Onlar geziyor, giyiniyor; bizim emekli karnını doyurmanın peşinde

Emeklilik, insanın yıllarca ertelediği hayatı yaşamaya başladığı yeni bir sayfa mı, yoksa temel ihtiyaçlar için verilen çetin bir mücadele mi? Fransa'daki bir komşuluk hikayesinden yola çıkarak emekliliğin iki farklı yüzü:

Onlar geziyor, giyiniyor; bizim emekli karnını doyurmanın peşinde

Fransa’da emeklilik yeni bir hayatın kapısını aralarken, Türkiye’de milyonlarca emekli için günün ilk sorusu hâlâ aynı: “Bugün tencereye ne girecek?” Şık giyinmek, dışarıda bir kahve içmek ya da yeni yerler görmek kimileri için emekliliğin doğal bir parçasıyken kimileri için pazar çantasını doldurabilmek bile ulaşılması zor bir hedefe dönüşüyor. İki farklı ülke, iki ayrı yaşam mücadelesi ve aynı temel insan hakkı: İnsanca yaşayabilmek...

Onlar geziyor, giyiniyor; bizim emekli karnını doyurmanın peşinde - Resim : 1

Şehirde emeklilik: Birlikte yürümek, iyi hissetmek ve kendi stilini korumak

Fransız kayınvalidemin Fransa’daki emekli komşularını her gördüğümde, emekliliğin insan hayatında nasıl bambaşka bir sayfa açabileceğini düşünüyorum.

Emekli komşu, yıllarca bir et fabrikasında paketleme bölümünde çalışmış. Eşi ise belediyede bahçıvanlık yapmış. Yıllarca çalışmış, evlerini kurmuş, çocuklarını büyütmüşler. Bugün güzel bir evde, sakin ve düzenli bir hayat yaşıyorlar.

Emeklilik onlar için işten çıkıp eve kapanmak değil. Şık giyiniyor, zaman zaman dışarıda yemek yiyor, çocuklarına ve torunlarına vakit ayırıyorlar. Her yıl bütçelerini aşmadan iki kez tatile çıkabiliyor; bu seyahatlerden birinde Vietnam’a gittiler... Emeklilik, onlar için çalışmanın bittiği boş bir dönem değil; yıllarca ertelenen hayatın yeniden başladığı bir bölüm.

MODA, ONLAR İÇİN HAYATIN İÇİNDE KALMANIN BİR YOLU

Şık olmak onlar için gösteriş yapmak değil; dışarı çıkmaya, insanlarla buluşmaya ve kendilerini iyi hissetmeye devam etmek. İyi seçilmiş bir ceket, rahat ama özenli bir ayakkabı, kendine yakışan bir renk… Moda burada yalnızca kıyafet değil, insanın kendine verdiği değerin gündelik hâli.

Seyahatleri de aynı duyguyu taşıyor. Acele etmeden gezmek, yeni bir şehir görmek, farklı bir sofraya oturmak, çocuklarla ve torunlarla anı biriktirmek… Emeklilik onların hayatında küçülmek değil; zamanın nihayet kendilerine ait olması. Moda bazen yalnızca gençlerin dünyasıymış gibi sunuluyor. Oysa insanın kendini giyimiyle ifade etme isteği, çalışma hayatı bittiğinde sona ermiyor. Sevilen bir eşarp, renkli bir ceket, rahat bir ayakkabı ya da yıllardır kullanılan bir çanta, kişinin hayat hikâyesinden izler taşıyabilir.

Paris sokaklarını konu alan Vogue fotoğraf çalışması, podyumların ötesindeki kişisel stili gösteriyor. Bu örnekten hareketle giyimin, yaş kaç olursa olsun, gündelik hayatın içinde bir ifade biçimi olduğunu söyleyebiliriz.

Onlar geziyor, giyiniyor; bizim emekli karnını doyurmanın peşinde - Resim : 2

Paris’te gündelik sokak stili. Fotoğraf: Clémence Polès Farhang / Vogue [G

Onlar geziyor, giyiniyor; bizim emekli karnını doyurmanın peşinde - Resim : 3

Deniz kenarında tatil yapan emekliler

Onlar geziyor, giyiniyor; bizim emekli karnını doyurmanın peşinde - Resim : 4

Kıyıda kamp yapan emekliler ve karavan hayatı

Gelelim bizim emeklilere: Moda değil, geçim derdi

Fransa’daki bu komşuluk hikâyesi elbette Avrupa’daki her emeklinin hayatını temsil etmiyor. Yine de çalışmayla geçen yılların ardından emekliliğin dinlenmeye, gezmeye, aileye ve insanın kendisine ayırdığı zamana dönüşebileceğini gösteriyor. Aynı soruyu Türkiye için sorduğumuzda ise karşımıza çok daha ağır bir tablo çıkıyor: Bizim emekliler, yıllarca çalıştıktan sonra hayatın tadını çıkarabiliyor mu?

Türkiye’de birçok emekli için gündem moda, yeni bir kıyafet ya da tatil değil; doğrudan geçim derdi. Yeni sezonun renklerini düşünmeden önce pazar çantasının nasıl dolacağı, bir ayakkabıyı yenilemeden önce faturaların nasıl ödeneceği hesaplanıyor. Şehir dışına çıkmak, birkaç gün deniz kenarında dinlenmek veya dışarıda yemek yemek çoğu zaman ulaşılması zor bir hayale dönüşüyor. Kira, mutfak, ilaç ve faturalar arasında sıkışan emekli, giyimi de tatili de ertelemek zorunda kalıyor.

Onlar geziyor, giyiniyor; bizim emekli karnını doyurmanın peşinde - Resim : 5

Türkiye’de emeklilik: Pazar, gündelik hayat ve geçim mücadelesi

Pazarın sonunda kalanlar

Pazar yerlerinde günün son saatlerini bekleyen, fiyatların düşmesini kollayan emekliler var. Tezgâhların arkasında kalan sebze ve meyveleri ayıklayan, çöpe ayrılan ama hâlâ yenebilir durumdaki gıdayı toplamak zorunda kalan insanlar görülüyor. Bu bir alışveriş tercihi değil; geçim sıkıntısının en sert görüntülerinden biri. Böyle bir tabloda emeklinin yeni bir ceket, rahat bir ayakkabı veya tatil planı düşünmesini beklemek gerçekçi değil. Öncelik, o akşam sofraya ne konacağı.

Onlar geziyor, giyiniyor; bizim emekli karnını doyurmanın peşinde - Resim : 6

Pazar sonunda gıda arayan yaşlı yurttaşlar

Bir emeklinin taze meyve, sebze, et veya dışarıda bir öğün yemek için bütçe ayıramaması yalnızca sofrasını değil, sosyal hayatını da daraltıyor. Arkadaş buluşmasını erteleyen, seyahate çıkamayan, eskimiş kıyafetini ya da ayakkabısını yenileyemeyen kişi zamanla evine kapanabiliyor. Moda kendini ifade etmenin, tatil ise dinlenmenin bir yolu olabilir; fakat temel ihtiyaçlar karşılanmadığında ikisi de emeklinin hayatından ilk çıkarılan kalemlere dönüşüyor.

İKİ FARKLI EMEKLİLİK, AYNI İHTİYAÇ

Bir tarafta yılda iki kez tatile çıkabilen, Vietnam’a gidebilen, şık giyinip dışarıda yemek yiyen ve çocuklarıyla torunlarına zaman ayıran bir emekli çifti görüyoruz. Diğer tarafta pazarda fiyatların düşmesini bekleyen, ay sonunu nasıl getireceğini ve mutfağına ne koyacağını düşünen emekliler var. Biri emekliliğini yeni bir hayat bölümü olarak yaşarken, diğeri temel ihtiyaçlarını karşılamak için mücadele ediyor.

Bu farkı yalnızca iki ülke arasındaki yaşam tarzı karşılaştırması olarak görmek eksik kalır. Asıl mesele, emekliliğin insana ne kadar nefes aldırdığıdır. İnsan yaş aldığında yalnızca hayatta kalmak değil; sağlıklı beslenmek, kendine yakışanı giymek, dostlarıyla buluşmak, ailesine zaman ayırmak ve yıllarca ertelediği yerleri görmek ister. Bunlar lüks değil, insanın hayatla bağını koruyan ihtiyaçlardır.

“Emeklilik, çalışmanın bittiği gün değil; insanın hayatın içinde kalabildiği günlerle anlam kazanır.”

Fransa’daki komşuların hikâyesi bize emekliliğin güzel ihtimalini gösteriyor. Türkiye’deki emeklilerin sofra mücadelesi ise aynı ihtimalin neden herkes için ulaşılabilir olmadığını hatırlatıyor. Moda ve seyahat, insanın kendini ifade etmesi ve hayata karışması için değerlidir; ancak kişi karnını doyurabildiğinde, ilacını alabildiğinde ve yarını düşünmeden nefes alabildiğinde gerçek bir özgürlüğe dönüşür.

Onlar geziyor, giyiniyor; bizim emekli karnını doyurmanın peşinde - Resim : 7

Çöpleri karıştıran emekli

Belki de emeklilik için en adil dilek şu: İnsanların yalnızca geçinmeye çalışmadığı; kendine yakışanı giyebildiği, istediğinde birkaç gün dinlenebildiği, çocukları ve torunlarıyla aynı sofraya oturabildiği ve pazar sonunda çöpe ayrılan gıdaya mecbur kalmadığı bir hayat.

Zeynep Küçük Moreau'nun diğer yazıları:

Kaynak: Halk TV Haber Merkezi
Zeynep Moreau Emekli