Son Dakika | Özgür Özel'den fon vurgunu resti: O lanet listeyi açıklasınlar

Son dakika.... YENİ Parti Lider Özel, fon vurgununda liste tartışmasında sert ifadeler kullandı. Özel, " O lanet listeyi kendileri açıklasınlar görelim! Kendileri parti içinde birbirinizi yiyorsunuz" dedi. Butlancılara çok sert İzmir yanıtı da verdi.

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Öze, fon vurgunundaki liste tartışmasında el yükseltti. Bakan Göktaş üzerinden başlayan tartışmalarla partisinin vekillerinin arkasında olduğunu belirterek, "Eğer yanılgı olsun istemiyorlarsa o lanet listeyi kendileri açıklasınlar görelim! Kendileri açıklasın haramzadeler! Sen listeyi açıklama, TC'si yanlış, sanki iftira atmış. Birbirinize iftirayı birbiriniz atıyorsunuz, attırıyorsunuz! Parti içinde birbirinizi yiyorsunuz, sonra gelip bize ahkâm kesiyorsunuz! Hadi oradan! Hadi oradan!" dedi.

Özel, butlancıların İzmir eleştirilerine de ,"Çıkıp da bize, İzmir'le aramıza girip 'Özür dileyecek misin?' İzmirlinin ayağının altına yatarım! Ama sizin gibi haysiyetsizlik peşinde koşanlara bu partiyi teslim etmem ulan! Aklınızı başınıza alın! Kimsiniz siz?!" Butlancılar! Kimsiniz siz?! İktidara teslim olanlar! Kimsiniz siz?! 47 yıllık zaferden sonra kaybetmeye görevlendirilenler!" dedi.

YENİ Parti Lideri Özgür Özel, şunları ifade etti:

Bütçesini milletimizin oluşturduğu ve sokak sokak, meydan meydan milletimizle birlikte büyüttüğümüz yeni partimizin grup toplantısından saygıyla selamlıyorum. Hoş geldiniz.

Ve YENİ Parti olarak geçtiğimiz haftayı yine milletimizle kol kola, omuz omuza, yan yana geçirdik. İktidar partisi sokağa çıkamazken; biz işçilerle, emeklilerle, çiftçilerle ve esnaflarla birlikte olduk.

Önce, büyük bir adaletsizliğin yaşandığı güzel Mersin'imize gittik. Mersin'in, son yerel seçimlerde Türkiye rekoruna ortak olan, yüzde 60 oyla seçilen üç belediye başkanından biri olan sevgili Vahap Seçer'e ve dört belediye başkanımıza; Silifke, Haziran ayından beri ve Yenişehir Belediyemize, Mezitli Belediyemize ve Büyükşehir Belediyemize yapılan siyasi operasyonlardan sonra Mersin'deydik.

Hem Silifke'de hem Mersin'de Büyükşehir Belediyesi'nin önünde onları seçenlerle bir araya geldik. Ve o seçimin sonucunda göreve gelen belediye başkanlarına yapılan siyasi maksatlı haksız suçlamaları, gizli tanıkları, itirafçı beyanlarını bahane ederek, normal denetim yolları takip edilmeksizin, doğrudan savcılık operasyonuyla yapılan bu haksızlığa karşı önce onları seçenlerle, sonra da kıymetli aileleriyle birlikte olduk.

Yine değerli evladını fevkalade üzücü bir şekilde kaybeden Atilla Taş'a o gün taziye ziyaretinde bulunduk ve Mersin'den buruk duygularla, yüreğimizin bir kısmını Mersin'de bırakarak ayrıldık.

Cumartesi günü, Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamlarından bir tanesi olan 10 Ekim Ankara Gar Katliamı'nın 9. anmasında ailelerle birlikteydik. İlk günden beri, ilk gün olayın olduğu andan beri o meydandaydık, ardından üç gün boyunca adli tıptaydık ve 9 yıldır adalet arayışının peşinde... Özellikle o dönemlerde canlı bomba oldukları bilinen, istihbaratları alınan, adı soyadı belli bombacıların nasıl olup da... Manisa'dan, Malatya'dan, Trabzon'dan, Antalya'dan gelen ve barış için miting yapmaya gelenler dörder kez aranmışken, önlerine hiçbir arama, hiçbir engel, hiçbir bariyer çıkmadan o miting meydanına kadar geldiklerini; IŞİD'li militanların halen daha firari olanlarıyla ilişkili, ailelerin mücadelesini, yakalanmış olanların yargılanmasını ve en önemlisi de bunun insanlığa karşı bir suç olmasından dolayı zaman aşımına uğramamasını ve kamu görevlilerinin bu iktidar döneminde olamıyorsa da günü geldiğinde hesap vermeleri için ailelerin bu beklentilerini bir kez daha dile getirdikleri anma töreninde onlarla birlikte olduk....

Değerli arkadaşlar; Mersin'de de andık, üzüldük, konuştuk. Girne-Taşucu seferini yapan yolcu gemimiz 30 Ağustos'ta battı. 29 yurttaşımızı... 27 yurttaşımızı kaybettik. Bir kişinin naaşına halen daha ulaşılamadı, halen daha kayıp. Bundan yalnızca üç gün sonra da Silivri'de Tuğberk İmamoğlu gemisi battı ve bir yurttaşımızı kaybettik, dokuz yurttaşımıza halen daha ulaşılamadı.

Burada aileler, biraz önce salona girdiğimde bana konu hakkında bir bilgi notunu ve ikinci sayfasında da beş maddeden oluşan haklı taleplerini ilettiler. Tahmin ediyorum bunu bugün diğer siyasi partilere de iletecekler.

Emekli Tümamiral Yankı Bağcıoğlu çok yakından gemi kazalarını takip ediyor. Hem Girne-Taşucu feribotuyla ilgili hem de Tuğberk İmamoğlu gemisiyle ilgili hem ailelerle yakından ilgileniyor hem konunun araştırma boyutunun hem de soruşturma boyutunun sağlıklı şekilde ilerlemesi için gayret gösteriyor.

Biz ilk günden beri meseleye duyarlılığımızı sürdürüyoruz. Bilgi notunu aldık. Buradaki talepleri kendimize Meclis'te, grup başkanvekillerimiz dile getirilecek birer görev, birer ödev olarak alıyoruz. Acınızı paylaşıyoruz, talepleriniz doğrultusunda kayıplara ulaşılana kadar aramaların devam etmesini, adil bir soruşturma sürecine ilişkin beklentinizin karşılanmasının sonuna kadar arkanızdayız, hepinizin yanınızdayız. Hepinizi acınızı paylaşarak kucaklıyoruz.

ÖZEL'DEN KARADENİZ TEPKİSİ

Eğerli milletvekillerimiz, kıymetli konuklar; gemi kazalarının yanında bir de gemi saldırıları var. Rusya-Ukrayna savaşı seyrüsefer güvenliğini tehdit ediyor. Tabii bu savaş çoktandır var ama Türkiye'nin dış politikadaki birtakım savrulmaları, Karadeniz'de yaşanan birtakım saldırılar ve buna karşı sessizliği de manalı kılıyor.

Bugüne kadar yaklaşık 220 ticaret gemisi saldırıya uğradı. En az 9 Türk bayraklı ve en az 45 Türkiye bağlantılı ticaret gemisi saldırıya uğradı ve bunların bir kısmı battı. Son iki gün içerisinde dahi üç Türkiye bağlantılı ticaret gemisinin saldırıya uğraması, meseleyi çok ciddi bir boyuta taşımış durumdadır.

Gemilerimiz vuruluyor, iktidardan ses yok. Adeta ölü taklidi yapıyorlar. Bu konuda hiçbir politikaları, hiçbir girişimleri yok. Gemilerimizi güvende tutamıyorlar, gemicilerimizin hayatlarıyla ilgili tehlikeleri bertaraf etmiyorlar ve bu konuda millete bir açıklama dahi yapmıyorlar.

Sanki orada olan insansız hava araçları insansız gemileri, insansız deniz araçlarını vuruyormuş gibi davranıyorlar. Karadeniz'deki gemilerin içindeki her bir canı ve onların evlerinde onların yolunu bekleyen ailelerini yok sayıyorlar. Bu konudaki dikkatimizi, duyarlılığımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Peki bizimkiler dış politikada ne yapıyor?

"TÜRK ASKERİNİ YEMEN'E GÖNDERMEK İSRAİL'E HİZMET ETMEKTİR"

Türk askerlerini Yemen çöllerine göndermekle meşguller. Bunun hesabındalar. Öyle evirmeden çevirmeden, kitabın ortasından söylemek gerekirse: Türk askerini Yemen'e göndermek, Türkiye'nin hesabı değildir. Düne kadar böyle bir konumuz var mıydı? Türk askerini Yemen'e göndermek Türkiye'nin planı, Türkiye'nin programı değildir.

Türk askerini Yemen'e göndermek Trump'ın planıdır, İsrail ve Amerika'nın çıkarlarına hizmet etmektir. Kimse Meclis'e gelmemiş, somut bir anlaşmaya dönüşmemiş, Anayasa'nın 90 ve 92. maddelerini -yani uluslararası anlaşmaların usulüne uygun müzakere ve yürürlüğe girmesini ve yurt dışına asker göndermedeki Meclis yetkisini- ihlal edemez. Türkiye bu savaşın tarafı haline getirilmemelidir. Böyle pakt anlaşmaları, barış zamanında güçleri birleştirmek, caydırıcılığı arttırmak, savaşa mani olmak, tarafların hiçbirisinin savaşa muhatap olmamasını temin etmek için yapılır.

Savaştaki bir ülkeyle 'sana saldıran bana saldırmıştır' anlaşması yapmak, ülkeyi doğrudan savaşa sokmaktır. Ne böyle bir savaşa taraf olmak kabul edilebilir, ne böyle bir anlaşmayı imzalayıp, imzaya rağmen o ülkelerden birine saldırılıyorken böyle bir anlaşma varken buna cevap vermemek... Bir tanesi, attığınız imzayı değersiz, bundan sonra yapacağınız anlaşmaları hükümsüz, sizi de muhataplarınız nezdinde kıymetsiz kılar. Diğeri ise, hiç suçsuz günahsız Mehmetçiği Yemen çöllerinde boşu boşuna hayatlarını tehlikeye atar.

Dış politika, Tayyip Bey ve çevresinin şahsi ilişkilerine göre, Amerika'yla kurdukları al-ver ilişkisine göre, 'ben senin her istediğini yapayım, sen bende olmayan meşruiyeti bana ver', öyle anlaştık....

"SONUNA KADAR KARŞI ÇIKACAĞIZ"

Ve böyle bir durumda, herkes şunu bilsin ki; kendine ait bir planı olmayan başkasının planının parçasıdır. Yemen çöllerine ilişkin Türkiye'nin bir planı, bir programı yoktur. Trump'ın figüranı olmaya, İsrail'in koruyucusu olmaya, Mehmetçiği burada kullanmaya kimsenin hakkı yoktur. Sonuna kadar karşı çıkacağız!

Bir diğer husus; Trump'ın 3 Kasım'da seçimleri var. Trump gecede birkaç saat uyuyor, endişesi çok. Bizimkiler onun kadar da uyumuyor. Bütün meseleyi Trump'ın varlığına, Trump'ın bunlara tanıyacağı meşruiyete, seçimlerde bunlara vereceği desteğe ve Trump'la olan ilişkinin kendilerini burada bir dönem daha iktidar yapmasına bağlamış durumdalar. Önce şunu söyleyeyim: İster Trump olsun, ister olmasın. İster topal ördek olsun, ister çift ayakla, çifte telli oynasın. Bu milletin elinden sizi Trump kurtaramaz! Bunu bilin.

Ama bir hazin durum var ki; Trump, Temsilciler Meclisi'ndeki seçim stratejisini, gerginliğe, kutuplaşmaya, yabancı düşmanlığına bağlayarak kendi arkasını kalabalıklaştırmaya çalışıyor. Böyle olunca, Temsilciler Meclisi'nde bir göçmen kadın var. Kendisi İlhan Omar. Somalili. Temsilciler Meclisi'nin tek başörtülü kadını.

ERDOĞAN'A İLHAN OMAR TEPKİSİ

Trump onu hedef almış. Şu anda, 3 Kasım'da yapılacak Temsilciler Meclisi'ne bir önceki seçimde seçilmiş, yeminini etmiş, görevini yapan bir Temsilciler Meclisi üyesinin dün evini bastırdı. Evinde arama yaptırdı. Ve aradığı belge, göçmen kayıt belgesi. Yani, düşünün ki bir milletvekili seçilmiş birisine, 'sen bu ülkeye kaçak mı girdin, göçmen kayıt belgen var mı?' bahanesiyle, Somalili kadının evini bastırıp, ona dünya kadar zulmedip, bunu servis edip yabancı düşmanlığı üzerinden kendisine destek sağlamaya çalışıyor.

Dünyada tüm duyarlı insan hakları aktivistleri, tüm ülkeler, özellikle İslam ülkeleri, başörtülü İlhan Omar'a yapılan zulme karşı çıkıyor, ses çıkarmayan bir tek ülke var; Türkiye. Ses etmeyen birisi var, 'başörtülü bacımı' Trump'ın yaptığı zulme bırakan, ona sahip çıkmayan Recep Tayyip Erdoğan. Niye? Çünkü bütün ilişkisini Trump'ın desteğine bağlamış. Trump'ın İslamofobik çabalarına karşı ses çıkaramayacak kadar göbeğinden Trump'a bağlı.

Değerli arkadaşlar...

"KENYA'DAN RUANDA'DAN DAHA KÖTÜ DURUMDAYIZ"

Nereye gidiyorsak dert dinliyoruz. 'Her derdim var' diyen, dert kapısını açtığında kapının ucu hep AK Parti'nin kara düzenine çıkıyor. Enflasyonda ve gıda enflasyonunda aylardır dünyada ya dördüncüyüz ya beşinciyiz. Ruanda, Lübnan, Haiti, Kenya; bizden kötü demeyeceğim, bunlar bizden iyi olan ülkeler. Kötü olan Amerika'nın saldırdığı İran, başkanını helikopterle kaçırdığı Venezuela, bir de bazen arkamıza düşen bazen önümüze geçen Arjantin. Haiti'den, Lübnan'dan, Kenya'dan, Ruanda'dan daha kötü durumdayız.

Geçmişte tarımda kendine yeten 7 ülkeden biri olmakla övünürken Türkiye, şimdi AB ortalamasının, Avrupa Birliği ortalamasının tam 90 katı gıda enflasyonuna sahibiz. Geçtiğimiz hafta açıklandı; Avrupa Birliği'nde gıda ortalaması, gıda enflasyonu ortalaması %0.3'e düştü. Türkiye'de %27.6. Arada 90 kat fark var. Öyle olunca bu işten en büyük sıkıntıyı, hiç şüphe yok ki, en düşük gelirliler, emekliler ve emekçiler çekiyor.

Bugün aramızda Birleşik Emekliler Sendikası, Birleşik Emekliler Sendikası'nın 5 değerli şube başkanı ve emekliler var. Dikmen Kapısı'nda bugün sorunlarını dile getirdiler ve grubumuzu onurlandırdılar. Biz emeklilerin, tarih boyunca uğradıkları en büyük ihanete uğradıklarını, en büyük vefasızlıkla karşı karşıya kaldıklarını, kendilerine ortalama kiraya yetmeyecek bir maaş verilip bu maaşı 'ister kiraya ver, aç kal, ister karnını doyur, sokakta kal' ikilemiyle karşı karşıya olduklarını, maalesef emeklilikten sonra çalışmak, kira ödeyebilmek için çalışmak zorunda kaldıklarını ve büyük bir vefasızlıkla ve buna karşı da büyük bir öfkeyle dolu olduklarını görüyoruz.

Her yaptığımız mitingde, 3 yıldır yerel yönetim mitingleri, 105 yaptığımız yerel seçim mitingi dahil, sonrasında yaptığımız 116 'sivil darbeye direniş için tepki ve protesto' mitingi dahil, her sokağa çıktığımızda, her otobüs üstüne çıktığımızda, elimize her mikrofon aldığımızda emeklilerin hakkını savunuyoruz. Bundan sonra da savunmaya, yetmez, hep birlikte seçimlere ulaşmaya, bu iktidarı değiştirmeye, bu vefasızlığı sona erdirip bütün emeklilerin yüzünü güldürmeye söz veriyoruz. Hoş geldiniz, şeref verdiniz başkanlarım.

"EMEKLİLERDEN SONRA ÇİFTÇİLER DE İSYAN NOKTASINDA"

Emeklilerden sonra çiftçiler de isyan noktasında. Maliyetler yüksek, tarlada ürünler kalıyor. Geçen seneki fiyatların yarı fiyatında bütün ürünler, toplama maliyetleri arttı, ulaşım maliyetleri arttı, mazot pahalı, otoyollar pahalı, hal pahalı, üreticiyi koruyacak yasalar yok ve bu sebepten dolayı; Rize'de çay üreticisi ağlıyor, Ordu'da, Giresun'da, bütün Karadeniz'de fındık üreticisi, Gaziantep'te fıstık üreticisi ağlıyor, Ege'de ne üretiyorsa üretsin, başta üzüm üreticileri, pamuk üreticileri olmak üzere bin pişman.

Ve hafta sonu Bursa'daydık. Örneğin Çağrışan Köyü; 'Çağrışan Karası' diye dünya güzeli üzümleri var. Geçen sene 60 liraya satmışlar. Ve geçen sene mazot 50 lira. Yani 1 kilo üzüm satıp 1 litre mazot alırken, bu sene 'Çağrışan Karası' 25 lira. Toplama maliyeti 13 lira. Ve topladığında, 25 liraya sattığında toplamda zarar ediyorlar. Öyle olunca dallarda kalmış. 4 kilo üzüm satıp 1 litre mazot alamaz duruma gelmişler. Geçen sene 1 kilo üzüm satıp 1.1 litre mazot alırken, 4 kilo üzümün 1 litre mazot alamadığı, siyah incirlerinin toplanamadığı, ihraç edilemediği, geçen sene 130 liraya satılan siyah incire bu sene 40-45 liranın dahi teklif edildiği bir yılı yaşamışlar ve perişan durumdalar.

Mersin, limon üreticileri açısından bir felaketi yaşıyor. Geçen yıl 28 lira olan limon bu sene 7 lira, dörtte biri fiyata. Ve limon dallar limon dolu ve limonlar geçen sene portakalın başına geldiği gibi toplanamama, dökülüp yerinde sürülme tehlikesiyle karşı karşıya. Samsun'un Bafra ilçesinde çeltik üreticileri traktörleriyle eylemdeler. Niye? Üretici çeltiğini üretmiş, satması lazım. Devletin görevi Eylül ayının ilk 2 haftasında çeltik fiyatını ilan etmek, hala fiyat ilan edilmemiş ve geçen seneki fiyatın altında fiyata çeltik almaya çalışıyorlar. O yüzden her gün Bafra'daki çeltik üreticileri, traktörleriyle birlikte eylemdeler.

Zeytin üreticileri tarihlerinin en zor günlerindeler. Bursa'da da aynı şeyi duyduk; Osmaniye'de, Hatay'da ve tüm Türkiye'de, bilhassa memleketim Manisa'da. Türkiye'nin en çok zeytin ağacına sahip olan ilçesi Akhisar'da zeytin üreticileri bir hafta süreyle elek kapattılar. Yani toplayıp eleklere zeytin götürüp dökmüyorlar. Çünkü bu fiyatlara bu işin yapılamayacağını, hepsinin iflas edeceğini, kredi borçlarını ödeyemeyeceklerini ve maalesef tarım kredisi çekebilmek, zirai kredi çekebilmek için ya verdikleri iki devlet memuru kefili yakacaklarını ya da tarlalarını ipotek ettirdilerse mallarından olacaklarını biliyorlar. Geçen sene 75 lira olan zeytin bu sene 35 lira. Geçen sene mazot 50 liraydı. 1 kilo zeytin satan 1.5 litre mazot alıyordu, bu sene 3 kilo zeytin satan 1 litre mazot alamıyor...

"FATMA SAYAN KAYA ÇIKANA KADAR SUSTULAR"

Ve ne gariptir ki, hiçbir şey olmamış gibi 'finans deneyimi, bankacılık deneyimi, fon yönetimi deneyimiyle büyük bir felaket geliyor' deyip, partimizin Ekonomi Eşgüdüm Konseyi'ni toplantıya davet etmişti. Benim başkanlık ettiğim toplantıda 'büyük bir felaket geliyor, yıllardır söylediğimiz eksiklikler vardı. Bir yıl önce Mehmet Şimşek bunu uyardı, ama birileri gerekli düzenlemeleri yapmaya yapmaya beklettiler. Ağustos ayında yapana kadar esas bu işi suistimal edenler kaçtılar. Yükü milletin sırtına bıraktılar' demişti.

Tam olarak 3 hafta sonra geldiğimiz noktada Sayın Kerim Rota'nın tam olarak tarif ettiği noktaya geldik. İlk duyulan meşhur isim, Fatma Betül Sayan Kaya. İlk önce bu çıkana kadar, günlerce sustular. Biz bir isim açıklayana kadar yokmuş gibi davrandılar. Tamamen gizlemeye niyetlendiler. Harıl harıl 'nasıl yaparız da isimler ortaya dökülmeden, konuşulmadan bu işi örteriz' dediler. Çünkü biliyor ki genel başkan yardımcıları orada, mevcut bakanlar orada, bürokratlar orada, sarayın tamamı neredeyse orada.

İşe aileden bulaşan da var, siyasetten bulaşan da var. O yüzden bu işi örtbas etmenin peşindeydiler. Ne zaman ki çıktı hanımefendi, 163 milyon lirayı (yani 27 ev parasını) koyup 5 ay sonra 2.2 milyarı (yani 367 ev parası) çekmiş. Yani 27 ev parası koyup 340 ev parasını milletin sırtından fonlara borsalara koyanların parasını almış ve çekilmiş.

İsmi açıkladık, ondan sonra yavaş yavaş dökülmeye başladılar. Tabii bir yandan şunu kabul edelim, şunu düşünelim. Cumhuriyet Halk Partili belediyelere, ya da muhalif insanlara... Attığı bir tweetten, ya da hakkında açılmış bir soruşturmadan... 'Ya İBB'de 20.000 lira yemek yemişler 7-8 kişi, 7 kişi parayı birinin hesabına atmış, o atılan paraların hesaplarını sormak için' bürokratlarımızı topluyorlar, sabah 6'da basıyorlar, ensesine basıyorlar, ters kelepçe icabında yapıyorlar, doktora giderken ayrı video, doktordan çıkarken ayrı video günlerce döndürüyorlar. Ya da sanatçı, 20 sanatçıyı alıyorlar 'uyuşturucu' diye, 3 gün oynatıyorlar, 10 gün sonra tahlil sonucu geliyor 17'si temiz. Hangi üçüydü bilen yok. Hepsi birden kirlendi, lekelendi, utandı, sıkıntıya düştü.

"SAYAN KAYA ÖZEL ASANSÖRLE ÇIKIP İFADE VERDİ"

Ama yok. Eğer yaşam biçimi kendinden değilse, AK Partili değilse, hele hele birazcık muhalifse, bas ensesine, ver görüntüleri ekranlara, yap itibar suikastlerini... 2.000 lira, 20.000 lira, 200.000 lira evinde bulunamamış insanlar o haysiyet suikastlerine muhatap oldular. 2.2 milyar lira, 367 ev parası suçüstü yakalanmış kişi, Fatma Betül Sayan Kaya ifade verecek. Ertesi gün yazıyor 'Fatma Betül Sayan Kaya ifade verdi'. Nerede verdi? Burada verdi. Nereden girdi? VIP'den. Nasıl çıktı? Özel asansörle. Kime verdi? Bilmiyoruz. Ne soruldu? Cevap yok.

Gizlilik olan soruşturmalarda, kişinin sabah evinden çıkışını, üstündeki gece kıyafetine kadar servis edenler, sabah evinden çıkıp verdiği ifadeyi dakika dakika servis edenler, cep telefonunun içindeki soruşturmayla hiç ilgisiz bütün konuşmaları, yazışmaları, fotoğrafları doğru yanlış servis edenler, Fatma Betül Sayan Kaya'yı havaya temas ettirmeden ifade verip uzaklaştırdılar.

"GEÇMİŞİN BİR KİRLİSİ SAKIZ ÇİĞNEYE ÇİĞNEYE GELDİ"

Geçmişin bir kirlisi, sakız çiğneye çiğneye geldi, Türkiye Cumhuriyeti devletine meydan okuya okuya. Fatma Betül Sayan Kaya.... ifade verdi. Nasıl oldu, nasıl bitti kimsenin haberi yok. İşte AK Parti'nin ikili hukuk sistemi budur.

Soygunu bizzat yapanlar şimdi 'biz bu işi çözeceğiz' diyor. Hekime karşı şiddet var; 25 yıldır ülkeyi bunlar yönetir, bütün Sağlık Bakanları buradan, hekime karşı şiddeti 'birlikte çözeceğiz arkadaş'...

Gazeteciler ya da milletvekilleri, AK Partililer... Mahinur Hanım'dan özür dilensin. Allah Allah ya! Ne güzel memleket! Ne kadar normal şartlar. Bir atmosfer basınç, 25 santigrat derece ısı, memlekette her şey öyle. İlk kez biri mağdur oldu, Mahinur Hanım'dan özür dilensin.

"İMAMOĞLU'NUN BABASINI BAHÇESİNİ 3 KEZ DOZERLE KAZDILAR"

Ben kendim, partinin genel başkanı olarak Mahinur Hanım'ın babasının ellerinden öpüyorum, dedim. Ve burada, Mahinur Hanım'a önemli bir sorumluluk yükledim. O kadar iyi oldu ki bu iş, o kadar iyi oldu. Neden? Bir hafta önce Ümit Özlale isimli birinin adını bütün AK Partililer servis etti, paylaştı. TC'si farklı çıktı, özür dileyen yok. Özür dilensin diyen yok, geçelim. 'Babam karalandı'. Ne kadar zaman? 7 dakika. Liste sizin elinizde. Bakarsın TC'sine, 'Babam karalandı'. 7 dakika sürdü babanın karalanması. 7 dakika! Ekrem İmamoğlu'nun babası, 18 ay, 'senin oğlun hırsız' diyorlar. Gidip babasının köydeki evinin bahçesini 3 farklı kez dozerle kazıyorlar 'buraya para sakladı mı?' diye. Babasının evinin köşesindeki su kuyusunun dibinde kasa arıyorlar. 6 yaşındaki küçücük Gizem'in kulağındaki küpeye sabahın altısında dedektör tutuyorlar 'altın mı, babası aldı da altına çevirdi rüşvet parasını da, kızın kulağına mı taktı?' diye. Altın diye öterse çıkartıp, kulağından 6 yaşında kızın küpesini alıyorlar. Küçücük çocuklar okula gidiyor, 'dün senin babanı televizyonda gördüm' diyor, bütün gece babaların, annelerin görüntüsü fır fır A Haber'de, TRT'de dönüyor.

MAHİNUR GÖKTAŞ'A ADA'YI ZİYARET ET ÇAĞRISI

Gaziosmanpaşa Belediye Başkanının mühür çıkan kasasından yalan dolan görüntüsü servis ettiler. Stok görüntü... 'Boş kasa görüntüsü yoktu, onu koyduk' dediler. İnsanların dağdaki evlerinin kasasından mermi çıkıyor, 'Euro çıktı' diyorlar. Sonra yalan çıkınca Allah'ın kulu özür dilemiyor. Mahinur Hanım, ADA - Aile Dayanışma Ağı... Babanızın 7 dakika uğradığı mağduriyete 7 ay, bir yıl 7 ay, 1,5 yıldır muhatap olan ailelerin dayanışma ağı, oraya gidin! Oraya, haysiyet suikastı nasıl yapılıyor onlardan öğren...

Sizin okuduğunuz, sizi savunan gazeteler yıllardır bu insanlara ne yaptı görün!

Deyin ki: '7 dakika başıma geldi, doğrusunu söyledim. Özgür Bey bile babama selam yolladı, özür diledi. Ama ben de bir şeyi öğrendim. Bu memlekette böyle oluyormuş bunlar.' deyin, o zaman Aile Bakanısınız. O ailelere sahip çıkarsanız Aile Bakanısınız.

"O LANET LİSTEYİN AÇIKLAYIN"

Buradan şunu söyleyeyim, bütün milletvekili arkadaşlarıma söylüyorum: Eline belge gelen, bilgisi olan bu bilgiyi, aman ha öyle mi olur böyle mi olur; kaya gibi arkanızdayız, kaya gibi bütün Türkiye! Koyacaksınız ortaya! Koyacaksınız ortaya, doğru mu yanlış mı onlar söyleyecek!

Eğer yanılgı olsun istemiyorlarsa o lanet listeyi kendileri açıklasınlar görelim! Kendileri açıklasın haramzadeler!

Sen listeyi açıklama, TC'si yanlış, sanki iftira atmış. Birbirinize iftirayı birbiriniz atıyorsunuz, attırıyorsunuz! Parti içinde birbirinizi yiyorsunuz, sonra gelip bize ahkâm kesiyorsunuz! Hadi oradan! Hadi oradan!

"BÜTÜN ARKADAŞLARIMIN ARKASINDAYIM"

Bütün arkadaşlarımın sonuna kadar arkasındayım! Bir santim geri adım atan sizden beter olsun!

Sistemde parası kalan her bir vatandaşımız mağdurdur. Ev parasını, ameliyat parasını, okulunun, evladının okul taksitini buraya kaptıranlar var.

Mağdurların bir kısmı bugün grup toplantımızdalar. Biz mağdurun partisine bakmayız. Mağdurun siyasi görüşüne bakmayız. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin mağdurlara duyarsızlığının ve onları bir şekilde bastırmaya çalıştığının da farkındayız. Mağdurlar şunu bilsin, hangi görüşten olursa olsunlar: Biz sarayda oturanlardan, kibirle aşağıya bakanlardan, sizi karınca gibi görenlerden değiliz! Karıncanın kardeşi var, o da YENİ Parti’nin ta kendisidir!

"YAPILMASI GEREKEN BELLİDİR"

Yapılması gereken bellidir: Erdoğan masasının üstündeki soyguncu listesini bir an önce açıklamalıdır. Bu paralar soygunu yapanlardan alınmalıdır. Amerika bunu geçmişte yaptı, bir daha benzer olayların yaşanması çok çok azaldı.

Ama siz eğer siyasi saiklerle bu kişileri gizlemeye, suçlarını örtmeye, bazılarını feda edip kodamanları, tepedekileri gizlemeye, bakanları, bir bakanlığın yetkililerini korumaya, saraydaki, yanı başınızdaki üst düzey bürokratları korumaya kalkarsanız o zaman bu milletin size hiçbir güveni kalmaz.

Ayrıca fonların hoplatıp zıplatıp millete çakıp kaçtığı hisse senetleri var. Bu senetlere sıkışmış, satamamış, perişan olmuş insanlar var. Bunların da mağduriyetlerinin mutlaka giderilmesi gerekmektedir.

ERDOĞAN'A FETÖ YANITI VERDİ

Erdoğan utanmadan sıkılmadan, sıkışınca hep yaptığı gibi 'Dış güçler sabotaj yapıyor' diyor, kargalar gülüyor. Hatta dün 'FETÖ parmağı var bu işin içinde' dedi. Hayati Yazıcı, Hayati Yazıcı... Oğlu işin içinde suçüstü yakalandı. Oğlunun ortağı, Allah rahmet eylesin, canına kıydı. Ya da o işe çok daha dikkatli bakmak lazım.

Ömer Çelik, Ömer Çelik, Fatma Betül Sayan Kaya'nın 10 katı vurgun yapmış kişiyle Bodrum'da tatil yapmış, konser izlemiş, aynı uçakla gitmiş, aynı uçakla gelmiş. Şimdi fotoğrafı çıkmış, önlü arkalı oturmuş o fonda milletin parasını çarpıp gidenle; onu yayınlayan gazeteciyi hapse attırdı!

Ömer Çelik öyle pahalı takım elbiseler, dik duruşlar, özgüvenli sözler konuşurken bu olay ortaya çıkınca çıktı, eli ayağı titriyor, eli ayağı! Ne dediğini bilmiyor, ağzından ateş çıkıyor. Dedi ki: 'Şu andan itibaren...' Ne andan itibaren Ömer Bey, ne oldu? Ne oldu, hangi andan itibaren? 'Şu andan itibaren' diyor, 'teyakkuzdayız, en üst düzey alarmdayız. Siyasi ve hukuki mücadelede en üst noktaya çıkıyoruz.' dedi; dört gazeteciyi evden aldılar, ikisini hapse attılar, ikisine adli kontrol, geceleyin itiraz üzerine ev hapsi verdiler.

Savcıların, hâkimlerin parti sözcüsünden talimat aldığı, parti sözcüsünün işin ucu kendine geldiği zaman haykırdığı, höykürdüğü, aslında çatıştıklarına ses yükselterek 'Bu gazetecileri bari toplayın' dediği, haberin kaynağını değil de haberi yapanı hedefine koyduğu bir işin içindeyiz.

"BİRBİRİNİZİ YİYOR, BİRBİRİNİZİN KUYUSUNU KAZIYORSUNUZ"

Ömer Bey, bu kadar gizlilik varken, bu kadar gizlilik varken bu işler nereden çıkıyor? Nereden çıkıyor? Bayrampaşa YENİ Parti örgütünden mi çıkıyor? Nereden çıkıyor? Birbirinizi yiyorsunuz, birbirinizin kuyusunu kazıyorsunuz, birbirinizle tehlikeli işlere girişiyorsunuz, sonra dönüp zavallı gazetecileri çocuklarından ayırıyorsunuz. Birazcık mert olun; 'Yaptıysam yaptım, hesabını veririm' deyin, gazetecilerle uğraşmayın kardeşim!

Bir yandan Fatma Hanım'ın yaptığı vurguna dış güçler aracı olacak, bir yandan Erdoğan'a o atamaları yaptırırken dış mihraklar atattıracak, bir yandan tam liste onların önünde duracak, diğer taraftan yine mağduriyet AK Partililere, AK Partililerin ailelerine falan kalacak.

Arkadaşlar; o AK Parti'nin çizdiği sınırlar içinde siyaset, o sınırlara riayet, onları rahatsız edecek işlerden uzak durmak ve AK Parti'yi konforlu alanda bırakmak... Biz o işleri tamamen rafa kaldırmışız!

YENİ Parti'nin siyaseti, 3 Kasım 2023'ten beri bizim siyasetimiz; yenilgiyi kabul etmeyen, AK Parti'ye konfor alanı tanımlamayan, onlara huzur vermeyen, onların gücünden çekinmeyen siyaset milletin hakkını savunmak için meclistedir, meydandadır, ortadadır! Kimsenin bundan endişesi olmasın!

"GÖZ GÖRE GÖRE HALKI KANDIRIYORLAR"

Bakın göz göre göre halkı nasıl kandırıyorlar. Bakın, gazetenin adı Sabah. Konu teknik, rakamlar kritik ve net. 'Son dakika' diyor, 'Bölüm MASAK'. 'MASAK fonlardan çıkış yapan paranın izinde!' '187 milyar blok, hesaplar donduruldu, yurt dışı yasağı kondu. 141 kişiye ait, 141 kişi ile 73 şirketin hesapları bloke. 141 kişiye ait 187 milyar.' Sabah gazetesinin MASAK'a dayandırarak verdiği haber....

Ardından bir saat kırk beş dakika sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı: 'Her türlü iş ve işlem bakımından bildirim yükümlülüğü kapsamında gerekli tedbirler alınması ve durdurulması. Liste: 85 kişi.' 141 kişi, 85 kişi! Bu 85; adını sanını çok bilmediğiniz, AK Partili olsalar da uzaktan bağlantılı 85. Arada, buradaki 141 ile arada 56 isim kayıp bir buçuk saat içinde! 56 meşhur ismi listeden çıkarıp, onlara hesaplarına dondurmayı kaldırıp düzeltmeyi yapıp 85'e indiriyorlar.

Sabah gazetesi bu kaynağını açıklasın, ki MASAK diyor. Bakanlık da, Sabah'taki 141 nasıl 85'e inmiş Adalet Bakanlığı onu açıklasın.

Bakın, burada ayrıcalıklılar listesi: Mustafa Yazıcı, Hayati Yazıcı'nın oğlu. İki yazı arası bir saat. Hesabı dondurulan Mustafa Yazıcı, 5 kişiyle birlikte hesabındaki bloke kaldırılan Mustafa Yazıcı, Hayati Yazıcı'nın oğlu!

Bir tarafta 'İşin ucu nereye giderse gitsin' diyen yalandan bir politik söylem, bir tarafta Hayati Yazıcı'nın oğluna hesabına bloke koyan Cumhuriyet Başsavcılığı, bir saat sonra hesaptaki blokeyi kaldıran İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı! Böyle adalet olacaksa olmaz olsun! O mağdurların hakkını yiyene de zehir zıkkım olsun!

"GEREĞİNİ YAPTIK PARTİDEN ATTIK"

Değerli arkadaşlar, fon hırsızlığının yanında bir de doğrudan muhatap ve mağduru olduğumuz milletimizle birlikte bir demokrasi hırsızlığını yaşıyoruz. Muhalefete karşı 2024 yılının 30 Ekim gününden beri muhalif seçmenin seçtiği, ilçelerini, illerini emanet ettiği belediye başkanlarına, meclis üyelerine karşı büyük bir siyasi operasyon sürdürülüyor.

Hiçbir somut delil olmadan... Ki aylar- aylarca meydanlarda diyor ya 'meydan meydan, şehir şehir gezdi'. Gezdim! Dedi ki bu operasyonları diyor 'itibarsızlaştırdı'. İtibarı yoktu, o yüzden itibarsızlaştırdım! Biliyordum. Arkadaşlarımın gözünün içine baktım ve onlara olan güvenimle bir genel başkan olmanın gereğini yaptım. Ben Manavgat'ta, bir günde Manavgat Belediye Başkanını partiden attık.

Bakma, baklava kutusunu diyorlar ki 'baklava kutusu savundu'. Filmi çekenin bir ay önce tutuklandığını, elverişli bir film için senaryo oynadıklarını söyledik ama baklavacıyı da belediye başkanını da o dakika attık, o dakika! Ve ispatladık bir ay önce uyuşturucudan gözaltına alınıp birkaç saatte bırakılıp sonra baklava kutusuyla filminin çekildiğini.

Bu olaydan birkaç ay sonra Bodrum'da bir belediye meclis üyesi rüşvet alırken yakalandı, o dakika attık! Uşak Belediye Başkanı, 4 günlük gözaltı süresinde avukat kabul etmediler. Avukata ulaştığı an tedbirli olarak disipline sevk edip partiden attık. İşlemin bittiği 20. günü, efendim '20 gün atmadılar'. O gün aldık kararı! Herkes biliyor tedbirli disipline vermek ne demek.

Bir yerde kusuru olup da açıkça tartışmaya açık olmayıp da ya da kendi de kabullenip de bir dakika gözünün yaşına bakmadık. Ama öbür tarafta efendim AK Parti'nin güldür güldür kendine istediklerini, gönüllü bağışlarla millete, çocuğuna kreş yaptırmış; efendim icbar yoluyla irtikap. Her ay aldığı parayı 12 ay sonra tekrar almaya devam etmiş; efendim ödemiyordu da, rüşvet istedi de, şunu verdi de bunu da...

Şunu verdi de bunu da... Bir tek kanıt, bir delikli kör kuruş para ne evde, ne kasada, ne hesapta, ne yakınında, ne orada burada!

Tamamında, tamamında, hele hele partimize, arkadaşlarımıza atılan büyük iftiralar... Hani biliyorsunuz ya para kutusu çantaları, 'İçinden çamur çıktı' diyor sonra iddianame. Hani diyor ya 'Paraları bölüştüler', öyle duymuştum, yokmuş öyle bir video. Hani diyor ya 'Parke altından 2 milyon euro', 2 sent çıkmamış, 2 sent! Yok öyle bir belge. 'KİPTAŞ'tan ev dağıttılar', öyle duymuştum, yalanmış. Tamamı, tamamı çöktü!

Şimdi diyorlar ki: 'Efendim onlar kendilerini savundular, şöyle yaptılar, böyle yaptılar. Meydan meydan gezdi' diyor, 'yolsuzluk yapan arkadaşlarını savundu.'

"EKREM İMAMOĞLU'NUN SUÇU AK PARTİ'Yİ YENMEKTİR"

Meydan meydan gezip savunduğum arkadaşlarım bu milletin seçtiği, usulüne göre yapılan denetimlerde hiçbir suç çıkmayan, delilden suçluya değil, hedefteki kişiden delile gitmek için milleti iftiraya zorladığınız, somut kanıtla ispatlayamadığınız, haysiyet cellatlığı yaptığınız işlerdir!

Milletimiz de biliyor, ben de biliyorum, bütün AK Partili yöneticiler de biliyor ki arkadaşlarımızın suçu, Ekrem İmamoğlu'nun suçu, belediye başkanlarımızın suçu AK Parti'yi yenmektir! O suçu hep birlikte bir daha işleyeceğiz!

Değerli arkadaşlar; Bayrampaşa, Ataşehir, Gaziosmanpaşa, Adalar, Üsküdar... Bu belediyelerde belediye başkanlarını tutukladılar. Kiminde çoğunlukları vardı Gaziosmanpaşa gibi, hemen ilk seçimde, o yüzden içeride başkan. Kiminde önce bizden seçildi, o sırada belediye meclis üyelerine birkaç ay çalıştılar.

Öyle somut deliller var ki, buradan söylüyorum, örneğin bazı gazeteciler demişlerdi ki: 'Bu iddialar doğruysa ispatlanmalıdır.' Özgür Çelik gitti, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına partimiz adına başvurdu.

Örneğin Üsküdar'da bir tanesi diyor ki: 'Benim oğlum yurt dışında firari. Adalet Bakan Yardımcısı söz verdi, ben oyumu AK Parti'ye vereceğim, 15 yıldır kaçak olan oğlumu Türkiye'ye geri getirecekler, terör suçundan kurtaracaklar.' 40 kişinin içinde diyor ki: 'Mecburdum, AK Parti'ye verdim, kusuruma bakmayın.'

Bir başkasının ilk oylamada oğlu hapiste, ikinci oylamada bilmem kaç yıl ceza almış oğlu tutuksuz bırakılmış, dışarı salınmış, oylamada tavrı değişiyor.

Bir başkası ağzıyla söylüyor: 'Belediye başkan yardımcılığı teklif edildi, o yüzden parti değiştirdim.' Bizim kurultay davasında kurultay delegesi 5 ay sonra belediye meclis üyesi olmuş, 'Sen iradeni fesada mı uğrattın, belediye meclis üyesi olmak için mi Özgür Özel'e oy verdin?' sorusu var; adam ağzıyla söylüyor: 'CHP'liydim, belediye başkan yardımcılığı sözü karşılığında taraf değiştirdim' diye.

Diğer taraftan şantajlar, teklifler, baskılar, paralar havada uçuşuyor ve belediye meclisindeki transferleri tamamlıyorlar. Önce gizli tutuyorlardı. Örnek: Üsküdar. Belediye başkanvekiline operasyon yapıyorlar, ilk seçilene. O anda transfer ettirdiklerine 1. tur, 2. tur belli değil, 3. turda şak taraf değiştirtiyorlar ve belediyeyi elimizden almaya çalışıyorlar.

"YA İSTİFA EDERSİN YA İÇERİ GİRERSİN DEDİLER"

Buna millet dedi ki: 'Ya böyle şey mi olur? Kadını aldınız, yerine seçilen var, onu da aldınız, taraf değiştirdiniz.' Bu sefer Ataşehir'de öyle yapmadılar. Önce transferleri yaptılar, sonra gelip belediye başkanvekiline 'Ya istifa edersin ya içeri girersin' dediler. Arkadaşımız tweet paylaştı 'Onurlu duracağım, asla bükülmeyeceğim, eğilmeyeceğim' diye. Bütün Türkiye bir gece onu konuştu. Ertesi sabah, daha Türkiye onu konuşurken, sabah yatağından alıp götürdüler. Şimdi içeri attılar, o seçimi yenilediler, Ataşehir'e taraf değiştirdiler. Bu kadar açık, bu kadar net!

Bakın bunların bir tanesine 'olmadı' diyen yok. Biz bunların her birini Üsküdar için yazıp Cumhuriyet Başsavcılığına verdik, duruyor daha orada. 'Çağır bunları, konuş' diyoruz. Belediye meclis üyesinin ortağını iki gün önce alıp salıyorlar. Ortağı diyor ki, mimar ortağı: 'Aman abiciğim, yarın dikkatli ol.' Geceleyin de onu bir yokluyorlar, 'Yarınki durumun ne?' diye.

"EYÜPSULTAN İÇİN AÇIK AÇIK SÖYLÜYOR"

Bu şartlar altında, böyle olmadık işlerle, hileyle, hurdayla, ahlaksızlıkla teker teker... Eyüpsultan'da en son yine buna niyetlendiler. Ne oldu gördünüz. Buradan kayda geçirelim: Aynı şeye giriştiler. Aynı şeye giriştiler; 3. turda 4 tane kişiyi böyle ikna edebilmişler, 5'e gelememişler, 18-18 berabere kaldılar. 4. turda 19-18 gibi bir şeyle, 19-18 ya da 20'ye 18, biz kazandık son turda en yüksek oyu alarak.

Adamın açıklaması şu: 'Bu seçime itiraz edeceğiz. Biz bu seçimi iptal edeceğiz. Görün haftaya gelip burayı yine biz kazanacağız.' Eyüpsultan için bunu açık açık söylüyor, açık açık söylüyor!

Eğer, eğer bu kadar kötülük bu milletin gözünden kaçıyor sanıyorsanız... Bu kadar açık açık... Ya bu millet yıllarca bu Eyüpsultan'ı da, Üsküdar'ı da, Bayrampaşa'yı da, Gaziosmanpaşa'yı da size yönettirdi. Belediye meclisi de, belediye başkanı da gitti görev yaptı. Bu milletin karşısına çıktınız, 'Bu sefer olmaz' dediler. 'Bu sefer başkası yönetsin' dediler. 'Siz de birazcık sabredin, muhalefet edin, az kenarda durun' dediler.

"ATAŞEHİR'İ ALAMADIN ALAMAYACAKSIN"

Şimdi bu milletin tercihlerine karşı böyle pis işlere girerek güya 'Üsküdar'ı geri aldık' diyor, 'Gaziosmanpaşa'yı kazandık' diyor, 'Bayrampaşa artık bizde' diyor, 'Ataşehir'i ilk kez aldık' diyor. Ya Ataşehirli vermedikten sonra sen belediye binasını kökünden çalsan binayı çalarsın! Ataşehir'i alamadın, alamayacaksın!

"2 NO'LU BARO ANKARA BAROSUNU KAZANAMIYORUZ DEMEK"

Bakın yargıdaki çeteleşmenin, 19 Mart darbesinden beri yargıdaki çeteleşmeyi anlatıyoruz. Sonunda artık apaçık itiraf ediyorlar, apaçık! Bir AK Partili itiraf ediyor: Ankara 2 No'lu Baro Başkanı. Ne demek 2 No'lu Baro?

'Biz Ankara Barosunu kazanamıyoruz, 2.000 kişiye yeni bir baro kurdurtalım; anayasaya aykırı, kanuna aykırı, usule aykırı... Bizimkiler oraya gitsin, orada kendi başkanlarını seçsinler, biz de o baroyu destekleyelim, bunu güçsüzleştirelim.'

Allah'tan avukatların, bu 2.000 kişinin içinde de yalan olmasın, 1.000'den fazlası kamu avukatı bunların zorlamasıyla. Bir kısmı kendi dönemlerinde Başkentgaz'da anlaşmalı avukatları zorladılar falan... İttir kaktır bir baro kurdurdular. O baroya bir başkan seçtiler, o başkan Gökhan Ağdemir nasıl söylüyor bakın:

'Adalet Bakanlığı bize bir ayrıcalık tanıdı.' Yaptığı güzel işleri anlatıyor. Yeniden... sonra aday olamadı ama yeniden aday olacak. Ne iyi bir şey yaptığını anlatıyor üyelerine, dinleyin bakın: 'Adalet Bakanlığı bize ayrıcalık tanıdı. 2 senede referansımızla,' yani torpilimizle, '70 baro üyemiz avukat arkadaşımızı hâkim ve savcı yaptık.'

2 No'lu Baro, AK Parti'nin barosu bu yapılırken biz hep dedik ki yapmayın. Baroları siyasileştirmeyin. Yarın bu baroların başka şeyleri olur. Altı oklu barolar çıkar, döner kurtlu baro çıkar, güvercinli baro olur, bilmem ne baro olur, sonra siyaset, adalet birbirinin içine girer dedik. Dinlemediler.

Açık açık Baro Başkanı söylüyor bu mevzuyu. Ve tam olarak da suçüstü halidir, bir gerçeğin itirafıdır. O barodan hâkim savcı olmuş o 70 ismin çıkarılıp, dönülüp oraya bakılması lazımdır.

Ama bir de Allah'ın sopası yok, nasıl işler oluyor? Şimdi bu 2 No'lu barolardan bir tane de İstanbul'da kurdular. İstanbul'da burası kadar çok kamu kurumu yok, burası kadar ittirme olmadı. Orası kurulurken AK Partililerin dışında yine muhafazakâr, eskiden AK Partili olan ya da AK Partili değil Milli Görüş'ten olan bir grup avukat da gitmiş oraya kayıt yaptırmış. Orası da 2.000 kişi. İstanbul Barosu dünyanın en büyük barolarından bir tanesi, o da dünyanın en küçük barolarından bir tanesi, 2.000 kişi.

"HADİ ANCA GİDERSİN"

O 2.000 kişi girdiler, yarıştılar. AK Parti'nin adayı bu yarışta 3 oy—3 oy mu 7 oy mu—farkla geride kalmış! Milli Görüşçüler kazanmışlar. Açıklama yapıyor: 'Sonuca itiraz edeceğim, mahkemeye gideceğim, yönetimi geri alacağım' diye. Yani belediye seçimini kaybedenler başkanı hapse atarlar, vekillik seçimini kaybederler kumpas kurup seçimi yenilerler, kendi kurdukları baronun seçimini kaybeden kabiliyetsizler seçimi kazananlar için mahkemeye giderler. Hadi anca gidersin! Anca gidersin!

EKREM İMAMOĞLU'NUN SAVUNMASI İÇİN ÇAĞRI

İşte maalesef bu çete dünyanın en büyük siyasi davasını görüyor. 15,5 milyon insanın oy vererek cumhurbaşkanı adayı yaptığı Ekrem İmamoğlu bir dava- bir darbe davasında yargılanıyor. 18 aydır hiçbir delil olmadan, bir kuruş dahi para bulunmadan, gizli tanıkların ve itirafçıların, iftiracıların beyanıyla tutuklu.

Adil yargılanma hakkı nasıl elinden alındı takip ettiniz. 9 Mart'ta yargılama başladı. İlk sözü istedi: 'Ya madem örgüt lideriyim, bir sorgulayın beni' dedi, 'Olmaz' dediler. 'Kısa bir giriş yapayım' dedi, 'Olmaz' dediler. Millete soru soruyorlar, Ekrem Başkan itiraz ediyor, 'Ekrem Bey sıranız gelince konuşacaksınız, savunma hakkı kutsaldır' dediler, bekledi.

Haziran ayı geldi, Haziran ayı bitti. 9 Temmuz günü, daha doğrusu 6 Temmuz, 7 Temmuz, 8 Temmuz, 9'unda 'Ben kaçarım' dedi hâkim. 'Celseyi kapatıp giderim.' Ekrem Bey dedi: 'Ben ne olacağım?' Dedi ki: '4,5 saatin var. Sen ve bütün avukatların bu bütün dosyayı...' 157 farklı şeyden suçluyorsun adamı! 9 Mart'tan beri 2- Nisan, Mayıs, Haziran 3 ay üst üste, aralıksız 4 ay hakkında konuşuluyor, duruyor orada, 'Avukatlar dahil 4,5 saatte bitir bu işi.' 'Olmaz' dedi, 'O zaman savunmadan vazgeçtin' dedi, kapattı tatile gitti.

Dönmüş gelmiş, yeni duruşmayı açtı Ağustos'ta. Ekrem Bey söz istedi, 'Olmaz' dedi. 'Ben ne zaman savunma yapacağını sana söyleyeceğim' dedi. O gün be- duruyor, susuyor. Ekrem Başkan savunmasını kitap yaptı, matbaayı bastılar, kitaplara el koydular savunması ulaşmasın diye.

Şimdi nihayet, umarız yarın Ekrem Başkan savunma yapmak için, yeni bir dalavere alavere olmazsa, kürsüde olacak. Ben demokrasiye ve adalete inanan herkesi Ekrem İmamoğlu'nu savunmak için değil, avukatları savunur; Ekrem İmamoğlu'na inanmak için değil, inananlar inanıyor, sevenleri inanıyor; siz tarafsız bir gözle, adil yargılanma hakkını savunmak için İmamoğlu davasına gelebiliyorsa gelmeye, gelemeyenleri kulak vermeye, ne söylüyor diye bir dinlemeye, okumaya; yani 'Ekrem İmamoğlu'na 1,5 yıldır bu kadar iftira atılıyor' diyorlar, tarafsız bir gözle dinlemeye davet ediyorum.

Çünkü Ekrem İmamoğlu'nu desteğe davet etmiyorum. Ona destek veren çok, var, bulunur. Biz adil yargılanma hakkını savunmaya, savunmasının kısıtlanmamasını savunmaya ve tarafsız bir gözle milletimizi bu savunmayı dinlemeye davet ediyorum.

Ve sonunda şuna inanıyorum ki: Aktroller çetesinin talimatı ne olursa olsun ya da mahkemeyi yönetecek hâkimin, heyetin kararı ne olursa olsun İmamoğlu'nun ihtiyacı olan şey milletin vicdanında yargılanıp milletin vicdanında aklanmaktır. Ben onu dinleyen, anlamak için dinleyen herkesin onun masumiyetine, haklılığına ve temizliğine inanacağına yürekten inanıyorum.

Değerli arkadaşlar, biz son yerel seçimleri kazanan kadrolarız. Biz AK Parti'yi tarihinde ilk kez yenen kadrolarız. Biz seçimi kazandık diye 19 Mart darbesine maruz kalan kadrolarız.

Biz arkadaşlarımızı bırakmadık diye 21 Mayıs'ta partisine kayyım atanan, partisinde kazandıkları son 4 kongre yok sayılan ve bir seçilmemiş heyete partileri verilen ve iki aylık mücadelenin sonunda milletin talimatıyla yeni bir yola çıkan, Yeni Parti'yi kuran kadrolarız.

Yakınları, aileleri, akrabaları, yol arkadaşları, cumhurbaşkanı adayları hapse atılan, zulmedilen kadrolarız. Tarihte görülmemiş bir baskıyla karşı karşıyayız. Eğer AK Parti muhalefette olsaydı ve ona bu baskıları yapacak bir ceberut iktidar bulunabilmiş olsaydı emin olun %95'i 15 gün içinde dağılırdı.

Biz topuklayıp gidenler, kaçanlar, satanlar bir yana; 'Onlara teslim olacağıma aslanlar gibi içeride yatarım' diyen aslanların yol arkadaşlarıyız!

Bu yangın yerinde, bu yangın yerinde kimi tehditlere direnirken, mücadele ederken onuru ve haysiyeti için yataktaki anasını, babasını bırakıp hapiste yatarken; beşikteki çocuğunu, hatta kendisi içerideyken doğan çocuğunu açık görüş günleri ayda bir kere kucağına alabilirken birileri tehditle, şantajla, teklifle, bir sebeple gidiyor, parti değiştiriyor. Bu yangın yerinde İzmir Belediye Başkanı da gitti, AK Parti'ye katıldı.

Kendisini seçenlere ihanet edip, arkadaşlarına, yol arkadaşlarına ihanet edip; söylediği her sözü, ettiği her yemini, verdiği her teminatı hiçe sayıp daha 10 gün önce söylediği sözleri hepsini birden yok sayıp gidip bir de orada birilerine methiyeler düzmeye, oralarda pişkin pişkin sırıtmaya, İzmir'i- İzmir'le alay etmeye ve İzmirlileri kahredecek işler yapmaya başladı.

Bu ne ilk, belki de son olmayacak. Tarihte de hep böyle oldu. Çünkü dönem kirli bir dönem ve bu dönem kirlilerle temizler, cesurlarla korkaklar, menfaatçilerle kahramanlar birbirinden öyle ayrışacak, tarihte öyle yerlerini alacaklar.

Ben bir yıl önce kongremizi yaparken 'Ben size iktidara gül bahçelerinden yürümeyi değil; dikenli yollarda yürümeyi, eziyet çekmeyi, üzülmeyi ama teslim olmamayı vaat ediyorum' demiştim. Oradaki yolda devam ediyoruz.

Elbette İzmir'de yaşananlar ve İzmir'de yaşananların İzmirlilere hissettirdiklerini anlıyorum. 10 yaşında bir başka şehre ilk kez gitmiş, İzmir'e yatılı öğrenci olarak gitmiş; iki haftada bir çıktığı çarşı izinlerinde bugün o ihaneti yapanların hizmet etmekle mükellef olduğu şehirde 1985'te koca koca binalara baka baka dolaşmış... Hayatı tanımış, insanları tanımış, İzmir gibi bir şehri tanımış. 12 yaşında Zübeyde Hanım'ın kabri başına gitmiş, Karşıyaka'da dua etmiş. İlk Kurşun Anıtı'nın önünde gözyaşı dökmüş. Her 9 Eylül'ü kendi yaş gününden daha büyük bir heyecanla karşılamış küçücük bir çocuğun ilkokulu, ortaokulu, liseyi, üniversiteyi, vatani görevini yaptığı bir şehirde...

Genel başkan seçildikten sonra, hatırlayın o köşe yazarlarını, efendim 'İzmir'i felaket bekliyor, İzmirli küskün, İzmirli kırgın' yazıları arasında İzmir'de 31 belediye başkanı adayı göstermiş ve 29'unun seçilmesini 31 Mart akşamı sevincini sizlerle birlikte yaşamış birisiyim ben.

O gün, o gün İzmir'in bugün bizde olanlar olmayanlar, bütün milletvekilleri başarıyı sahipleniyorlardı. Bugün orada burada yalan beyanlarda bulunanlar ilk telefonla kutlamaları yapıyorlardı. Türkiye tarihinin en büyük yerel seçim başarısıydı. Türkiye'nin %65'i, ekonominin %85'i; İzmir'de bir Menemen ve Aliağa özel durumu olan iki ilçe dışında tamamı kazanılmıştı ve çok büyük bir zaferdi.

O gün belirlenen, çeşitli yöntemlerle diğer adayların belirlendiği gibi belirlenen aday bugün ihanet etti. Şimdi birileri, o gün 'Büyük bir zafer, başarı' deyip sahiplenen birileri dönmüş bize ıvır zıvır konuşuyor. 'Onu yapacak mısın, bunu yapacak mısın, özeleştiri yapacak mısın?' Özeleştirine, özeleştirine... İçim yanıyor, içim!

Bakın özeleştirinin şusunu söyleyeyim: Cemil Tugay'a eğer son imzayı bu el attıysa, bu el kırılaydı! Bu kafa kırılaydı! Bugünü görmeyeydi de o namussuza da yapmayaydı! Özeleştirine...

Ama, ama... Kendilerinin ilk ilan ettiği aday, prensesleri Aydın'da topuklayıp kaçarken hiç orada sorumluluk almayanlar... Prensesleri Afyon'dan AK Parti'ye koşa koşa giderken..."

AK Parti'ye koşa koşa giderken hiç sorumluluk almayanlar...

Ataşehir'de taraf değiştiren altı belediye meclis üyesinin beşi önceki dönemin sorumluluğunda olanlar...

Çıkıp da bize, İzmir'le aramıza girip 'Özür dileyecek misin?' İzmirlinin ayağının altına yatarım! Ama sizin gibi haysiyetsizlik peşinde koşanlara bu partiyi teslim etmem ulan! Aklınızı başınıza alın! Kimsiniz siz?!

Butlancılar! Kimsiniz siz?! İktidara teslim olanlar! Kimsiniz siz?! 47 yıllık zaferden sonra kaybetmeye görevlendirilenler!

Herkes şunu bilsin: İzmir'le Yeni Parti'nin arasına, İzmir'le Özgür Özel'in arasına kimse giremez! İzmir'de bir üzülen varsa, bir gözyaşı döken varsa kurban olayım ona! Özür ne, özür ne; köle olayım ona!

Ama herkes haddini bilecek! O İzmir'i 31'de 31 alacağız! O seçimlerde İzmir'de dünya rekoru kıracağız! Haydi bakalım!

İzmir, sana selam olsun! İzmir, Yeni Parti ve Özgür Özel sana kurban olsun! Hepinizi çok seviyoruz, hepinizi!"

Kaynak: Halk TV Haber Merkezi
Özgür Özel YENİ Parti