komisyonu üyesi olarak benim memur görevimde görevimdeki müvekkilimin görevi değildir. TCK 235/2-d'den bahsediliyor, müşterek faillik deniyor. Müşterek faillik kurulamadığı da açıkça ortada. Mesai siz de biliyorsunuz, teşekkürler, herkes gitmiş.
Herhalde en son bir tek ben kalacağım.
Aynen öyle. Eylem 77 bakımından kısaca konuşacağım. İhaleye fesat karıştırma bakımından ise genel bir ihale suçu değil bu. TCK 235 bakımından seçimlik hareketlerle yapılması gereken bir...
Ne?
Başka şeyler oluyor orada.
Anlamadım. Tamam. 235 kapsamında seçimlik hareketlerle yapılması gereken bir suç eylemi. O nedenle buradan da bilirkişinin re'sen şartname ağır, yaklaşık maliyet şöyle diye beyanlarda bulunması ve rapor hazırlaması müvekkilimin fesat karıştırma eylemine somut olarak katılımı, hile ile engelleme veya gizli bilgiye erişim sağlama fiili değildir. Kendisine bana anlattığın gibi ihale yapma usulünü anlat demiştim, anlatmadı. Bir dedi ki o da anlatan Kütüphane Şube Müdürü son kısımda çok kısa bir şekilde, "Biz de bir odaya gidiyoruz, ekran üzerinden bir de sistem açık ya biz orada" dedi "Görüyoruz ihaleye kimler giriyor ve ihale kimin üzerinde kalıyor." Bu nedenle ihale, ihaleye kimin üzerinde kaldığını veya kimlerin girdiğini o yani fiili olarak iş yaparken öğrenen bir müvekkilimin ihale birilerinin girmesini engelleme vesaire kastının da bulunduğu söylenemez.
İki tane ihale var, o yüzden her iki şekilde iki tane ayrı somut eylem ve ayrı fiil olması gerekiyor Hakan'ın fiillerle bağlayan. Tek teklif olgusu var, bu tek teklif olgusuyla Hakan'ın yaptığı görev komisyon üyesi olmasıyla bağlayan bir irtibat yok. Hakan'ın komisyon üyesi olmadığı yıllarda da tek firmalar teklif vermiş, tek firma üzerinden ihale alınmış. Bu nedenle 2022 ve 2023 yılında ihalelerde tek teklif verilmiş olsa Hakan'ın bireysel sorumluluğu manasına gelmez. Gizli bilgi verdi isnadına sayıldık, ne gizli bilgi verdi, ne hangi gizli bilgiyi verdi vesaire bunlar mevcut değildir. Katılımı engellenen kim, bunu bilmiyoruz. Ve rekabet eleştirisi konusunda kendisi çok güzel bir örnek verdi. Rekabetin oluşması için, yani rekabet oluştuktan sonra ihale fiyatlarının artmasıyla alakalı diğer muhammen bedelde sanırım bir örnek verdi.
Son olarak şuna değinmek istiyoruz: Yargıtay 5. Ceza Dairesi 28 Aralık 2023 tarihinde 2023/765 Esas, 2023/1754 Karar sayılı kararında bu yaklaşımı sürdürüyor. İhaleye fesat karıştırma hareketine takdiri olarak düzenlenen maddede sayılı seçimlik hareketlerden hangisinin yapıldığı ya da yapılmadığının somutlaştırılması gerektiğini söylemekte. Ceza mahkemesinin cevaplandırması gereken sorunun şu olduğunu düşünüyoruz: Bu şartname daha farklı hazırlanabilir miydi veya rekabet daha fazla sağlanabilir miydi sorusu değildir. Asıl sorulması gereken soru şudur: Hakan Karakuş ihaleye katılım yeterliliğine sahip hangi belirli kişi veya şirketin ihaleye katılımını hangi hileli davranışla engellemiştir? Ve iki isnat bakımından Hakan Karakuş hangi gizli bilgiyi hangi kişiye, hangi tarihte, hangi yöntemle ulaştırmıştır fiili nedir? Somut hiçbir cevap dosyada bulunmamaktadır. Şartnameler konusu yine Hakan Karakuş'la ilgisi tek bir ilk önce anlattık, düğün alanında anlatılan bir uygulamadır, şartnameler değiştirilmeden bile aynı şekilde gidiyordu. 5 kişilik, bu ilgi çekici bir durumdur. 5 kişilik komisyon kararları bakımından sadece Hakan yönünden iddianamede bir isnat var. İhale komisyonunda tek kişi Hakan olmamakla beraber 5 kişilik bir kurulun, kolektif biçimde alınan bir kararın tümünün sonucunun Hakan üzerinde bırakılması ya da bir somut suç isnadında bulunulması da hukuka aykırıdır. Cezai sorumluluk kişisel fiile değil seçilen kişiye yüklenmiş olur, bu da hukuka aykırıdır. İhale komisyonunun nihai karar makamı olmadığına değindik. Müvekkilimin göreve başlama tarihiyle alakalı bir meslektaşım sordu, göremedim. Evet, idari yargılama sürecimiz devam ediyor.
Soruya gerek yok.
Ona...
Somut bir davranışının olmadığını söylediniz.
Aynen aynen. Onu anladık, herkes bahsetti, müvekkilim bahsetmedi. Üzüldü o da bu hususta. O nedenle yani idari yargılamada kararda imzası olanların da dosyada sanık olduğunu söyledi.
Evet, aynen söyledi.
Anlaşıldı, teşekkür ederim.
Tamam, orayı da atlıyorum. Umarım herkes evine gitmek istiyordur. Evet, ben de gitmek istiyorum.
Sonuç ve talep kısmına geldiğimde, Sayın Başkan, Eylem 61 ve Eylem 77 kapsamındaki müvekkilimin beraatini talep etmekteyiz. Kendisi hakkında uygulanmakta olan bir yurt dışı çıkış yasağı var. İçerideyken eşini umreye götürmek istemişti. En azından onu götürebilmesi adına yurt dışı çıkış yasağının kaldırılmasını talep ediyorum. Bir de dijital incelemeler bittiyse telefonunu almasını, aynen öyle, adli emanetlerin alınmasını talep ediyorum. Çok teşekkürler.
"ARKADAŞIMDAN DUYDUM"
Tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun avukatı Tora Pekin söz aldı. Avukat Pekin, itirafçı sanık Hakan Karaköse'ye, "Köpek Eğitim Merkezi'nin ihalesinin usulsüz olduğunu söylemişsiniz. Usulsüz olduğunu nereden biliyorsunuz?" diye sordu. Karaköse, birlikte görev yaptığı bir arkadaşından duyduğunu belirtti.
"DUYDUM AMA TEYİT ETMEDİM"
Kabil Taşçı'nın ardından bir diğer itirafçı sanık Hakan Karaköse, savunma yapmak üzere kürsüye geldi.
Karaköse, suçlandığı eylemlerle ilgili sorumluluğu olmadığını ifade etti.
İtirafçı sanık Hakan Karaköse’nin savunmasından sonra sorgusuna geçildi. Murat Ongun, Karaköse’ye “3 şirketin sahibi Murat Ongun’dur diyorsunuz” dedi. Karaköse, “Ben bunu duydum. Ama Ticaret Sicil Gazetesi’nden bilgiyi teyit etmedim” yanıtını verdi.
"Savcıların yönlendirmesiyle itirafçı oldum" diyerek etkin pişmanlık ifadesini geri çeken Murat Kapki'nin avukatı Fikret Araz, "Defalarca mülkiye müfettişlerine ifade verdiniz. Anlattığınız konulardan onlara neden hiç bahsetmediniz?" diye sordu. İtirafçı sanık Hakan Karaköse, "Müfettişlerin incelemeleri ana ihaleler üzerineydi" yanıtını verdi.
İTİRAFÇI SANIKTAN 'BEN ÖYLE DUYDUM' YANITI
Ongun'un ardından tutuklu Barış Kılıç'ın avukatı da Kabil Taşçı'ya sorular yöneltti.
Avukat Cansu Çiftçi'nin "Siz son etkin pişmanlık ifadenizde şunu söylüyorsunuz, BTG isimli firmanın normalde sahibi Barış Kılıç isimli şahıstır, bu firma Barış Kılıç'ın babası Mehmet Kılıç'ın üzerinedir. Bu bilgiyi nereden edindiniz, neye dayanarak söylediniz?" sorusunda Taşçı şöyle yanıt verdi:
"Bu duyduğum bir bilgi. Daha sonra da medyadan görünce, ya ben Barış Kılıç'ı tanımam, babasını hiç tanımam.
Ya duyduğum için söyledim ben hani. Daha önceden duydum birkaç sefer, medyadan da duyunca hani bunun faydalı olabileceğini düşünerekten ifademi o şekilde verdim."
"Bir de şunu da söylemişsiniz, 'Normalde BTG firmasını biliyor musunuz? Yani İBB'de ihaleye girdiğine dair bir bilginiz var mı?' sorusuna ise Taşçı "Ben kendisini tanımam sahibini de tanımam" yanıtını verdi.
Cansu Çiftçi: Siz herhalde ifadenize çeşitlilik olsun diye kendinizce bir aydınlatma olarak söylediniz.
Kabil Taşçı: Ya şimdi soru sordular Barış'ı tanıyor musunuz diye, ben de tanımıyorum dedim.
Cansu Çiftçi: Barış Kılıç'ı mı sordular size?
Kabil Taşçı: Ya sorular geldi, ben de ona karşılık söyledim bunu yani. Daha önceden duyduğum bir şey olduğu için söyledim, faydalı olsun diye.
Cansu Çiftçi: Anladım, peki. Son bir sorum daha var. Siz hiç Kültür A.Ş.'nin bir ihalesine davet edildiniz mi?
Kabil Taşçı: Hayır.
"SAHTE FATURA KESİYORSUN AMA BEYANLARIN DOĞRU"
İtirafçı sanık Kabil Taşçı'nın savunmasının ardından sorgusuna geçildi. Murat Ongun söz aldı ve "Benim hayatımda Kabil Taşçı yok, sizin hayatınızda Murat Ongun var mı?" diye sordu. Taşçı, "Yok" dedi. Ongun, "Siz sahte fatura kestiğinizi söylüyorsunuz. Neden itibar etsinler sizin beyanlarınıza" sorusunu yöneltti.
Taşçı, "Çünkü doğru söylüyorum" dedi. Ongun bunun üzerine, "Sahte fatura kesebilirim ama bunların hepsi doğrudur diyorsunuz." ifadelerini kullandı.
Murat Ongun ayrıca itirafçı sanık Kabil Taşçı'ya, "Kültür A.Ş.'den iş alan bazı firmalardan bahsediyorsun. Nedir bu işler, kaç para almışlar?" sorusunu yöneltti.
Kabil Taşçı, bu soruya "Ben o firmaları tanımıyorum bile. Detaylarını nereden bilebilirim. Duyduklarımı anlattım" yanıtını verdi.
"ONGUN'UN KASASI OLDUĞUNU VEDAT ŞAHİN SÖYLEDİ"
Murat Ongun'un ardından tutuklu sanık Kahraman Yeşilyurt söz aldı ve "Murat Ongun'un kasası olduğumu nereden biliyorsun?" diye sordu. Kabil Taşçı, "Vedat Şahin söyledi" dedi. Bunun üzerine Yeşilyurt, "Vedat Şahin'in böyle bir ifadesi yok" dedi.
TUTUKLU SANIK KÜRSÜYE GELDİ
Tutuksuz sanıkların savunmasının alındığı 2'nci celsede tutuklu sanık Arif Gürkan Alpay da kürsüye gelerek konuşma yaptı.
Celsenin dünkü duruşmasında söz alan Aslım Reklam şirketi sahibi Alican Akün'ün sözlerine yanıt vermek için söz aldığını ifade eden Alpay şöyle konuştu:
"Dün burada Aslım Reklam şirketi sahibi Alican Akün, reklam izninin bilinçli olarak Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nde bekletildiğini, Murat Ongun'un eşinin firmasından alışveriş yapınca iznin çıktığını belirtti. Anlatımında sanki kendisine özel bir uygulama yapılmış ve tek bir başvurusu varmış gibi bir izlenim oluştu. Tabii şeyde de olmadığım için bunun hem belgelerini vereceğim hem de kısa bir açıklama yapmak istedim. Kentsel Tasarım Müdürlüğü benim genel sekreter yardımcılığıma bağlı bir birim. Bu vesileyle dün bu iznin iddiaya göre neden bekletildiğini ve kasım ayında neden izin verildiğini arkadaşlarıma sordum. Belgeler bugün geldiği için anlatımda bulunmak zorundayım. Evrakları da ulaştıracağım. Öncelikle şunu belirtmek isterim, bu konudaki uygulamamız herkes için eşittir. Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nün verdiği kararların olurlarını ben 2 3 ayda toplu olarak karara bağlıyoruz. Çünkü toplamda senede 1000'e yakın evrak geliyor, 1000'e yakın başvuru var.
Bu nedenle ki daha önceki başvuruların 1 ayda karara bağlandığı yönündeki anlatımın tarihlerinin tamamına bakınca doğru olmadığı görülecektir. Somut olaya gelince, Kentsel Tasarım Müdürlüğü komisyonu aslında ağustos ayında bu izni vermiş. Yani alışveriş konusundan önce, ben tabii iddianameye sonradan baktım, alışveriş konusundan önce. Fakat çok sayıda şirketin talebiyle ilgili alınmış bu kararlar bana son imzada toplu olarak yollanıyor. Biz bütün ekiple 150 tane, 200 tane izni tek tek bakıp aynı gün onay veriyoruz ki onu da belgesiyle anlatacağım. Benim de çok sayıda talebi onaylamam kasım ayını buluyor. O gün ben tam 146 firmanın aynı gün incelenip imzasına atmışız. Yani komisyon onaylamış, birikmiş, birikmiş geliyor ve 146 tane firmanın aynı gün toplantı yaparak hepsini tek tek arkadaki fotoğraflara da göreceksiniz bakarak onayını veriyoruz. Yani 146 imza kasım ayında atılmış.
Kaldı ki aynı gün, kaldı ki kendisinin başvurularına ilişkin süreçler bile anlattıklarının doğru olmadığını ortaya koymaktadır. Nisan ayında yaptığı 2 başvurusu eylül ayında kabul edilmiş. Yani nisan ayında başvurulmuş, araştırılmış, önüme gelmiş. Dolayısıyla o da eylül ayında kabul edilmiş. Eylül ayındaki o gün de 147 tane başvuru aynı gün incelenip onaylanmış. Sadece bir tane değil, 147 tanesi de eylül ayında onaylanmış. Bahsettiği haziran başvurusu ile diğer iki başvurusu ise kasım ayında toplu olarak karara bağlanmış. Bunlardan 2 tanesi kabul edilmiş, yani firma 3 tane başvuruda bulunmuş haziran ayında, 2'si kabul edilmiş, 1'i reddedilmiş. Reddedilme gerekçesi de tarihi alanlarda olduğu için reklam izni veremiyoruz diye. İddia edildiği gibi bir durum olsaydı lehine veya aleyhine ona uygun, ona özel bir uygulama görülürdü. Böyle bir uygulama yoktur. Özetle, nisan başvuruları eylül toplantısında, mayıs, haziran ve temmuz başvuruları da kasım ayında değerlendirilmiştir. Şöyle belirteyim, dün arkadaşın iddia ettiği kasım izni ona özel değildir. Hiçbir firmaya özel tutum yoktur. Uygulama herkese eşittir, makama arz ediyorum."
DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
Atma'nın avukat sorgusunun ardından duruşmaya ara verildi.
"EL KONULACAK BİR MALVARLIĞINA BİLE SAHİP DEĞİLİM"
Tutuklu sanık Nihat Sütlaş'ın eski ortağı olan Uğurhan Atma, hakkında ne bir HTS kaydı ne bir MASAK raporu ne de hakkında bir ifade olmadığı halde onlarca yıl hapis cezası istemiyle yargılandığını belirtti.
7 yıldır aynı evde ve kirada oturduğunu belirten Atma, "El konulacak bir malvarlığına bile sahip değilim" dedi. Atma, beraatini talep ederken Sütlaş'ın da herhangi bir yolsuzluk niyetiyle hareket ettiğine şahit olmadığını ifade etti.
Uğurhan Atma'nın savunmasının ardından sorgusuna geçildi. Tutuklu Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve İBB Başkan Danışmanı Murat Ongun, itirafçı sanık Gökhan Köseoğlu'nun "Reklamist firmasının gizli sahibi Murat Ongun'dur" sözlerini hatırlattı ve "Kendisini tanıyor musunuz?" diye sordu. Atma, "2020 yılında 2 kez toplamda 3'er dakikalık hakediş evrakı teslimi haricinde kendisiyle hiçbir irtibatım yok" dedi.
SAVUNMALAR ALINMAYA DEVAM EDİYOR
Muratlı'nın ardından savunma yapma sırası reklamcı Alihan Aydın'a geldi.
Alihan Aydın'ın savunmasının ardından avukatı Burak Akın'ın beyanlarının ardından reklamcı Alperen Aydın'ın savunmasına geçildi. Aydın'ın ardından sanık kürsüsüne reklamcı Uğurhan Atma geldi.
"HAYATIM KAMU KAYNAKLARINI KORUMAKLA GEÇTİ"
Eski İBB Kültür Daire Başkanı Hülya Muratlı, meslek hayatının kamu kaynaklarını korumakla geçtiğini belirtti. Muratlı, "Tüm süreçleri mevzuata uygun ilerleyen bir ihale sürecini ben sadece bir firma ihaleye girdi diye iptal edemezdim" dedi.
"HUKUK DIŞI RİCADA BULUNMADINIZ"
Ali Ayçiçek'in sorgusuna geçildi.
İBB Spor Kulübü Fatih Keleş: Ben size bir talimat verdim mi, verebilir miyim, hukuk dışı bir ricada bulundum mu?
Ayçiçek: Siz bana talimat veremezsiniz, vermediniz, hukuk dışı bir ricada bulunmadınız.
GÖZYAŞLARINI TUTAMADI
İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı Ali Ayçiçek, "3 yıldır hiç görüşmediğim kişilerle nasıl aynı eylemlerde bulunmuş olabilirim?" diye sordu.
Gözyaşlarını tutamayan Ayçiçek, "Bugün devlete hizmet etme duygusunun pişmanlığını yaşıyorum" diye konuştu.
Ayçiçek, hazırlanan bilirkişi raporunda emsal alınan taşınmaz tutarlarının sahibinden adlı internet sitesi üzerinden alındığını ve sitede isteyenin istediği fiyatı verdiğini ifade etti.
"MÜFETTİŞ OLARAK GÖREV YAPMAYA DEVAM EDİYORUM"
İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı Ali Ayçiçek, kariyerini kamuda liyakat sahibi biri olarak geçirdiğini ve hala İBB'de müfettiş olarak görev yaptığını söyledi.
"BIRAKIN DA ANLATALIM"
Eski İBB Zabıta Daire Başkanı Engin Ulusoy, lehine olan delillerle ilgili konuşurken mahkeme başkanı, "Evraklar dosyaya sunuldu, inceledik" diyerek müdahale etti. Ulusoy, "13 ay yattık, bırakın da anlatalım" dedi. Mahkeme başkanı, "Devam edin" dedi.
İmamoğlu ile tanık arasında duruşmaya damga vuran diyalog!
Ekrem İmamoğlu ile İBB eski Genel Sekreter Yardımcısı Cemal Ufuk Karakaya arasında dikkat çeken bir sistem diyaloğu yaşandı.
İmamoğlu: Örgüt, sistem gibi bir kelimeyi duydunuz mu benden?
Karakaya: Ben böyle bir kelimeyi sizden duymuş olsaydım çalışmaya devam eder miydim. Böyle bir örgüt duymadım böyle bir sisteme hiç tanık olmadım ve çalışmaya da devam ediyorum.
İmamoğlu ile Karakaya arasındaki soru cevap kayıtlara şöyle geçti:
Ekrem İmamoğlu: Ufuk Bey, geçmiş olsun. Hoş geldiniz. Sağlık diliyorum size de. Esasen genel sekreterimize soru soracaktım. Pek bürokratlarımızı da yormak istemiyorum. Ona da gerekli soruları sordum. Bir de etkin pişmanlıktan faydalanan kişilerin nasıl ruh hallerini burada yaşadığını gördüğüm için onlara da soru sormamaya karar verdiğimi beyan etmiştim ama bugün size soru sormamın en önemli sebebi, iddianamede “160 milyarlık yolsuzluk” diye Başsavcılık tarafına bu dosyanın tabiri caizse lansmanı yapıldı. Ve 160 milyarlık yolsuzluk denen yerde, bunun 50 milyarı dış kredilerin bir şekilde, sözüm ona bir örgütsel yapı içerisinde firmalara aktarılması şeklinde lanse ettirildi ve buradan da bir 50 milyar türetildi. Ben de açıkçası iddia makamından, hazır burada siz bulunmuşken, size bu sorunun sorulmasını beklerdim. 50 milyarlık bir çapın olduğu yerde size soru sorulmadı. Niçin size sorulsun beklerdim? Ufuk Bey, siz mali hizmetlerden sorumlu genel sekreter yardımcısısınız, öyle değil mi?
Ufuk Karakaya: Evet Başkanım.
Ekrem İmamoğlu: Dış krediler ve bu tüm konulardaki görüşmelere katılan genel sekreterden sonra en önemli ikinci kişisiniz, öyle değil mi?
Ufuk Karakaya: Evet.
Ekrem İmamoğlu: Dolayısıyla bir dış kredi nasıl alınır? Dış kredinin ödemeleri nasıl yapılır? Fonlara nasıl başvurulur? Bu hususları tabiri caizse içimizdeki bu çalışma sürecindeki organizasyon şemamızdaki, en önemli neredeyse ikinci kişisiniz, öyle değil mi Ufuk bey?
Ufuk Karakaya: Evet.
Ekrem İmamoğlu: Ben bu vesileyle tabii daha sonra Togay Bey de gelecek ama tam da burada daha iyi anlaşılması için, aslında siz bir hükümeti ele alırsak, buradaki çalışma düzenimizin tabiri caizse maliye bakanısınız. Böyle de tarifleyebiliriz. Bu bağlamda yani iddia edildiği şekliyle dış kredilerin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi, sadece bizim 5,5-6 yıllık dönemimizde 1600 kez tefti,ş denetim ve birçok incelemede, resmi incelemede geçmiş bir kurumun o dönemki kurlara göre 50 milyarlık yolsuzluk diye iftira atılan bir mekanizmanın işletilebilmesi, öyle bir kredinin yıllarca banka, BDDK gibi bu ülkenin çok önemli kurumlarına hizmet etmiş de bir insan olarak, böyle bir akışın imkanı, mümkünlüğü var mıdır? Bırakın 50 milyarı, bırakın 5 milyarı, 5 milyonun dahi bu kredilerden bu şekilde aktarıldı diye bir tarifin yapılabilmesi mümkündür? Bunu sizin bilginize dayanarak size sormak istedim.
Ufuk Karakaya: Başkanım, bu söylediğiniz şeyi Can (Can Akın Çağlar) üstadın çok güzel anlattığını düşünüyorum. Çok güzel açıkladığını düşünüyorum.
Ekrem İmamoğlu: Tekerrürde fayda var.
Ufuk Karakaya: Tamam. Burada zaten tek hesabı anlatacağım. Başkanım biz orada 50 milyarı bir yere aktarılsa, gitse bu hatlar nasıl açıldı? Seymenler nasıl? 3-4 yıl oldu ben Seymenler çalışalı.
Ekrem İmamoğlu: Seymenler Çöp Atık Tesisi… Bilinmez diye kusura bakmayın. Belki 500-600 milyon dolarlık yatırımdan bahsediyoruz. Belki daha fazla.
Ufuk Karakaya: Yani bütün bunlar tamamlandı. Eminönü-Alibeyköy tamamlandı. Bir sürü hatlar açıldı. Ya bu para alıp başka bir yere harcansa, bu hatları nasıl açtık? Onu da geçtim; Başkanım, en büyük kalemlerden birisi ilk çıkan 580 milyon Euro mu? Geride. Bu para bir yere gitmedi. Bu para içinde kullanıldı, hatlar açıldı, çalışıyorlar ve Eurobon da kuruşuna kadar geri ödedi.
Ekrem İmamoğlu: Ufuk Bey, teşekkür ederim. Tekrar ifade edeyim. Bir hükümeti ele alırsak, bir maliye bakanı pozisyonundasınız ve burada tabiri caizse, yine ifade edelim ki, bir hükümet gibi burada da Türkiye'nin en büyük kamu kurumu belediyesi olan ve en büyük kamu kurumlarından 3-5 taneden birisi olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin de mali hizmetlerden sorumlu genel sekreter yardımcısısınız. Genel sekreterimiz Can Bey'e de sordum. Ne ondan önceki ile ne ondan sonraki ile nasıl tanıştığımızı ve daha öncesinde hiçbir irtibatımızın olmadığını ifade etmiştik. Yani hani sizinle de bu soruyu niçin sorduğumu bir sonraki soruda daha iyi anlayacaktır Sayın Başkan ve sayın heyet.
Sizinle ilgili de göreve başlamadan önce böylesi önemli bir programa, neredeyse 8-10 milyar dolarlık çapı olan böylesi büyük bir kurumun, tabiri caizse kasasını, emanetini, milletin parasını, milletin bütçesinin teslim edileceği insan olarak size teslim ederken geçmişteki deneyimleriniz, kurumlardaki tecrübelerinizin dışında bir arayışla mı davet edindiniz? Ben sizi tanıyor muydum? Göreve başlamadan önceki bir görüşmemizin dışında benden sizinle de detaylı teferruatlı hiçbir görüşme yaptım mı?
Cemal Ufuk Karakaya: Sayın Başkanım, daha önce hiç tanışmıyorduk, hiç karşılaşmadık. Yani ismen biliyorduk tabii ki sizi. Ben o zaman işe başlangıcımı kısaca anlatayım. Biz, Can Üstat'la, Genel Sekreterimiz Can Akın Çağlar'la, hani okul deriz, ocak deriz işte, Bankalar Yeminli Murakıpları Kurulu; ben Hazine'de başladım, kendisi de Hazine'de başladı. Benim üstadımdır, yıllar önce başlamıştı zaten, ben başladığımda kurumdan ayrılmıştı. İkincisi; Can Üstat'la belediyede çalışana kadar Can Üstat'ı tabii ki biliyorduk, Ziraat'in genel müdürlüğünü yapmış, çok önemli bürokratik görevlerde bulunmuş, BDDK'da çalışmış ama hani çay içmişliğimiz, oturduğumuz yoktu. Ama işte dediğim gibi, okuldan, ocaktan dolayı bir referansla beni görüşmeye çağırdı. İlk önce Can Akın Çağlar Genel Sekreterle görüştüm. Daha sonra Yiğit Oğuz Duman'la görüştüm. Sonra Yiğit Oğuz Duman, Ertan Yıldız ve Murat Ongun'un katıldığı bir Zoom toplantısı yaptım ve son olarak da sizinle tanıştırmak için getirdiler. Bunun dışında benim işe başlamamda yani kimseyi tanımıyordum gibi bir şey değil.
Ekrem İmamoğlu: Teşekkür ederim. Buradan yani şunu özellikle ifade etmek isterim ki biz bir örgüt, suç örgütü diye nitelendiriliyoruz ve burada yolsuzluk ve mali suçlarla ilgili boyutu bu işin birinci boyutu. Ve ben böylesi bir sistemde tümüyle bu milletin evlatlarıyla çalışma prensibimden kaynaklı sizin gibi bana göre kıymetli bir insan evladıyla, yurt evladıyla çalıştım. Ve biz sizinle bu şekilde mesaiye başladık. Ufuk Bey, örgüt, sistem diye bir kavramı, bir kelimeyi toplantılarımızda, diyaloglarımızda, benim olduğum ya da olmadığım herhangi bir ortamda duydunuz mu, kulağınızda var mı? Gerçekten merak ediyorum.
Cemal Ufuk Karakaya: Sayın Başkanım, o zaman ben şöyle bir soru sorayım size: Eğer böyle bir örgütü, sistemi duymuş olsaydım ve ben burada çalışmaya devam eder miydim? Yani siz de beni tanıyorsunuz. Ben burada kalır mıydım? Böyle bir yapıda yer alır mıydım? Ben yani inanmıyorum ki böyle bir durum olsun. Böyle bir örgütü duymadım, böyle bir sisteme hiç tanık olmadım ve hâlâ da bildiğiniz gibi çalışmaya devam ediyorum.
Ekrem İmamoğlu: Evet, neyse... Başkan hani "Soru sorma hakkınız yok." diye müdahale edebilir diye ben uyaracaktım ama zannettim o uyarıyı yapacak, ama soruyla bir cevap verildi. Burada bir şeyi daha söylemek isterim. Algoritmadan, bir sistemle çalıştığınızdan bahsettiniz. Bu kadar deneyimle birlikte çalıştık. Sizden öncekine de soracağım. Tek bir kez, yani nasılsın, hiyerarşiye ve kurumsal işleyişe saygı gösterdiğimi ve sizin gibi iyi yetişmiş, bu ülkenin evlatlarına güvenerek görev yapma arzusunda olduğumun eminim bir ispatıdır. Lütfen hassasiyetle cevap veriniz. Tek bir kez sizi veya Can Bey'i, ya da sizinle birlikte Can Bey birlikte görev yaptığınız için söylüyorum, çağırıp "Şu ödeme listesini bir getirin, şu ödeme listesine bakalım, şuradan bir kime öncelikli ödeme yapılacakmış veya şununkini önce yapın, şunu sonra yapın" ya tek bir kez dahi böyle bir çağrım, böyle bir toplantımız, böyle bir gündemle birlikte yaptığımız bir toplantı olmuş mudur? Hatırlıyor musunuz? Ya da sizin olmadığınız bir ortamda Can Bey'le böyle bir toplantı yaparak bir mekanizma işlettiğime şahit oldunuz mu?
Cemal Ufuk Karakaya: Hayır, olmadım. Hiçbir talebiniz olmadı Sayın Başkanım.
Ekrem İmamoğlu: Peki, son sorum da şu; kesinlikle olmadı, bunu kendime hadsizlik kabul ederim. Yani benim işim de değil. O zaman "Siz niye oradasınız?" diye görürüm. "Can bey niye ordadır?" diye bakarım. Bütün yönetici arkadaşlarımla böyle çalıştım. Sırtımı onlara dayadım. Bundan da bahtiyarım. Bu memleketin bütün insanlarına, yüce Türk milletine helal olsun ki ben bu milletin evlatlarıyla çalıştım. Başka hiç öyle seçilmiş bir grup veya bir zümre burada yoktur, olmamıştır. Son olarak şunu söylemek isterim ki bu da sizinle de ilgili. Bu kadar çalıştık. Yani sanki burada bir nezaket, Yüce Mahkeme huzurunda nezaket konuşması ya da dili tercih ediyorum diye anlaşılabilir. Ufuk Bey, sizinle çalışmamızda bu nezaket dilinin dışında bir emir kipi, "Şunu şöyle yapın, derhal şunu götürün veya indirin, kaldırın, ödemeyin, ödeyin" tarzında bir emir kipiyle konuşmamız, çalışma biçimimiz sizinle geçen o 3-4 yıl içerisinde hiç şahitliğiniz olmuş mudur?
Cemal Ufuk Karakaya: Hayır, hayır, olmamıştır Başkanım. Hiç böyle bir muameleyle karşı karşıya kalmadım.
Ekrem İmamoğlu: Dolayısıyla benim emir dahi vermediğim bir yerde, hiyerarşik düzenin dışında sizi bir başkasına bağlayıp "Ondan emir alacaksınız" diye size bir tarif yapmamın mümkün olabilmesi, yani size böyle bir şey yaşatmış olmam mümkün müdür?
Cemal Ufuk Karakaya: Hayır.
Ekrem İmamoğlu: Evet, sorularım bunlardır.
"RÜŞVET DURUMU YOK"
Kendisinden rüşvet istendiğini ileri süren ve sahte vatandaşlık sattığı iddiasıyla tutuklanan İbrahim Halil Babacan'ın sorgusuna geçildi. Mehmet Murat Çalık da söz aldı...
Mehmet Murat Çalık: İnşaatınızın herhangi bir aşamasında sizden zorlama ile bir talebim oldu mu?
Babacan: Olmadı. Bahse konu projede 3 defada projeye tadilat ruhsatı aldık.
Mehmet Murat Çalık: Spor salonunun yapımı sırasında baskıyla rüşvet vermek zorunda mı kaldınız, yoksa bağış mı yaptınız?
Babacan: Rüşvet durumu yok.
Mahkeme başkanı: Başka belediyelere bağış yaptınız mı?
Babacan: Tabi yaptım.
Mahkeme başkanı: Diğer bağışlarda işleri taşere mi ettiniz?
Babacan: Evet. Esenyurt'ta yaptığımız cami bağışını ASOY'a yaptırmıştık, bildiğimiz bir firmaydı.
Mehmet Murat Çalık: Yarım kalan bir tesiste Babacan destek oldu. Belediye olarak devreye girdik, yeni protokol hazırlandı.
DURUŞMA BAŞLADI
Tutuklu sanıklar, avukatlar, izleyiciler ve mahkeme heyeti salona geldi. Duruşma başladı.
Kendisinden rüşvet istendiğini iddia eden ve sahte vatandaşlık sattığı gerekçesiyle tutuklu olan İbrahim Halil Babacan savunma yaptı.