Son Dakika | TBMM'nin yeni yasama yılı başladı! Kurtulmuş açılışı süreç konuşması ile yaptı

Son dakika... TBMM 28. Dönem 5. Yasama Yılı başladı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un konuşması ile başladı.

Son Dakika | TBMM'nin yeni yasama yılı başladı! Kurtulmuş açılışı süreç konuşması ile yaptı

Meclis'in yeni yasama yılı TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un konuşması ile başladı. Meclis'e Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, MHP Genel Başknı Devlet Bahçeli, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ve Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan dahil siyasi liderler katıldı.

DEM PARTİ'DEN ERDOĞAN'A CAN ATALAY KARŞILAMASI

DEM Parti, sıralarına Hatay'ın seçilmiş Milletvekili Can Atalay'ın fotoğraflarını koydu. Atalay, yıllardan beri tutuklu. AYM kararlarına rağmen tahliye edilmeyen Atalay, bugün açlık grevine başladı.

Son Dakika | TBMM'nin yeni yasama yılı başladı! Kurtulmuş açılışı süreç konuşması ile yaptı - Resim : 1
Fotoğraf: Yıldız Yazıcoğlu

YENİ PARTİ AYAĞA KALKMADI

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, Kurtulmuş'un açılış konuşmasının ardından konuşmak için kürsüye geldi. Erdoğan gelince, MHP, İYİ Parti, DEM Parti ve Yeni Yol Grubu ayağa kalktı. YENİ Parti kalkmadı.

İstiklal Marşı okunduktan sonra da YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel ile beraber YENİ Parti vekilleri; Genel Kurul'dan ayrıldı.

Son Dakika | TBMM'nin yeni yasama yılı başladı! Kurtulmuş açılışı süreç konuşması ile yaptı - Resim : 2

Erdoğan konuşmasında İmralı Süreci'ne ilişkin mesajları verdikten sonra da tekrardan yeni Anayasa çağrısını yineledi.

Erdoğan, konuşmasının ardından DEM Parti sırasına gitti. DEM Parti vekilleri ile tokalaşan Erdoğan ardından hemen yanlarındaki butlan CHP'si vekilleri ile tokalaştı. Erdoğan sonra tokalaşmak için MHP sırasına gitti. Vekiller ile tokalaştıktan sonra Genel Kurul'un ortasında bekleyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile tokalaştı. Bahçeli, Erdoğan'a biri beyaz biri kırmızı gül verdi.

Erdoğan ardından ellerindeki güller İYİ Parti ve Yeni Yol Grubu sıralarına gitti. Erdoğan, İYİ Parti Lideri Dervişoğlu ve Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan ile tokalaştı.

Erdoğan'ın tokalaşmasının yanı sıra dikkat çekici bir an yaşandı.

MHP Lideri Bahçeli, İYİ Parti sıralarına gitti. Bahçeli ve Dervişoğlu tokalaştı.

ERDOĞAN KONUŞTU

ERDOĞAN KONUŞTU

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan şunları ifade etti:

Aziz milletim, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 28. Dönem 5. Yasama Yılı'nın bu ilk gününde sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Yeni yasama yılının ülkemiz, milletimiz, Meclisimiz, demokrasimiz, gönül coğrafyamız ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Sizlerin şahsında mensubu ve hizmetkârı olmaktan şeref duyduğum aziz milletimin her bir ferdine; en doğusundan en batısına, cennet vatanımızın yedi bölgesinde, 81 ilinde, 922 ilçesinde yaşayan tüm vatandaşlarıma buradan selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum.

Dünyanın farklı ülkelerinde milletimizi en güzel şekilde temsil eden, başarılarıyla iftihar ettiğimiz yurt dışındaki vatandaşlarımıza da en kalbi muhabbetlerimi iletiyorum.

Evvelemirde, bundan 102 sene önce Hacı Bayram Veli Camii'nde kılınan cuma namazını müteakip dualarla, tekbirlerle, istiklal azmi ve aşkıyla bağımsızlığın kalbi olan Ankara'dan milletimizin iradesini dünyaya haykıran 115 üye başta olmak üzere; bugüne kadar bu yüce çatı altında milletimize layıkıyla hizmet edip darıbekaya irtihal eden milletvekillerimizi rahmetle yad ediyorum.

Uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Ali Şükrü Bey'e, milletin emanetine kastedenlerin, milletin iradesini gasbedenlerin darağacına gönderdiği Adnan Menderes'e, Hasan Polatkan'a ve Fatin Rüştü Zorlu'ya bugün bir kez daha Cenab-ı Allah'tan rahmet niyaz ediyorum.

Ruhları şad, mekânları cennet olsun. Yine burada, bin yıldır bu coğrafyada milletimizin bekası uğruna gözlerini kırpmadan hayatlarını feda eden tüm şehitlerimize, gazilerimizden darıbekaya irtihal etmiş olanlara da Yüce Mevla'dan rahmet diliyorum.

Sözlerimin hemen başında şu hakikati tüm kalbimle ifade etmek istiyorum: Dünyada gazilikle iki kez müşerref olan tek meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir.

Bu Meclis; milletimizin ayağına pranga, boynuna urgan geçirmeye kalkan müstevlilere karşı Millî Mücadele'yi başarıyla sevk ve idare etmiştir. 80 kilometre öteden top sesleri gelirken bile Yüce Meclis çalışmasını sürdürmüş, milletimizin tevdi ettiği meşaleyi şanla, şerefle taşımaya devam etmiştir.

Meclisimizin bu mücadelesi; müstevlilerin, işgalcilerin ve emperyalistlerin kıskacından çıkış yolu arayan mazlum milletlere de örnek olmuştur.

Bakınız; Türkiye Büyük Millet Meclisimizin 1920-1923 arası tutanakları, Türkiye'nin ikinci defa nasıl vatan yapıldığının en canlı şahitleridir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 1921 senesinde Büyük Millet Meclisi'nin ikinci yasama yılı açılışında kurduğu şu cümleler; milletimizin hücrelerinde olan hürriyet aşkının ve Meclisimizin tarihi misyonunun bariz bir ifadesidir.

Türk milletinin istiklal ile izmihlal arasına sıkıştığı o sancılı günlerde Meclis Başkanı sıfatıyla Gazi Mustafa Kemal şöyle sesleniyordu:

"Muhterem arkadaşlarım; bütün bir millet, ölümle göz göze baktığımız mütareke günlerinden başlayarak bugüne kadar katettiğimiz mesafeleri, atladığımız sayısız müşkülatı bir kez daha hatırlayalım. Ne zaman başladığı bilinmeyen zamanlardan beri şerefi istiklal ile yaşayan milletimiz, en kötü bir sona ölümle gidiyor gibi görünmüş iken tutsaklığa karşı evladını kıyama çağıran ecdadın sesi kalplerimizde yükseldi ve bizi son Kurtuluş Savaşı'na davet etti. Artık yeis ve fütur günleri çok arkada kaldı. Memlekete kurtuluşu, gerçek yolu göstermiş ve bütün milleti kendi istiklal bayrağı altında toplamış olan Meclis-i Âliniz ikinci yasama yılına girerken ben, ufkumuzda inkişafa başlayan ışıkların bu kadar felaket görmüş olan bedbaht vatanımızda iyi bir sabahı hayrolmasını dua ediyorum."

Sık sık alkışlarla kesilen bu konuşmadan 95 sene sonra Yüce Meclisimiz, millete öncülük görevini bir kez daha yerine getirmiştir. 15 Temmuz gecesi bombaların altında milletin emanetini savunan Gazi Meclisimiz; meydanlarda, caddelerde, havalimanlarında darbeye direnen milletimizle birlikte o ağır sınavı alnının akıyla vermiştir.

Bu vesileyle o gece milletin emanetine sahip çıkan tüm milletvekillerimize teşekkür ediyor, Rabbim bu Meclis'i bir daha aynı mücadeleyi vermek mecburiyetinde bırakmasın diyorum.

Geçmişi bu denli görkemli, vazifesi bu kadar ulvi olan Gazi Meclis'in Genel Kurul Salonu'nda sizlere hitap etmekten duyduğum memnuniyeti hassaten ifade ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;

Türkiye Büyük Millet Meclisimiz, dünyanın çalışma temposu en yüksek parlamentolarından biridir.

1 Ekim 2023’te başlayıp 10 Ağustos 2024’e kadar devam eden ikinci yasama yılında da Meclisimiz önemli kararların alındığı, yoğun ve meşakkatli bir mesai dönemi geçirdi.

Hem Genel Kurulda hem de komisyonlarda ülkemizin, milletimizin ve bölgemizin geleceğine yön verecek hayati kanunlar, kritik meseleler müzakere edildi.

Yasama faaliyetleri demokratik bir olgunlukla icra edilirken parlamenter diplomasi ise gerek ev sahibi olduğumuz uluslararası toplantılarda gerekse yurt dışı ziyaretlerde profesyonel ve saygın bir yaklaşımla yürütüldü.

Bu anlamda siyasi parti ayırt etmeksizin Gazi Meclisimizdeki tüm milletvekillerine çabaları, gayretleri, fedakârlıkları için ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş’u ve Başkanlık Divanımızın muhterem üyelerini aynı şekilde gönülden tebrik ediyorum.

Meclisimizin farklı birimlerinde görev yapan idareci ve çalışanlarımıza 10 ay 10 gün boyunca ortaya koydukları hummalı ve özverili çalışmalar için şükranlarımı iletiyorum.

Bugün itibarıyla başlayan yeni yasama yılının da fikir, tenkit ve tekliflerin özgürce fakat karşılıklı saygı ve nezaket kuralları dâhilinde dile getirileceği; tartışmaların çözüm odaklı bir anlayışla, sağduyu ve suhuletle cereyan edeceği verimli, bereketli bir yıl olmasını yürekten temenni ediyorum.

Biz, iktidar partisi ve Cumhur İttifakı olarak her zaman olduğu gibi yapıcı hareket etmeye, farklı fikir ve önerilere kulak vermeye devam edeceğiz.

Millî iradenin tecelligâhı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin itibarını her şeyin üzerinde tutmamız gerektiği açıktır. Yeni yasama yılında bunun yüksek hassasiyeti içinde olacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;

Burada bir hususu öncelikle dikkatlerinize getirmek isterim. Siyasetçiler olarak birinci vazifemiz, emanetini taşıdığımız aziz milletimize layıkıveçhile hizmet etmektir. Şahsım dâhil hepimiz; milletin sorunlarına çözüm bulmak, dertlerine çare olmak, ülkenin önünü ve ufkunu açmakla mükellefiz.

Bir ay sonra 24. yıl dönümüne kavuşacağımız iktidarlarımız boyunca kesintisiz biçimde istikrarlı, kararlı ve samimi bir şekilde biz hep bunu yapmanın mücadelesi içinde olduk. Ekonomiden demokrasiye, iç siyasetten dış politikaya, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, ulaştırmadan şehirleşmeye, enerjiden tarıma kadar ülkemizi ilgilendiren her alanda çok önemli adımlar attık.

Bakınız; insanımızın kalbinde onulmaz yaralar açan 6 Şubat depremlerinin üzerinden bir buçuk yıldan fazla süre geçti. Hayatını kaybeden kardeşlerimizin acısı hâlâ içimizi yakıyor olsa da bugün 11 ilimizi yeniden ayağa kaldırmanın huzurunu yaşıyoruz. Milletimize verdiğimiz sözü bir kez daha tuttuk, asrın inşasını tamamladık. Toplam 101 bin 254 konut ve iş yerini hak sahibi kardeşlerimize teslim ettik. Deprem bölgemizin ihyası için cari fiyatlarla 2,6 trilyon lira harcadık.

Ekonomide, bölgemizde arda ardına patlak veren savaş ve krizlere rağmen Türkiye’yi kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı başardık. Füzelerin havada uçuştuğu sıkıntılı bir dönemde tek bir vatandaşımızın dahi kılına zarar getirtmedik.

2024’ün ilk yarısında Türkiye yıllık yüzde 3,8 büyüdü. Yıllıklandırılmış millî gelirimiz 1,2 trilyon doları aştı. İhracatımız ağustos ayında yıllık 262 milyar dolarla rekor kırdı.

Geçen sene yaşanan zirai don ve kuraklığın ardından tarımımız hızlı bir toparlanma kaydetti. Turizmde çevremizdeki çatışmalara rağmen güçlü seyrimizi koruduk. Yılın ilk 6 ayında turizm geliri 23,7 milyar dolara ulaştı.

Savunma sanayisinde ise iki işi birden başardık. Hem yeni ürünlerle millî savunma sanayimizi güçlendirdik hem de bu alanda dünyaya satış yapan bir ülke olduk. Yılın ilk 8 ayında savunma ve havacılık ihracatımız yüzde 9,8 artışla 3,7 milyar dolara çıktı.

Dış dengede sürdürülebilir bir noktadayız. Cari açığın millî gelire oranının bu yıl yüzde 2’nin altında kalmasını bekliyoruz. Enerji faturasının ağırlaştığı bir yılda bu oran, ekonomimizin ne kadar dayanıklı hâle geldiğinin göstergesidir.

Kamu maliyesinde disiplinden sapmadık. Bu yıl bütçe açığının millî gelire oranını yüzde 4,9 ile sınırlamayı ve faiz dışı fazla vermeyi hedefliyoruz.

Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun da üstesinden başarıyla geliyoruz. Sermaye piyasası kuralları çerçevesinde hakkaniyet ve adalet kurallarını gözeterek kimsenin hakkını kimseye yedirmeden bu meseleyi süratle çözüyoruz.

Bu konunun iktisadi güvenliğimize ve toplumsal barışımıza yönelik bir tehdit unsuruna dönüşmesine inşallah fırsat vermeyeceğiz.

Bu ülke ve bu millet hak ettiği seviyelere ulaşıncaya kadar çalışmaya, üretmeye, sorunlara çözüm yolları geliştirmeye devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;

Bugün tarihe kayıt düşmek, tarihe not düşmek adına Türkiye için vazgeçilmez olduğunu düşündüğüm bazı başlıklara kapsamlı bir şekilde değinmek arzusundayım. Günlük siyasetin gelip geçici gündemlerinden azade olarak bu iki konunun ülkemiz ve milletimiz için son derece önemli olduğuna inanıyorum.

Bakınız; günümüzde siyasetin çözüm üretmesi gereken meselelerin en başında toplumda iç kanamaya sebep olan yapay kutuplaşma yer alıyor. Öncelikle şunu açık ve net ifade etmek isterim: Bir milletin tüm fertlerinin her konuda aynı düşünmesi; değerler, inançlar, hassasiyetler, beklentiler konusunda tamamen birbirine benzemesi elbette mümkün değildir. Bu doğru da sağlıklı da değildir.

Bizim ülke ve toplum olarak en büyük zenginliğimiz esasen çeşitliliğimiz, farklılıklarımız ve renkliliğimizdir. Asırlar içinde bu farklılıklar bir uzlaşma zemininde buluşmuş, ortak sınırlar içinde ortak değerler oluşmuştur. Tarih içinde farklılıklar birbirine köklü bir saygı geliştirmiştir. Devletimiz, bayrağımız, mukaddes değerlerimiz ve üzerinde bir arada yaşadığımız vatanımız tarih içinde bizi tek bir millete dönüştürmüştür.

Farklılıklarımızı bir ayrışma vasıtası olarak kullanmak isteyenlere de karşı durduğumuzu milletimiz tek yürek olup her seferinde gereken cevabı vermiştir.

Hiç kuşkusuz siyaset kurumu farklı beklentilere cevap üretmek için vardır. Ancak siyasetin farklılıklarımızı, renklerimizi, çeşitliliğimizi bir ayrıştırma yani kutuplaştırma vasıtası olarak kullanması en başta siyasetin fıtratına aykırıdır.

Siyasi partiler arasında tabii ki rekabet olacaktır, yarış olacaktır, belli sınırlar dâhilinde çekişme de olacaktır. Fakat bunun kutuplaştırma yoluyla, kamplaşmayı körükleyerek çatışmaya götürülmesi siyasetin varlık sebebiyle uyuşmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, bunu özellikle şunun için söylüyorum: Yakın çevremizdeki hadiselere baktığımızda yerel bazdaki ayrışmaların siyaset ve toplum mühendislikleriyle birçok ülkenin yumuşak karnına dönüştüğünü, daha doğrusu dönüştürüldüğünü görüyoruz.

Toplumsal fay hatları kaşınmak suretiyle ülkeler içeriden çözülmek ve çökertilmek istenmektedir. Bu yıkım projesinin komuta ve kontrol merkezinde ise emperyalist-Siyonist ittifakı bulunmaktadır.

Dünyayı takip eden, bölgemizdeki gelişmeleri yakından takip eden herkes inanıyorum ki şu gerçeği görebiliyor: Binlerce yıldır bir arada yaşayan; huzur, barış ve karşılıklı saygı çerçevesinde bir arada varlığını sürdüren milletimizin son dönemde artan bir şekilde siyaset ya da siyaset dışı aktörler vasıtasıyla kutuplaştırılması sadece iç dinamiklerle açıklanamaz.

İç dinamikler bellidir. Tarih içinde, asırlar boyunca teşekkül etmiştir. Sünni ile Alevi, Türk ile Kürt, Müslüman ile gayrimüslim asırlar içinde huzur ve dayanışmayı esas alan müşterek bir yaşam zemini inşa etmiştir. Bu ve benzeri farklılıkları bir çatışmaya, bir kutuplaşmaya dönüştürmek, Türkiye'nin —deyim yerindeyse— fabrika ayarlarını bozmak demektir.

Türkiye'nin ayarlarının bozulması siyasetin işine yaramaz. Sadece ve sadece Türkiye'nin hasımlarının işine yarar.

Yakın tarihimizde bunu hep beraber tecrübe ettik. Çok partili demokrasiye geçişimizden itibaren ne zaman bir atılım içinde, bir kalkınma hamlesi içinde olsak operasyonların hedefi hâline geldik. Sokaklarımız karıştırıldı, gençlerimiz düşmanlaştırıldı. Aynı mahalleyi, aynı caddeyi, aynı binayı paylaşan komşular arasına nefret tohumları ekildi. Siyasi ve toplumsal huzurumuz suikasta uğradı.

Bizimle aynı ligde olan ülkeler koşarken biz yıllarca, başta ekonomi olmak üzere birçok alanda patinaj yaptık, oyalandık, irtifa ve ivme kaybettik. Bütün bu gerilimlere, çatışmalara, bunların doğurduğu istikrarsızlığa bakıldığında; her seferinde Türkiye'nin kaybettiği, her seferinde milletin kayıplar verdiği, ağır bedeller ödediği çok net görülecektir.

Açıktır ki; millet kaybederken milletin hasımları kazanmıştır. Türkiye kaybederken kazanan; Türkiye'nin rakipleri, maalesef Türkiye'nin yeminli düşmanları olmuştur.

Şunun bilinmesini isterim: Ne Türkiye'nin ne de Türk milletinin artık kaybetmeye tahammülü yoktur. Hiç kimsenin de Türkiye'ye ve Türk milletine kaybettirmeye hakkı yoktur.

Değerli milletvekilleri;

Bu mücadelede en büyük görev, milletin temsilcileri olarak bizlere, yani siyaset kurumuna düşmektedir. Türkiye'de salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu cephe siyasetinin raf ömrü dolmuştur. Siyaseti; hizmette, eserde, icraatta yarış olmaktan çıkarıp muhatabın düşmanlaştırıldığı bir yıpratma savaşına dönüştürmek vahim bir hatadır. Küresel ve bölgesel gelişmeler yeni bir siyaset tarzını mecbur kılmaktadır.

Gelinen aşamada önümüzde iki seçenek bulunuyor: Ya kutuplaşmayı ve kutuplaştırmayı merkeze alan eski siyaset tarzıyla yola devam edeceğiz ya da asgari müştereklerde buluşmayı, mutabakat içinde rekabeti esas alan yeni siyaseti Türkiye'ye hâkim kılacağız.

Eğer Türkiye yeniden büyük ve güçlü Türkiye olacaksa, eğer Türkiye önüne açılan tarihi fırsatları değerlendirecekse bu paradigma değişimini hep beraber vakit kaybetmeksizin gerçekleştirmek durumundayız.

Bunu söylerken elbette her siyasi partinin her meselede aynı düşünmesini, aynı yerde hizalanmasını asla kastetmiyorum. Farklı siyasi partiler, ne kadar aykırı olursa olsun farklı fikirler Türkiye'nin, Türk demokrasisinin zenginliğidir. Ancak her siyasi partinin önceliği Türkiye olmalıdır, olmak zorundadır.

Her siyasi parti Türkiye'nin kendi iç dinamiklerinden, kendi tabanından güç ve ilham alarak Türkiye merkezli siyaset icra etmelidir. Çatışma ve kutuplaştırmanın yerini uzlaşma ve hoşgörü almalıdır. Türkiye'nin millî menfaatlerinde, milletimizin her bir ferdini ilgilendiren konularda siyaset tam bir mutabakat zemininde buluşabilmelidir.

Biz buna "iç cephenin tahkim edilmesi" diyoruz. Biz buna "Büyük Türkiye Mutabakatı" diyoruz.

Değerli milletvekilleri;

Yeni anayasa sürecimizin de aynı zamanda bu toplumsal mutabakatı, işte bu millî mutabakatı inşa etmeye dönük olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Bölgemizin ateş çemberine dönüştüğü bir ortamda iç cephemizi sağlam tutma gayretlerimiz; Türkiye'nin hasımları üzerinde caydırıcı bir etkiyi şimdiden uyandırmış, Türkiye'nin gücüne güç katmış, bölgemizde yeni bir rüzgâr estirmiştir.

Terörün ya da terör örgütlerinin Türkiye'yi teslim alması hiçbir zaman mümkün değildir. Fakat terörün Türkiye'nin enerjisini heba ettiği, Türkiye'yi oyaladığı, Türkiye'nin kaynaklarını tükettiği bir vakıadır.

Son 40 yıldır terörle mücadeleye odaklanan Türkiye hem gencecik evlatlarını toprağa vermiş hem de trilyonlarca dolarlık maddi kaynaklarından olmuştur. Terör üzerinden içeride yaşanan tartışmalar Türkiye'nin ekonomisini, huzurunu, güvenliğini tehdit etmiş; dış politikada elini zayıflatmıştır.

Ama hamdolsun bugün Türkiye; terör örgütlerinin ve onları maşa olarak kullananların tehditlerine pabuç bırakmayacak bir güce, imkâna ve kabiliyete kavuşmuştur. Gerek sınırlarımız içinde gerekse sınırlarımızın ötesinde Türkiye...

(Çerçeve Yasa) 467 kabul oyuyla sergilenen tarihi mutabakat; aziz milletimizi, Türkiye'nin dostlarını sevindirirken hiç şüpheniz olmasın ki Türkiye'nin hasımlarını üzmüş, onları hayal kırıklığına uğratmıştır.

Bu vesileyle, ilk günden itibaren ortaya koyduğu dirayetli, kararlı ve cesur duruşuyla "Terörsüz Türkiye" sürecine büyük destek veren Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'ye bir kez daha partim, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum.

Sürecin kazasız, belasız bugünlere gelmesinde çok kıymetli katkıları olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi grubuna aynı şekilde teşekkürlerimi iletiyorum.

Gerek Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda gerekse Çerçeve Yasa'nın kabulünde yapıcı tutum sergileyen siyasi parti gruplarına da teşekkür ediyor, desteklerinin bundan sonra da devam etmesini bekliyorum.

Çerçeve Yasa'da da vazedildiği gibi bir izleme süreci vardır. Gerekli adımlar atıldığında ilgili kurumlarımız da gerekeni yapacaktır.

İşte burada, tam da biraz önce ifade ettiğim millî mutabakat daha bir anlam kazanacaktır. Terörsüz, çatışmasız, kavgasız bir ortamda sorunlarımızı karşılıklı saygı ile tartışıp çözüm üretmek çok daha kolay ve mümkün hâle gelecektir. Siyasetin demokratik kapasitesi inşallah daha da güçlenecektir.

Türkiye'nin yeni, demokratik, katılımcı, özgürlükçü ve sivil bir anayasa yapma şartları, inanıyorum ki daha da olgunlaşacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;

Bakınız; yeni yasama yılımız tarihimizdeki ilk yazılı anayasa olan Kanun-i Esasi'nin ilanının 150. yıl dönümüne tesadüf ediyor. Anayasal devlet girişimlerimiz biraz daha geriye gidiyor. Devlet kudretini hukukla sınırlama tecrübemiz ise bu girişimlere nispetle çok daha eskidir.

Adalet, eşitlik, iyilik ve insanlık değerleri üstünde yükselen devlet töremiz; aslında modern anlamıyla bir toplumsal sözleşmeden, bireyleri hukukun gücüyle birbirine bağlayan bir anayasadan başka bir şey değildir. Son iki asırda bu hakikati modern anayasal devlet fikriyle buluşturma teşebbüsleri başarılı, başarısız pek çok sonuç doğurmuş; tartışma ve arayışlar hiçbir zaman hız kesmemiştir.

Kanun-i Esasi'nin üstünden geçen 150 yıla rağmen yeni anayasa bahsi, Türk siyasetinin önünde bir imtihan olarak hâlen duruyor. Milletin söz mührünü taşıma bahsinde tarihimizdeki bütün anayasa tecrübelerinde teknik veya siyasi kusurlar, eksikler bulunabilir. Ancak darbe ürünü olan son 70 yılın iki anayasası varoluşsal bir krizle mefluç olmuştur.

Devlet ile toplum, birey ile devlet arasındaki sözleşme silah ve süngünün gölgesi altında imzalanmıştır. Her darbenin kendi siyasal meşruiyetini oluşturma çabası ise anayasaları sürdürülebilir bir vesayet düzeninin yol haritası hâline getirmiştir.

Burada şu gerçeği özellikle dikkatinize sunmak istiyorum: Darbe dönemi anayasaları; kuvvetler ayrılığının uygulanmasından ziyade sandıktan çıkan iktidar gücünün zapturapt altına alınmasına odaklanmıştır. Millî egemenliğin ve millî iradenin bürokratik oligarşiyle nasıl sınırlandırılacağını tasarlamıştır. Yönetim istikrarını temin etmek yerine millet egemenliği üzerindeki vesayet araçlarının istikrarını sağlamıştır. Hak ve özgürlükleri kuvvetlendirmek yerine anayasayı "ama-yasak" lafzına dönüştüren istisnaları genişletmiştir.

Devlet ve millet arasındaki birliğin, bütünleşmenin ahdî temeli olamamış; ne yazık ki gerilimleri ve tarihi çelişkileri derinleştirmiştir. Hasılı; siyaset mühendislerine, kaos tüccarlarına, toplumu ve devleti kriz üzerinden terbiye etmeye yeltenenlere diğer kapıları açmıştır. Darbe anayasalarının kurduğu vesayet mimarisi, sivil siyasetin önünde yeri gelmiş gerçek bir engel olmuş, yeri gelmiş kullanışlı bir mazerete dönüşmüştür.

Değerli milletvekilleri;

Bu vesayetçi sistemden kurumsallaşmış bir demokrasiye geçişte önemli mesafeler aldığımız inkâr edilemez. Toplum hayatının ihtiyaçları zaman içinde pek çok değişikliği, revizyonu, reformu kaçınılmaz..

Gururla ifade etmek isterim ki en kapsamlı değişiklikleri yapmak da bizlere nasip oldu.

Bununla birlikte, demokrasi tecrübemizi fasılalara bölen müdahalelerin mirasını reddeden sivil bir anayasa ihtiyacı ise henüz karşılanamadı. Üstelik bugüne kadar yapılan revizyonlarla ortaya çıkan tablo, bütünlüklü bir anayasal mimariye ihtiyacı daha da artırmıştır.

Hepsinden önemlisi; köklü değişikliklerle yapısal kusurlardan geniş ölçüde arındırılan mevcut anayasamızın hâlâ darbe döneminin tortularını, izini, etiketini taşımasıdır. Şurası büyük tenakuzdur: 12 Eylül'ün lider kadrosu darbeden yıllar sonra adalet önünde hesap vermiş, yargılanmış, mahkûm olmuştur. Ancak yürürlükteki anayasa, müellif olarak onların imzasını taşımaktadır.

Açık söylüyorum; milletimiz buna ne layıktır ne de razıdır. Türkiye bu ayıptan mutlaka kurtulmalıdır.

Başka hiçbir gerekçesi olmasa dahi üstüne bastığımız zemine düşen bu gölgeyi kaldırmak, sistemi bu lekeden arındırmak, harekete geçmek için yeterli bir nedendir. Bu yönüyle yeni ve sivil bir anayasa hedefi, Türk demokrasisinin rüştünü ispat mücadelesidir.

Millet egemenliğinin kalbgâhı olan bu Gazi Meclisimiz; her dönem ve her koşulda anayasa yapmaya ehildir, yetkilidir. Fakat sahip olduğu siyasi çeşitlilik hasebiyle içinde bulunduğumuz dönem, bir anayasa teşebbüsü için belki de en ideal dönemdir. Bu Meclis, Türkiye'nin millî ve hayati meseleleri söz konusu olduğunda müzakere ve uzlaşma kapasitesinin sağlamlığını zaten göstermiştir.

Bilhassa; huzura, demokrasiye, kardeşliğe kalkan 467 el ile sivil siyaset, vesayetin ördüğü psikolojik duvarları yıkmış, ön yargıları tuz buz etmiştir.

Bunu Türk demokrasisi adına, milletimizin gelecek umutları adına...

Bunu Türk demokrasisi adına, milletimizin gelecek umutları adına tarihi bir kazanım, büyük bir başarı olarak görüyoruz. Temennimiz; bu başarının gündelik çekişmelere kurban edilmeden, Türk siyasetinde yeni bir dönemin müjdecisi olmasıdır.

Burada şunun da altını çizmek istiyorum: Türkiye'nin ufkunu genişletecek yeni bir anayasa; kutuplaşma siyasetinin değil, mutabakat içinde rekabeti esas alan yeni siyasetin eseri olacaktır.

Kıymetli milletvekilleri;

Bunu başardığımızda devlet ve millet arasındaki köprüleri daha sağlam şekilde kurmuş oluruz. Bunu başardığımızda; güçlü devlet, özgür toplum idealini birini diğerine tercih etmeden, birlikte yaşatmanın yolunu açmış oluruz. Bunu başardığımızda; hem hukuku anlamlı kılacak bir demokratik zemine hem de demokrasiyi koruyacak bir üstün hukuk mantığına kavuşmuş oluruz. Bunu başardığımızda; kazanımlarımızı kalıcı hâle getirir, çoğulcu demokrasiyi kurumsallaştırır ve gerçek anlamıyla halkın yönetimine dönüştürürüz.

Toplumu, kontrol altında tutulması gereken bir tehdit alanı olarak gören vesayetçi anlayışın reddi bunu gerektirir. Siyaseti ve toplumu refahın, ilerlemenin, gelişmenin dinamik gücü olarak kabul eden demokratik bir anayasa anlayışı da bu sayede yeşerir.

Sesi milletin sesiyle hemâvâz olanların bu süreçte korkacağı, çekineceği bir tartışma olamaz; olmamalıdır. Demokraside hiç kimse hakikat tekeline sahip değildir. Her düşünce kıymetli, her öneri değerlidir. Her fikirden, her özgün tekliften istifade edilmelidir.

Diğer taraftan, milletimizin yeni bir anayasa özlemi de üretilmiş korkuların, vehimlerin esiri hâline getirilmemelidir. Anayasa'nın yürürlükteki ilk dört maddesiyle ilgili tavrımız zaten bellidir.

Türkiye Yüzyılı'na yakışır yeni ve sivil bir anayasa için kolları sıvamak herkes için gerçek bir samimiyet sınavıdır. Milletimizin bu büyük özlemini gidermek üzere siyasi partilerimizin taahhütlerine uygun olarak harekete geçmelerinde fayda görüyorum. İçinde bulunduğumuz yasama yılının Türkiye'nin imkân ve fırsatlarını geliştiren bir anayasa yılı olmasını diliyorum.

Bu duygularla bir kez daha Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 28. Dönem 5. Yasama Yılı'nın hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Milletvekillerimize bu yeni yasama yılında yapacakları çalışmalarda Cenab-ı Allah'tan muvaffakiyetler niyaz ediyorum. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

ERDOĞAN KÜRSÜYE ÇIKTI ÖZEL GENEL KURUL'U TERK ETTİ

ERDOĞAN KÜRSÜYE ÇIKTI ÖZEL GENEL KURUL'U TERK ETTİ

YENİ Parti, Cumhurbaşkanı ve AKP Lideri Erdoğan gelince ayağa kalkmadı.

Erdoğan geldikten sonra İstiklal Marşı okundu. Marşın okunmasının ardından Özgür Özel, genel kuruldan ayrıldı.

Özel ayrılırken şunları ifade etti:

"Arkadaşlar, ana muhalefet partisi olarak Meclis'in açılışına katıldık. Meclis Başkanı'nın konuşmasını dinledik, İstiklal Marşımızı okuduk. Bu vakitten sonra partimize yargı darbesi yapıp partinin genel başkanını, yönetimini değiştirip yerine işine gelen bir adamı atayan birisinin, cumhurbaşkanı adayımızı hapse atan birisinin, daha bu sabah Türkiye Belediyeler Birliği seçimlerini kazanabilmek için suçsuz günahsız merkez belde belediye başkanına operasyon yapan birisini, her gün ilçe belediyelerinin belediye meclis üyelerini tehdit ve transfer ederek İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yürümeye çalışan birisini, fon kriziyle yoksulları soydurtan, buna sessiz kalan, gündem değiştirmek için de yine CHP'ye saldıran birisini dinlemeye harcayacak vaktimiz yok."

KURTULMUŞ AÇILIŞI YAPTI

Numan Kurtulmuş şunları ifade etti:

Devletimizin kuruluşunu gerçekleştiren birinci meclisin; farklı kanaatleri, bağımsızlık ve istiklal mücadelesinde birleştiren ve bütünleştiren unutulmaz tecrübesi bize yol göstermeye devam edecektir.

Milletin mukadderatına dair kararları birlikte alabilmek siyasal olgunluk ister. Fikirlerimizi açıkça savunurken ortak geleceğimizin mesuliyetini de hep birlikte taşıyacağız. Ülkemizin hayrına geliştireceğimiz uzlaşmalar, hiç şüphesiz aramızdaki farklılıklardan çok daha uzun ömürlü, çok daha kalıcıdır.

Değerli arkadaşlarım,
Geçtiğimiz çalışma döneminde, milletimizin geleceği adına mühim bir eşiği hep birlikte aştık. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmaları sırasında her görüşten farklı kanaati, fevkalade demokratik bir olgunluk içinde bir araya getirdik. Komisyon raporunun ittifaka yakın bir mutabakatla kabulü, önümüzde tarihi bir kapıyı araladı. Ardından 10 Ağustos tarihinde mecliste, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Geliştirilmesine Dair Kanun'un 467 gibi rekor bir oyla kabul edilmesiyle de o kapı sonuna kadar açıldı. Hayırlı uğurlu olsun.

Bu kapı hiç şüphesiz, birliğin, beraberliğin, kardeşliğin, esenliğin ve barışın kapısıdır. Bu yoldaki bütün engelleri tek tek aşarak yolumuza devam edeceğiz.

Parlamento tarihimizde ender görülen büyük bir mutabakatı sağlayan siyasi partilere, milletvekillerimize bir kez daha teşekkürü bir borç biliyorum. Kendi seçmenlerine bu yasayı anlatmak için çaba gösterdiler ve siyasi sorumluluk üstlendiler. Yasama organının önemini küçümseyen kanaatlere çıkardığımız kanunla cevap verdiler.

Şimdi kabul edilen düzenlemenin dikkatle uygulanması safhasına geçilmiştir.

Silahlı örgütün feshi ve silahlarını bırakması bildiğiniz gibi yetkili kurumların teyidine tabidir. Kanunda öngörülen şartların tamamlanması, izlenecek yolun hukuki sigortasıdır. Devletin ilgili birimleri kendi görevlerini yerine getirirken parlamentomuzda millet adına sürecin takibini devam ettirecektir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kurulacak izleme komisyonunda siyasi partilerin temsiliyle müşterek sorumluluğu hep beraber devam ettireceğiz.

Geldiğimiz safhada meclisimize üç sorumluluk düşmektedir:
İlki; kanunun tatbikini, kuracağımız izleme komisyonu marifetiyle takip etmektir.
İkincisi; terör örgütünün fesih ve silahsızlanmasına ilişkin güvenlik kurumlarının yapacağı tespitleri, yürütmenin dosya bazında kararlarını hukuk ölçüsü içerisinde izlemektir.
Üçüncüsü ise; ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemeler olduğu takdirde bu konuları mutabakatla ele almak için gayret etmektir.

Terörsüz Türkiye'ye ulaşmak için atılan bu kanuni adımlar hiç şüphesiz ki terörsüz bölge hedefinin de ana taşlarını oluşturacaktır. Bir asır evvel dağılan coğrafyamızın halkları arasında yeniden güven kurulmasına öncülük edeceğimiz bir dönemin başındayız. Komşularımızın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı içinde bölgesel güvenliği ve huzuru artıracak ilişkileri geliştireceğiz. Bu süreci, coğrafyamızın sulh içinde toparlanmasının başlıca adımlarından birisi olarak görüyorum. Aynı vatanın, aynı medeniyetin ve aynı değerlerin evlatları arasındaki bağı kuvvetlendireceğiz. Bölgemizdeki her insanın kültürünü ve inancını yaşaması, müşterek aidiyetimizi zenginleştirecektir. Eşit muamele gören, hakkından emin olan herkesin ülkesine olan güveni ve bağlılığı da artacaktır.

Biz de devletimizin temel niteliklerini koruyarak toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecek imkanları artıracağız. Önümüzdeki merhale, sözümüzle davranışlarımızın birbirini tamamlaması gereken bir süreçtir. Bundan sonra herkes ayrılıkçı söylemlerden de, ayrımcı üsluplardan da titizlikle uzak durmalıdır. Geçmişin acıları, yeni husumetlere taşıyan bir dil yerine evlatlarımızın birlikte yaşayacağı yarınları düşünerek konuşmalı ve hareket etmeliyiz. Süreci akamete uğratmak isteyenlerin tahriklerine karşı sağduyumuzu koruyacağız. Milletimizin ümidini hedef alan aceleci hükümlerden ısrarla ve dikkatle kaçınacağız. Silahın bütünüyle devreden çıktığı ve siyasetin meseleleri serbestçe konuşabildiği zemine emin adımlarla ilerleyeceğiz.

Değerli milletvekilleri;
Cumhuriyetimizin ikinci asrında milletimizin önünü açacak reform iradesini de canlı tutmalıyız. Milletin emeğini ve geleceğe ait ümidini boşa çıkaran engelleri kaldırmak vazifemizdir. Değişen ihtiyaçlara cevap vermeyen hükümleri alışkanlık uğruna korumayı sürdüremeyiz. Yasama organı olarak vazifemiz vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerini genişletmek, toplumsal yapımızı güçlendirmek ve sosyal refahı yaygınlaştırmaktır. Bu çerçevede hiç şüphesiz yeni anayasa en önemli adımların başında gelmektedir. Yeni anayasa çağrımızı bir kere daha toplumu güçlendirme perspektifiyle ve öncelikle tekrarlıyorum.

Darbe döneminin izleri artık tamamen geride kalmalıdır. Darbe döneminin izlerini taşıyan anayasal çerçeveyi milletin katılımıyla yenilemek mecburiyetindeyiz. Türkiye'nin 150 yıllık anayasacılık birikimini özgürlükçü bir metin üzerinde uzlaşarak taçlandırabiliriz. Yeni, çağdaş, demokratik, sivil ve katılımcı bir anayasa ihtiyacı hepimiz için, milletimiz için ertelenemez bir sorumluluktur. Cumhuriyetimizin temel nitelikleri ve anayasanın ilk 4 maddesi etrafında gereksiz tartışmalar üretmeden ortaklaşabileceğimiz alanlarda çalışmalarımızı yoğunlaştırmalıyız.

Ayrıca iç tüzük çalışmalarını parlamentomuzun etkinliğini artıracak bir anlayışla ele almak durumundayız. Milletvekillerimizin bilgi ve tecrübesi mutlaka kanun yapımına daha fazla yansıtılmalıdır. Parlamenterlerin söz hakkını koruyan, tekliflerini yeterince tartışmaya açan bir iç tüzük yapılmalıdır. Yoğun mesaiyi nitelikli bir neticeye dönüştürecek usuller üzerinde uzlaşmak şüphesiz sorumluluğumuzdur.

Öte yandan, Siyasi Partiler Kanunu ile seçim mevzuatının yenilenmesi de aynı anlayışla ele alınmalıdır. Parti içi katılımı artıracak ve seçmenle temsilci arasındaki bağı kuvvetlendirecek daha demokratik teklifler müzakere edilmelidir. Çoğulculuğu geliştirecek düzenlemelerde geniş bir konsensüsün sağlanabileceğine inanıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım;
Siyasete duyulan güveni artırmak, siyasetçinin hesap verme sorumluluğunu kuvvetlendirmeyi gerektirir. Milletin emanetine riayet konusunda göstereceğimiz açıklık demokratik sistemin itibarını yükseltecektir. Demokrasinin derinleşmesiyle aş ve ekmek arasındaki bağı daha açık konuşmalıyız. Şeffaflığın arttığı ve kuralların eşit uygulandığı yerde dürüst çalışanlar da değer kazanacaktır. Çetelere, kamu kaynaklarına el uzatan yapılara ve haksız kazanç düzeneklerine karşı mücadele kuvvetlenir. Bu sayede kurumların hesap verebilirliği hiç şüphesiz ki ekonomide de güveni artıracaktır.

Piyasanın demokratikleşmesi ise adil bölüşüm ve fırsatlara eşit erişim üzerinden ele alınmalıdır. Tasarruflarını değerlendirmek isteyen vatandaşların yaşadığı kaygıları son günlerde dikkatle takip ediyoruz. Usulsüzlük ve haksız kazanç iddiaları tüm yönleriyle sonuna kadar araştırılmalı, kime kadar gidiyorsa mutlaka hesap sorulmalıdır. Yargının bağımsız incelemesi sürerken ilgili kurumlar ekonomik güveni koruyacak tedbirleri titizlikle uygulamalıdır. Sorumluluğu belirlenenlerin hukuk önünde hesap vermesi yatırımcının korunması ve yatırımların sürmesi açısından gereklidir.

Parlamento olarak denetim kudretimiz yasa dışı işlemlerin üzerine gidilmesine hizmet edecektir. Milletin malına, emeğine ve geleceğine sahip çıkmak denetim vazifesinin bir gereğidir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım;
Dünya üzerinde gerilimler, çatışma ve savaşların arttığı, büyük güç merkezlerinin özellikle bizim içinde bulunduğumuz coğrafyada karşı karşıya geldiği çok zor bir dönemden geçiyoruz. Bir yandan dünyada çok merkezliliğe doğru geçilirken ve bunun sancıları yaşanırken, öbür tarafta küresel sistem tüm kurumları, kuralları ve terminolojisiyle çöküyor. Önümüzdeki dönemde bölgesel ve küresel sınamaların ağırlaşacağı, çok çeşitli bölgelerde çatışmaların süreceği aşikardır.

Türkiye artan imkanlarını ve diplomatik tecrübesini çatışmaların önlenmesi yönünde kullanmaya devam edecektir. Ülkemizin gücü arttıkça sözümüzün de tesirinin artacağı muhakkaktır. Farklı taraflarla konuşabilmemiz ve iletişim kanallarını açık tutabilmemiz gerilimi azaltacak girişimlere öncülük etmemizi sağlamaktadır. Türkiye'nin büyümesini ve gelişmesini engellemek isteyenlere müdahale alanını daraltacak kudrete sahibiz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın vurguladığı gibi, iç kalenin tahkimi vatandaşlarımızın birbirine ve kurumlara güveninin artmasına vesile olacaktır. Halkın katılımına açık yasama faaliyetleri toplumsal dayanışmayı güçlendirecektir. Terörsüz Türkiye yolunda attığımız adımlar, dışarıdan beslenen ayrışma hesaplarını şüphesiz ortadan kaldıracaktır. Bölge ve küresel barışı ararken, şüphesiz milli savunmamızı da ihmal etmeyeceğiz. 'Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salah' sözü yaşadığımız coğrafyada taşıdığımız mesuliyeti hepimize hatırlatmaktadır.

Caydırıcı gücümüzü geliştirirken, parlamenter diplomasi imkanlarını da kullanmaya sonuna kadar devam edeceğiz. Bu çerçevede Gazze'de başlayarak çevre ülkelere yayılan İsrail saldırganlığı ve yayılmacılığı bölge halklarının geleceğini tehlikeye atmaktadır. Filistinlilerin topraklarından koparılmasına ve açlığa mahkum edilmesine karşı sözümüzü yükseltmeye devam edeceğiz. Uluslararası hukukun ayrımcı politikasına itirazımızı sürdüreceğiz. İnsanlığa karşı işlenen suçların sorumlularından uluslararası yargı mercilerinde hesap sorulması yönündeki çabaları sürdüreceğiz. 1967 sınırları temelinde, başkenti Kudüs olan bağımsız Filistin devletinin kurulmasını sağlayacak iki devletli çözümü sonuna kadar ne pahasına olursa olsun destekleyeceğiz.

Bu çerçevede dünya parlamentoları arasında Filistin davasına en güçlü desteği veren bir parlamentonun üyesi olmaktan duyduğum memnuniyeti bir kez daha ifade etmek istiyorum. 7 Ekim olaylarından bu yana 28. dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Filistin'le ilgili yaşanan insanlık dışı suçlara ve İsrail'in saldırganlığına karşı 9 kez başkanlık tezkeresi ya da meclisteki partilerin ortak kararlarıyla karar alınmış ve bu kararlar ittifakla alınmıştır. Bundan dolayı siyasi parti gruplarımıza ve bütün milletvekili arkadaşlarımıza Filistin davasına verdikleri bu büyük destektan dolayı

ve Filistin halkıyla sergiledikleri açık dayanışma dolayısıyla bir kez daha tebriklerimi, şükranlarımı ifade ediyorum.

Bizim halkımızın nasıl Filistin davasını benimsediğini, dün akşam Konya'da oynanan Filistin Milli Takımıyla Konyaspor arasındaki maç sırasında gördük. Konya, Kudüs'ün kardeşidir. Bu çerçevede, Konya'daki bu maçın sadece bir futbol şöleni olmanın ötesinde, Türk halkının Filistin davasına verdiği sınırsız desteğin de açık bir meşalesi olması anlamlıydı. Hele hele maçın 89. dakikasının 59. saniyesinde skorborda yazılan 'Filistin özgür olana kadar maçı tehir ediyoruz' sözü insanların, insanlığın belleğine kazınmış unutulmayacak bir hatıradır. Biz de buradan diyoruz ki; Filistin özgür olana kadar Filistin davasını takip etmeye Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak asla vazgeçmeyeceğiz, asla bırakmayacağız.

Sayın Cumhurbaşkanımızın neredeyse bütün uluslararası platformlarda dile getirdiği küresel adalet çağrısına parlamenter diplomasi kanalıyla katkı vermeye devam edeceğiz. Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini ve uluslararası statüsünü savunmayı sürdüreceğiz. Haksız tecridin sona ermesi için bütün parlamentolar nezdinde sürdürdüğümüz çalışmaları yoğunlaştırarak devam ettireceğiz. Türk dünyası ile geliştirdiğimiz ilişkileri ortak çalışma imkanlarıyla ilerleteceğiz, komşularımızın istikrarını destekleyen tutumumuz bölgesel barışa yönelik irademizin bir yansıması olarak devam edecektir.

Değerli arkadaşlarım, bu yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak çok sayıda toplantıya ev sahipliği yaptık. Ancak bunlardan iki tanesinin altını çizmek isterim. Bunlardan birisi NATO Meclis Başkanları Toplantısı zirvesi İstanbul'da gerçekleştirildi. İkincisi ise, dünya parlamentolarının üst birliği olan Parlamentolar Arası Birlik'in 152. Genel Kurulu, 30 yıl aradan sonra İstanbul'da gerçekleştirildi.

Bütün bu toplantılarda Türkiye'nin tezlerini bütün dünyanın parlamenterlerine ve parlamento başkanlarına, farklı ülkelerden gelen temsilcilerle paylaşmak, doğrudan temas ve işbirliği imkanları bulmak ve geliştirmek fırsatını yakaladık. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gerçekleştirdiği tüm parlamenter diplomasi faaliyetlerinde küresel sistemin adil biçimde işlemesi için tekliflerimizi, fikirlerimizi her düzeyde muhataplarımızla paylaşıyoruz. Bu sayede insanlık cephesinin yanında olduğumuzu tüm dünyaya ilan etmeyi sürdürüyoruz.

Sayın milletvekilleri, dünyanın en yoğun çalışan parlamentoları arasında yer aldığımızı bir kere daha hatırlatmak isterim. Genel kurulda ve komisyonlarda gösterdiğiniz disiplinli, dikkatli ve yoğun mesai için bir kez daha hepinize şükranlarımızı sunuyorum. Emeğinizin hakkını vermek, çalışma düzenimizin verimliliğini artıracak adımları hep birlikte atmayı gerektiriyor. Fedakarca yürütülen faaliyetlerin, birkaç tartışmanın gölgesinde kalmasına asla müsaade etmemeliyiz. Fikirlerimizi kararlılıkla savunalım, tamam. Fakat karşı görüşü de dikkatle dinlemeyi başarabilelim. Nezaketi korumak, siyasi itibarlarımızın da, iddialarımızın da itibarını yükseltir. Söz hakkına riayet ederken incitici ifadelerin ve kavga görüntülerinin sözümüzün ağırlığını zedelemesine lütfen fırsat vermeyelim.

Milletin oylarının yüzde 95'inin temsil edildiği bu parlamento böylesine büyük bir temsil gücüne sahipken, geniş bir toplumsal dayanak ve tüm meseleleri konuşmak imkanına da sahip olduğunu unutmayalım. Milli menfaatler etrafında müşterek hareket edebildiğimizi, milli dayanışma ve kardeşlik komisyonu, demokrasi komisyonu çalışmalarında net bir şekilde ortaya koyduk. Hele yasanın 467 gibi görülmemiş bir mutabakatla kabul edilmesi, bundan sonra ortak meselelerde ortak fikirler geliştirebileceğimizin de en somut ispatıdır. Terörün sonlandırılması gibi belki de cumhuriyet tarihimizin en zorlu konusunu siyasi liderlerin desteği ve büyük bir kararlılıkla meclisimiz çözüme kavuşturmuştur.

Şimdi; yeni anayasa, meclis içtüzüğü, siyasi partiler yasası ve seçim yasası çalışmalarına da benzer bir mutabakatla netice alınabileceğine yürekten inanıyorum. Bu çalışmaların gerçekleştirilmesi için önümüzde yeterli bir süre vardır. Yeter ki aynı iradeyi, kararlılığı ve iyi niyeti gösterelim. Bu yasama yılında yapacağımız çalışmalarla ülkemizin önünü açmayı devam ettirelim. Başta terörsüz Türkiye olmak üzere tüm alanlarda Rabbim bize başarıyla sonuç almayı nasip etsin. Böylece meclisimizin, sadece güncel siyasi gündemi takip etmenin ötesinde gelecek nesillere tüm bu demokratik gelişmeleri, huzuru ve refahı miras bırakmasına şahit olalım.

Son olarak, yeni yasama yılının bereketli geçmesini, huzurlu geçmesini temenni ediyorum. Aziz milletimizi ve gazi meclisimizin kıymetli üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Kaynak: Halk TV Haber Merkezi
TBMM Recep Tayyip Erdoğan Numan Kurtulmuş Özgür Özel Devlet Bahçeli