Son dakika | YENİ Parti'den Üsküdar açıklaması: Yapılan pazarlıkları tek tek anlattı
YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre, Üsküdar Belediyesi'ndeki yönetim değişiminde yargı ve mülki idarenin baskı aracı olarak kullanıldığını belirterek, yaşanan süreci "Susurluk gibi bir çete tablosu" sözleriyle niteledi.
YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre, Parti Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, 31 Mart 2024 seçimlerinde kazandıkları Üsküdar Belediyesi'nde yürütülen sürece ilişkin açıklamalarda bulundu. Belediye Başkanı Sinem Dedetaş'ın tutuklanmasının ardından yapılan başkan vekilliği oylamasında meclis üyelerine adli vaatler ve gözaltı tehditleriyle baskı uygulandığını belirten Emre, valilik talimatları ve mahkeme kararlarıyla sandık iradesine müdahale edildiğini ifade etti.
Sürecin sıradan bir siyasi rekabet olmadığını, bakanlık, valilik ve adliye ekseninde organize bir müdahalenin yürütüldüğünü savunan Emre, Üsküdar Belediyesi'nin fiilen işgal edildiğini öne sürdü. Yaşananları "Susurluk gibi yuvalanmış bir çete yapısı" olarak tanımlayan Emre, "Bir yuvalanmış çete, almış istediği gibi at koşturuyor. 'Tutuklarım' diyor, 'malına çökerim' diyor, 'aileni tutuklarım, aileni serbest bırakırım' diyor. Bu çürümeden Türkiye'yi kurtarmamız lazım." dedi.
"ÜLKENİN BEKASI DEDİĞİMİZ ŞEY ÇOCUKLARIMIZI GELECEĞE DOĞRU BİR ŞEKİLDE HAZIRLAYABİLMEMİZ"
Eğitim-öğretim yılının başlangıcında velilerin derin bir ekonomik yük altında bırakıldığını ifade eden YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerini işaret ederek şu değerlendirmede bulundu:
"Bizim ülkemizdeki çocukların, TÜİK rakamlarına göre söylüyorum, yaklaşık yüzde 33'ü akşam uyuduğunda bir tas aş yiyor. Bizim çocuklarımızın beşte biri yetersiz ve düzensiz beslenmeden ötürü gelişim bozukluğu yaşıyor. Biz biliyorsunuz hayati bir önem atfettik bu konuya. Çünkü çocuklar bizim geleceğimiz. Ülkenin bekası dediğimiz şey çocuklarımızı geleceğe doğru bir şekilde hazırlayabilmemiz. Bu kapsamda da dedik ki: En azından tüm çocuklarımıza bir öğün okullarda sağlıklı ve dengeli bir yemek verelim. İnanır mısınız bunun maliyeti, yıllık bütçeye, faizden ödenen rakamın, yani faiz rakamının sadece bir ayına tekabül edebilecek bir rakam. Yani 12 aylık ödediğiniz faizin on ikide birine bu ülkedeki tüm çocuklara en azından bir öğün sağlıklı bir şekilde beslenme imkanı sağlamazsınız."
Okul masraflarındaki artış oranlarını aktaran Emre, "Bir sırt çantası bir önceki seneye göre yüzde 45 artmış durumda. Okul servis ücretleri bir önceki seneye göre yüzde 70 oranında artmış durumda. Ki burada bazı uzak mesafe, İstanbul gibi yerlerde aylık mesafe ücretine baktığımız zaman 94 bin liraya kadar çıktığını görüyoruz. Kırtasiye masraflarının geldiği nokta... İşte kalemiydi, beslenme çantasıydı, buralardaki artışa baktığımız zaman velilerin çocuklarına mahcup olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Bu tabloda aileler kara kara düşünüyor. Biz buradan çağrı yapıyoruz sürekli, ancak iktidarın umurunda bile değil. Kendi yarattıkları, kendileri ve yakınları, aileleri için bir rant düzeni var, bir lale devri var. Orada yaşayıp halkın sesini duymuyorlar" dedi.
"BEDELİ ÖDENMİŞ KÖPRÜLERİ YERLİ VE YABANCI İŞBİRLİKÇİLERE SATAMAZSINIZ"
Ekonomide imalat ve üretim sıkıntısı yaşanırken kaynakların faize gittiğini, fabrikaların ardından sıranın stratejik ulaşım ağlarına geldiğini söyleyen Emre, 5 Nisan'da Resmî Gazete'de yayımlanan karara değindi:
"Cumhuriyet döneminden bugüne kadar, ta o zamanlarda kurulmuş kâr eden o kadar fabrikayı özelleştirdiler, yok pahasına sattılar, yandaşlara peşkeş çektiler. Ve yetmedi; hatırlarsanız biz daha önce Genel Başkanımız açıkladığında inkâr etmişlerdi, 'Yahu bunlar köprüleri satacak, otoyolları satacak' diye. Geldiğimiz noktada geçtiğimiz günlerde, 5 Nisan'da Resmî Gazete'de yayımlanan onu gördük, haberi gördük ki bu da doğru. Şimdi değerli arkadaşlar, bir defa hele hele Boğaz Köprüsü gibi yerler stratejik öneme haizdir. Güvenlik açısından çok riskli alanlardır. Vatandaşlarımız bu köprü ve otoyolların parasını defalarca ödemiştir."
İdare hukukundaki maliyet ve ücret ilkelerini hatırlatan Emre, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İdare hukukunda bir prensip vardır: Eğer bir otoyol, bir köprü idarenin bütçesinden karşılanır ve bundan bütün yurttaşlar faydalanmaz, sadece geçenlerin yararlandığı bir şeyse ona bir ücret koyabilirsin. Ancak o köprünün ve otoyolun maliyeti çıktıktan sonra artık vatandaştan tek kuruş para alamazsın. Bizim vatandaşımız o köprü ve otoyolların parasını defalarca vermiştir. O köprü ve otoyollardan ötürü kimsenin bir borcu yoktur. Bunlar zaten milletindir, devlete aittir. Siz bunu tutup da yerli, yabancı işbirlikçilere satamazsınız. Buna hakkınız yok sizin."
"BİRKAÇ YILLIK GELİR İÇİN 30 YILLIK SOYGUN DÜZENİ KURULUYOR"
Mevcut tesislerin kâr durumuna ve özelleştirme planlarına işaret eden Zeynel Emre, köprü ve otoyollar üzerinden uygulanmak istenen modeli şu sözlerle açıkladı:
"Kaldı ki her ne kadar bugün itibarıyla hukuken oradan bir ücret alınması doğru olmasa dahi, alınan ücretlere baktığınız zaman yıllık 600 milyon dolarlık kârlardan bahsedilmekte. Şimdi efendim buraya 30 yıllık işletme hakkı verilecekmiş. Ve bu 30 yıllık işletme hakkı verilen benzeri yerlere ve diğer otoyollara baktığımız zaman emsallerinden 5-6 kat pahalı vatandaşa fatura edildiğini, geçiş ücretleri ödendiğini görüyoruz. Dolayısıyla bir soygun düzeni var ve ne için biliyor musunuz? Baktığımız zaman bu otoyollardan 30 yılda alınacak gelirin sadece birkaç yıllık geliri karşılığında buralar peşkeş çekilecek. Biz hep diyoruz; bu iktidar emperyalistlerin Türkiye'deki kuklasıdır. Onların taşeronluğunu yapmaktadır ve baskı altına alınmıştır. Bütün bu ve benzeri kararlar konusunda baskı altındadır. Bugün yaşadığımız tablo, Osmanlı'nın çöküşündeki Düyun-u Umumiye'nin aldığı kararlara benzemektedir."
"MASA BAŞINDA YAZILAN ORTA VADELİ PROGRAM HEDEFLERİ TUTMUYOR"
İktidarın açıkladığı ekonomik programların gerçekleri yansıtmadığını belirten Emre, 2027-2029 Orta Vadeli Program hedeflerine değinerek geçmiş tahminler ile gerçekleşen veriler arasındaki tutarsızlığa işaret etti:
"Yeni bir Orta Vadeli Plan açıklandı 2027-2029 dönemine ilişkin. Bu iktidar döneminde hesaplanıp da açıklanan, tutan bir tahmini daha görmedik. Rakamları adeta masa başında yapıyorlar ve hiçbiri de tutmuyor. Şimdi ben size rakamlar vereceğim. 2023'te ne demişlerdi? 2026 yılına geldiğimizde enflasyon yüzde 8,5 demişlerdi. Çünkü memura, asgari ücretliye, emekliye bu rakamlara göre, bunları baz alarak zam veriyorlar. 2024'te revize ettiler, 9,7 oldu. 2025'te 16'ya çıkardılar. Bugün o hedefi 28,4 olarak güncellediler 2026 hedefi için."
Açıklanan resmi enflasyon ile halkın yaşadığı zorunlu harcamalar arasındaki uçuruma dikkat çeken Emre, şöyle konuştu:
"Hani diyorlar ya 'enflasyonda büyük mücadele verdik, önemli aşama katettik' diye. Arkadaşlar, ağustos ayı itibarıyla bizim enflasyon yüzde 31,51. Yani tartışmalı TÜİK rakamlarına göre söylüyorum. İyi de bir önceki yılki rakama baktığımızda da 32. Yani arada ciddiye alınacak bir fark bile yok. Nasıl bir enflasyon başarısı? Ki vatandaşı ilgilendiren enflasyona baktığımız zaman tablo çok daha korkunç. Vatandaş zaten giyiminden fedakarlık etmesi gerekiyor, ediyor. Dayanıklı mal alımını erteliyor mu? Erteliyor tabii ki, buna parası tabii ki yok. Ama erteleyemeyecek günlük yaşamını doğrudan ilgilendiren, başta gıda olmak üzere, ulaşım olmak üzere, barınma olmak üzere harcadığı rakamlar var. Mesela kira artışı yüzde 54. Ne yapacak bunu karşılamayıp? Hizmet enflasyonu 41. Gıda enflasyonu çok yüksek. Dolayısıyla bu yapılan hesaplar ve bunlara göre verilen zamlar, halkımızı daha da fazla yoksullaştırmaya devam edecek."
Söz konusu OVP projeksiyonlarına göre maaş zamlarının eriyeceğini ifade eden Emre, "Şimdi bu rakamlara göre hesap edildiğinde, yani bu OVP'ye göre, önümüzdeki dönem işçi ve bağımsız çalışan, yani Bağ-Kur emeklilerinin aylıklarına yüzde 9 oranında zam yapacaklar. Çünkü hesabı böyle yapıyorlar. Kamu çalışanlarına göre ise yüzde 5 zamla birlikte işte yüzde 1,9 enflasyon farkı, yüzde 7 zam yapacaklar. Asgari ücretli de keza yine bu rakamlara göre zamlanmış olacak. Yani artık maaş olmaktan çıkacak" değerlendirmesinde bulundu.
"SANAYİDE ÇARKLAR DURUYOR: İMALAT SEKTÖRÜ DARALMA EŞİĞİNDE"
Ekonomideki kötü gidişatın yalnızca hanehalkını değil, üretim ayağını da vurduğunu belirten Zeynel Emre, resmi veriler üzerinden imalat sektörünün daralma sinyalleri verdiğini aktardı:
"İşin bir de imalat kısmına gelelim geldiğimiz nokta. Bakın, anlattığımız her başlıkla ilgili açıklanan resmi belge bilgilere göre anlatıyorum. Dolayısıyla itiraz edecek hiçbir şey yok. Şimdi İstanbul Sanayi Odası her ay imalat sektörü üretim, yeni sipariş, istihdam, stok ve tedarik koşullarındaki aylık değişimi gösteren Satın Alma Yöneticileri Endeksi'ni (PMI) açıklıyor. Bu bir endeks. Bu endekste açıklanan rakamın 50'nin üzerinde olmasında imalat sektöründeki büyüme, 50 olursa durağan bir durum olduğunu gösterir, 50 altında olması da bir daralmaya işaret eder.Türkiye imalat sanayisi yakın tarihinde görülmemiş bir uzunlukta daralma sürecinin içinde. Nasıl? Ağustos ayında bu endeks yüzde 48,1 olarak açıklandı. Ve imalat sektörün faaliyetindeki koşullar üst üste 29'uncu ayda 50'nin altında açıklandı. Yani bu verilerin tutulmaya başlandığı, başka bir deyişle Haziran 2005 yılından itibaren en uzun ve kesintisiz bir daralma. Çok büyük bir krizin eşiğine doğru gidiyoruz ülke olarak."
"HER YER ŞANTİYE AMA HALK KİRACI YAPILDI: EV SAHİPLİĞİ YÜZDE 73'TEN 56'YA DÜŞTÜ"
İktidarın "konut projeleri" söylemlerinin ardındaki acı gerçeği TÜİK verileriyle gözler önüne seren Emre, konut edindirme politikalarının vatandaşı ev sahibi yapmak yerine rant çevrelerini beslediğini ifade etti:
"Şimdi her yer şantiyeye döndü. Şehirlere gittiğimiz her yerde inşaatlar görüyorsunuz. Sürekli hükümetin 'Aman 100 bin konut projesi, aman 300 bin konut projesi'... Geldiğinden beri inşaat temelli bir faaliyete görüyoruz değil mi? Şimdi böyle baktığınız zaman herhalde dersiniz ki, bu kadar inşaat yapan bir ülkede kiracı falan kalmamıştır. Peki rakamlar ne diyor? TÜİK rakamlarına göre anlatacağım yine: 2014'te nüfusun yüzde 61'i yaşadığı konutun sahibiydi. Şu anda ne kadar? Yüzde 57. Demek ki ne oluyor değerli arkadaşlar? O konutlar da yine parası olan parasına para katıyor. Rant alanları açılıyor, zenginleşiyor, insanlar kiracı olma oranında artıyor. Bugün 2002 yılında, eski Türkiye'de, hani diyorlar ya 'eski Türkiye' diye; konut edinme oranı yüzde 73 seviyesindeydi. Bakın yüzde 73'ten 56'lara kadar düşmüşüz. Yani vatandaş olan konutunu kaybetmiş. Bugün dünyada ev sahibi olma oranı yüzde 65. Bizim düştüğümüz duruma bakın; mesela bizim komşumuz Yunanistan'da yüzde 68. Yani bu konutlar yapılıyor ama bu belli bir azınlığın cebine rant olarak giriyor."
"FİRARİ OĞLUMA SÖZ VERDİLER, OYUMU VERDİM"
Üsküdar Belediyesi'nde yaşanan yönetim değişiminin arka planındaki adli ve siyasi pazarlıkları kronolojik olarak açıklayan Zeynel Emre, 31 Mart seçim sonuçlarını hatırlatarak süreci aktardı:
"Bu ülke çok seçimler gördü, çok iktidarlar geldi gitti. Ama hiçbir dönem siyaseten bu kadar kötülüğün, bu kadar ahlaksızlığın, bu kadar edepsizliğin yaşandığı bir dönemi hiç görmedi. Üsküdar'da az evvel bir seçim gerçekleşti ve sonuçlandı. Üsküdar Belediyesi... Değerli arkadaşlar, Üsküdar'da 2024 seçiminde, 31 Mart 2024 seçiminde bizim aldığımız oy yüzde 50. Karşımızdaki AKP-MHP bloğunun aldığı oy yüzde 43. Yedi puan farkla almışız. Bizim sahip olduğumuz meclis üyesi sayısı 29. Onlarda 13 AK Parti, 4 MHP; 17. 29'a 17. Öylesine büyük bir hırsızlık var ki, ben size şimdi tarihleriyle anlatacağım. Önce 7 Nisan'da Üsküdar Belediyesi'ne bir operasyon oldu. Operasyondan sonra çeşitli kanallarda, televizyon programlarında, sosyal medyada Belediye Başkanımız Sinem Dedetaş'ın da tutuklanacağına yönelik haberler yapıldı. Sürecin sonunda 29 Temmuz'da gözaltına alındı, 31 Temmuz'da Sayın Belediye Başkanımız haksız bir şekilde tutuklandı. Saçma sapan iddialarla, ciddiye alınacak deliller, hukuken bir hükmü olmayan delillerle tutuklandı."
Tutuklamadan 5 gün sonra yapılan başkan vekilliği seçimindeki oylama turlarını ve oyların şüpheli transferini anlatan Emre, Meclis Üyesi Ahmet Başbaydar'ın açık itirafını şu sözlerle duyurdu:
"Bundan 5 gün sonra belediye başkan vekili seçimi yapıldı. Orada belediye başkan seçimi yapılırken der ki mevzuat: Birinci ve ikinci turda seçilmek için almanız gereken oy 31. İkinci turda da 31, birinci ve ikinci turda. Üçüncü turda 24. Birinci tur oldu; biz 26 oy aldık, bir geçersiz sayıldı, rakibimiz 17 oy aldı. İkinci turda 27 oy aldık. Üçüncü tura geçildiğinde birdenbire bizden 5 kişi karşı tarafa oy verdi. Bunun üzerine İl Başkanı, oradaki arkadaşlar dedi ki: 'Ya Üsküdar halkının verdiği iradeye nasıl ihanet edilir? İçimizden kim bunu yaptıysa söylesin, ya da çıksın gitsin. Böyle bir irade hırsızlığı yapılabilir mi?' Biri çıktı dedi ki: 'Benim oğlum yurt dışında firarda. Oğluma söz verdiler, bana söz verdiler. Eğer onlara oy verirsem oğlum gelecek, burada serbest kalacak.' Bunu kim söylüyor ve nerede söylüyor? Herkesin önünde, yani 40 kişi var, 40 kişinin bulunduğu yerde Meclis Üyesi Ahmet Başbaydar söylüyor. 40 kişi var. Kontrol edilebilir, bilmiyoruz değil mi biz, çocuğu gerçekten yurt dışında aranıyor mu? Çocuğu KCK'dan aranıyormuş, serbest kalma taahhüdü vermişler. Bir başka diğer isim hiçbir açıklama yapmadan ayrılıyor; öğreniyoruz ki onun da çocuğu içeride tutukluyken, bu oylamadan birkaç gün kala tahliye edilmiş."
"SEÇİLEN VEKİLE MAHKEME ENGELİ, MECLİS ÜYELERİNE SAVCILIK VE VALİLİK BASKISI"
Oylamayı kendi adaylarının kazanmasına rağmen sonucun idare mahkemesi kararıyla iptal edildiğini belirten Zeynel Emre, meclis üyelerine ve belediye yönetimine yönelik adli baskıları şöyle sıraladı:
"Arada tabii detaylarını vereceğiz; rüşvet iddiaları, milyon dolarlar havada uçuşuyor, 'Niye Üsküdar Belediyesi'ni alacağız.' Buna rağmen o gün gerçekleşen seçimde bizim adayımız 22'ye 19 belediye seçimini kazanıyor. Sibel Tan Çetinkaya başkan vekili oluyor. İtiraz ediyorlar usulsüzlük oldu diye. Nasıl bir usulsüzlük olduğunu söyleyen, bilen yok. Nasıl bir usulsüzlük oldu? 20 gün sonra idare mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı veriyor. Bu süre zarfında meclis üyeleri, bazıları tanık sıfatıyla, bazıları şüpheli sıfatıyla adliyeye çağrılıyor. Baskı altına alınıyor. Meclisi yöneten başkan vekili adliyeye savcı çağırıyor. 'Avukatınla gelme' diyor, avukatıyla gidince avukatı içeri almıyor. Meclisi nasıl yönetmesi gerektiğini söylüyor. Bu da yeterli olmuyor; seçime çok az bir süre kala, tekrar edilen seçime, yeni gözaltılar. Başkan yardımcıları, belediye meclis üyeleri gözaltına alınıyor."
Belediye yönetimindeki tutuklamalara ve geçmişte haksızlıklara tepki göstererek istifa eden isimlerin de hedef alındığına dikkat çeken Emre, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yani baktığımız zaman Başkan Yardımcısı Emine Cansu Çelik tutuklandı. Seçimde oy kullanamadı. Seçimde Üsküdar meclis üyesi olan, 2024 seçiminde Üsküdar ve İBB meclis üyesi olan Avukat Ekrem Baki Bey çıktı belediye meclisinde dedi ki: 'Ben bu kadar yapılan haksızlık, zulüm karşısında susamam. Bir partiye tek taraflı bu kadar her gün operasyon yapılmaz, hukuki bulmuyorum, haksız buluyorum' dedi, istifa etti. Bu dediğimiz tabii bir yıl önce oluyor. Şimdi adamı bu oylamadan önce tutukladılar, bakın o da tutuklandı."
İstanbul Valiliği’nin meclis salonuna yönelik müdahalelerini ve oylama öncesi siyasi transferleri de aktaran Emre, şunları kaydetti:
"Şimdi 3 Eylül Perşembe, 4 isme bakın oylamadan birkaç gün önce de AKP rozeti takıldı. Burada oylama öncesi tutuklanmayan ama tutuklanma tehdidi, ailesinin iş yerlerini batırma tehdidi, baskının artık arşa değdiği bir durum. Ya İstanbul Valisi 16 milyonun valisidir. İstanbul Valisi nasıl olur da yazı yazar der ki: 'Grubu bulunmayan siyasi partiler buraya alınmaz.' Hani biz orada geçişi tamamlamadık ya henüz. Peki, bunun üzerine YENİ Parti olarak hemen orada grup kurduk. Bu sefer ikinci yazıyı yazıyor: 'Grubu bulunsa da hiç kimseyi içeri almayın' diye. İstanbul Valisi nasıl olur da bu kadar tutuklama ve gözaltı olduğu güne seçim koyar?"
"ÜSKÜDAR BELEDİYESİ İŞGAL EDİLMİŞTİR: KARTAL ADLİYESİ VE BAKANLIK BU İŞİN İÇİNDE"
Seçim sürecinde yargı ve yürütme organlarının organize biçimde devreye sokulduğunu belirten Zeynel Emre, belediye yönetimine yönelik müdahaleleri sert sözlerle eleştirdi:
"Yani adalet dağıtması gereken adliyeler nasıl olur da bir seçime hile karıştırmak üzere çalışır? Nasıl olur da siyasileri tehdit eder? İşin içinde bakanlık var, valilik var. Bakın, Üsküdar'ın bir önceki belediye başkan yardımcısı şimdi Adalet Bakan Yardımcısı. Kartal Adliyesi var. Yani orada meclis üyeleri aleni bir şekilde bunu söylüyor. 'Her türlü baskıyı yiyoruz. Çağırıp diyorlar ki buna oy vereceksin.' Şimdi bunun adı nedir? Bunun adı da hırsızlıktır. Bir belediye çalınmıştır. Halkın iradesi çalınmıştır. Üsküdar halkına, İstanbul halkına saygısızlık yapılmıştır. Milli iradeye darbe yapılmıştır. Elbette sandıkta bunun hesabı sorulur. Hani söz aldıklarında işte 'Güneş Motel, Güneş Motel' diyorlar ya; bin beteri, bin beteri! Emin olun tıpkı Susurluk gibi bir çeteye işaret etmektedir. Bir yuvalanmış çete, almış istediği gibi at koşturuyor. 'Tutuklarım' diyor, 'malına çökerim' diyor, 'aileni tutuklarım, aileni serbest bırakırım' diyor. Bu çürümeden Türkiye'yi kurtarmamız lazım. Bugün burada yaşadığımız, gördüklerimiz sadece YENİ Parti'nin, bize oy veren seçmenlerin problemi değildir. Bu, tüm Türkiye siyasetinin, Türk siyasetinin sınavıdır, herkesin problemidir. Tüm siyasi partilerin problemidir. Bu haliyle seçimlerin anlamsızlaştığı, sıradanlaştığı bir döneme doğru gidilmektedir. Üsküdar Belediyesi işgal edilmiş durumdadır. Bu tablo çok açık bir şekilde orta yerde durmaktadır. Demokrasi, milli irade hepimize lazım. Cumhuriyeti el birliğiyle korumamız, kollamamız lazım. Bu yapılan, tamamen ülkedeki anayasal düzenin değiştirilmesidir, ortadan kaldırılmasıdır."
"GAZZE'DE SOYKIRIM SÜRERKEN SIRBİSTAN'DA BOSNA KASABINA DEVLET TÖRENİ DÜZENLENDİ"
Açıklamasının son bölümünde uluslararası alanda yaşanan insan hakları ihlallerine ve çifte standartlara değinen Zeynel Emre, Srebrenitsa soykırımının sorumlusu Ratko Mladić için Sırbistan'da düzenlenen törene sert tepki gösterdi:
"Şimdi değerli arkadaşlar, son olarak bir konuya daha değineceğim ve sonra partinin örgütlenme aşamasıyla ilgili bilgi vereceğim. Kötü bir dönemdeyiz, sadece Türkiye olarak değil. Gazze'de herkesin gözü önünde soykırım yapılıyor, kimsenin sesi çıkmıyor. Dünyada böylesine berbat bir dönemin yaşandığı süreçteyiz. Kadın, çocuk demeden soykırım yapılıyor, katliamlar yapılıyor. Herkes sinmiş, korkmuş, menfaati gereği ses çıkartmıyor. Ve son olarak da dün insanlık adına gerçekten utanç duyduğumuz bir cenaze töreniyle karşılaştık. Bakın, tarihe Srebrenitsa soykırımında katliamcı olarak, Bosna kasabı olarak yer alan ve bu kapsamda da soykırım yaptığı 8 bin 372 Boşnak kardeşimizi, bu kadar sayıda Müslümanı katlettiği Uluslararası Adalet Divanı tarafından yargılanarak tespit edilen, ömür boyu hapse mahkûm olan Ratko Mladić cezaevinde ölüyor ve Sırbistan'da buna devlet töreni düzenleniyor."
"GÜCÜMÜZÜ KAPALI KAPILAR ARDINDA DEĞİL, MİLLETTEN ALIYORUZ"
Partisinin saha çalışmalarına ve sahadaki toplumsal desteğe değinen Zeynel Emre, iktidar yürüyüşlerinin tabandan gelen güçle sürdüğünü belirterek şunları söyledi:
"Bir defa biz gücümüzü kapalı kapılar ardında değil, milletten alıyoruz. Bizim Genel Başkanımız, biliyorsunuz seçim olmadan yüzlerce miting yaparak bu alanda bir dünya rekoruna imza attı bizzat. Her hafta birkaç ilde vatandaşlarımızla buluşuyoruz. Farklı sosyoekonomik gruplarla buluşuyoruz, dertlerini dinliyoruz. Yeri geliyor köye gidiyoruz, yeri geliyor çiftçilerle buluşuyoruz, yeri geliyor üzüm üreticileriyle buluşuyoruz, onların dertlerini dinliyoruz. Kahvehaneye gidiyoruz. Sokaklarda dolaşırken mini mitingler kendiliğinden organize oluyor; yani öyle büyük çağrıya şey olmadan on binler toplanıyor. Bu bizim iktidar yürüyüşümüzün en büyük göstergesi. Türk siyasal yaşamında kurulduğu günden bugüne kadar birkaç haftada bu denli hızlı örgütlenen, en hızlı büyüyen, ilk anketlerde bu kadar yüksek oy oranlarına ulaşmış hiçbir parti olmamıştır, hiçbir parti yoktur. Dolayısıyla biz buna devam edeceğiz. Ezberlerin bozulduğu dönemdeyiz. Hiçbir yer kimsenin kalesi değil artık. Her yerde varız, olduğumuz yerlerde daha güçlüyüz."
"ORTA VADELİ PROGRAM BİR İLLÜZYON: GÜVEN YOKSA YATIRIM DA YOK, ÇÖZÜM ERKEN SEÇİM"
Hükümetin açıkladığı Orta Vadeli Program (OVP) verilerinin tutarsız olduğunu ve açıklanan hedeflerin gerçeği yansıtmadığını ifade eden Emre, ekonomik toparlanmanın ancak liyakat ve yönetim değişikliğiyle mümkün olacağını belirtti:
"Bunların hesaplayıp da söylediği, tutan bir tane rakam var mı? Gerek seçim beyannamelerinde yazan, gerek her açıkladıkları hedeflenen rakamlarla tutan arasında ne kadar fark var? Yani sürekli, esasında halkı yanıltıcı bir illüzyon tablosu çiziyorlar. Tutmayacağını onlar da biliyor. Her ay revize edilen bir plan mı olur? Üç günde bir revize edilen hesaplama mı olur? Sen buna göre millete gaz veriyorsun; 'Türkiye'de enflasyon düşecek, şöyle olacak, böyle olacak...' Şimdi 'Enflasyonda çok büyük mücadele verdik'. Ne yaptın? 31'den 32'ye, 34'e çıkmış yani. Bunun neresi var? Sen enflasyonu düşüreceğim diye dünyada sürekli bu şeyi devam ettiriyorsun."
Krizden çıkış için erken seçimi işaret eden Emre, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu iktidarın bu saatten sonra memlekete yapacağı en büyük iyilik, en erken bir şekilde seçime götürmektir. Çünkü güven ortamı kayboldu bir defa. Bir defa baş aşağı gitmeye başladı mı aktörlere güven kalmadı, kurumlara güven kalmadı. Bu güvensizlik ortamında ülkeye para girişinin olması, yatırımın olması, büyümenin olması imkânı yok. Önce yeni insanları göreve getirmemiz lazım. Yeni, güçlü kadrolara ihtiyacımız var bizim; önce bunu sağlamamız lazım. Bizim tek adam yönetimini sonlandırmamız, kuvvetler ayrılığını sağlamamız, özgür medyanın bulunduğu, her kuruşun hesabının sorulduğu, Sayıştayın varlığı, gerçekten işin ehli insanların göreve getirildiği liyakata dayalı bir görevlendirme ve namuslu insanların, ülkeyi seven insanların göreve gelmesiyle hızlıca bir iyileşme süreci olacaktır Türkiye'de. Biz YENİ Parti olarak bunu çok kısa sürede gerçekleştireceğimize canıgönülden inanıyoruz. Bu ülkenin sınavı; tarafsız, adil, eşit koşullarda seçimin sandığa yansımasıdır."
"İBB'DEKİ RANT KESİLDİĞİ İÇİN HIRSLARINDAN ÖLÜYORLAR: BELEDİYELERİ ÇALIYORLAR"
Olası bir İBB operasyonu ve muhalefet partileriyle ortak tutum sergilenip sergilenmeyeceğine ilişkin soru üzerine Emre, yerel yönetimlere yönelik organize bir müdahale yürütüldüğünü söyledi:
"Şimdi bizim bu planda falan bir harekete eklemlenmişliğimiz, buyumuz şuyumuz falan yok yani. Buradan bir kriz çıkarmaya çalışmasınlar. Bu plan değildi. Biz daha önce anlattık: Otoriterleşme eğilimi gösteren ülkelerde son aşamaya yaklaştığınız zaman, zamanında muhalefet etmiş bazı aktörleri iktidarın yanında görürsünüz. Yani biz önce Anayasa Mahkemesi tartışmalarında, milletvekili tartışmalarında, başka partilerdeki milletvekili... bu planlanıyor. Olan biten bunun dışında değil, işin gerçeği bu. Şimdi İstanbul Büyükşehir Belediyesi... Bunu söylüyoruz arkadaşlar, ya çalıyorlar! Nasıl ifade edelim yani? Faturayı ikiye katlıyor, içeride transfer işlemi yapıyor. Açığını bulursa, zaafını bulursa engelliyor. Araştırıyor, bakıyor; ailesi, bilmem ne... Nereden nasıl ele geçirebilirim, satın almaya çalışıyor. Şimdi böylesi organize bir kötülüğün olduğu durumda bu kadar ahlaksızlık hiçbir dönemde olmamıştır. Hiçbir dönem kimse bu kadar aşağılaşmamıştır."
Belediyelerin el değiştirmesi sürecinde yaşananları aktaran Emre, iktidarın rant kaybı nedeniyle hareket ettiğini vurguladı:
"Bu kadar ahlaksızca bir şekilde belediyeleri ele geçiriyorlar. Daha önce işte Bayrampaşa'da gördük, Gaziosmanpaşa'da gördük, Menderes'te gördük... Birbirine sarılarak seçim kazanmışlar, kutlama yapıyorlar. Ya Üsküdar Belediye Başkanının sinirleri harap, sayede tuttu şu anda. Onu seçtirtseydi seçtirmeyip peşine bir de Genel Başkanından bağlıyor. Tehdit... doğrudan bir zafer elde etmişler; ne yapmışlar? Ailesini bile çalmışlar. Zafer öyle mi ya? İstanbul'da belediyecilik yapmayacak kadar kötülük yok, niye? Çünkü ne zaman ki oradan hortum kesildi, ne zaman ki oradaki rant düzenine son verildi, millet son verdi; o günden bugüne hırslarından ölüyorlar. 6 yıldır yaşattığımız bu asıl. Önce hizmeti engellemeye çalıştılar. Baktılar olmadı, hizmeti engelleyemediler; daha önce seçim kazandı, bu sefer ne yaptılar? Çok normal arkadaşlar, 26 büyükşehir belediyesinden şu anda 9'u bizde kalmış. Çok normal. Bu baskı, tarafsız yargı şart değil. Burada belediye başkanı olan arkadaşlarımızın birçoğu da 1 yılı, 1,5 yılı belediye başkanı. Neye uğradığını şaşırdı."
"CHP'YE KAYYUM ATANDI, FİİLEN KAPATILDI: YENİ PARTİ DÜZENİ YIKTI"
CHP'nin genel merkez binasına ve partinin kurumsal yapısına ilişkin soruyu yanıtlayan Zeynel Emre, CHP'nin yargı kararlarıyla işlevsiz kılındığını ifade etti:
"Normalde, başka bir zaman olsa tabii tarihi bir açılış yapabilirdik, bir kutlama olarak değerlendirebiliriz ama CHP zaten kapatıldı. CHP'ye zaten kayyum atandı. Yani bu CHP'nin Mustafa Kemal Atatürk'ün CHP'siyle, Bülent Ecevit'in CHP'siyle, Deniz Baykal'ın CHP'siyle, Özgür Özel'in CHP'siyle bir alakası var mı arkadaşlar yani? Yok. DSP'nin şimdi Bülent Ecevit'le bir ilgisi kaldı mı, var mı? Yok, saraya eklendi. Şimdi burası da bir yargı operasyonuyla, butlan kararıyla, saçmasapan bir kararla, hukukta yeri olmayan, görülmemiş bir şekilde 3 yıl sonrasında geçmişe dönük bir iptal kararı ve zaten butlan. Yani fiilen kapanmış durumda orası. Ha, inşallah bir gün açılır. Daha önce de bunlar yaşandı ama şu an fiilen kapanmış durumda. Ve orası kapandığı için biz milletimizle birlikte YENİ Parti'yi kurduk. Yeni bir yola çıktık. Siyasetin tamamen kontrol altına alındığı, formalite bir işe dönüştüğü düzeni yıktık. Milletimizle birlikte iktidar yolculuğunda yürüyoruz."