İBB davasında İmamoğlu'ndan Bakan Gürlek'e canlı yayın yanıtı
İBB davasında tahliye taleplerinin alındığı duruşmada savunması gerçekleşemeyen Ekrem İmamoğlu da söz aldı. İlk kez kürsüye çıkan İmamoğlu, Akın Gürlek'in 'Canlı yayın hala ister mi?' sözlerine tepki gösterdi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasının 75'inci duruşmasında, tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun savunması alınmadan tutukluluğunun devamına yönelik talepte bulunulmasına tepki geldi. İmamoğlu, duruşmada yaptığı savunmada Adalet Bakanı Akın Gürlek'in dava sürecine ilişkin açıklamalarını eleştirerek, yargılamanın canlı yayınlanmasını istediğini söyledi.
İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 53 kişinin tutukluluk halinin devamı talep edildi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, “İmamoğlu artık canlı yayın ister mi bilmiyorum” sözlerine tepki gösterdi. Gürlek'in açıklamalarını eleştiren İmamoğlu, şöyle konuştu:
"Bütün bunlar yaşanırken, Türkiye'de ne yazık ki Adalet Bakanı neyle meşgul derseniz, çıkmış 'Ekrem İmamoğlu hâlâ' -bu davayı konuşarak, bu davaya müdahale ederek- 'davanın canlı yayınlanmasını istiyor mu acaba' diye soruyor. Bana göre iftiraname olan bu belgeye imza atan ve daha yayınlanmadan, usulsüzce ne yazık ki "Asrın yolsuzluğu" diyerek cezayı önden kestiren, kesmeye çalışan dönemin başsavcısı, şimdi Adalet Bakanı olmuş olan şahıs; yetmemiş, bu ucube sistemde bir de HSK Başkanı olmuş. Derdi; Ekrem İmamoğlu.
"VEREMEYECEK HESABIM YOKTUR"
Ben yine de buradan herkesin duyacağı bir şekilde cevap vereyim: Evet, canlı yayını istiyorum. Hem de misliyle istiyorum. Hatta biraz daha ileri gidiyorum: Başladığı ilk günden bugüne geçmiş duruşmalar da yayınlansın. SEGBİS orada, imkan var, teknoloji var. Her milimi yayınlansın, millet izlesin. Buyurun, bekliyorum. Çünkü benim milletimden saklayacak sözüm yoktur. Millet dinlesin, millet görsün. Ben, hep milletime konuştum. Millet kendi kararını versin. Çünkü ben her anımla, malımla, mülkümle, yaşamımla, her şeyimle açığım, şeffafım. Veremeyeceğim hesabım da yoktur. Çünkü millet şahidimdir.
Az önce ifade ettiğim gibi, bu soruşturma yürütülürken çok yakın, yani uzun bir zaman geçti, büyük bir zulüm içerisindeyiz ama günler hızlı geçiyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, o dönem, iddianame hazırlandıktan sonra Adalet Bakanı oldu. Başsavcı olduğu dönemde teamüllere, kanuna aykırı olarak basın açıklaması yapıyor. Bizzat organize ettiği, sürecin tasarımını yaptığı o dönemde iftiraları kamuoyunun önüne anlatıyordu. Kamuoyunun önünde bunun sözcülüğünü yaptı. Hatta uhdesinde gizlilik kararı olan dosya içindeki yalan, dolan, iftira ne varsa daha hiçbir avukatımızın katına dahi çıkamadığı adliyede, bütün bunlar yandaş basına sızıyor, devletin kanalı TRT'ye sızıyor, masumiyet karinesi hiçe sayılıyor ve tarihin gördüğü en ağır haysiyet cellatlığı yapılıyordu. Tarihte gerçekten görülmemiş... Hiç kimsenin başına gelmesin.
Hani bizde bir laf vardır ya, değerli bir laf vardır: 'Allah düşmanımın başına vermesin' der. Toplumda değerli bir şekilde kullanılır ama gerçekten alçakça tasarlanmış bu dönemde; ailelerimiz, kadınlar, çoluk çocuk, herkes, yakınlarımıza, iffetime, namusuna varacak kadar saldırılara maruz kaldık.
Şimdi tabii makam gereği siyasetçi oldu. Yine unutmadığı bu zaman diliminde bir yargı sürecini etkilemeye dair konuşmalarını sürdürüyor. Oysa Anayasa çok açık. Anayasa; hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.
"AKIN GÜRLEK BU SORUŞTURMANIN KARAR VERİCİSİNİN TENSİPLERİYLE İSTANBUL'A GÖREVE GELMİŞTİR"
Hatırlayın; savunmamı yapmam gerektiğini anlatıyor. 'Ekrem Bey'in, diğer yargılanan kişilerin siyasi polemiğe girmeden, dosyadaki delillere göre yargılama savunma yapmasını istiyorum' diye az önce okuduğum anayasadaki maddeye aykırı tavsiye ve telkinde bulunarak, tabiri caizse bir genelge gibi konuşuyor. Aynı anda, tarihte olunmamış bir şekilde bakan, başsavcı, hakim, savcı, avukat mı olmak istiyor diye düşünmeden edemiyorum. Tarih böyle bir vaka görmüş müdür? Ancak bilinsin ki bu siyasi kişi, Adalet Bakanı, AK Parti'nin 31 Mart 2024 yenilgisinin hemen sonrasında, evet, bilerek, tespitle iddiayla söylüyorum ki; bu soruşturmayı, bizzat bu soruşturmayı başlatmak için İstanbul'a Başsavcı olarak atanmıştır. Bu soruşturmanın karar vericisinin tensipleriyle, İstanbul'a bu göreve bunun için gelmiştir. O başlattı bu soruşturmayı Başsavcı iken. Evet buraya gelmeden ben bunu tespit etmiş bir kişi olarak iddia ediyorum.
"ANAYASAL HAKLARINA, GELECEĞİNE EL KONULMAK İSTENEN HALKIMIZ ADINA DİRENİYORUZ"
Mahkemeye çıkmama dair 25 gün kala yapılan bu soruşturma sonrasında ödül olarak, mevki olarak Adalet Bakanı olmuştur. Yani sizler dahil, gerçekten Türkiye'deki ucube sistemin gereği de bütün hakimlerin, savcıların da sicil amiri olarak HSK Başkanı oldu. Şimdi avukat olmak istemesi de beni şaşırtmıyor açıkçası. Çünkü o ancak iddia, savunma ve karar makamında olacak ki benim cezamın garantisi için gönlü rahat olsun! Hem savcı hem hakim hem bakan, hem avukat. Bu cendereyi yaratanlar, buradan adalet çıkacak diye, yüce Türk milletini bu şekilde işleyen bir sistemde ikna edemezler. Çünkü başından itibaren talimat verilmiştir. Kendisi talimatı almıştır, yola çıkmıştır. Bu makam, bu süreç her zaman söylüyorum, ne yazık ki Türkiye'de bir makam, mevki, menfaat düzeninin çıktısıdır. Biz bir maça çıkmışız, iddia ve savunma makamları hukuki bir mücadele yapacak hani sözüm ona "silahların eşitliği" var ya. Ama bir de ne görelim; iddia makamının lideri, iddianame ile övünen kişi, yani esas iddia makamı, karar merciinin tepesine oturtulmuş. Adalet Bakanı, HSK Başkanı olmuş. Gerçekten Nasreddin Hoca fıkrası gibi bir hukuk düzeninden bahsediyoruz. Acı bir süreç bu. Türkiye adına, Türk yargı düzeni adına, Türk milleti adına, Türkiye'nin geleceği adına böyle bir sistem ve düzende oluşmuş bu, gerçekten kötü düzen, Türkiye için en büyük tehdittir.
Bir dipnot düşeyim: Bakın 19 Mart sürecinden itibaren ben 15 ceza davasıyla muhatap olmuş bir kişiyim. Bu da tarihte yok. Ve 23 hakim değiştirildi benim duruşmalarımda. Tam 23 hakim. 23 hakim benim duruşmalarımda değiştirildi. Bakınız; yargı düzenimizi tanımlayan kurallar, maddeler Anayasa kitabında yazsın diye oraya konulmadı. Mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı millet adına kullanılan yargı yetkisinin temel şartıdır. Bir Adalet Bakanı, devam eden bir yargılamada sanığın nasıl savunma yapması gerektiğini söyleyemez. Sanığın savunmasını "siyasi şov" olarak nitelendiremez. Devam eden bir dava hakkında mahkemeye yönelik tavsiye, telkin niteliği taşıyabilecek açıklamalar ya pa maz. Biz burada gerçekten Türkiye'yi çok ağır bir sürece doğru iten, ağır bir sürece doğru iten bir avuç muhterise karşı karşıyayız. Anayasal haklarına, geleceğine el konulmak istenen halkımız adına direniyoruz, direnmeye devam edeceğim."
İBB davasında Ekrem İmamoğlu sonunda kürsüye çıktı: İşte konuşmasının tam metni