İBB davası 52. gün: Buğra Gökce'nin avukatının didik didik aradığı MASAK raporu aslında hiç olmamış
İBB davası 52. günde savunma yapan İPA Başkanı Buğra Gökce’nin avukatı, mahkemenin kaleminde 3 saat aradıkları MASAK raporunun aslında hiç olmadığını açıkladı. Buldukları raporun Gökce hakkında olmadığını söyleyen Yazgan, "1 yıl sonra öğrendik" dedi.
İBB davasında 52. güne gelindi. Görevden uzaklaştırılan tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 414 kişinin yargılandığı davada, Silivri'de görülen dün ki duruşmada İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce’nin savunmasına başlandı. Gökce, yaklaşık 15 ay sonra ilk kez mahkeme salonunda konuştu.
TUTUKLULUK İNCELEMESİ ÖNCESİNDE SON DURUŞMA
Gökce'nin avukatı Engin Çakmak, 18 Haziran'daki tutukluluk incelemesinde müvekkilini aralarında görmeyi ve hak ettiği şekilde eşine düğün yapmasını istediklerini söyleyerek tahliye talebinde bulundu.
Buğra Gökçe'nin avukatlarının ardından İBB İmar Müdürü Ramazan Gülten'in ifadesine geçildi. Gülten, eşi hamileyken girdiği cezaevinde kızlarının 11 aylık olduğunu söyledi. İstanbul'da hedef alınmayı göze alarak rantlara karşı mücadele ettiğini söyleyen Gülten'in savunması projeleri madde madde anlatarak devam etti.
"ÖZGÜR BAŞKANLAR ONURUMUZDUR"
Ramazan Gülten'in ifadesinin son bulması ile tutuklu Aykut Erdoğdu mahkeme heyetine ve duruşmayı takip edenlere hitaben "Bu insanlar İstanbul muhafızlarıdır. 80 milyar dolarlık rant anlattı. Ama burada biz tutukluyuz" dedi.
Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ise "Ramazan'ın anlattıklarını dışarıda anlatın. Özgür Başkanlar bizim onurumuzdur" diyerek seslendi.
Halk TV muhabiri Gamze Altunay anbean tüm gelişmeleri aktardı...
DURUŞMA YARIN DEVAM EDECEK
Ramazan Gülten'in ifadesinin son bulması ile tutuklu Aykut Erdoğdu mahkeme heyetine ve duruşmayı takip edenlere hitaben "Bu insanlar İstanbul muhafızlarıdır. 80 milyar dolarlık rant anlattı. Ama burada biz tutukluyuz" dedi.
Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ise "Ramazan'ın anlattıklarını dışarıda anlatın. Özgür Başkanlar bizim onurumuzdur" diyerek seslendi.
GÜLTEN PROJELERİ MADDE MADDE AÇIKLADI
11. (EK 19): 1991 yılında Turizm Bakanlığının onayladığı planla “Turizm ve Rekreasyon Alanı” E: 2, Yükseklik 72 m olarak belirlenmiştir. Planın onaylandığı tarihte İstanbul’un plaj ihtiyacını karşılayan Ataköy Sahili’nde bu derece yoğun ve yüksek yapılaşma olmaz diye tartışmalar yapılmıştı. Bölgeyle ilgili çalışma yaparken planın onaylanmasına karşı bir çok dava açıldığını, bunlardan birinin de Sayın Cumhurbaşkanı’na ait olduğunu görmüştüm. Nitekim Ataköy Sahili’nde 2010’lu yıllara kadar hiçbir yapılaşma olmamıştı. 588.000 m² Seapearl, 215.000 m² Yalı Ataköy, 65.000 m² Hyatt Regency projeleri yapıldı ve Ataköy ile Marmara Denizi arasına bir duvar örülmüş oldu. Burada iki paranteze ihtiyaç var birincisi Hyatt Regency - Ottomare projesinde olduğu gibi inşaat bitmiş ve oturum başlamışken iskanı iptal ettirerek Bakanlığın onayladığı imar yönetmeliğinde kat koridorlarının emsal harici alan olarak gösterilmesi ile elde edilen emsal hakkı sonucu ilave bir bina yapmıştır. İkinci parantez ise Ataköy sahilinde denizi görebildiğiniz tek alan bugün içinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin sosyal tesisinin de bulunduğu Baruthane Millet Bahçesidir. TOKİ bu alanda da diğerleri ile benzer bir projeye Bakanlıktan inşaat ruhsatı almış, proje maketinden yaklaşık 3000 kat malikine satışlar yapmıştır. Sanırım Ataköy sahilinin içler acısı haline bir yerde dur denilmiş ve proje iptal edilmiştir.
12. Mall Of İstanbul (EK 20): Mall of İstanbul üzerinde gecekonduların bulunduğu ve planda “Kamu Hizmet Alanı” ve “Ağaçlandırılacak Alan”da kalan bölge 775 sayılı Gecekondu Kanunu kapsamında gecekondu önleme bölgesi olarak ilan ediliyor. Bu ilandan sonra bölgede yer alan gecekondu sahipleri, mülkiyet sahipleri hissesi olanlar bölgenin imar planında kamu hizmet alanı olması nedeniyle de haklarını TOKİ‘ye devretmiştir. 2007 yılında TOKİ ve İBB tarafından onaylanan imar planıyla “Kamu Hizmet Alanı” kaldırılmış ve “Ticaret Hizmet Alanı”, “Eğitim-Sosyal-Kültürel Tesis Alanı”na alınmış E: 2 yapılaşma koşulu verilmiştir. 2008’de ise “Eğitim-Sosyal-Kültürel Tesis Alanı” olarak belirlenen alan ikiye ayrılmış alt kısım “Eğitim Tesis Alanı”na, üst kısım ise “Özel Sosyal Kültürel Tesis Alanı”na alınmış ve emsali projede kullanılmıştır. Plan notunda AVM’de sosyal etkinlik yapmak koşuluyla emsalini projede kullanabilirsin diyor ve sonuç olarak gecekondu önleme bölgesinde 770.000 m² inşaat alanına sahip, içinde otel, konut, AVM bulunan yükseklikleri 131 m olan 5 kule ortaya çıkıyor.
13. Emaar Square (EK 21): Kent silüetini anlatırken yalnızca Boğaz silüeti, tarihi yarımada ve çevresindeki plan değişiklikleri ile gelişen kulelerden bahsedemiyoruz. 2010’lu yıllarda Anadolu yakasında da simgesel bazı yapıların boy gösterdiğini görüyoruz. Birkaç örnek vermek gerekirse en simgesel yapılardan birisi Emaar yapısı. Toprak Holding’in mülkiyetinde olan parsellerin bir kısmı “Konut” fonksiyonunda bir kısmı “Park Alanı”nda ve yapılaşma koşulu ise çevresiyle uyumlu 6 kat KAKS: 1 iken 2008 yılında “Park Alanı” kaldırılmış E: 3 yapılaşma koşuluna sahip “Ticaret ve Turizm Alanı”na alınıyor. 2011 yılında da mülkiyeti el değiştiriyor ve 778.000 m² 183 m yüksekliğe sahip, AVM, otel, ofis binaları ve konut bulunan proje yapılıyor.
14. Four Winds (EK 22) Kadıköy, Özgürlük Parkı’nın hemen yanında mülkiyeti Maliye Hazinesine ait iken üzerinde Meteoroloji Müdürlüğünün olduğu parsel İBB‘nin onayladığı 2006 imar planında E: 2,07 yapılaşma koşuluna sahip “Yüksek Yoğunluklu Konut Alanı”na ve “Sosyal Kültürel Tesis Alanı” ve “Park Alanı”na alınıyor. Üzerinde 167.000 m² 159 m 4 adet kuleden oluşan proje yapılıyor. Bu projenin bir özelliği de kamuya terk ettiği ancak kendi bahçesi olarak kullandığı “Sosyo Kültürel Tesis Alanı”nın emsalini projede kullanması. Kamu, Belediye, Bakanlık bu alanda bir kültür merkezi yapmaya kalksa 1 m² inşaat yapamaz.
15. Nev Bahar (EK 23): Mülkiyeti Üsküdar Belediyesine ait imar planlarında “Kentsel Hizmet Alanı” ve “Açık Otopark Alanı”nda kalan alan 2011 yılında İBB tarafından onaylanan imar planı değişikliği ile “Ticaret Hizmet Alanı” ve “Spor Tesisi Alanı” olarak düzenlenmiş E: 2,50 H: 10 kat yapılaşma verilmiştir. Açığa çıkan bodrum katlar emsal haricidir plan notu doğrultusunda yaklaşık 20 metrelik kot farkıyla 7 kat emsal harici olarak iskan edilmiş. 109.000 m² inşaat alanına sahip 46 m yüksekliğinde proje inşa edilmiş. Projede 5 kat AVM bulunuyor. Ancak 6585 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun gereği, AVM’lerin ya da AVM fonksiyonu içeren karma yapıların inşaat ruhsatını büyükşehir belediyeleri verir. Bu yapının ruhsatını İBB vermemiş, Üsküdar Belediyesi vermiş, yaptığımız incelemede bu durumu tespit edip ilçe belediyesine inşaatı durdur, verdiğin ruhsatı iptal et ve projeyi İBB‘ye gönder diye yazı yazdık. Resmi Gazete’de 6585 sayılı Kanunun uygulama yönetmeliği olan Alışveriş Merkezleri Hakkında Yönetmelikte değişiklik yapılarak AVM yapılacak parselin mülkiyeti ilçe belediyesine ait, konut sayısı iş yeri sayısından fazla olan karma projelerde inşaat ruhsatını ilçe belediyesi verebilir diye revizyon yapıldı. Tabi Kanuna aykırı yapılan yönetmelik değişikliğini Danıştay iptal etti. Bu arada inşaat tamamlandı.
16. Medipol (EK 24): Bağcılar ilçesinde TEM otoyolu üzerindeki alanda 2008 yılında İBB tarafından onaylanan imar planı değişikliği ile ön tarafta bulunan “Park Alanı” korunmuş arkadaki “Konut” alanı “Özel Sağlık Tesis Alanı” olarak değiştirilmiş. Çevresiyle çok aykırı bir yapılaşma olmadan 6 kat proje yapılmış. Bakanlık tarafından 2015 yılında yapılan plan değişikliği ile diğer “Konut” parselleri ve ön taraftaki “Park Alanı” da “Özel Üniversite Alanı”na alınmıştır. Üniversite alanı olan kısımda 128.000 m² inşaat alanı yapılmış ve yapı yüksekliği planda serbest olduğu için 139 m yüksekliğinde kule yapılmıştır.
Kent silüetinin korunması için planlara eklenen ve özellikle planda yapı yüksekliği serbest olarak belirlenmiş yapıların yüksekliğini sınırlayan imar planı notuna aykırı olarak 80 m olması gerekirken yapının olması gerekenden 59 m daha yüksek yapıldığını tespit ederek ilçe belediyesine bildirdik. İlçe belediyesi işlem yapmadı, Medipol grubu proje aykırılığı tespit ettiğimiz yazıyı İdare Mahkemesi’ne taşıdı ve mahkeme parselde yer alan hastane yapısının kamusal bir işlev gördüğü özellikle Pandemi döneminde bu yararın üstün kamu yararı halini aldığını belirterek projenin plan koşullarına aykırılığına değinmeden bizim yazımızın idari işlemini iptal etti.
GÜLTEN PROJELERİ MADDE MADDE AÇIKLADI
İstanbul, planlama tarihi boyunca doğu-batı doğrultusunda lineer gelişmiş; kuzeyde yer alan orman alanları, tarım alanları ve su havzalarının korunması gerektiği kabul edilerek, yerleşim ve çalışma alanlarının kuzeye doğru yayılmasını engellemeye yönelik planlama kararları geliştirilmiştir. Bu sayede kentin makroformunun uzun yıllar korunması sağlanmıştır. Bu makroform içerisinde özellikle Tarihi Yarımada ve Boğaziçi Bölgesi’nde, anıtsal yapıların üçüncü boyuttaki algısını bozacak, silüeti kapatacak her türlü yapılaşmanın önlenmesi temel bir ilke olarak benimsenmiştir. Bu kapsamda, “Hatt-ı Bala” olarak adlandırılan ve +40 kotu olarak ifade eden silüet sınırı, 1936 yılında Henry Prost tarafından belirlenmiş; İstanbul’un yedi tepesi ile anıtsal yapıların Haliç ve Marmara Denizi’nden algılanmasını engelleyecek yapılaşmalara karşı plan kararları geliştirilmiştir. Hatta bu ilkelere aykırı yapıların fazla katları yıkılmıştır. Örneğin, Süleymaniye Camii’nin silüetini etkileyen Botanik Enstitüsü’nün üç katı yıkılmıştır. Benzer şekilde, bizim dönemimizde de, kurul tarafından onaylanmış Süleymaniye’nin önünü kapatan bir vakıf yurdunun son katının yıkımı gerçekleştirildi.
Dolayısıyla, Tarihi Yarımada’nın topografyası ile anıtsal yapıların algılanabilirliğini korumaya yönelik bu yaklaşım, planlama tarihinde süreklilik arz eden bir ilke olmuştur. Bu ilke, sonraki planlarda da korunmaya çalışılmış; ancak zaman içinde kesintiye uğrasa da özellikle Tarihi Yarımada planlarında yapılan bazı değişikliklerle sürdürülmüştür.
(EK8) İstanbul Silüeti ile ilgili en simge yapıların başında Gökkafes gelir. Yapılabilmesi için ilçe sınırı bir kaç kez değiştirilmiştir.
2010’lu yıllar, İstanbul Silüetinin akademik odalar, üniversiteler, tarihçiler, yurttaşlar tarafından en çok tartışıldığı dönem olarak karşımıza çıkıyor. Bu tartışmaya neden olan bazı projeleri göstermek istiyorum.
1. Zorlu Center (EK9): Maliye Hazinesi mülkiyetinde, üzerinde Karayolları Bölge Müdürlüğü ve atölye binalarının bulunduğu, imar planlarında “Karayolları Tesisleri Sahası” fonksiyonunda kalan parsel; 2006 yılında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından onaylanan plan değişikliği ile E: 3 yapılaşma koşuluna sahip “Turizm-Kongre Merkezi, Kültürel Tesis” alanına alınıyor. 2010’lu yıllarda inşaat tamamlandığında 626.000 m², bina yükseklikleri 100 m’yi aşan, içinde özel kültürel etkinliklerin yapıldığı AVM, otel, ofis ve konut olan 4 adet kule ortaya çıktı. Boğazdan verdiği görüntü ile silüet tartışmalarında simgesel bir yapı oldu.
2. Eski Ali Sami Yen Stadyumu alanına yapılan Torun Center (EK10): Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü mülkiyetinde ve imar planında “Spor Tesis Alanında” kalmakta iken TOKİ tarafından onaylanan plan değişikliği ile “Turizm Ticaret Alanı” ve “Rekreasyon Alanı”na alınarak Emsal: 2,50 yapılaşma koşulu verilmiştir. Ön kısmının rekreasyon alanına alınmasının nedeni kamuya terk edilmeden, yeşil alan ayrılmış gibi göstermek için. Söz konusu alanda 241.000 m² 155 m yüksekliğe sahip kuleler yapılıyor.
3. Quasar Towers (EK11): Hemen yan parseli bir zamanlar en önemli kamu işletmelerinden olan Tekelin Likör fabrikasının bulunduğu parsel, imar planında “Merkez Bankası Hizmet Alanı”nda kalmakta iken 2013 yılında Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının parsel bazında plan değişikliği ile “Ticaret Alanı”na alınmış ve E: 3 yapılaşma koşulu verilmiştir. 180.000 m² satılabilir alana ve 158 m bina yüksekliğine sahip 2 adet kule yapılıyor.
4. Trump Towers (EK12): Mülkiyeti İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait imar planında “Açık Otopark, Eğitim Tesisi ve Spor Tesisi Alanı”nda kalan parsel 2005 yılında İBB’nin onayladığı plan değişikliği ile E: 3 H: Serbest “Transfer Merkezi” alanına alınıyor. İki sokak arasında bağlantı ve otobüs durağı ile transfer merkezi fonksiyonu karşılanarak 242.900 m² satılabilir alana sahip 140 m 2 kule yapılıyor.
5. İstanbloom (EK13): Zincirlikuyu Mezarlığı‘nın hemen arkasında, özel mülkiyette ve imar planlarında “Yeşil Alan”da kalan, mezarlık ile yerleşim alanları arasında tampon olması için yeşil alan olarak planlanmış parsel 2008 yılında İBB‘nin onayladığı parsel bazlı plan değişikliği ile E: 2,25 yapılaşma koşuluna sahip “Ticaret ve Konut Alanı”na alınmış, üzerine 90.000 m², 170 m yüksekliğe sahip kule yapılmış.
6. Nurol Tower (EK14): YTÜ mülkiyetinde ve imar planlarında “Üniversite Alanı”nda kalan parsel, 2010 yılında İBB tarafından onaylanan imar planı değişikliği ile E: 3 yapılaşma koşuluna sahip “Turizm Tesis Alanı”na alınmış. Şu an yerinde 68.900 m² inşaat alanı olan 150 m bir kule bulunmakta. Nurol Tower’ın bir özelliği de projenin sıfır kotunun cephe aldığı yoldan değil, hiç mahrecinin olmadığı viyadük üstünden verilmesi. Böylelikle plan notu gereği açığa çıkan bodrum katları emsal harici tutulmuş, ilave inşaat alanı kazanılmış.
7. Le Meridien (EK 15): İddianamede çokça adı geçen mekanlardan örnek olarak almamın nedeni yalnızca bu değil Boğaz silüeti açısından son derece açıklayıcı bir örnek olduğu için seçtim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin mülkiyetinde 0,75 KAKS yapılaşma koşuluna sahip “Ticaret Alanı ve Park Alanı”nda iken 2002 yılında satışı yapılmış, 2005 yılında park alanının tamamı E: 2 yapılaşma koşuluyla “Ticaret Alanı”na alınmış. Şu an üzerinde 64.600 m², 140 m yüksekliğinde bir kule bulunmakta ve Boğaz süetine olan etkisi bütün İstanbullular tarafından biliniyor.
8. (EK 16): İstanbul’un ilk planlı sanayi bölgesi olan ve endüstriyel kent mirası açısından çok değerli bir alan Bomonti bölgesi, tescilli kültür varlıklarının büyük oranda yok edilerek gelişmiş, kentin silüetinde hemen göze çarpan gökdelenlerin yoğunlaştığı bir bölge olmuştur. 2007 yılında İBB tarafından onaylanarak yürürlüğe giren imar planında E: 3 yapılaşma koşulu verilmiş İTower, Hilton, Anthill, Rotana, Sinpaş Queen gibi bir çok projenin yer aldığı bölge yine 2010’lu yıllarda yapılmıştır.
9. (EK 17): İstanbul’un en önemli hava koridorlarından olan ve kendine özgü bir mikro iklimi bulunan Kağıthane-Eyüp-Sarıyer ilçe sınırlarına giren Cendere Vadisi, imar planlarında “Günübirlik Tesis Alanı”, “Piknik ve Eğlence Alanı”, “Rekreasyon Alanı” gibi fonksiyon alanlarında kalıyordu. 2011 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin onayladığı imar planıyla “Eğitim-Bilişim-Teknoloji Alanı” fonksiyonuna alındı, yüksekliği 168 m olan Skyland, Vadi İstanbul, Vadi Koru, Sebaflats gibi bir çok proje yapılmıştır.
10. (EK 18), Fatih’in ordusunun İstanbul’un fethinde karargah kurduğu bölge olan Kazlıçeşme, tarihi yarımadanın hemen dışında, Marmara deniz surları ve karasularına komşu, UNESCO tarafından sur koruma bandı, tampon bölgesinin sınırında bulunan Zeytinburnu sahili de 2010’lu yıllarda yapılaşmaya açıldı. Bakanlık tarafından yapılan parsel bazında plan değişiklikleri ile Türkiye Et Balık Kurumu arazisi 2010 yılında “Konaklama ve Rekreasyon Alanında” iken E: 2,20 yapılaşma koşulu ile “Turizm-Ticaret-Konut” fonksiyonuna alındı. 70 m yükseklikte 7 bloklu 367.000 m² inşaat alanına sahip Yedi Mavi projesi,
Maliye Hazinesine ait ve planda “Askeri Alan” olan, üzerinde tank fabrikasının olduğu yine Bakanlığın parsel bazında plan değişikliği ile 292.000 m² inşaat alanı içinde AVM ve konut fonksiyonları olan, sahil yolunun üzerinden sahile ulaşan özel üstgeçidi bulunan Büyükyalı projesi,
E: 2,50 imar planı değişikliği ile 63.200 m² inşaat alanına sahip, 86.80 m yüksekliğine sahip Ottomare projesi,
2013 yılında Bakanlık tarafından Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği yayımlandı. Bu yönetmelikle illerin imar yönetmelikleri yürürlükten kaldırıldı. Bu yönetmelikte köklü değişikliklerle birlikte kabaca emsal hesabında bina içindeki kat koridorlarını emsal hesabından düşürüyordu, sadece 3 ay yürürlükte kaldı, bütün meslek odaları dava açtı ve sonrasında iptal de edildi. İşte bu yönetmelik çıkınca Ottomare projesi bitmiş, iskan almış ve içinde oturum varken iskanı iptal ettirdi, projenin emsalini bu yönetmeliğe göre yeniden hesapladı, kazanılan emsal harici alanlar ile yanındaki ilave binayı yaptı.
"LADİN’İN BEYANLARININ HERHANGİ BİR SOMUT DAYANAĞI OLMADIĞI AÇIKÇA ORTAYA ÇIKTI"
Sonuç olarak, iddianamede; kamu görevim kapsamında yürüttüğüm işlemler dışında, söz konusu suçu işlediğime dair herhangi bir somut tespit yapılmadığı açıkça görülmektedir. Nitekim hakkımda ortaya konulmuş bir maddi delil bulunmadığı gibi, bulunması da mümkün değildir. Bu nedenle iddialar, görevim gereği yürüttüğüm işlemlerden hareketle, varsayımlara dayalı olarak kurgulanmıştır.
Emniyet aşamasında bana yöneltilen sorular arasında bulunan ve iddianamede adeta buharlaşan gizli tanık Ladin’in anlatımı ile savcılığa verdiği liste üzerinden, iddianamenin kurgusu gereği “imar süreçlerinde ve Mimari Estetik Komisyonu‘nda bir şeyler vardır” diyerek yola çıkıldı. Oysa bugün “gizli tanık Ladin”in ifadesi 4000 sayfalık iddianamede yalnızca bir kez, o da benim savcılık ifademin olduğu bölümde geçmektedir. Gizli tanık Ladin ifadesinde özetle; 2019 yılından sonra Mimari Estetik Komisyonu adı altında bir komisyon kurulduğunu ve projelerin silüet onayı almaya zorlandığını ve bu projelerin sosyal yardım yapmaya yönlendirildiğini iddia ederek bir proje listesi sunmuştur. Bu kavramları ve iddiaları ayrıntılı şekilde anlatacağım. Ancak burada asıl dikkat çekilmesi gereken husus, Ladin’in beyanlarının iddianamede tamamen yok sayılmasıdır. Bunun nedeni, söz konusu beyanların gerçeği yansıtmayan, dayanaksız iddialardan ibaret olduğunun ortaya çıkmasıdır.
Savcılık, Ladin’in sunduğu listedeki projelere ilişkin dosyaları talep etmiş ve bu dosyaları incelenmek üzere İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne göndermiş. Toplam 32 dosya, İl Müdürlüğü tarafından incelenmiş; yapılan tüm işlemlerin mevzuata uygun olduğunu ortaya koyan rapor, 10.11.2025 tarihinde —iddianamenin düzenlenmesinden yalnızca bir gün önce— savcılığa sunulmuştur. Bu raporla birlikte, gizli tanık Ladin’in beyanlarının herhangi bir somut dayanağı olmadığı açıkça ortaya çıkmış; böylece söz konusu iddialar tamamen hükümsüz hale gelmiştir.
GÜLTEN: KENDİSİNİ DEVLET YERİNE KOYAN GRUPLARIN TEPKİLERİNİ GÖZE ALARAK ÇALIŞTIM
Daire Başkanlığı görevimde geçen 11 aylık süre içinde; Kartal E-5 Kuzey Planı, Üsküdar Bulgurlu Planı ve Silivri Ortaköy Planı başta olmak üzere önemli planlama çalışmalarını yürüttüm. Ayrıca, deprem açısından en kırılgan bölgelere ilişkin yaptığımız analizler doğrultusunda önceliklendirdiğimiz 10 bölgenin plan çalışmalarını başlattım. Yıllarca seçim dönemlerinde çözüm vaadiyle gündeme getirilen ancak sonuçlandırılmayan Avcılar Yeşilpınar örneğinde ise, bizim dönemimizde onaylanan plan doğrultusunda vatandaşların tapu sorunlarının çözümünün ve mahallenin dönüşümünün önünü açacak imar uygulama çalışmalarını başlattım.
Sayın heyetinize kısaca özetlediğim meslek hayatımdan da anlaşılacağı üzere, tüm meslek hayatım boyunca kendime tek bir ilke edindim: Kamu gücünü kullanırken ne kişisel korkularla hareket etmek ne de kişisel menfaat gözetmek; yalnızca hukuka ve kamu yararına bağlı kalmak.
Hem İmar Müdürlüğü hem de Daire Başkanlığı görevlerim boyunca; imar mevzuatına aykırılıklarla mücadele ederken, kamu alanlarını işgallerden arındırırken ve imar planlarını hazırlarken, kendisini güçlü gören, nüfuz sahibi olduğunu düşünen ve kimi zaman kendisini devlet yerine koymaya çalışan kişi ve grupların tepkilerini göze alarak görev yaptım. Çünkü sayın başkan, değerli heyet sizlerin de bildiği üzere; kamu görevlisinin görevi güçlüden yana olmak değil, hukuktan yana olmaktır. Elbette hukuktan yana duruşumdan rahatsız olanlar da olmuştur.
Üsküdar Salacak Sahili’nde, halk oylamasıyla belirlenen projenin uygulanmasının önünde engel teşkil eden ve kamusal alanı işgal ederek ticari faaliyet yürüten 12 yapıyı tespit ettik. Bu yapılardan 8 tanesinin yıkımını 2 yıllık süreçte gerçekleştirdik. 9. yapının yıkımı sırasında ise, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından gece saat 02.00’de, yıkıma engel olunması yönünde emniyete, yıkım yapanlar hakkında işlem yapılması için Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı gönderildi. Kaçak yapının yıkımını engellemek amacıyla 10 gün boyunca 2 TOMA ve 8 otobüs çevik kuvvet bölgede nöbet tuttu. Tüm bu engellemelere rağmen söz konusu yapı nihayetinde büyük olaylarla yıkıldı. 10. yapının yıkımı sırasında, gerekli güvenlik önlemleri alınmadığı için yaklaşık 20 kişilik bir grubun saldırısına uğradım; linç edilmek istendim ve ciddi şekilde yaralandım. Kalan 2 kaçak yapıya ilişkin yıkım süreci ise halen Danıştay’da devam etmektedir. Kamu düzenini ve kamusal alanları korumaya çalışırken bana yönelik gerçekleştirilen bu fiili saldırıya ilişkin yargılama 3 yıldır sürüyor, bugüne kadar hiç kimse 1 haftadan fazla tutuklu kalmamıştır. Buna karşılık bugün ben, ismimin dahi açıkça zikredilmediği, soyut beyanlara dayalı isnatlar nedeniyle 14 aydır özgürlüğümden yoksun bırakılmış bulunuyorum.
Yalnızca hukuktan yana durduğu için hedef alınan, bu nedenle fiili saldırıya uğrayan ve maruz kaldığı saldırıya ilişkin yargılaması 3 yıldır sonuçlandırılmamış bir kamu görevlisinin; bugün suç örgütüne üye olmak, kamu görevini kötüye kullanmak, ihaleye fesat karıştırmak ve menfaat temin etmek gibi son derece ağır suçlamalarla yargılanıyor olması, adalet duygusunu derinden zedelemektedir. Bu çelişkinin değerlendirilmesini ve hakkaniyetin tesisini sayın Mahkemenizin takdirine sunuyorum.
RAMAZAN GÜLTEN'İN İFADESİ DEVAM EDİYOR
1982 yılında Karaman’da, üç çocuklu bir işçi ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya geldim. Yıldız Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nü kazandım. Üniversite hayatım boyunca çeşitli işlerde çalıştım; yaz aylarında memleketimde gündelik işlerde çalışarak, anne ve babamın fedakarlıklarıyla eğitimimi tamamladım.
Meslek hayatıma, dönemin Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından açılan çevre düzeni planı ihaleleri kapsamında, Doğu ve Orta Karadeniz’de 11 ili kapsayan bölge planı çalışmalarını yürüten bir planlama firmasında başladım.
Ardından Üsküdar Belediyesi’nde 1,5 yıl şehir plancısı olarak görev yaptım. 2009 yılında Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan sözleşmeli personel alım sınavı ve mülakatını kazanarak göreve başladım.
8 yıl şehir plancısı olarak görev yaptığım Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde; 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı ile alt ölçekli bölge planlarının hazırlanması ve onay süreçlerinde görev aldım. Ayrıca ilçe belediyelerinin imar planı değişikliklerinin incelenerek imar komisyonuna sunulması ve meclis onayı sonrasında ilgili iş ve işlemlerin yürütülmesi sorumluluklarını üstlendim.
2012 yılından itibaren TMMOB Şehir Plancıları Odası’nda çeşitli görevlerde bulundum; kent suçlarına karşı mücadeleyi mesleki bir sorumluluk olarak gördüm.
2017 yılında Çanakkale Kepez Belediyesi’ne naklen geçiş yaparak İmar ve Şehircilik Müdürü olarak göreve başladım. Bu görevim kapsamında 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarının revizyon süreçlerini yürüttüm. Kaçak yapılaşmanın, projeye aykırı imalatların ve güvenlik eksikliklerinin daha inşaat aşamasında önüne geçebilmek amacıyla; çatı kontrolü, sıva öncesi tesisat kontrolü ile tente ve sundurma yapım esasları gibi uygulamaları hayata geçirdim. Bu sayede keyfi ve güvenli olmayan yapılaşmanın önlenmesine katkı sağladım.
2019 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne naklen atandım, İmar Müdürü olarak görevlendirildim. 5 yıllık imar müdürlüğü sürem, kurum tarihindeki en uzun görev sürelerinden biridir. Bu süre zarfında; 470 yapı ruhsatı, 79 yapı kullanma izin belgesi, 327 Mimari Estetik Komisyon kararı, 87 silüet onayı ve 23 yıkım ruhsatında imzam bulunmaktadır. Düzenlenen 470 yapı ruhsatının 317’si İstanbul Büyükşehir Belediyesi hizmet yapılarıdır. Ayrıca 293 proje onaylanmış; Bakırköy, Kağıthane, Şirinevler, Esenler, Kadıköy ve Üsküdar başta olmak üzere toplam 19 meydan projesi tamamlanmıştır.
BIMİST (Yapı Bilgi Modellemesi) sistemi kapsamında; ruhsat süreçlerinin dijitalleştirilmesi, proje üretim ve kontrol süreçlerinin ortak bir platformda yürütülmesi, imar kontrollerinin otomasyonla yapılması ve tüm süreçlerin şeffaf, izlenebilir ve standart hale getirilmesine yönelik çalışmalar yürüttüm. Bu sayede hata payının azaltılması, süreçlerin hızlandırılması ve kamu yararının en üst düzeyde sağlanmasını hedef aldım.
İstanbul İmar Yönetmeliği’nin revizyon sürecinde; sürdürülebilirlik, afet odaklı planlama, erişilebilirlik, toplumsal eşitlik ve kent estetiği gibi temel ilkeleri esas alan önemli maddelerin geliştirilmesine katkı sundum. Bu kapsamda, yönetmeliğin uluslararası örneklerle uyumlu hale getirilmesi amacıyla yurt dışı uygulamalar incelenmiş, çeviri ve karşılaştırma çalışmaları yürütülmüş; ilçe belediyeleri, meslek odaları, üniversitelerin katılımıyla çok sayıda çalıştay organize edilerek ortak akılla şekillenen bir revizyon süreci gerçekleştirilmiştir.
İmar Müdürlüğü’nün bir diğer temel görevi; İstanbul genelinde mevzuata aykırı yapılaşmaların ve kamusal alan işgallerinin önlenmesi ile ilçe belediyelerinin ruhsat işlemlerinin denetlenmesidir. Bu kapsamda İstanbul genelinde 6,158 denetimin gerçekleştirilmesini sağladım. Tespit edilen aykırılıklar arasında, ruhsat ve proje tadilatı ile giderilemeyen 257 yapıda ilçe belediyelerince tutanak düzenlenmiş, 88 yapıda yıkım gerçekleştirilmiştir. İlçe belediyelerinin uyarılarımıza rağmen işlem yapmadığı yapılar için ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapı tatil tutanağı düzenlenmesi işlemlerini yürüttüm; bunların 84’ü yıkıldı. Ayrıca Kadıköy Meydanı, Bakırköy Meydanı, Üsküdar Salacak Sahili, Büyükçekmece Sahili, Beyoğlu Şişhane Meydanı, Bezmialem Valide Sultan Camii, Fındıklı Parkı, Sultanahmet Meydanı, Lausos Sarayı, Yerebatan Sarnıcı, Beyazıt Meydanı, Maltepe Meydanı ve Kartal Sahili gibi birçok alanda gerçekleştirilen yıkımlar ile kamuya ait alanlardaki işgallere son verilmesini sağladım.
RAMAZAN GÜLTEN'İN SAVUNMASI İLE DEVAM EDİLİYOR
Sayın Başkan, Değerli Heyet;
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde İmar ve Şehircilik Daire Başkanı olarak görev yapmakta iken 26 Nisan 2025 Cumartesi günü saat 6:00’da, şafak baskını ile evimden gözaltına alındım. Bu sırada eşim 6 aylık hamileydi, şimdi kızımız 11 aylık oldu.
4 gün boyunca gözaltında tutuldum, emniyet ve savcılık aşamalarında ismimin dahi geçmediği, daha önce İdare Mahkemesi ve Danıştay tarafından karara bağlanmış iddiaları içeren bir tevdi raporu ile gizli tanık beyanları soruldu.
30 Nisan 2025 tarihinde tutuklandım.
Hayatının tamamını kamu hizmetine adamış bir şehir plancısı ve bürokrat olarak 7 ay ne ile suçlandığımı bilmeden geçti. Düzenlenen iddianamede hakkımda irtikap, ihaleye fesat karıştırma ve suç örgütüne üyelik gibi son derece ağır suçlamalar ileri sürüldüğünü öğrendim.
Öncelikle ifade etmek isterim ki; tutuklanmama gerekçe gösterilen, beyana dayalı iddialar ne denli gerçeklikten uzaksa, bugün huzurunuzda sanık olarak bulunmama dayanak teşkil eden iddianamedeki iddialar da aynı ölçüde gerçeklikten uzaktır. İdare hukukunun en temel ilkeleriyle bağdaşmayan; idari süreçler ve ceza hukuku bakımından da uyumsuz; maddi gerçek ve delillerle örtüşmeyen, tek bir somut delile dayanmayan; yalnızca sözde itirafçı ve diğer beyanlarla ayakta tutulmaya çalışılan iddialardan ibarettir. Bu itirafçı beyanlarının uydurma ve hayal ürünü olduğu, peşin cezalandırmadan kaçınmak amacıyla verildiği zamanla ortaya çıkmakta ve bizzat itirafçılar tarafından geri çekilmektedir.
Bu noktada, savunmamın devamında, hakkımda iddia edilen her bir eyleme ilişkin teknik savunmalarımı tek tek yapacağım. İddiaları, dosyaya sunduğum delillerle birer birer çürütecek, tüm çelişkileri ortaya koyacak ve söz konusu eylemlerin gerçekte hiç bir hukuki anlam taşımadığını ve tarafıma isnat edilebilecek tek bir suç dahi bulunmadığını açıkça göstereceğim.
Zira herhangi bir suç işlemediğim gibi; cevaplayamayacağım tek bir soru, hesap veremeyeceğim tek bir işlem, açıklayamayacağım tek bir karar ya da imza da yoktur.
Burada asıl acı olan, hayatım boyunca titizlikle koruduğum kamu görevlisi kimliğimi ve mesleki itibarımın, bu gerçek dışı iddialarla yan yana getirilerek kirletilmeye çalışılmasıdır.
Sayın Mahkemenizin de malumları olduğu üzere, benden önce konuşan meslektaşlarımın da ifade ettiği gibi, imar ve şehircilik alanında yürütülen tüm işlemler; kanun ve yönetmeliklerden oluşan imar mevzuatına, teknik kriterlere ve imar planlarına bağlıdır.
Bu görev kişisel takdirle değil; ancak ve ancak hukuk, teknik raporlar ve yazılı düzenlemeler çerçevesinde yürütülür. Hepsinin temelinde ise “kamu yararı” ilkesi bulunmaktadır.
Ben de tüm meslek hayatım ve İBB‘deki görev sürem boyunca, tam da bu ilkelere bağlı kalarak imar mevzuatının gereklerini yerine getirdim. Ne herhangi bir kişiyi menfaat teminine zorladım, ne bir kimseden hukuka aykırı talimat aldım, ne de görevimin gereklerine aykırı tek bir karar verdim. Kamu gücünü, kişisel ya da üçüncü kişilerin çıkarı için asla kullanmadım.
Buna rağmen bugün burada sanık sıfatıyla bulunmamın nedeni; soyut isnatlarla ve idare hukukuna yabancı iddialarla dolu iddianamede, teknik ve hukuki süreçlerin kriminalize edilme çabasıdır. Bu nedenle savunmam, bir suç isnadına verilen cevabın ötesinde; hukuk çerçevesinde yürütülen bir kamu görevinin haksız biçimde suç olarak gösterilmesine karşı, hakikatin ortaya konulmasından ibarettir.
Savunmama, tarafıma suç isnadında bulunulan eylemlerin kapsamını, kim olduğumu ve bu görevi hangi anlayışla yürüttüğümü açıklayarak başlamak istiyorum.
Hakkımda toplam 15 eylem yönünden suç isnadında bulunulmuştur. Bu eylemler üç ayrı konudan ibarettir:
* Eylem 25: Mimari Estetik Komisyonu,
* Eylem 26: İmar planı onayı,
* Eylem 63, 67, 68, 70, 71, 72, 73, 74, 76, 111, 113, 114 ve 115 olmak üzere toplam 13 eylem ise encümen kararlarına ilişkindir. Söz konusu 13 eylemin 2’sinde encümen üyesi sıfatıyla, 11’inde ise vekaleten encümen üyesi olarak görev aldım.
Suç isnat edilen bu eylemlerin hiçbirinde adım olay örgüsü içerisinde yer almıyor. Adım yalnızca suç isnadı bölümünde geçiyor, fiillere ilişkin somut bir tespit, işlem veya şahsi müdahaleme dair herhangi bir açıklamaya yer verilmiyor. Eylem 70 ve 71 dışındaki diğer 13 eylem tarihlerinde imar müdürü olarak görev yapmaktaydım.
ARA VERİLDİ
Duruşmaya ara verildi...
"VEDAT ŞAHİN'İN İFADESİ ÇELİŞKİLERLE DOLU"
Savunma yapmak üzere kürsüye çıkan Kültür A.Ş. reklam şefi Metin Bal, Vedat Şahin'in değiştirdiği ifadesindeki çelişkilerden bahsetti.
Hakimin sorusu üzerine Bal şunları söyledi:
"Şöyle Sayın Başkanım; oradaki ilk ifadesindeki, bahsettiği "seçim çalışmalarıyla alakalı" diye başlayan bir cümle var 2020 yılı sonunda. Çelişkiyi ondan bahsettim. Ben, yapılmış olan seçimden 2 sene sonraki bu olaya nasıl müdahale olabilirim Sayın Başkanım? Çelişki olarak onu söylemek istemiştim."
Bal ayrıca Şahin ile herhangi bir fatura üzerine diyaloğunun olmadığını söyledi.
Bizim yaptığımız işler tamamen işin gerçekleşmesi sırasındaki, işi tedarik sırasındaki görüşmelerdir. Onun dışında herhangi bir şey yok" diyen Bal şöyle konuştu:
"Zaten, fatura ve diğer süreçler benim yaptığım işler, listeyi teslim ettikten sonraki işlemlerdir. Benimle alakalı değildir. Doğru değildir efendim zaten. Uzun uzadıya zaten bununla alakalı herhangi bir beyanım olmamıştı."
HTS kayıtlarında Emrah Bağdatlı ile aynı şemada yer almasına ilişkin savcının sorduğu soruya yanıt veren Bal, durumu şöyle açıkladı:
"Ben Emrah Bey’i, Murat Bey’in arkadaşı olarak biliyorum. Ben, etkinlik ve alanlarda bulunduğumu bahsetmiştim yaptığımız işlemlerle alakalı. Bulunduğum bu etkinlik alanlarıyla oraya da girmek istemişti, onun için aramış olabilir mi bu süreçlerde? Çok uzun zaman geçti, çok hatırlamıyorum ama bununla alakalı bir görüşme olabilir. Onun dışında da zaten bir görüşmüşlüğüm, tanışıklığım yok Emrah Bağdatlı ile."
'ÖRGÜT İDDİASI VARSAYIMLAR ÜZERİNE KURULU'
Avukat Aynur Tuncel Yazgan, Buğra Gökce’nin örgüt üyeliği iddiasının varsayımlar üzerinden kurulduğunu savunarak, “İddianame içinde ‘İPA yönetim kurulu başkanı olarak sen örgüt adına şu suçu işlemişsin’ şeklinde somut bir açıklama yok” dedi.
Yazgan, Gökce hakkında yöneltilen suçlamaların açık ve doğrudan delillendirilmediğini öne sürerek tahliye ve beraat talebinde bulundu.
Kültür A.Ş. reklam şefi Metin Bal’ın savunmasına geçildi.
DURUŞMA YENİDEN BAŞLADI
Duruşmaya verilen ara sona erdi. Avukat Aynur Tuncel Yazgan, savunmaya devam ediyor...
Yazgan, Buğra Gökce ve diğer tutuklular için "Buradaki hiç kimse dolandırıcılık suçunun faili olamaz" dedi.
İMAMOĞLU’NDAN GAZETECİLERE VE YOMRA BELEDİYE BAŞKANI’NA
Ekrem İmamoğlu, "Hepinize çok teşekkür ederim. Çok sağ olun. İyi ki varsınız. Gazetelerimizi takip ediyorum. Öyle söyleyeyim. Mustafa Bey, hoş geldin. Trabzon’un yaylalarına çık, benim için komar çiçeği topla, komar çiçeği. Tamam mı?" dedi.
DURUŞMAYA ARA VERİLDİ
Avukat Aynur Tuncel Yazgan, savcılığın dava açarken Buğra Gökce ile aynı kararda imzası bulunan AKP'li encümen üyelerini dosyaya dahil etmediğini öne sürerek, söz konusu isimlerin hiçbirinin şüpheli sıfatıyla yargılanmadığını söyledi. Yazgan, bu nedenle iddianamenin ayrımcı bir yaklaşım sergilediğini savundu.
Yazgan ayrıca, ne bilirkişi raporunda ne tevdi raporunda ne de iddianamede Buğra Gökce’nin ihaleyi iptal etmesi gerektiğine ilişkin bir değerlendirme bulunduğunu ifade etti.
Yazgan’ın savunmasını sürdürdüğü sırada mahkeme başkanı duruşmaya ara verdi. Aranın ardından savunmaya devam edileceği belirtildi.
"BU İDDİANAME HUKUK TANIMAZ BİR EKİBİN ESERİ"
Savunmasında geçmişteki bazı davalara da değinen avukat Aynur Tuncel Yazgan, Ergenekon, Balyoz, Şike ve KCK dosyalarında eski Ceza Kanunu hükümlerine dayanılarak proje bazlı çalışmalar yürütüldüğünü, bunun o dönemde de hukuka aykırı olduğunu savundu.
Yazgan, İBB Davası'na ilişkin ise, “İnşallah bu soruşturma da bir mevzuat artığı ve kötü uygulamaların örneği olan bir proje değildir. Canı gönülden buna inanmak istiyorum” dedi.
İddianamenin kabul edilmemesi gerektiğini öne süren Yazgan, “Bu iddianameyi kabul ettiniz. Bu iddianame, hukuk tanımaz bir ekibin eseri. Geçmişte bu ekibin yaptığı işleri gördük” ifadelerini kullandı.
AVUKATIN DİDİK DİDİK ARADIĞI MASAK RAPORUNUN ASLINDA HİÇ OLMADIĞI ORTAYA ÇIKTI
Avukat Aynur Tuncel Yazgan, mahkeme kaleminde yaklaşık 3 saat boyunca Buğra Gökce hakkında düzenlenmiş bir MASAK raporu aradıklarını ancak dosyada bulunan raporun müvekkilleriyle ilgili olmadığını söyledi.
Yazgan, “23 Mart 2025’te tutuklandık, bir yıl sonra MASAK raporunun hakkımızda olmadığını öğrendik” dedi.
Dosyadaki gizli tanık beyanlarına da değinen Yazgan, “Bir tanesi bile Buğra Gökce’nin gözünün üstüne kaşı var demiyor” ifadelerini kullandı.
BUĞRA GÖKCE'NİN AVUKAT SAVUNMASI BAŞLADI
Avukat Tuncel Yazgan, ortada bir bulanıklık bulunduğunu ve bunun cumhuriyet savcılığı tarafından oluşturulduğunu belirterek, “Hem soruşturma evresinde bize yapılanlara hem de iddianamenin yazım biçimine baktığımızda ceza hukuku, insan hakları hukuku ve anayasa hukukunun pek çok temel ilkesinin yerle yeksan edildiğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.
Uzun yıllar İstanbul Barosu’nda Adil Yargılanma Merkezi Başkanlığı yaptığını hatırlatan Yazgan, “Adil yargılanma hakkı kendi kendine kullanılabilen bir hak değildir. Canınız sıkılıyorsa intihar edebilirsiniz, malınızı mülkünüzü satabilirsiniz ama adil yargılanma hakkından isteseniz de vazgeçemezsiniz” dedi.
İMAMOĞLU SALONA SESLENDİ
Tutuklu sanıklar, avukatlar, gazeteciler, izleyiciler ve mahkeme heyeti yerini aldı, duruşma başladı. İzleyicilere seslenen tutuklu İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, “Gününüz aydın olsun, haftanız aydın olsun, önümüz açık olsun hepinizi çok seviyorum” dedi.
İBB DAVASINDA 51. GÜN NE OLMUŞTU?
İBB Davası’nın 51. gününde İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce savunmasını yaptı. Gökce, 30 yıllık kamu görevine vurgu yaparak görevinden dolayı soruşturulmayı “millete hesap vermek” olarak gördüğünü söyledi.
Savunmasında, Allianoi Antik Kenti kararına şerh düştüğü için görev yerinin değiştirildiğini belirten Gökce, “adeta sürüldüm” ifadesini kullandı. Kentteki kıyı işgallerine karşı mücadele ettiklerini, bu süreçte baskılara rağmen geri adım atmadıklarını söyledi.
İddianamede İPA Başkanlığı göreviyle ilgili doğrudan suçlama bulunmadığını savunan Gökce, kendisine yöneltilen suçlamaların siyasi nitelik taşıdığını öne sürdü. Gökce ayrıca gözaltı sürecine ilişkin görüntülerin “yakalandı” şeklinde servis edildiğini ifade etti.
İhale süreçleriyle ilgili suçlamaları reddeden Gökce, görev yaptığı dönemde kamu gelirlerinde artış yaşandığını belirterek tüm iddialara karşı çıktı ve tahliyesini talep etti.
Duruşmada Ekrem İmamoğlu da söz alarak Gökce’ye yönelik suçlamaları eleştirdi. İmamoğlu, “Suç örgütü böyle olmaz” ifadelerini kullandı. Savunmaların ardından duruşma ertelendi.
İBB davası 51. gün! İmamoğlu iddianameyi tek cümle ile özetledi: "İmamoğlu’na çaktım, çıktım" düzeni kurulmuş