Almanya'da hızla yükselen ırkçı parti iktidara gelirse ne olur? işte korkutan senaryolar
Saksonya-Anhalt seçimlerinde yüzde 44'e yaklaşan oyla tarihi bir zafer kazanan AfD, Almanya'da dengeleri sarstı. Peki aşırı sağcı parti eyalette iktidara gelirse göçmenleri, eğitimi, güvenlik politikalarını ve demokratik kurumları neler bekliyor?
Almanya'da 6 Eylül'de yapılan Saksonya-Anhalt eyalet seçimleri, ülkenin siyasi dengelerini sarsan bir sonuç ortaya çıkardı. Almanya için Alternatif (AfD), yüzde 43,8 oyla açık ara birinci parti oldu ve 83 sandalyeli eyalet meclisinde 39 sandalye kazandı. Mutlak çoğunluk için gereken 42 sandalyeye ulaşamayan parti, buna rağmen CDU'ya tarihi bir fark attı. CDU yüzde 17,2'de kalırken SPD, Yeşiller ve Sol Parti de yüzde 10'un altında kaldı.
Saksonya-Anhalt'taki AfD teşkilatı, Almanya'nın iç istihbarat kurumu tarafından “kesinleşmiş aşırı sağcı” olarak sınıflandırılıyor. Bu nedenle seçim sonucu yalnızca bir eyaletteki iktidar mücadelesi olarak görülmüyor. Asıl tartışma, AfD'nin ilk kez bir eyalet hükümetini şekillendirecek güce ulaşması halinde Almanya'da günlük hayatın ve devlet kurumlarının nasıl değişebileceği üzerine yoğunlaşıyor.
HÜKÜMET KURULURSA İLK HEDEFLERDEN BİRİ GÖÇ OLACAK

AfD'nin Saksonya-Anhalt programının en önemli başlıklarından biri göç. Parti, “remigration” olarak adlandırdığı politikayla düzensiz göçmenlerin sınır dışı edilmesini hızlandırmayı, sınır kontrollerini sertleştirmeyi ve sığınmacılara yönelik destek mekanizmalarını daraltmayı savunuyor.
Ancak burada önemli bir ayrıntı var: İltica, oturum ve vatandaşlık hukukunun önemli bölümleri eyalet hükümetinin değil, federal hükümetin ve Avrupa Birliği'nin yetkisinde. Dolayısıyla AfD'nin seçim programındaki bütün vaatleri Saksonya-Anhalt'ta doğrudan uygulanamayacak.
Buna rağmen eyalet yönetiminin etkisi küçümsenmiyor. AfD iktidarı; belediyelere daha fazla baskı uygulayabilir, sınır dışı işlemlerini önceliklendirebilir, sınır dışı merkezlerinin kapasitesini artırabilir ve göçmenlere yönelik destek programlarının finansmanını azaltabilir.
Uzmanların dikkat çektiği asıl risk de burada ortaya çıkıyor: Değişiklik yalnızca yasalarda değil, devletin göçmenlere nasıl davrandığında yaşanabilir.
TÜRKLER NE DÜŞÜNÜYOR?

Bu ihtimal Almanya'da yaşayan Türk kökenli insanlar arasında da ciddi bir tedirginliğe yol açtı.
DW Türkçe'nin yaptığı araştırmaya göre, AfD'nin yükselişinin özellikle doğu Almanya'daki Türk toplumunda kaygıyı artırdı. Almanya Türk Toplumu'na göre Saksonya-Anhalt'ta yaşayan bazı Türk esnaf, siyasi atmosferin daha da sertleşmesi halinde önce eyaleti, hatta Almanya'yı terk etmeyi düşünmeye başladı.
Bu endişenin temelinde yalnızca sınır dışı edilme korkusu bulunmuyor. AfD'nin “Alman kimliği” konusunda kullandığı etnik temelli söylemin, Almanya vatandaşı olan göçmen kökenlileri de toplumun dışında gören bir anlayışı güçlendirebileceği endişesi hakim.
Nitekim AfD'nin seçim kampanyasında göç ile güvenlik arasında doğrudan bağ kurulması ve bazı suç olaylarının “remigration” çağrılarının gerekçesi olarak kullanılması bu tartışmayı daha da büyüttü.
POLİS İÇİN "ŞÜPHE" SINIRI KALKABİLİR

AfD'nin iktidara gelmesi halinde en tartışmalı alanlardan biri de güvenlik politikası.
Partinin başbakan adayı Ulrich Siegmund, polislerin herhangi bir somut şüphe bulunmadan kontrol yapabilmesini savunuyor. Bu yaklaşımın hayata geçirilmesi halinde polis memurlarının kimin “şüpheli” olduğuna daha geniş biçimde karar verebilmesinin önü açılabilir.
Eleştirmenlere göre bunun özellikle göçmenler ve etnik azınlıklar açısından ayrımcı kontrollerin artması gibi bir sonucu olabilir.
"GÖNÜLLÜ VATANDAŞ DEVRİYELERİ" Mİ KURULACAK?
Daha da tartışmalı öneriler arasında ise gönüllü “vatandaş devriyeleri” bulunuyor. Hamburg Üniversitesi Barış Araştırmaları ve Güvenlik Politikası Enstitüsü (IFSH) araştırmacıları, devletin güvenlik alanındaki rolünün zayıflatılarak vatandaş gruplarının güvenlik aktörüne dönüştürülmesinin özellikle azınlıklar ve siyasi muhalifler açısından ciddi riskler taşıdığı uyarısında bulundu.
Çünkü güvenlik görevinin devlet dışındaki gruplara bırakılması, zaman içerisinde “kimin tehlikeli olduğuna” vatandaşların karar verdiği bir düzene dönüşebilir.
SİLAHLAR VE ÖZEL GÜVENLİK GÜNDEMDE
AfD ayrıca silahlara erişimin kolaylaştırılmasını ve okullarda özel güvenlik görevlilerinin kullanılmasını savunuyor.
Silah yasalarının değiştirilmesi büyük ölçüde federal düzeyde yapılabilecek bir düzenleme olsa da özel güvenlik uygulamaları eyalet hükümetlerinin yetki alanına daha yakın. IFSH'nin değerlendirmelerine göre daha fazla silahın toplumda bulunması ve güvenlik hizmetlerinin özel aktörlere devredilmesi, kamu güvenliğini güçlendirmek yerine yeni riskler ortaya çıkarabilir.
EĞİTİM SİSTEMİNDE BÜYÜK DÖNÜŞÜM

AfD'nin olası iktidarının etkileri yalnızca göç ve güvenlikle sınırlı kalmayabilir. Eğitim sistemi de partinin yeniden şekillendirmek istediği alanların başında geliyor.
Parti; okullarda gökkuşağı bayraklarının kullanılmasına karşı çıkarken ırkçılık karşıtı programların kaldırılmasını ve üniversitelerdeki eşitlik mekanizmalarının sona erdirilmesini savunuyor.
Öğrencilerin ve akademisyenlerin karar alma süreçlerine katılımının sınırlandırılması, öğrencilerin okullara yerleştirilmesinde “başarı” ölçütünün daha belirleyici hale getirilmesi ve geleneksel aile modelinin eğitim politikalarında öne çıkarılması da tartışılan başlıklar arasında.
AfD'nin mülteci ve engelli çocuklara yönelik ayrıştırıcı yaklaşımı ise özellikle eleştirilen konulardan biri. Parti programındaki önerilerin hayata geçirilmesi halinde bazı çocukların “normal” öğrencilerden ayrı eğitim görmesinin önü açılabilir.
EVDE EĞİTİM TARTIŞMASI
Bir başka tartışmalı konu da okul zorunluluğu. AfD, ailelerin çocuklarının eğitiminde daha fazla söz sahibi olmasını ve evde eğitimin önündeki engellerin azaltılmasını savunuyor. Destekleyenler bunu aile özgürlüğü olarak tanımlarken, karşı çıkanlar özellikle çocuk koruma mekanizmalarının zayıflayabileceğini ifade etti.
IFSH'nin analizine göre böyle bir düzenleme, çocukların yalnızca eğitim sisteminden değil, devletin çocukların güvenliğini denetleme kapasitesinden de uzaklaşmasına yol açabilir.
ÜNİVERSİTELERDE "ALMAN KİMLİĞİ" TARTIŞMASI
AfD'nin eğitim politikası üniversitelere kadar uzanıyor. Toplumsal cinsiyet çalışmaları, sömürgecilik araştırmaları ve İslam araştırmaları gibi alanların parti tarafından ideolojik hedef haline getirilebileceği belirtildi.
Bunun yerine “Alman halkının demografik geleceği” ve benzeri başlıklara odaklanan yeni akademik yapılar oluşturulması gündeme getirildi.
Eleştirmenler, bunun bilimsel araştırmaların siyasi bir dünya görüşüne göre yeniden şekillendirilmesi anlamına gelebileceğini savunuyor.
Siyasi eğitim alanında da benzer bir dönüşüm hedefleniyor. AfD'nin, mevcut siyasi eğitim kurumlarının yerine “devlet politikası” ve “kültürel kimlik” merkezli yeni bir anlayış getirmek istediği belirtildi. Okullarda Alman bayrağı ve milli marşın daha görünür hale getirilmesi de bu projenin parçalarından biri.
“REMIGRATION" YALNIZCA YABANCILARI MI KAPSIYOR?
AfD'nin kullandığı “remigration” kavramının yarattığı en büyük tartışmalardan biri de bu konu. Parti, bunu ağırlıklı olarak düzensiz göçmenlerin geri gönderilmesi şeklinde sunsa da AfD'nin Alman kimliğine ilişkin söylemi, Almanya'da doğmuş ve vatandaşlık sahibi göçmen kökenli kişilerin de kendilerini hedef alınmış hissetmesine neden oldu.
Bu nedenle Almanya'daki Türkler başta olmak üzere farklı göçmen topluluklarında “Sırada kim var?” endişesi büyüyor.
SOKAKLAR HAREKETLENDİ

Seçim sonucu yalnızca siyasi partilerde değil, sokakta da karşılık buldu. AfD'nin tarihi başarısının ardından Almanya'nın çeşitli kentlerinde binlerce kişi aşırı sağa karşı gösteri düzenledi.
Berlin'deki Brandenburg Kapısı önünde düzenlenen demokrasi yanlısı gösteriye organizatörlere göre 14 binden fazla kişi katıldı. Potsdam, Münster ve Dresden'in yanı sıra başka kentlerde de AfD karşıtı eylemler yapıldı.
Saksonya-Anhalt'ta da seçim sonucuna karşı tepkiler yükseldi. Seçimden önce ise göçmen esnafın kepenk kapatarak AfD'nin yükselişini protesto ettiği eylemler düzenlenmişti.
Bu tablo, Almanya'da tartışmanın artık yalnızca parlamentoda yaşanmadığını gösterdi.
MERKEL'DEN DİKKAT ÇEKEN TEPKİ

Seçim sonucu CDU içinde de büyük yankı yarattı. Eski Başbakan Angela Merkel, partisinin ağır yenilgisinden duyduğu üzüntüyü açıkça dile getirirken, CDU'nun yaşadığı tabloyu “kalp kırıcı” bulduğunu söyledi.
Şansölye Friedrich Merz açısından ise seçim, AfD'yi geriletme çabalarının sonuç vermediğini gösteren ciddi bir siyasi uyarı oldu. Merz, AfD ile herhangi bir işbirliğine kapıyı kapatırken seçim sonucunun ardından partisinin önündeki en büyük sorunun aşırı sağın yükselişine karşı nasıl mücadele edileceği olduğunu vurguladı. AfD'nin başarısı, Merz hükümetinin ekonomi, göç ve kamu politikalarına yönelik eleştirilerin de daha sert biçimde tartışılmasına neden oldu.
AfD'NİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL
Bütün bu senaryoların gerçekleşebilmesi için önce AfD'nin hükümet kurması gerekiyor. Parti yüzde 43,8 oy almasına rağmen mecliste mutlak çoğunluğu elde edemedi. Ana akım partilerin AfD ile koalisyon kurmayı reddetmesi nedeniyle AfD'nin seçim zaferinin doğrudan hükümet kurabileceği anlamına gelmediği özellikle vurgulanıyor.
Ancak siyasi açıdan kritik nokta başka yerde: AfD artık Almanya'nın doğusunda iktidara ulaşabilecek kadar güçlü.
Bu nedenle Saksonya-Anhalt seçimi, yalnızca bir eyalet seçimi olmaktan çıktı. Almanya'nın savaş sonrası siyasi düzeninin en önemli sınavlarından biri haline geldi.
TOPLUM ÜZERİNDEKİ YANSINMALAR TARTIŞILIYOR
AfD'nin bütün programını hayata geçirmese de göçmenlere yönelik idari uygulamaların sertleşmesi, güvenlik anlayışının değişmesi, eğitim kurumlarının yeniden yapılandırılması ve devletin kullandığı dilin dönüşmesi bile toplum üzerinde uzun vadeli bir etki yaratabilir.
Almanya'da artık “AfD hükümet kurabilecek mi?” değil, "Almanya, aşırı sağın seçim sandığındaki yükselişinin devletin kurumlarına ve toplumun günlük hayatına yansımasını engelleyebilecek mi?" sorusu tartışılıyor.
Almanya'da AfD krizine Merkel de dahil oldu: Bulundukları yerde yakalamalıyız