CHP MYK toplantısının ardından kritik açıklama: Mutlak gelirse göreceği var
Son dakika haberi...CHP MYK ardından Sözcü Zeynel Emre konuştu. "Mutlak butlan" iddialarına "Gelirse göreceği var" restini çeken Emre, vekil Hasan Öztürkmen'in ihraç talebiyle disipline sevk edildiğini duyurdu.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Merkez Yönetim Kurulu (MYK), eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun paylaştığı videonun ardından acil koduyla toplandı. Toplantı sonrası değerlendirmelerde bulunan Parti Sözcüsü Zeynel Emre, genç işsizliği ve ekonomik sorunlara dikkat çekerek, iktidarın yaklaşımını "İktidarın işi gücü varsa yoksa algı. Gerçek bu iktidarın umurunda değil" sözleriyle eleştirdi.
Umudunu kaybeden milyonlarca genci "ev genci" olarak tanımlayan Emre; emeklilerin yaşadığı zorluklara değinerek "Emekliler aldıkları 20 bin lira ile yarım kurbanlık dahi alamaz durumdalar" dedi. Çözüm önerilerini de sıralayan Emre, eğitim ve istihdam politikalarına vurgu yaparak "Kamuda mülakatı amasız fakatsız kaldıracağız" ifadelerini kullandı.
Açıklamanın bir diğer ağırlıklı gündemi ise yargı süreçleri ve son dönemde parti hakkında ortaya atılan "mutlak butlan" (kurultay iptali) tartışmaları oldu. Partili belediye başkanlarına ve siyasetçilere yönelik yürütülen davaları eleştiren Emre, "Tek bir günümüz yok ki Silivri'deki yapılan duruşmalarda yeni bir skandal patlak vermesin, yeni bir kumpas çökmesin" değerlendirmesinde bulundu.
Parti içindeki iddialara "Bölünme olmaz" sözleriyle yanıt veren Sözcü; butlan ihtimalini normalleştiren söylemleri nedeniyle Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen’in "kesin ihraç istemiyle" disiplin kuruluna sevk edileceğini ve bu konunun "ilk toplantısında Parti Meclisi" tarafından karara bağlanacağını duyurdu.
Toplantının ardından kameraların karşısına geçen CHP Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin açıklaması şu şekilde:
Milyonlarca evladımız evde oturuyor. "Ev genci" diye tabir edilen bir kitle var. Bu oran AB üyesi ülkelerde ortalama %9 iken bizde %20 seviyesinde. Bunun da üzerine çıkmış.
Şimdi değerli arkadaşlar, bu ne demek? Üniversite diploması olan ama iş bulamayan; mühendislik okumuş, mimarlık okumuş, öğretmenlik okumuş milyonlarca genç iş bulamadığı gibi umudunu da kaybetmiş, evde oturuyor. Bunun yanında iş bulup çalışanlar da kendi branşlarının dışında güvencesiz bir şekilde çalışmak durumunda bırakılıyorlar.
Yine bir başka araştırma diyor ki; bizim ülkemizde şu anda 1 milyon 953 bin, 15-25 yaş arasında işçi bulunmaktadır. Bakın, bu genç işçilerin resmi sendikalaşma oranı -hani 1 Mayıs'ta Sayın Erdoğan dedi ya "Ülkemizdeki sendikalaşmanın önündeki engelleri kaldırdık biz" dedi iktidarımızda- resmi olarak baktığınızda %6,3'tür. Ancak kayıt dışı istihdam edilenler dahil edildiğinde bu oranın %3,8 seviyesine oturduğunu görüyoruz.
Yine Toplum Gönüllüleri Vakfı'nın yapmış olduğu "Türkiye'de 100 Genç Olsaydı" araştırmasında; gençlerin %25'i son 3 ay içerisinde herhangi bir kültürel etkinliğe katılmamış. %51'i konsere gitmemiş. %62'si sinemaya gitmemiş. %92'si tiyatroya gitmemiş. %75'i müzeye gitmemiş. %20'si... Şimdi bu rakamlara baktığımız zaman ülkemizdeki gençlerin ne kadar mutsuz olduğunu, ne kadar kötü durumda olduğunu görüyoruz.
Yine Habitat Derneği'nin araştırmasına göre gençlerin eğitimine başka bir ülkede devam etmek istiyor. Ve %28'i de kendisine kendi ülkesinde bir gelecek hayal edemiyor. Hayali yurt dışına çıkmak, orada çalışmak.
"İKTİDARIN İŞİ GÜCÜ VARSA YOKSA ALGI"
Hal böyleyken mevcut iktidar 19 Mayıs'ta yüzeysel bir etkinlik yaptı. Olmayanı gerçek gibi gösteren, aslında fiyaskoyla sonuçlanan bir PR çalışması oldu. Kocaeli'de Gençlik Şöleni biliyorsunuz, izlemişsinizdir. Buna iktidarı destekleyen yandaş kalemlerin 100 bin katılım dediği, halbuki salonun dahi 35 bin kişilik olduğu, gençlerin çoğunun WhatsApp gruplarında toplantının AK Parti'nin bir toplantısı olduğunu bilmediğini, yurttan götürüldüğünü, okuldan götürüldüğünü kameralardan saklandığını söyledi. Yani genel başkanımız da burada ifade etti. Hakikaten ibretlik bir durumla karşı karşıyayız. İktidarın işi gücü varsa yoksa algı. "Ben algıyı nasıl yöneteyim? İnsanları nasıl kandırayım?" Gerçek bu iktidarın umurunda değil.
"EKONOMİNİN İYİCE DARALDIĞI BİR TÜRKİYE GERÇEĞİYLE KARŞI KARŞIYA KALACAĞIZ"
Kötü yönetimin sonuçlarını yaşıyoruz. Bugün bizim yıllardan beri övündüğümüz işte "Avrupa'ya göre genç nüfusuz, dünyada genç nüfusuz, bunun avantajını bölgesel anlamda ciddi anlamda göreceğiz" söylemlerinin son dönemde açıkçası gitgide boşa düştüğünü görüyoruz. Çünkü genç nüfus oranının %14,8'e kadar gerilediğine şahitlik ediyoruz. Yine ülkemizdeki doğum oranındaki düşüşü düşündüğümüzde, önümüzdeki dönem böyle giderse, bu gidişatı değiştirmediğimiz sürece nüfusumuzun yaşlandığı, ekonominin iyice daraldığı bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıya kalacağız.
"ÜLKEMİZDE GENÇLERİMİZ AÇLIK VE YOKSULLUKLA BOĞUŞMAKTADIR"
Düşük asgari ücretle, emekliye verilen maaşta, enflasyonda Avrupa birincisi olan Türkiye, doğurganlık oranında da sonlarda yerini alıyor. Sayın Erdoğan sürekli her katıldığı toplantıda konu aile, çocuk olduğunda en az 3 çocuktan bahsediyor. "En az 3 çocuk yapın" diyor. Ancak Sayın Erdoğan'ın o ekonomik refahı sadece kendi dar çıkar grubuna sunduğu gerçeği karşısında gençlerin gerçek anlamda durumundan haberi yok. Ülkemizde gençlerimiz açlık ve yoksullukla uğraşmakta, boğuşmaktadır.
Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında beş ana başlıkta biz gençlerin problemlerine çözüm bulacağız. Bunlardan birincisi eğitim, ikincisi sağlık, üçüncüsü istihdam, barınma ve ekonomi alanlarında. Bütünleşik gençlik güvencesi paketimizi önümüzdeki dönem gençlerin değerlendirmesine sunacağız.
"ÖNCE EĞİTİMDEN BAŞLAYACAĞIZ"
Bu kapsamda ilk önce eğitimden başlayacağız. Ülkemizde kaliteli eğitim olacak. Ülkede sadece varlıklı ailelerin çocuklarının ulaşabildiği sınıfsal bir avantaj olmaktan çıkartacağız eğitimi. Devletin okullarında yeterli öğretmen, güvenlik görevlisi, sağlık personeli atamalarını muhakkak gerçekleştireceğiz. Yine okullarda bir öğün ücretsiz okul yemeği, ücretsiz temiz içme suyu uygulamasını tüm Türkiye'de yaygınlaştıracağız.
Bizim okullarımızda uyuşturucu, suç çeteleri ve akran zorbalığına karşı kararlı ve etkili önlemler alacağız. Liseyi bitiren her gencin iyi bir yabancı dil bildiği, dünyadaki akranlarıyla rekabet edebilecek teknolojik kabiliyetlere haiz olmasını sağlayacağız. Bir yılda öğretim burslarını 1,5 çeyrek altın seviyesine yükselteceğiz. Cumhuriyet yurtları ile öğrencilerimizin barınma sorununu aşacağız.
25 yaş altı her gence iş, staj ve eğitim sunulmasını garanti eden 'Genç İstihdam Garantisi' programını uygulayacağız. Adil staj yasasını çıkartacağız. Genel Sağlık Sigortası ile borçlarını sileceğiz. İlk bilgisayar ve ilk cep telefonundan tüm vergileri kaldıracağız.
Bizim açımızdan ülkemizdeki en büyük, en önemli problemlerden biri ne? Nepotizm. Mülakatlarla hayatları elinden alınan, hakları yenen milyonlarca gencin yaşadığı haksızlığı ortadan kaldıracağız.
Kamuda mülakatı amasız fakatsız, mülakatı kaldıracağız. Avrupa'nın en pahalı ve en kötü internetine bizim gençlerimiz mahkum olamaz. Hızlıca 5G'den 6G'ye geçişi yurt genelinde hızlıca gerçekleştireceğiz. Değerli arkadaşlar, ve bizim ülkemizde gençlerimiz vizesiz Avrupa, yasaksız Türkiye'de yaşayacak.
"EMEKLİLER ALDIKLARI 20 BİN LİRA İLE YARIM KURBANLIK DAHİ ALAMAZ DURUMDALAR"
Önümüz bayram. Biliyorsunuz bu ülkedeki en zor durumda olanlar, en başında kim gelir desek asgari ücretli, emeklinin durumu. Bu iktidarın sefalete sürüklediği, adeta düşman hukuku uyguladığı toplum kesimlerinin başında emekliler geliyor. 20.000 liralık emekli maaşı, ortalama emekli maaşının 22-23 bin lira seviyesinde olduğu bir durumda, bu iktidardan önce bir emekli, en düşük emekli maaşıyla bakın bir buçuk kurbanlık koç alabiliyordu. Bugün gelinen noktada bir kurbanlık ortalama 45.000 lira. Emekliler aldıkları 20 bin lira ile yarım kurbanlık dahi alamaz durumdalar. Altın hesabına vurursanız, AK Parti iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşı ile 8 altın alınabiliyordu. Şu anda 2 çeyrek altın alınabiliyor.
Bakın şurada gösterelim. 2002 yılı, emekli maaşı, 8 çeyrek altın alınabiliyordu, şu andaki hal bu. Hani Türkiye güllük gülistanlık, uçuyoruz, dünya bizi kıskanıyor dedikleri noktalardan biri bu. İkinci tabloya bakalım. Bakın. Bayram ikramiyesi... Bir önceki sene 2025'le baktığımız zaman 8 kilo kıyma alınabiliyordu 4000 liralık bayram ikramiyesi ile, şu anda 4 kilo kıyma alınabiliyor. Yarısı. Bunu domates alımına baktığınızda 200 kilodan 80 kilolara düştüğünü görüyoruz. Yine demin ifade ettim, bakın 2002 yılı göreve geldiklerinde 1,5 kurbanlık alıyordu, şu anda yarısını alamaz durumda. Türkiye'nin esasında gerçek gündemi bunlar.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak diyoruz ki; emekliye sadaka gibi ikramiye verilmez. Emekli ikramiyesi en az bir asgari ücret seviyesinde olması lazım. Ki, emekli dediğimizde insanların aklına yoksulluk gelmesin. Torununa harçlık verebilsin, asgari düzeyde olsa da geçimini sağlayabilsin, hayatını yaşayabilsin. İşte, tek yıldızlı motellerde 3-4 emeklinin bir odayı paylaştığı Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız.
"KİMSE BU ÜLKEDE SAĞLIKLI BİR ŞEKİLDE YATIRIM YAPMAK İSTEMİYOR"
Çeyrek yüzyıllık dönemde, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı ekonomide istediği parayı bir türlü bulamadığından, çıkarmak istediği 8. vergi paketiyle ülkemizi bir kez daha -ve bu kanunları defalarca tekrarladılar, sakıncalarını hep işaret ettik- ülkemizi bir kez daha kara paranın, uyuşturucu baronlarının merkezi haline getirmek istemektedir. Ülkede hukuk, adalet olmadığı için, doğrudan gelen yabancı yatırımcı sayısı 2026 yılı itibariyle son 20 yılın en düşük seviyesindedir. 2.7 milyar dolara gerilemiştir. Ki bunlar da yani kısa yoldan pasaportumuzu almak için emlak alıp para getirenler. Yatırım yaptığını düşünmeyin. İstihdama katkısı yok denecek kadar az. Çünkü, faiz lobilerine milletin parasıyla kaynaklar aktarılırken, kimse bu ülkede sağlıklı bir şekilde yatırım yapmak istemiyor.
"İKTİDAR HAL BÖYLEYKEN NE VAR NE YOK SATMAYA DEVAM EDİYOR"
Bakın kıymetli yurttaşlarımız, sadece bu yılın ilk 4 ayında faize ödediğimiz para 1.1 trilyon lira. Aynı dönem içerisinde yatırıma ayrılan para ise 242 milyar. İşte böyle bir döngüde ekonominin düzelmesi mümkün değil. Değerli yurttaşlarımız, biz basın toplantılarımızda bu ülkenin zenginliklerinin, bu ülkenin varlıklarının, ta Cumhuriyet döneminden beri kurulan fabrikalarının nasıl çok ucuz rakamlara, yerli yabancı işbirlikçilere peşkeş çekildiğini anlatıyoruz. Ve bir yandan da ülkemizin doğasının, güzelliklerinin, milli parkların satıldığı, talan edildiğinden bahsediyoruz. Ancak iktidar hal böyleyken ne var ne yok satmaya devam ediyor.
Daha yeni, 19 Mayıs Salı günü Sayın Erdoğan'ın imzasıyla resmi gazetede 11346 sayılı bir kararname yayımlandı. Buna göre, 23 ilde toplam 1 milyon metrekare alan orman vasfından çıkartıldı. Yani 145 adet futbol sahası büyüklüğündeki bir alan daha talana, imara açılacak.
Üzülerek ifade ediyorum ki, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir iktidar, hiçbir dönem kendi ülkesine, kendi insanına, kendi dağına, ormanına, denizine bu kadar zarar vermedi. Ülkeyi parsel parsel satarken, bu halkın geleceği, özgürce yaşaması için mücadele edenleri, daha iyi bir Türkiye hayali kuranları da hapislerde tutuyorlar. Hapiste susturmak istiyorlar.
"NEYDEN RAHATSIZ OLURSUNUZ SİZ"
Bu ülkenin yetiştirdiği çok kıymetli, tarihimizde iz bırakan ozanları vardır. Bunlardan bir tanesi de Aşık Mahzuni Şerif'tir. Bakın gelinen noktada Ankara Birlik Tiyatrosu'nun 600 kez oynanan Aşık Mahzuni Şerif oyunu, Amasya'nın Gümüşhacıköy ilçesinde bir ilçe milli eğitim müdürü tarafından efendim değerlerimiz açısından sakıncalı bulunuyor ve sahnelenmesine izin verilmiyor.
İşte bir ülkenin çöküşü nasıl olur dediğimizde; ekonomide kötüye gider, adalette kötüye gider, kendi kültürüyle kavga eder, kendi insanıyla kavga eder. Bu ülkenin bağrından kopmuş, Anadolu'da yetişmiş ozanların sesine, oyununa, düşüncesine dahi tahammül edemez. Neyden rahatsız olursunuz siz?
"TEK BİR GÜNÜMÜZ YOK Kİ SİLİVRİ'DEKİ YAPILAN DURUŞMALARDA YENİ BİR SKANDAL PATLAK VERMESİN"
Cumhuriyet Halk Partisi olarak son seçimlerin birinci partisi ve o seçimden bugüne kadar da yapılan tüm araştırmalarda ülkenin birinci partisi pozisyonunda olarak sürekli AKP'nin ele geçirdiği yargı kollarının saldırısı altındayız. Başta Sayın İmamoğlu olmak üzere milyonlarca oy alan belediye başkanımız hapiste ve sudan gerekçelerle. Tek bir günümüz yok ki Silivri'deki yapılan duruşmalarda yeni bir skandal patlak vermesin, yeni bir kumpas çökmesin. Bunlara değineceğiz.
"İŞTE BU İKTİDARIN ÇARESİZLİĞİNE İŞARET EDİYOR"
Ancak bizim belediye başkanlarımızın öyle bir nokta ki sesini kıstılar, fotoğrafına dahi tahammül edemiyorlar. 18 Mayıs tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bir yazı yazıyor kaymakamlıklara, diyor ki; Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları, Sayın İmamoğlu olmak üzere 14 belediye başkanını sayıyor, diyor ki 'Bunların fotoğrafını her taraftan kaldıracaksın.' Öyle ya madem siz tezlerinizde çok haklısınız, madem bu insanlar kötü suçlar işledi, madem biz hesapta sizin iddianıza göre sokağa çıkamayacak halde olacaktık, insanların fotoğrafından niye korkuyorsunuz? İşte bu iktidarın çaresizliğine işaret ediyor.
"HER BİR HAFTA HUKUKEN DAHA BÜYÜK BİR SKANDALLA KARŞI KARŞIYA KALIYORUZ"
Değerli arkadaşlar, sürekli kumpaslarla karşı karşıyayız dedik, orada yaşanan hadiselerden bahsettik. Mesela İBB davasında, hani diyor ya önceki başsavcı şimdiki Adalet Bakanı, 'İşte etkin pişmanlıktan ifadesini çeken kimse yoktu' diye. Geçtiğimiz hafta Murat Kapki isimli bir sanık dedi ki; 'Ben öyle bir noktaya geldim ki, malıma el koydular, beni içeri attılar, aileme soruşturma açtılar, eşimle tehdit ettiler. Bana Roma'yı sen mi yaktın deselerdi kabul ederdim, o noktadaydım. Ben hayatımda İnan Güney'i görmedim mesela. Ama İnan Güney'i suçladım.' Ve döndü oradaki İnan Güney'e, yani Beyoğlu Belediye Başkanımıza, 'Hakkını helal et, özür diliyorum senden' dedi. 'Artık yeter' dedi. 'Benim ağzımdan insanlara iftira attılar' dedi.
Yalnız şunu da tabii ifade etmek isterim: Her bir hafta hukuken daha büyük bir skandalla karşı karşıya kalıyoruz, daha büyük eziyetleri görüyoruz. Şimdi yeni bir aşamaya geçildi. Tutuklanan kimselere soru dahi soramıyorlar. Tutukluyorlar, ondan sonra da diyorlar ki: 'Sen şu tarihte şu kişinin şoförüydün. Gel iftira at, çık; yoksa çıkamazsın.'
"BUNLAR GÖRÜLMÜŞ ŞEYLER DEĞİL"
Bunlardan bir tanesi ve ifadesini de göstereceğim sizlere. Böyle bir dosya, böyle bir ifadeyle Türkiye Cumhuriyeti'nde bugüne kadar tutuklanan hiç kimse olmamıştı. Bakın, adamı hiç tanımam. Şuna bakın; şüpheli ifade tutanağı, tek sayfa. Sorulan soruya... Bir soru sormuşlar, şöyle bir cevap. Bir soru! Adamın adı Gökhan Cumali. Tutukluyorlar. Geçtiğimiz hafta İstanbul'da Turgut Koç isimli bir şahıs tutuklanmıştı. Onun şoförü... Onu tutuklamışlar, ifade bu. Yani somut yöneltilen bir suçlamaya dahi ihtiyaç duymuyorlar. Eskiden FETÖ ile işbirliği içerisindeyken FETÖ çeşitli kumpaslar kurardı, dosyaları doldururdu. Ama bu dönem ona da ihtiyaç duymuyor.
Şimdi bakın bu kişiyi söyledim. Bu kişiyle ilgili bugün tarafımıza değişik bir bilgi ulaştı. Avukatı 19 Mayıs 15.10'da Silivri 3 No'luya gidiyor. Diyor ki, 'Ben müvekkilimle görüşmek istiyorum.' Diyorlar ki, 'Görüşemezsin.' Niye? 'Kurum dışında.' Ya nereye gitti bu adam? 'Bilgi veremeyiz.' Avukatı ilgili kişinin eşini arıyor. Diyor ki, 'Ya eşin kurum dışındaymış.' Eşi diyor ki, 'Mümkün değil. 15 dakika önce biz görüntülü konuştuk cezaevinden, oradaydı.'
19 Mayıs'ta 22.20'de başka bir avukat gidiyor. Bakın skandala bakın! Diyor ki, 'Kurum dışında yine.' Ya nereye gider bu adam, tutuklu? 20 Mayıs 09.30'da yine avukat gidiyor. Bir de 'Kurum dışında, gizlilik sebebiyle bilgi veremeyiz' diyorlar. Yine kurum dışında deniyor. Nereye götürülüyorsa...
Saat 10.00'da bu sefer Gökhan'ın eşi kapalı görüşe gidiyor cezaevine. Gökhan'la görüştürüyorlar. Gökhan'a diyor ki, 'Ya sen neredesin? Avukatlar geliyor, senin olmadığını söylediler.' O da diyor ki, 'Yoo, bütün gün buradaydım.'
Şimdi, avukat görüşünden uzaklaştırıyorlar. Sonra öğle saatlerinde bizim milletvekillerimiz; burada bir gariplik ortaya çıkınca Tahsin Ocaklı ve Ali Gökçek gidiyorlar, yine kurum dışında olduğu söyleniyor. Peki, 21 Mayıs 09.00'da avukatı tekrar Silivri Cezaevi'ne gidiyor. Diyor ki, 'Müvekkiliniz Çağlayan'a sevk edildi.' 'Ya' diyor, 'Nasıl olur benim haberim yok avukatı olarak?' Çağlayan'a gidiyor avukat. Savcı kalemi tarafından Gökhan'ın orada olduğu söyleniyor. İfade almak için getirildiğini söylüyorlar.
Peki, Tahsin Ocaklı milletvekilimiz ve avukatı, 3 gündür neden böyle bir durum yaşandığını sormak için Başsavcıvekiline gidiyor. Görüşme sonrası dosya savcısı kâtibini tekrar arıyor. 'İfade almaktan vazgeçti savcı' diyor ve tekrar geri götürülüyor.
Şimdi değerli arkadaşlar bakın, bunlar görülmüş şeyler değil. Hani diyoruz ya işkence yok diye; burada bir psikolojik işkence var. İnsanları baskı altına alıp iftiracılığa zorlamak... Ve bunun da haklarında soru dahi sormadan, soramadan, delil dahi oluşturmadan, önce bir tutukluyorlar; 'git cezaevine derdini anlat'. Böyle bir ülkenin gerçekten düzelmesine, gelişmesine imkân yok.
"ARKADAŞLARIMIZIN NAMUSUNA LAF UZATILDIĞI BİR TÜRKİYE GERÇEĞİYLE KARŞI KARŞIYA KALDIK"
Şimdi kıymetli yurttaşlarımız, bir yandan da çok garip yargı uygulamaları devam ediyor. Hani İBB davasında 'Yok şu kadar kamu zararı var' dediler, bilmem neler... Hepsi fos çıktı ya! Size bir örnek daha anlatmak istiyorum. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Altın Rafinerisi iddianamesi... 6 Ekim 2025'te operasyon yapılmış. 543 milyon dolarlık sahte ihracat beyanı var diyor. Örgüt lideri dahil hepsi tahliye oldu değerli arkadaşlar
Bizim partimizin, altını çizerek ifade edeyim, bugün itibarıyla yeni çıkan bir araştırmaya göre (PR araştırma) bizi yüzde 35, yüzde 31 rakibimizi gösteriyor. Arada net olarak 4 puanlık bir fark var. Ve biz bunca kara propagandanın, bunca iftiranın ortasında bu sefer de çok daha çirkin; kadın vekiller üzerinden, aileler üzerinden iftiraların yayıldığı, arkadaşlarımızın namusuna laf uzatıldığı bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıya kaldık.
Maalesef bunu da başından beri İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminden itibaren Akın Gürlek'in yaptığı operasyonları savunan aynı hesaplar, aynı sayfalar, aynı kişiler bu kez de bakıyorsunuz arkadaşlarımızın namusuna, iffetine yönelik çok çirkin, bel altı iftiralar yapıyorlar.
Ve burada değerli arkadaşlar, şunu da söylemek lazım: Yani bugün Türkiye'de siyaset yapan, farklı siyasi partilerde bulunan başta kadın siyasetçiler olmak üzere, ciddi bir dayanışma göstermesine, bu kirliliğe karşı, bu iftira düzenine karşı bir arada durması lazım.
"BİZ NEDEN HEDEF OLDUĞUMUZU BİLİYORUZ"
Biz neden hedef olduğumuzu biliyoruz, yurttaşlarımız da biliyor. Bizi bir şekilde yolumuzdan döndürmek istiyorlar. Bir şekilde partimizi karıştırmak istiyorlar.
Ve burada şunu da ifade edeyim: Bir süredir hukukta yeri olmayan saçma sapan bir 'butlan' tartışması var. Yani bugüne kadar Yüksek Seçim Kurulu'nun genel uygulamalarının dışında, Yüksek Seçim Kurulu'nun anayasal yetkisini gasp etmekten bahseden, her ne kadar ilk derece mahkemesince reddedilse de sürekli 'Ha bugün butlan kararı çıktı, ha parti bugün şöyle oldu, böyle oldu' diye partinin de içini karıştırmak istenen bir akıl var.
Yurttaşlarımız önce şu soruyu kendi kendine sorsunlar: Bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nin oyu yüzde 35 değil de 15, iktidarın oyu da 45 olsaydı Allah korusun, bu davaların hiçbiri olur muydu? Bu soruşturmalar olur muydu? Bugün efendim butlan, yani hukukçular bilir, bir işlemdeki kurucu unsurun bulunmaması. Yani bunun Türkiye'de yaşanan kongrelerle, kurultaylarla ilgisi olan bir durum değil.
"TOPLUMSAL MUHALEFETE ÖNDERLİK YAPMA GİBİ BİR SORUMLULUĞUMUZ VAR"
Bakın çok açık ifade edelim. 2023 yılında gerçekleşen kurultayımız ki o zaman ben Seçim ve Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak televizyonlara çıktım, anlattım. Dedim ki; 'Ya son bir kez daha Sayın Kılıçdaroğlu'na oy verin, yerel seçimden sonra değerlendirmesini yaparız' dedik. Ama delege farklı düşündü. Delege başka bir yönde irade gösterdi. Demokrasi böyle bir şey. Birinci tur geçti, ikinci turda yine iradesini sandığa yansıttı.
Üzerinden geçti, bir olağanüstü kurultay daha yapıldı. Olağan kurultaylar yapıldı. Ya dört kere irade ortaya çıktı. Şimdi 3 yıl öncenin durumuna partiyi götürüp böyle geçmişe, Sayın Erdoğan planlıyor arkadaşlar, 'Acaba geçmişe ışınlandırıp da Cumhuriyet Halk Partisi'ni kaotik bir durumun içine sokabilir miyim?' diye.
Cumhuriyet Halk Partisi türlü badireler atlatmış, bugünlere gelmiş, Türkiye'nin en köklü partisidir. Ve önümüzdeki döneme de birlik bütünlük içerisinde yürümek tarihi sorumluluğudur. Çünkü bu açmazdan, ülkemizi bu kaostan bizim iddiamız 'biz çıkartacağız'. Toplumsal muhalefete önderlik yapma gibi bir iddiamız var, sorumluluğumuz var.
"BİZİM PARTİMİZE HİÇBİR ŞEKİLDE KİMSE KARA ÇALAMAZ"
Bizim partimize hiçbir şekilde kimse kara çalamaz. Türlü türlü iftiralar atıyorlar. Bakın baktığınız zaman bunların hiçbiri ispatlanamıyor. Görüntülenemiyor. 'Efendim duymuştum, öyle demişti, böyle olmuştu'nun ötesine geçmiyor.
Ve bugün Sayın İmamoğlu oradaysa, halk tarafından ciddi karşılığı olduğu için, Sayın Erdoğan kendisi için tehdit gördüğü için orada. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi saldırıya uğruyorsa, bu Türk siyasetine yapılan bir saldırıdır. Sandıkla; iradenin, milli egemenliğin, halk iradesinin sandığa yansımasına, sandıkla iktidarın değişmesine yönelik saldırıdır. Bu sadece bizim problemimiz değildir. O nedenle de...
Partimizi karıştırmak için sürekli, sabahtan akşama kadar, gerek sosyal medyada gerek televizyon programlarında yalan yanlış haberler yapan kimselere itibar etmeyin. Biz her türlü hoşgörüyü gösteren bir anlayışta partimizi yönetiyoruz. Bununla birlikte Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi yetkiyi partinin kıymetli üst kurul delegelerinden almıştır. Yetki ve sorumluluk özdeştir. Eğer bir alanda yapmanız gerekeni yapmazsanız sorumluluğunuzu yerine getirmemiş olursunuz.
"GAZİANTEP MİLLETVEKİLİMİZ HASAN ÖZTÜRKMEN KESİN İHRAÇ İSTEMİYLE DİSİPLİN KURULUNA SEVKİNİ İLK TOPLANTISINDA PARTİ MECLİSİ KARARA BAĞLAYACAK"
Bu kapsamda, bugün itibarıyla üzülerek ifade ediyorum, Gaziantep Milletvekilimiz Hasan Öztürkmen'in, butlan karşısında, butlan gelirse buna karşı sergileyeceğimiz tavır şu olur, bu olur şeklinde butlanı normalleştiren, böyle bir kumpası sanki olabilirmiş gibi bahsetmesi bizim açımızdan, bizim partimize yönelik bir darbe girişiminden bahsedilmesidir. Bu hiçbir şekilde meşru gösterilemez. Kendisi milletvekilimizdir, Merkez Yönetim Kurulu'nda görüştük, Parti Meclisi'nin gündemine alacağız. Kendisinin kesin ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevkini ilk toplantısında Parti Meclisi karara bağlayacak. Kendisi milletvekili olduğu için bu konuda yetki Parti Meclisi'nde. Bunu da buradan sizlerle paylaşmış olayım.
Değerli arkadaşlar, kıymetli yurttaşlarımız; evet zor günlerden geçiyoruz. Mücadele ediyoruz, direniyoruz. Biz buna mecburuz. Gençlerimizi, çocuklarımızı biz umutsuzluğun o dip kuyusundan çıkartacağız. Onlara güzel bir gelecek bırakacağız. Çeyrek yüzyıllık dönemde çok acılar yaşandı, çok üzüntüler yaşandı, çekildi. Artık bizim insanımızın mutlu olmaya hakkı var. O nedenle de bıkmadan usanmadan çalışmaya devam edeceğiz. Biz hiçbir şekilde hak yemedik. Hakkımızı da yedirmeyiz.
SORU - CEVAP
"Mutlak butlan konusunda kamuoyu 2 gündür bunu tartışıyor, kulislerde bu konuşuluyor. Bunun konuşulmasını gerektirecek, az önce de sizin bahsettiğiniz gibi, şu an milletvekilleriniz de var, eski milletvekilleri de var. Kemal Bey'in açıklamaları da var. Ben öncelikle şunu sormak istiyorum. Yarın cuma günü ve Kılıçdaroğlu'na yakın bazı isimlerle görüştüğümüzde cuma gününü işaret ediyorlar, böyle bir beklentileri olduğunu söylüyorlar. Böyle bir karar çıkarsa yol haritanız ne olacak efendim? Bayram öncesinde özellikle böyle bir kararın çıkması durumunda nasıl bir yol izleyeceksiniz?"
Şimdi dikkat ederseniz bir yıldan beri birçok kereler, birçok cuma, birçok gün tarih verilerek butlan kararı çıkacağı yönünde açıklamalar oldu. Esasında, bunları yapılan televizyon programlarında ilgili kişiler, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçunu işlediklerini ifade edelim. Niye? Diyorlar ki şu tarihte yüklendi. Bakıyorsun çıkmıyor. Efendim şu tarihte çıkacak. Ve bunları yani çok kendinden emin bir şekilde milyonlarca paylaşabiliyorlar. 'Nasıl olsa ben iktidar destekçisiyim, nasıl olsa hukuk bana dokunmaz' diye. Dolayısıyla bunun bizim tarafımızdan hani hakikaten bir gerçekliği yok.
Ve kaldı ki bakın, gerek önceki yönetim, önceki genel başkan döneminde gerekse de 2023'ten itibaren Sayın Özgür Özel liderliğinde Cumhuriyet Halk Partisi çok kereler yargıya karşı, yargı kararlarına karşı yeri geldi yürüyüşler yaptı, yeri geldi oturma eylemleri yaptı, mecliste protestolar düzenledi. Yani bu ülkedeki yargının tarafsız ve bağımsız olmadığını, iktidarın bir arka bahçesi haline geldiğini herkes biliriz. Bugün, bu ülkede bu iktidar gelinceye kadar 7.000 hakim savcı vardı. O 7.000'den bugün geriye 1.000 kişi kaldı. Şu an 25.000 var. Birçok yerde ilçe başkanları falan alındı, hakim yapıldı, avukatlıktan geçildi, bunları görüyoruz. Kritik yerlere hep özel atamalar yapıldı.
Allah aşkına şimdiki Adalet Bakanı'nın bir geçmişine doğru baktığınızda normal görüyor musunuz? Bir Ağır Ceza Mahkemesi hakimi, kaç yerde heyeti ile birlikte geze geze, hep siyasi isimlere ceza verdi. Gitti bakan yardımcısı oldu. Geldi geri başsavcı oldu. İçi boş dosyalarla insanların hayatını kararttı. Büyük zulüm yaptı. Geldi şimdi Adalet Bakanı oldu. Bu tablo zaten talimatlı bir yargı düzeninin içerisinde olduğumuzu, bu yargı düzeninden hiçbir şekilde objektif karar beklemediğimizi, bu kararları kabullenmediğimizi ifade edelim.
Ha, bizim açımızdan, bizim 414 tane belediyemiz var. Bunlar içerisinde biz olumsuz bir durum gördüğümüzde kendi mekanizmamızı işletiyoruz. Uşak Belediyesi'nde gördünüz bunu. Manavgat'ta gördünüz. Dolayısıyla yani bizim kendimizin, partimizin kurallarına, etik değerlerine uymayan, dosyasını incelediğimizde hoşnut olmadığımız, kabullenemediğimiz durumlarda zaten disiplin mekanizmasını işletiyoruz.
Onun dışında değerli arkadaşlar, yani hani defalarca bunlar söylendi. Yani siz, baktığınız zaman televizyon programlarındaki bir avuç yandaş dışında, sosyal medyada bir avuç trol dışında, ya İktidar Partisi Cumhur İttifakı'na mensup siyasetçilerin dahi 'yapılan haklıdır, meşrudur' dediği bir tabloyu görüyor musunuz? Militan olmayanlar dışında, azıcık vicdan sahibi, azıcık insaf sahibi, azıcık hukuk bilen herkes olan bitenin ne amaçla yapıldığını da biliyor, kumpas olduğunu da biliyor, büyük bir hukuksuzluk olduğunu da biliyor. Yani her geçen gün her bir toplantıda burada vatandaşlarımızla yaşanan hukuksuzluklardan çeşitli parçalar paylaşıyoruz. O nedenle Cumhuriyet Halk Partisi tertemiz bir partidir.
Bu vesileyle şunu da söyleyelim, geçtiğimiz hafta bir toplantıda Sayın Erdoğan'ın partimize yönelik çok çirkin ifadeleri oldu. Yani işte sanki o yalan ifadeler doğruymuş, haklılık payı varmış gibi Cumhuriyet Halk Partisi'ne yönelik çok haksız ithamlar oldu. Dönüp kendi partisine bakması lazım. Olmayan çirkinlik yok. Olmayan kötülük yok. Küçücük şeylere tenezzül ediliyor. Kaç tane somut Sayıştay raporunda yakalayıp suç duyurusunda bulunduğumuz var. Gidip de somut rüşvetleri ispatlayıp ihaleye fesatları ispatlayıp ilgililere bildirdiğimiz dosyalar var. Açık kamu zararları var.
Böylesine bir ortamda bakıyorsunuz, yargının hiçbir şeye dokunmadığını, söz konusu iktidar ve çevresi veyahut da muhalif görünüp iktidarın ekmeğine yağ sürer bir şekilde davrananların mutlak bir şekilde hukuk koruması altında olduğunu görüyoruz.
Uzun süredir suskunluğunu bozdu sayın eski genel başkanımız Kılıçdaroğlu. Ve videosunu yayınladığı zaman süreci, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın grup toplantısıyla aynı dakikalara denk gelmesi sizce bir tesadüf mü? Aynı zamanda şunu da sormak isterim. Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcılarından Sayın Mustafa Yılmaz'ın dün bir dikkati çeken değerlendirmesi oldu. "Mutlak butlanın çıkması demek, Türkiye'de 45 gün içerisinde baskın seçime gitmesi demektir" diye dikkat çekici bir değerlendirmesi var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şimdi, insanların kaygılı olması, kumpaslarla karşılaşırım endişesi taşıması normal. Tabii tüm bunları normalleştirmemek lazım. Yani bu endişeleri taşımak normal ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti köklü devlet geleneği olan, uzun süreli bir çabanın sonrasında cumhuriyetin ilan edildiği, bedeller ödendiği, meclisin açıldığı, milli egemenliğe dayalı bir cumhuriyettir. Bunu hiçbir güç ortadan kaldıramaz.
Evet, zaman zaman zarar verenler olacaktır. Zaman zaman anayasadan kaynaklı, anayasanın boşluklarından faydalanarak göreve gelip anayasayı dinlemeyen, uygulamayanlar olacaktır ama bu durum elbet son bulacak. Yani dolayısıyla ben bu endişeleri görüyorum, duyuyoruz. Kendi aramızda konuştuğumuz ya da diğer partilerdeki arkadaşlarla istişare ettiğimizde de insanların endişesini görüyoruz ama bizim ülkeye borcumuz var, hep birlikte farklı düşünsek de. Bu ülkeyi şahsım devleti haline getiremeyiz. Buna müsaade etmeyiz.
Bu açıklamalar, diyorum ya hani dayanışma duygusu zaman zaman konuşuyoruz da şüphesiz önemli. Çünkü salt Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir şeyi değil. Yani düşünebiliyor musunuz, bugün Yüksek Seçim Kurulu oy birliğiyle, ki orada bulunan AKP'li temsilcinin de "kardeşim olur mu böyle bir şey" dediği bir durumda, siz kalkıyorsunuz işte yüz yıllık bir birikim, Yüksek Seçim Kurulu'nun yetkisi olduğu açık, anayasa açık, hemen bir tane mahkeme aracılığıyla tüm bunu ters yüz edecek bir şeyden bahsedebiliyorsunuz.
Bunun, evet söylentiler çok. Ama ben bunun gerçekleşeceğine inanmıyorum, ki inanmak istemiyorum. Ha, Genel Başkanımız da çok güzel ifade etti; butlan gelmez, gelirse de göreceği var.
Gelirse de göreceği var dediniz. MYK'da bu konunun, bu konu gündeme gelmiştir diye tahmin ediyoruz ama. CHP olarak Genel Başkan Özgür Özel de sürekli dillendiriyor. Mutlak butlan konusunun sonuç odaklı değil daha çok süreç odaklı bir konu olduğunu, bu yüzden sürekli gündemde tutulduğunu söylüyor ama. Bir üst mahkemeden, yani istinaftan olası bir mutlak butlan kararı çıkarsa B planınız var mıdır? Bunu varsa da açıklamanız mümkün mü?
Şimdi hep konuşmaya başlarken diyorum yani en olmazları konuşuyoruz aslında bugün. Türkiye'nin hakikaten garip bir gündemi oluşuyor bu sayede. Çünkü bu ülkenin yoksulunu, emeklisini, işçisini, ezilen kesimini konuşmamız, çocuklarımızın geleceğini planlamamız lazımken, biz yapay gündemlerle meşgul ediliyoruz. İşin bir yönünün de ben de bir süreç okuması olarak böyle değerlendiriyorum. Yani 2 yıldır Türkiye'de yok yere olmayacak bir şey tartışılıyor. Dolayısıyla buna ilişkin, yani genel başkanımız söyledi, biz her türlü saldırı, her türlü kumpas karşısında Cumhuriyet Halk Partisi, 103 yıllık koca bir çınar. Elbette çeşitli hazırlıklarımız var. Ama bunu şöyle ifade edelim. Yani böyle bir karar verdi, Cumhuriyet Halk Partililer bunu kabul eder, yönetim kabul eder, seçilmişler kabul eder, yani böyle bir gerçeklik yok. Hani Türkiye'de bugün kime sorarsanız sorun, bu kararın saçma sapan bir karar olacağını ki artık bunu öyle bir noktaya geldi ki, yani trajikomik, araştırma şirketleri soruyor, işte bizim partimize CHP'lilere sorduğunda yüzde 99 bunun karşısında çıkıyorsa, diğer partilerde de, işte yani Cumhur İttifakı'nda da bu yüzde 80'ler seviyesinde falan kimse bunu mantıklı bulmuyor yani. Çünkü kimse kafasında realize edemiyor. Nasıl olacak? Delegelerin tarafından seçilmeden nasıl olacak da gelecek böyle bir durum ortaya çıkacak diye. O nedenle bizim tabii her türlü hazırlığımız var ama böyle bir ihtimali görmediğimizi de ifade edelim. Yani çünkü kaç kereler bu sorulara muhatap olundu, kaç kereler toplantı yapıldı, bunun üzerine mitingler yapıldı. Aynı tartışmalar devam ediyor.
Peki, her türlü hazırlığımız var olduğunu söylediniz. Bu hazırlığın içinde yeni bir parti söz konusu mu?
Şöyle, o konu daha önce konuşuldu. Genel başkanımız da hatırlarsanız geçtiğimiz hafta katıldığı bir televizyon programında partinin kapatılmasına karşı, bir kapatılmaya ilişkin yazı yazılmıştı hatırlarsanız Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından. Buna karşı yapılan bir hazırlık. Yoksa hani butlan oldu, partiyi bırak git başka parti, bu söz konusu dahi değil yani
Eski genel başkanınızın yapmış olduğu açıklamaya milletvekillerinden de destek geldi, paylaştılar o mesajları. Tabii açıklamanın içeriği malum, CHP Genel Merkezi'nin ve yönetiminin aynı zamanda aklanması gereken bir anlamda yolsuzlukların merkezi gibi de yorumlanabilecek ifadeleri var. Ve bu çerçevede de yine genel başkanın, sarayın mermeri olma, toprak ol üstünde çiçekler açsın sözüne karşılık da 'ben eğilmem gerekirse çiçekler açar üzerimde' gibi sözleri de var. Bu süreçte bu açıklamalarla ilgili ve aynı zamanda bu açıklamalara destek veren milletvekilleri ile ilgili bir işlem yapmayı düşünüyor musunuz? Yaklaşımınız ne olacak?
Bir defa şunu ifade edeyim, bazen işte arkadaşlar sordu yani gazetecilerden sizce burada kimi kastediyor vesaire diye. Şimdi biliyorsunuz Sayın İmamoğlu tutuklandıktan sonra kendisini önceki genel başkanımızla birden fazla kez ziyaret etti. Eşini ziyaret etti. Yapılan haksızlığa işaret etti. Sonra bir dayanışma sandığı kuruldu biliyorsunuz 15,5 milyon oy verildi, kendisi de gitti orada oy kullandı. Daha önceki dönemde görevdeyken de Sayın İmamoğlu'na yönelik kumpaslara karşı çok sert açıklamaları oldu, sorular geldi. Diğer bazı belediye başkanlarımızı da aynı şekilde ziyaret etti. Yani açıklamanın bütününe baktığımız zaman, şimdi bizim somut tespit ettiğimiz ve ya bu Cumhuriyet Halk Partisi'nin ilkeleriyle uyuşmaz deyip yollarımızı ayırdığımız isimler var. Demin isimlerine girdiğim için tekrar etmek istemiyorum. Ama bunun dışında hani şurada şu var, bak doğruymuş, bu haklı çıktı diye bize gösterilebilecek bir şey yok. Yani sosyal medyada birtakım insanların atmış olduğu iftiralar, kara çalmalar üzerinden Cumhuriyet Halk Partisi masum olan insanlara karşı herhangi bir tasarrufta bulunamaz. Kaldı ki, eğer hani sizin sorunuza istinaden bunu söylüyorum. Yani bizim İBB başta olmak üzere, işte bine yakın çalışma arkadaşımız o operasyonlarla gözaltına alındı. Bakın orada ailelerin yaşadığı büyük dramlar var, büyük acılar var. İnsanlar sudan gerekçelerle tutuklandı. Bir yıl geçiyor üzerinden daha ortada iddianame yok. Allah aşkına yani bir Gazi Osman Paşa iddianamesi bir yılın sonunda yeni çıktı. O dosyaya bir bakın. Gençlik kollarımızdan gelen ilçe başkanlığımızı yapan genç bir arkadaşımız, halasının evinde oturuyor, bir mülkü yok, bir şeyi yok. Somut hırsızlık, rüşvet yaptı, ihaleye fesat karıştırdı diyeceğim bir şey yok. Hiçbir şey gösterememişler dosyada ve sudan gerekçelerle bir yerde seçilmiş bir belediye başkanı, oradan alınıyor cezaevine, yerine iktidar partisi kendi mensubu birini oturtuyor.
Benim sorum efendim, yolsuzlukla suçlananlarla ilgili bir işlem yapacak mısınız değil, ama CHP Genel Merkezi'ni yolsuzlukların merkezi gibi neredeyse gösteren Sayın eski Genel Başkanınızın açıklaması ve ona destek veren milletvekilleriyle ilgili bir işlem yapacak mısınız şeklindeydi.
Şimdi MYK'da biz konuştuğumuzda, şöyle tabii, açıklamalar, o açıklama ve bir tweet üzerine bir disiplin işlemi olmaz. Yani, biz ifade ediyoruz, düşüncemiz tamamen farklı, belgesiyle deliliyle de yaşadığımız süreci de anlatıyoruz. Orada bizim açımızdan diyoruz yani, üzülerek, ama yapmak durumundayız, keşke böyle hatalar yapmasalar; Gaziantep milletvekilimizin yapmış olduğu bu tweet'e ilişkin söylemiş olduğu, bizim tüzüğümüz gereği disiplin işlemi gerektiren bir şey. Diğer konularla ilgili herhangi bir disiplin yönünde bir görüş oluşmadı yani.
Efendim bir sorum daha var. Partinin önemli isimlerinden Oğuz Kaan Salıcı ve Engin Altay'ın tavrı merak konusuydu özellikle. Dün 22 ismin imza atmasının ardından iki isim de bugün sosyal medya hesaplarından bölünme uyarısı yaptı. Bu tartışma üzerinden eğer mutlak mutabakat kararı çıkmazsa bir bölünme yaşanabilir mi bu noktada? Yani Kemal Bey'e yakın bir... Kemal Bey'e yakın milletvekilleri üzerinden soruyorum bunu.
Bölünme olmaz değerli arkadaşlar. Zaten yani bu durumda bir bölünme, bir çatlak, bir ayrışma yaşanmaması için son derece sağduyulu, son derece özverili, kapsayıcı, sabırlı bir yönetim anlayışı geliştiriyoruz ve o şekilde yönetiyoruz. Yani takdir edersiniz ki çok kereler, çok açıklamalar oluyor tasvip etmediğimiz. Biz temel olarak sosyal medyada partimizin tartışılmasını, tartıştırılmasını doğru bulmuyoruz. Bunu her platformda ifade ettik. Tabii Cumhuriyet Halk Partisi geleneksel olarak diğer partiler gibi değil; farklı fikirlerin, fikir alışverişinin olduğu, bunların zaman zaman istenmese de dışarı taştığı, bu tartışmaların yaşandığı bir parti. Bunlar belli sınırlar içerisinde kalındığı sürece problem yok. Ama biz biliyoruz ki Sayın Erdoğan ellerini ovuşturuyor, 'Acaba ben bu partiyi, Cumhuriyet Halk Partisi'ni nasıl bölerim?' '%35'lik bir karşısındaki birinci parti pozisyonunu nasıl dağıtırım, nasıl zayıflatırım?' Buna ilişkin gece gündüz bunu düşündüğünü, buna yönelik çalıştığını biliyoruz, çalıştırdığını biliyoruz. Ama dikkat edilirse biz çok zor süreçler geçtik, büyük badireler atlattık ama dimdik bir şekilde duruyoruz. Bölünmedik, bölünmeyeceğiz de. İlk seçimde de ülkenin birinci partisi olarak iktidarı alacağız. Tamam mı değerli arkadaşlar.