Son dakika | Bahçeli'den fon skandalına bir tepki daha: Devlet olanı biteni çalanı kamuoyuna açıklamalı
Son dakika haberi... MHP lideri Bahçeli fon soruşturmasında yaptığı yeni açıklamada hiçbir yolsuzluğun koruma görmemesi gerektiğini söyledi. Bahçeli konuşmasının devamında devletin 'çalanları' kamuoyuna açıklaması gerektiğini söyledi.
MHP lideri Bahçeli'nin haftalık grup toplantısındaki konuşmasında Türkiye'nin ana gündem maddesi olan fon skandalına değindi. Bahçeli Türkiye'nin, gayrıhukuki ve gayrıahlaki unsurlardan arınması gerektiğini söyledi. Bahçeli sözlerinin devamında fon skandalına ismi karışanların da kamuoyuna açıklanması gerektiğini ifade etti.
"Sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelerle birlikte veya futbolda, hakemlik camiasında yaşananlar da soruşturulmalı, Türkiye her bakımdan gayrihukuki ve gayriahlaki unsurlardan ayıklanmalıdır. Hiçbir yolsuzluk ve usulsüzlük hukuk önünde koruma görmemelidir, nitekim görmemektedir."
"Devletimizin ilgili kurumları olan biteni, çalanı, talan
edeni kamuoyuna açıklamalı, doğru bilgilerle kamuoyunu aydınlatmalıdır.
Somutlaşmış mahkeme kararları, netleşmiş, hukuk önünde belirli hale gelmiş
konular milletimizle behemehal paylaşılmalı, belediyelerdeki yolsuzlukların
boyutu vatandaşlarımızın bilgisine sunulmalıdır."

"SÜRECİ SABOTE ETMEK İSTEYENLER DEVREDE"
Grup toplantısının başına süreç hakkında konuşan Bahçeli, süreci sabote etmek isteyenlerin devrede olduğunu ancak Türkiye'nin yolundan geri dönmeyeceğini söyledi.
"Nasıl geçmişte kimi zaman ekonomik, kimi zaman siyasi ve sosyal, kimi zaman da terör ve şiddeti esas alan yollarla milletimiz ayrıştırılmak, ekonomimiz istikrarsızlaştırılmak, devletimiz güçsüzleştirilmek istendiyse, yakaladığımız huzur ve güven ortamını sabote etmek isteyenler de yine devrededir.
Peşinen söylemeliyim; Türkiye yolundan, Türk milleti kararından geri dönmeyecektir. Terörsüz Türkiye adımları ciddiyetle ve samimiyetle atılmaya devam edecek ve en kısa zamanda nihayete erdirilecektir."
SUUDİ ARABİSTAN'A ASKERİ DESTEK ÇAĞRISI
Yemen'deki Husilerin Mekke İttifakı üyesi S. Arabistan'a yaptığı saldırılar nedeni ile Türkiye'nin de Arabistan'ın savunmasında her türlü askeri desteği vermesi gerektiğini kaydeden Bahçeli şöyle konuştu:
"Mekke İttifakı kapsamında ülkemizin Suudi Arabistan'ın savunmasına mümkün olan
her türlü askeri desteği vermesi, uluslararası hukuku da ihlal eden yaklaşımlara
karşı hassasiyetle ve kararlılıkla mukabele edilmesine imkân sağlanmalıdır.
Bilindiği gibi dost ve müttefikimiz olan Suudi Arabistan'a yönelik artan Husi
saldırıları ağır sivil kayıplara yol açmıştır. Sivillere ve sivil altyapıya
saldırmanın uluslararası hukuk ve insancıl hukuk açısından büyük bir suç teşkil
ettiği açıktır. Yemen'den Suudi Arabistan'a yönelik bu tür saldırıların en sert
şekilde kınanması gerektiği de tartışmasızdır."
YUNANİSTAN'A SERT TEPKİ
Bahçeli, Yunan hükümetinin İsrail'e yakınlaşmasına tepki gösterip, "Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail arasında geliştirilmek istenen elektrik, elektrik bağlantısı projesi deniz yetki alanlarına ilişkin ihtilafların yeniden gündeme taşımıştır. Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı'nın projeye desteğini açıklaması ve Atina'nın deniz tabanı araştırmalarını yeniden başlatma girişimi meselenin uluslararası boyutunu da ortaya koymaktadır.
Türkiye'nin güzergâha ilişkin önceden koordinasyon gerektirdiği yönündeki tutumu ortadayken, üçüncü ülkelerin desteğini almakla Ankara'nın itirazlarını aşabileceğini sanmak Atina için ciddi bir hata olacaktır. Yunanistan bölgemizde kalıcı huzur ve barış istiyorsa, bunun yolunun komşularla dostane ilişkiler tesis etmekten geçtiğini unutmamalıdır.
Yunanistan, Türkiye'nin haklarını ve Kıbrıs Türk Devleti'nin egemenliğini tanımadıkça; kimle ittifak kurarsa kursun, kiminle ne anlaşma imzalarsa imzalasın ve hangi silahlı, hangi silahları alırsa alsın kendisini güvende hissedemeyeceğini artık anlamalıdır.
Şayet Yunan hükümeti bizden korunmak için silahlanıyorsa Türk barışına sığınmasını, bizleri korkutmak için silahlanıyorsa hiçbir gücün bizi korkutamayacağını asla aklından çıkarmaması kendilerine tavsiye ederiz." dedi.
GENÇLERE SESLENDİ: FRANSA'YA HEVESLENMEYİN
Bahçeli grup toplantısının sonunda Fransa'da liselilerin eğitim şartlarının düzeltmesi için başlattığı ve dalga dalga yayılan eylemlerine değinip Türkiye'deki gençlere seslendi. Bahçeli, Fransa'ya özenilmemesi gerektiğini söyledi:
Sayın ve muhterem misafirlerimizi bir kez daha hürmet ve muhabbetle selamlıyor, her birinizi Allah'a emanet ediyorum. Gençlerimize de sesleniyorum; Fransa'ya heveslenmeyin! Batı emperyalizmine kapılmayın! Türkiye'ye sahip çıkın, Türkiye sizin olsun! Hepinize selam, hürmetler."
Bahçeli'nin grup konuşması şu şekilde:
Bugünkü toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından televizyon ekranları, radyo
kanalları ve sosyal medya platformları vasıtasıyla takip eden aziz
vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızdaki tüm kardeşlerimize en
kalbi duygularımla selamlarımı gönderiyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantımız vesilesiyle bir arada bulunmaktan
duyduğum memnuniyeti, birlikte sözlerimizin, çalışmalarımızın ve her türlü
halisane gayretimizin ülkemize ve milletimize yönelik hayırlı sonuçlara vesile
olmasını temenni ediyorum.
Geçtiğimiz hafta içinde milletçe her birimizi üzüntüye sevk eden kazalar
yaşanmıştır. İstanbul'un Maltepe ilçesinde bir binanın iki katının çökmesi
sonucu 5 kişi vefat ederken 11 kişi de yaralanmıştır. Ayrıca Manisa'nın Akhisar
ilçesinde 11 kişinin hayatını kaybettiği, 27 kişinin yaralandığı;
Kahramanmaraş'ta ise bir gencimizin hayatını kaybettiği, içerisinde
Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Zuhal Karakoç'un da bulunduğu 7 kişinin ise
yaralandığı trafik kazaları yaşanmıştır.
Bu kazalarda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralı
olanlara da acil şifalar diliyorum.
Bu vesileyle trafikte can güvenliğini esas alan bir yaklaşımla kaza risklerini
azaltacak her tedbirin alınmasını, aynı zamanda da kentsel dönüşüme yönelik
devletimizce başlatılan seferberliğin süratle tamamlanmasını, başta öncelikli
deprem riski bulunan alanlar olmak üzere ülkemizin her yerinde güvenli yapıların
inşa edilmesinin önemini vurgulamak istiyorum.
Muhterem milletvekilleri; Türkiye tarihi ve kültürel müktesebatı, jeopolitik
konumu, maddi ve kültürel sermaye birikimiyle dünyanın önemini bildiği bir ülke,
kudretini tanıdığı bir devlettir. Zira Türkiye sadece bir ülkenin adı değil;
görkemli bir medeniyetin ve zengin Türk-İslam geleneğinin mirasını barındıran
toprakların adı, dünyada yeni buluşma ve uzlaşmaların adresidir."
"Türk İslam medeniyetinin temsil ettiği ruh ve kök değerlere
sahip çıkmak, onları çağdaş ilerlemeler ve yeniliklerle buluşturmak küresel
gelişmeler karşısında Türkiye'nin çıkış yolu olacak, aynı zamanda da mazlum
milletlerin hür ve onurlu bir şekilde yaşamasına ışık tutacaktır. Türkiye'nin
süre gelen ve birçoğunun toplumsal karşılığı olmayan tartışmaları bir kenara
bırakarak enerjisini müreffeh ve mutlu bir ülkenin inşası, yüksek değerlerle
donanmış yeni bir medeniyetin oluşturulması hedefine yöneltmesi kaçınılmaz bir
gerekliliktir. Geçen haftaki konuşmamda da ifade ettiğim gibi ideolojik
koordinatlarımız farklı olsa da politik merkezimiz Türkiye'dir.
Hiç şüphesiz
yoktur ki Türk milleti sahip olduğu engin tarihi tecrübeye ve kültürel derinliğe
demokratik değerlerle teçhiz edilmiş evrensel kazanımları da eklemleyerek
yeniden büyük bir medeniyet yaratma imkan ve kabiliyetine sahiptir. Türk
milletinin başlatacağı medeniyet yürüyüşü manevi iklimini Türk İslam
kaynaklarından, kültürel temellerini ise kadim değerlerimizden alacaktır.
Terörsüz Türkiye birlikle ve dirlikle yaşama iradesi gönül ve kültür
coğrafyamızla beraber insanlığa adaletli bir nizam vadeden Türkiye merkezli yeni
bir medeniyet inşasının şuurudur. Milletimizin özgün iradesiyle tesis edilmekte
olan terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge girişimi, Türkiye hasımlarını ve bölgede
hakimiyet kurma heveslilerini endişeye sürüklerken tarihimizin her döneminde
olduğu gibi Türkiye'yi zayıflatmaya dönük sistemli çabalar da devreye
sokulmaktadır.
Nasıl geçmişte kimi zaman ekonomik, kimi zaman siyasi ve sosyal,
kimi zaman da terör ve şiddeti esas alan yollarla milletimiz ayrıştırılmak,
ekonomimiz istikrarsızlaştırılmak, devletimiz güçsüzleştirilmek istendiyse,
yakaladığımız huzur ve güven ortamını sabote etmek isteyenler de yine
devrededir. Peşinen söylemeliyim, Türkiye yolundan, Türk milleti kararından geri
dönmeyecektir. Terörsüz Türkiye adımları ciddiyetle ve samimiyetle atılmaya
devam edecek ve en kısa zamanda nihayete erdirilecektir.
Aynı zamanda terörsüz
bölge yolunda önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde ise İsrail'in bölgeye
dönük saldırganlıkları yaklaşan seçimleri de bahane edilerek devam etmekte,
kışkırtıcılık seviyesi artmaktadır.
İlk kıblemiz olan Mescid-i Aksa'ya yönelik provokasyonlar İsrail barbarlığının geldiği seviyeyi göstermektedir. Diğer yandan kutsal topraklara yönelik Husi saldırıları bölgeyi istikrarsızlaştırma hedefinin aynı amaca hizmet eden farklı bir unsurudur. Söylemler farklı olsa da hizmet ettikleri şey farksızdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak ne ilk
kıblemiz Mescid-i Aksa'ya ne kıblemiz Kabe'ye ne de Hazreti Resulullah'ın kutlu
mabedine yönelik saldırılara göz yummamayız.
"Türk-İslam medeniyetinin temsil ettiği ruh ve kök değerlere sahip çıkmak,
onları çağdaş ilerlemeler ve yeniliklerle buluşturmak; küresel gelişmeler
karşısında Türkiye'nin çıkış yolu olacak, aynı zamanda da mazlum milletlerin hür
ve onurlu bir şekilde yaşamasına ışık tutacaktır.
Türkiye'nin süregelen ve birçoğunun toplumsal karşılığı olmayan tartışmaları bir
kenara bırakarak enerjisini müreffeh ve mutlu bir ülkenin inşası, yüksek
değerlerle donanmış yeni bir medeniyetin oluşturulması hedefine yöneltmesi
kaçınılmaz bir gerekliliktir.
Geçen haftaki konuşmamda da ifade ettiğim gibi, ideolojik koordinatlarımız
farklı olsa da politik merkezimiz Türkiye'dir.
Hiç şüphesiz yoktur ki, Türk milleti sahip olduğu engin tarihi tecrübeye ve
kültürel derinliğe, demokratik değerlerle teçhiz edilmiş evrensel kazanımları da
eklemleyerek yeniden büyük bir medeniyet yaratma imkân ve kabiliyetine sahiptir.
Türk milletinin başlatacağı medeniyet yürüyüşü, manevi iklimini Türk-İslam
kaynaklarından, kültürel temellerini ise kadim değerlerimizden alacaktır.
Terörsüz Türkiye; birlikle ve dirlikle yaşama iradesi, gönül ve kültür
coğrafyamızla beraber insanlığa adaletli bir nizam vadeden, Türkiye merkezli
yeni bir medeniyet inşasının şuurudur.
Milletimizin özgün iradesi ile tesis edilmekte olan terörsüz Türkiye ve terörsüz
bölge girişimi, Türkiye hasımlarını ve bölgede hâkimiyet kurma heveslilerini
endişeye sürüklerken tarihimizin her döneminde olduğu gibi Türkiye'yi
zayıflatmaya dönük sistemli çabalar da devreye sokulmaktadır.
Nasıl geçmişte kimi zaman ekonomik, kimi zaman siyasi ve sosyal, kimi zaman da
terör ve şiddeti esas alan yollarla milletimiz ayrıştırılmak, ekonomimiz
istikrarsızlaştırılmak, devletimiz güçsüzleştirilmek istendiyse, yakaladığımız
huzur ve güven ortamını sabote etmek isteyenler de yine devrededir.
Peşinen söylemeliyim; Türkiye yolundan, Türk milleti kararından geri
dönmeyecektir. Terörsüz Türkiye adımları ciddiyetle ve samimiyetle atılmaya
devam edecek ve en kısa zamanda nihayete erdirilecektir.
İSRAİL YÖNETİMİNE SERT TEPKİ
Aynı zamanda terörsüz bölge yolunda önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde
ise İsrail'in bölgeye dönük saldırganlıkları, yaklaşan seçimler de bahane
edilerek devam etmekte; kışkırtıcılık seviyesi artmaktadır.
İlk kıblemiz olan Mescid-i Aksa'ya yönelik provokasyonlar, İsrail barbarlığının
geldiği seviyeyi göstermektedir. Diğer yandan kutsal topraklara yönelik Husi
saldırıları, bölgeyi istikrarsızlaştırma hedefinin aynı amaca hizmet eden farklı
bir unsurudur. Söylemler farklı olsa da hizmet ettikleri şey farksızdır.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak ne ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'ya ne kıblemiz
Kâbe'ye ne de Hazreti Resulullah'ın kutlu mabedine yönelik saldırılara göz
yummamayız."
Sessiz kalamayız, tahammül gösteremeyiz. Kutsal topraklarımız başka bir egemen
devletin sınırları içerisinde olsa da kutlu ceddimizin buralardaki mütecaviz
eylemleri püskürtmek için başlattığı seferler tarihin hafıza kayıtlarında
saklıdır.
Türk milletinin tarihinde, kültüründe, inancında, imanında ve devlet geleneğinde
mahfuz bu topraklara yönelik saldırılara hiçbir şekilde duyarsız kalamayız. Ne
gerekiyorsa da onu yaparız. Bu yönde diplomasinin imkânları yetmiyorsa caydırıcı
güç kullanılmalıdır.
SUUDİ ARABİSTAN'A ASKERİ DESTEK ÇAĞRISI
Mekke İttifakı kapsamında ülkemizin Suudi Arabistan'ın savunmasına mümkün olan
her türlü askeri desteği vermesi, uluslararası hukuku da ihlal eden yaklaşımlara
karşı hassasiyetle ve kararlılıkla mukabele edilmesine imkân sağlanmalıdır.
Bilindiği gibi dost ve müttefikimiz olan Suudi Arabistan'a yönelik artan Husi
saldırıları ağır sivil kayıplara yol açmıştır. Sivillere ve sivil altyapıya
saldırmanın uluslararası hukuk ve insancıl hukuk açısından büyük bir suç teşkil
ettiği açıktır. Yemen'den Suudi Arabistan'a yönelik bu tür saldırıların en sert
şekilde kınanması gerektiği de tartışmasızdır.
HUSİLERİN S. ARABİSTAN'A YAPTIĞI SALDIRILAR
Nitekim 10 Ekim'de Riyad'daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı'na
gerçekleştirilen saldırıda 13 kişi hayatını kaybetmiş, 309 kişi yaralanmıştır.
Ertesi gün aynı havalimanına düzenlenen yeni bir saldırıda ise bir kişi daha
hayatını kaybetmiş, 11 kişi yaralanmıştır. Bu menfur saldırılar kuşkusuz bütün
bölgenin huzur ve istikrarını hedef almaktadır.
Yemen'de uzun yıllardır devam eden çatışmaların yeniden şiddetlenmesi,
Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'nın güvenliğini tehlikeye atmakta; uluslararası
ticaret, enerji arz güvenliği ve bölgesel ekonomik istikrar bakımından ciddi
riskler doğurmaktadır.
Orta Doğu'nun içinde bulunduğu bu zor dönemde bölge ülkeleri arasındaki
husumetleri derinleştirecek, yeni çatışma cepheleri açacak ve sivillerin
hayatına mal olacak hiçbir eylem maruz görülemeyecektir. Hangi gerekçeyle
gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, sivilleri hedef alan saldırılar hiçbir
surette meşru görülemeyecektir.
Suudi Arabistan'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik tehditler
karşısında Türkiye, Mekke olarak savunma anlaşmasından kaynaklanan taahhütlerine
bağlı kalarak ve İslam âleminin mukaddes beldelerine ev sahipliği yapan bu
müttefikimizle dayanışmasını kararlılıkla sürdürecektir.
Hatırlatmak isterim ki ecdadımız yıllarca Hâdimü'l-Haremeyn ile şereflenmiştir.
Fahrettin Paşa'nın dillere destan Medine müdafaası bu şuurun yüksek iradesidir.
Öyle ki Peygamber Ocağında pişen kahraman Türk askeri, 'Mehmetçik' unvanını bu
topraklarda almıştır.
Hamdolsun, kutsal topraklarımıza dönük inancımız da, imanımız da, kararlılığımız
da milletimizin kalbinde, devletimizin kurumsallığında ve kudretinde hiç
eksilmemiştir ve diridir.
Temennimiz; Husilerin saldırılarına derhal son vermesi, Yemen'de kalıcı bir
siyasi çözümün tesis edilmesi ve bölgesel ihtilafların diyalog ve diplomasi
yoluyla çözülmesidir.
Bölgedeki herkes itidal içerisinde hareket etmeli, aklıselimden şaşmamalıdır.
Daha fazla Müslüman kanı akmamalı, tüm bölgemiz huzur ve güven ortamında
yaşayabilmelidir.
Mezhep farklılıklarını çatışmanın gerekçesi haline getiren, Müslüman toplumları
birbirine düşüren ve bölgenin kaynaklarını savaşlarda tüketenlere, nifak
tohumları ekenlere, kardeş kavgası çıksın diye Tel Aviv'de el
ovuşturanlara karşı müşterek bir duruş sergilenmelidir."
İslam dünyası bir ve bütün olmalı, kardeş kavgası derhal son bulmalıdır. Parti
olarak arzumuz; bölge ülkelerinin birbirlerinin güvenliğine katkı sunduğu,
ihtilaflarını müzakereyle çözdüğü ve geleceklerini ortak iradeyle inşa ettiği,
huzur ve barış içerisinde bir Orta Doğu ve İslam dünyasıdır.
Böylesi bir Orta Doğu hayalinin önündeki en büyük engel; bölge ve insanlık için
büyük tehdit olan siyonist, soykırımcı İsrail'dir. Nitekim 27 Ekim'de bir seçime
gidecek olan İsrail'de Netanyahu'nun izlediği soykırım politikası Gazze'yi
tüketmekte, yok edici çirkef adımlar Batı Şeria'da atılmakta, hatta Suriye
topraklarının bütünlüğünde de yer yer sürmektedir. Asrımıza yakışmayan,
insanlığın yüz karası manzaralar uluslararası kurumların ve tüm dünyanın gözünün
önünde sergilenmeye maalesef devam edilmektedir.
YUNANİSTAN'A SERT TEPKİ
Diğer yandan Yunanistan yönetiminin İsrail'le yaklaşarak, yakınlaşarak kendisini
daha güçlü ve güvenli hissedeceğini zannetmesi, Türkiye'nin deniz yetki
alanlarındaki hak ve menfaatlerine dönük ihlallere 'dur' dediğimizde İsrail'in
kendisini koruyabileceğini umması, tarihten ve günümüzden hiçbir ders almadığı
anlamına gelecektir.
Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail arasında geliştirilmek istenen
elektrik, elektrik bağlantısı projesi deniz yetki alanlarına ilişkin
ihtilafların yeniden gündeme taşımıştır. Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri
Bakanlığı'nın projeye desteğini açıklaması ve Atina'nın deniz tabanı
araştırmalarını yeniden başlatma girişimi meselenin uluslararası boyutunu da
ortaya koymaktadır.
Türkiye'nin güzergâha ilişkin önceden koordinasyon gerektirdiği yönündeki tutumu
ortadayken, üçüncü ülkelerin desteğini almakla Ankara'nın itirazlarını
aşabileceğini sanmak Atina için ciddi bir hata olacaktır. Yunanistan bölgemizde
kalıcı huzur ve barış istiyorsa, bunun yolunun komşularla dostane ilişkiler
tesis etmekten geçtiğini unutmamalıdır.
Yunanistan, Türkiye'nin haklarını ve Kıbrıs Türk Devleti'nin egemenliğini tanı-,
tanımadıkça; kimle ittifak kurarsa kursun, kiminle ne anlaşma imzalarsa
imzalasın ve hangi silahlı, hangi silahları alırsa alsın kendisini güvende
hissedemeyeceğini artık anlamalıdır.
Şayet Yunan hükümeti bizden korunmak için silahlanıyorsa Türk barışına
sığınmasını, bizleri korkutmak için silahlanıyorsa hiçbir gücün bizi
korkutamayacağını asla aklından çıkarmaması kendilerine tavsiye ederiz.
Bizim arzumuz ve tercihimiz; Yunan-Rum ekseninin gereksiz şovlardan ve
husumetlerden uzaklaşması, diyalog ve diplomasiyle sorunlarını çözme iradesi
sergilemesidir. Atina'daki acemi siyasetçiler; Türkiye'nin besleyeceği saygı ve
dostluğun, İsrail'in satacağı silah ve mühimmattan daha güçlü olduğunu artık
idrak etmelidir.
"Uluslararası hukuku ihlal ederek yapılan egemenlik haklarımıza yönelik bazı saldırılarla beraber ülkemizi istikrarsızlaştırmaya, milletimizi kutuplaştırmaya ve birçok konuda da umutsuzluğa sevk etmeye dönük girişimler eş zamanlı devam etmektedir. Türkiye güçlendikçe, kardeşliğini pekiştirdikçe, huzurumuzu sabote etmeye yönelik fitne ve nifak da yaygınlaşmakta, Türkiye hasımlarıyla birlikte içerideki taşeronlar da hareketlenmektedir.
"TÜRKİYE KAMUDA SİYASETTE VE BİRÇOK ALANDA ARINMA DÖNEMİNDEDİR"
Devlet-millet dayanışması güven iklimi oluştukça, geleceğin güçlü Türkiyesine yönelik ortak irade serpildikçe provokasyon girişimleri artmaktadır. Türkiye kamuda, siyasette ve diğer birçok alanda arınma ve aklanma dönemindedir.
Köklü sorunlarını çözme, çözüme kavuşturabileceği uygun bir iklimdedir. Bununla beraber yapılan operasyonları devletin kamu menfaatlerini istismara yönelik hukuksuzlukları açığa çıkarma yolunda attığı adımları yeni bir kuşatma ve istikrarsızlaştırma sürecinde çekmek bir kısım siyaset ve medya aracılığıyla sosyal hareketlilik yaratmak arzusu da dikkat çekmektedir.
Türkiye yükselme, milli birlik ve kardeşlikte buluşma evresindeyken içeriden ve dışarıdan toplumu tahrik edici olaylar karşısında tüm kurumlarıyla birlikte duyarlı ve hazır bulunuşluk içinde olmalıdır.
Belediyelerde yaşanan yolsuzluk ve ahlaksızlıkların ülke düzeyinde yayıldığı bir dönemde siyaset adına bunların üstünün örtülmesine yahut olduğundan farklı gösterilmek suretiyle kamu malına zarar verenlerin, yetim hakkına el uzatanların masumlaştırılmasına fırsat verilmemelidir.
FON SORUŞTURMASINA YENİ TEPKİ: HİÇBİR YOLSUZLUK KORUMA GÖRMEMELİDİR
Sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelerle birlikte veya futbolda, hakemlik camiasında yaşananlar da soruşturulmalı, Türkiye her bakımdan gayrihukuki ve gayriahlaki unsurlardan ayıklanmalıdır. Hiçbir yolsuzluk ve usulsüzlük hukuk önünde koruma görmemelidir, nitekim görmemektedir. Fon soruşturması kapsamında devletimizin kurumları gerekli adımları atmakta, yargı süreci işlemekte, küçük yatırımcıyı korumaya dönük yasal süreçler de başlatılmış"
"Kurumlarımıza ve Türk adaletine güveniyor, adaletin doğru aynı zamanda da hızlı
tecelli etmesini milletimiz adına bekliyoruz.
Bununla birlikte dikkatlerinizi çekmek isteriz isteriz ki, bu süreçte özellikle
muhalefet çevresinde elmayla armut aynı kefede tartılmaya kalkışılmakta
kalkmakta, kamuoyu yanıltılmak, yönlendirilmek ve tahrik etmek amacıyla organize
suç şebekesi haline gelmiş, kamu mallarına el uzatmış, milletimizin üzerine
çökmüş, belediyelerdeki ahlaksızlar güruhunun eylemleri milletimizden
saklanmaya, üstü örtülmeye çalışılmaktadır.
Belediyelerdeki rüşvet ve yolsuzluk operasyonları karşısında fon rövanşizminin
politik antitezi sentezi olarak siyasi kültürün damarlarına zerk edilmek
istenmekte, bu şekilde olayın mahiyetini anlamaktan ziyade Türk toplumunun hali
pürmelalini suni bir gündeme hapsetmek arzu edilmektedir.
Dolayısıyla ahlaki standartlar; partizanlar, tutumlar ve iktidar-muhalefet
dikotomisine bağlı olarak göreceleştirilmektedir. Nitekim muhalefet
yönetimindeki belediyelere yönelik rüşvet, yolsuzluk ve diğer ahlaka mugayir
eylemler karşısında fon krizini bir kaçış rampası olarak görmekte, ahlaki
zafiyetlerinin üstünü örtmeye yönelik bir fırsata dönüştürmek çabasına
girmektedir.
Bizlere göre sağlıklı bir sosyal düzenin temel unsuru ahlaki standartlaşmadır.
Ahlak sadece düşüncesi ve eylemi memnu olan yasaklar bütünü değildir. Ahlak;
bireye düşünce ve eylemlerinde toplumsal sorumluluk yükleyen, toplumla beraber
yaşama kültür ve iradesini dosdoğru bir istikamete kavuşturan zihniyet ve eylem
meselesidir.
Türk düşüncesinin mürşidi merhum Ziya Gökalp'in tabiriyle; ailenin esası olan
velayet-i hassa ile devletin temeli olan velayet-i âmme kuvvetlerini ahlaktan
alırlar. Dolayısıyla bir toplumun ahlakı; zihniyette berraklığın, düşüncede ilke
ve değerlerin, söylemde tutarlılığın, eylemde ise sorumluluğun gaye ve
gayretidir.
Hattızatında ahlak; iktisadi faaliyetlerin ve sosyal hayatın çekim merkezidir.
Ahlakın eksenindeki kayma; aileden kurumsal yapıya, kamudan özel alana,
siyasetten iktisadi alana kadar yerleşik değerlerin dağılmasına ve karışmasına
sebebiyet verir.
İktisat ilmimizin kutup yıldızı merhum Sabri Ülgener'in de belirttiği üzere;
zihniyet ile davranışı birbirine sıkı sıkıya bağlayan temel unsur ahlaktır. Zira
iktisat ahlakı da bu anlayıştan neşet etmiştir.
Ahlak bağları kopmuş bir toplum, ahlaki bağlamlardan arındırılmış bir sosyal
düzensizliğin içerisinde bocalar. Yaşadığı buhrandan çıkış yolu ise ahlaki
mübahlıkta bulur. Ahlaki mübahlık ise Erol Güngör'ün ifadesiyle kültürel
kodlarımız ile medeniyet anlayışımız arasında yabancılaşmayı doğurur.
Bu bağlamda gündemdeki tartışmaların esasını sosyal düzen erozyonunun ve ahlak
buhranının izdüşümü olarak görmek gerekmektedir. Bu nedenle Milliyetçi Hareket
Partisi olarak ahlak terazisinde adaletin üleştirilmesi ve dağıtılmasını, bunun
için de ahlaki standartlaşmanın evvelemirde siyaset kurumunda tesis edilmesini
öngörmekteyiz.
En nihayetinde ahlak ve adaletin temeli vicdandır. Vicdan; iktidarda adaleti,
devlet erkanında liyakati, siyaset kurumunda ise aklı ve ahlakı harekete
geçirecektir.
"DEVLET OLANI BİTENİ ÇALANI KAMUOYUNA AÇIKLAMALI"
Bu cümleden olarak devletimizin ilgili kurumları olan biteni, çalanı, talan
edeni kamuoyuna açıklamalı, doğru bilgilerle kamuoyunu aydınlatmalıdır.
Somutlaşmış mahkeme kararları, netleşmiş, hukuk önünde belirli hale gelmiş
konular milletimizle behemehal paylaşılmalı, belediyelerdeki yolsuzlukların
boyutu vatandaşlarımızın bilgisine sunulmalıdır."
"Haksızı, doğruyla yanlışı fark etmeyi mümkün kılacak etkili bir iletişim
stratejisiyle toplumsal kafa karışıklığı önlenmelidir.
Ülkemizin terörsüz Türkiye sürecinde yönlendirilmiş sanal meselelerle odağını
kaybedeceği bir yöne sürüklenmesine izin verilmemelidir. Milletçe terörsüz
Türkiye ve terörsüz bölge yolunda atılan adımlara, elde edilen kazanımlara ve
güçlü gelecek tasavvurlarımıza odaklanılmalıdır.
Çünkü siyasette, medya ve sosyal medyadaki hedef saptırma girişimlerinin,
toplumsal güveni ve kurumlara duyulan inancı zayıflatma çabalarının, umutsuzluğu
yaymaya, Türkiye'nin prangalarıyla baş başa kalmasını sağlamaya yönelik daha
geniş bir çerçevenin parçası olduğu anlaşılmaktadır.
Bu yaklaşımın temel hedeflerinden birisi söz konusu olayları Türkiye'de kurumsal
ve siyasal yapının bütünüyle çürüdüğünün göstergeleri olarak takdim ederek
toplumda çaresizlikle birlikte kutuplaşma ve siyasal gerilim yaratmaktadır.
Nihai aşamada yönetilemeyen kurumları işlevsizleşen ve toplumsal bütünlüğü
zayıflayan bir Türkiye algısı oluşturmaktadır. Bu alçaklığa müsaade edemeyiz,
izin veremeyiz.
Unutulmasın, kurumlara yönelik güvenin aşındırılması ve toplumsal fay hatlarının
belirginleştirilmesi Türkiye'nin demokratik, ekonomik ve güvenlik bağlamındaki
kazanımları karşısında büyük bir bühtan, siyasetin sağlıklı işleyişi açısından
ciddi riskler doğurabilecek büyük bir ihanet olacaktır.
Böylesi bir atmosferin Türkiye'yi yalnızca siyasal ve toplumsal açıdan değil,
ekonomik açıdan da olumsuz etkileyebileceği; yatırımcı algısından finansal
istikrara, ülke risk priminden uluslararası itibarına kadar geniş bir alanda
Türkiye'nin güvenilirliği üzerinde baskı oluşturulabileceği açıktır.
Türkiye'nin dirlik ve düzeni her şeyin üstünde, her türlü siyasi mülahazanın
önceliğindedir. Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu sorunların gerçekliğini
inkâr etmeden, vatandaşlarımızın sosyoekonomik beklentilerini dikkate alan,
bununla birlikte yolsuzluk, usulsüzlük ve yozlaşmayla etkin ve hukuka uygun
biçimde mücadele edildiğine ilişkin kamuoyunun ikna olacağı bir yaklaşımı hep
birlikte sergilemek durumundayız.
Türkiye hepimizin, hep birlikte Türkiye'yiz. Milletçe kederimiz, kıvancımız bir,
geleceğimiz birdir. Yapmamız gereken olayları siyasal çatışmanın aracı haline
getirmek değil, hukuk ve demokrasi temelinde kurumsal dayanıklılığı artırarak
gelecek perspektifimizi güçlendirmektir.
Hatırlatmak isterim, Türkiye eski Türkiye değildir. Güçlü kurumlara, büyük bir
ekonomik kapasiteye, etkili bir diplomasiye ve caydırıcı bir savunma sanayine
sahiptir. Sistemsel arızalarını gidermiş, milli birlik ve kardeşliğini tesis
etmiş, Türk ve Türkiye Yüzyılını inşa etmeye odaklanmış, gıptayla bakılan bir
Türkiye hamdolsun egemendir.
Kimseye oyun kurdurmayız. İstikrarımıza, güvenliğimize, huzurumuza ve
kardeşliğimize kastetmek isteyenlere fırsat vermeyiz. Milletimiz emin olsun,
milli birliğimizi kuvvetlendirilecek yeni Türk asırlarına yelken açacağız."
"Engelleri aşa aşa, oyunları boza boza güçlü geleceğimizi milletçe birlikte inşa
edeceğiz.
Değerli milletvekilleri,
Fransa'da yaşanan öğrenci eylemleri, Avrupa'nın toplumsal huzur ve istikrar
bakımından karşı karşıya bulunduğu sorunları bir kez daha gözler önüne
sermiştir. Okulların fiziki şartlarının iyileştirilmesi, öğretmen açığının
giderilmesi ve eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması talebiyle sokaklara inen
gençler, esasen geleceklerinden kaygı duyduklarını ortaya koymaktadır.
Avrupa'nın artan ırkçılık ve yabancı düşmanlığı gibi ağır sorunlarla yüzleştiği
bir dönemde gençlerin kitlesel şekilde sokaklara inmesi, toplumsal huzur ve
dayanışma ikliminin giderek bozulacağına işaret etmektedir.
Göstericilerin Bastille Meydanı'nda toplanması, Fransız Devrimi'ne yapılan bir
gönderme olmaktan öte olayların daha geniş kitleleri sokağa dökme potansiyeli
taşıdığına işaret etmektedir. 1968 olaylarını ve 2018'deki Sarı Yeleklileri
hatırlatan gösteriler, gerekçe gösterilen sorunların çözülememesi halinde
eylemlerin Fransa'dan başlayarak dalga dalga diğer Avrupa ülkelerine de yayılma
potansiyeli taşımaktadır.
Diğer taraftan, gösterilere yönelik polis müdahalelerinde yaşanan ağır
yaralanmalar ve binlerce kişinin gözaltına alınması, başka ülkelere demokrasi ve
insan hakları konusunda ders vermeyi alışkanlık haline getirenlerin aynı
ilkeleri kendi vatandaşları söz konusu olduğunda nasıl görmezden gelebildiğini
göstermiştir. Benzer durumlar Türkiye'de yaşansa insan hakları ve demokrasi
çağrısı yapacak Avrupalı liderlerin Fransa'daki şiddete ses çıkarmaması,
Avrupa'nın ikiyüzlülüğünü bir kez daha ifşa etmiştir. Fransa ve muhtemelen başka
ülkeleri de etkisi altına alacak olan bu gelişmeler, Avrupa'nın sosyal devlet
anlayışından uzaklaştığını ve eğitim şartlarının giderek bozulduğunu
göstermektedir.
Türkiye ise eğitimde attığı adımların karşılığını uluslararası ölçekte
almaktadır. OECD tarafından açıklanan PISA 2025 sonuçlarına göre; ülkemiz, bir
önceki değerlendirmeye kıyasla matematik, fen bilimleri ve okuma becerilerinin
her üçünde de puanını en fazla artıran OECD ülkesi olmuş; fen bilimleri ve okuma
becerilerinde OECD ortalamasının üzerine çıkarken, matematikte bu ortalamayı
yakalamıştır. Bu başarı, Türkiye'nin eğitimde kaydettiği ilerlemenin somut bir
göstergesi olmuştur. Gençlerimizi geleceğe hazırlamak ve Türk ve Türkiye Yüzyılı
hedeflerimize doğru hızla yol almak için gençlerimize ve millî eğitime azami
ölçüde kaynak ayırmamız gerektiğini de bu vesileyle vurgulamak istiyorum.
Manevi ve kültürel değerlerimizi özümsemiş; düşünme, algılama ve problem çözme
yeteneği gelişmiş; sorumluluk duygusu ve toplumsal duyarlılığı yüksek; yeni
gelişmelere açık; bilim ve teknoloji üretimine yatkın; girişimci, demokratik,
kültürlü, erdemli ve inançlı nesiller, Türk Asrının mimarı ve geleceğimizin
teminatı olacaktır. Bu çerçevede eğitim sistemimiz; bilgi toplumunun
gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatılmış, uluslararası rekabet yeteneğine
sahip, teknoloji kültürü gelişmiş insan gücünün yetiştirilmesini sağlayacak
şekilde yapılandırılmalı; eğitim mekanları, eğitim teknolojileri ve insan gücü
imkânları nitelik ve nicelik açısından en üst standartlara yükseltilmelidir.
Bununla birlikte, Türkiye'de yaşanan birkaç okul hadisesini de dikkatle takip
etmek, güvenlik tedbirleriyle birlikte okul, aile ve öğretmen üçgeninde
geliştirilecek etkili önlemlerle bir daha benzeri hadiselerin yaşanmamasını
sağlamak, geleceğimizin teminatı çocuklarımızla birlikte sistemi ve yönetimi
hedef alan iç ve dış kaynaklı tehditlere karşı duyarlı olmak şarttır.
Kıymetli arkadaşlarım, milletimizin her sorunu bizim de sorunumuzdur, haklı
beklentileri de bizim talebimizdir. Önümüzdeki dönemi, yasama faaliyetlerimizin
odağına vatandaşlarımızın sosyoekonomik sorunlarını çözmeye, beklentilerini
karşılamaya dönük atılımların yapılacağı bir yasama yılı olarak görüyoruz. Her
bir milletvekili arkadaşımdan bu yöndeki çalışmalarını hızlandırmasını
bekliyorum. Cumhur İttifakı birlikteliğinde tüm sorunlarımızı aşacak,
milletimizi daha mutlu, devletimizi daha güçlü kılacağız.
Büyük ozanımız merhum Âşık Veysel'in deyişiyle diyorum ki;
'Son verelim iftiraya, bühtana, Kardeşane sevişelim can cana, El birlikte
çalışalım vatana, Çok okul, fabrika kuralım gardaş!'
GENÇLERE SESLENDİ: FRANSA'YA HEVESLENMEYİN
Sayın ve muhterem misafirlerimizi bir kez daha hürmet ve muhabbetle selamlıyor, her birinizi Allah'a emanet ediyorum. Gençlerimize de sesleniyorum; Fransa'ya heveslenmeyin! Batı emperyalizmine kapılmayın! Türkiye'ye sahip çıkın, Türkiye sizin olsun! Hepinize selam, hürmetler."