Mehmet Tezkan
Kara savaşını maçası yemez!
Eskiden savaşanlar birbirlerine mancınıkla taş atarlardı. Ordular birbirlerinin gücünü kırmak için ok savaşı yaparlardı. Okçuların yerini sonra toplar aldı. Kaleler toplara dayanamadı…
Mancınıklar görevlerini füzelere devretti. ABD/İsrail/ İran 20 gündür birbirlerine füze yağdırıyor, kamikaze dronlarla saldırıyor. Büyük bir yıkım var ama sonuç yok.
Savaşın kazananı yok… Olmayacakta!..
Eskiden ordunun başındaki komutan/padişah/kral öldürülünce savaş biterdi. Önderini kaybeden başsız kalan ordu dağılırdı.
İran savaşı bu anlayışı bitirdi. İran’ın dini önderi, tek ve en yüksek otoritesi, Velayet-i Fakıh rütbesindeki Ali Hamaney öldürüldü. Hamaney ile birlikte Genelkurmay Başkanı, Devrim Muhafızları Komutanı dahil 20’den fazla üst düzey komutan savaşın ilk günü öldü. Yerine yeni isimler atandı.
Yetmedi ABD/İsrail ikilisi İstihbarat Başkanı’nı öldürüldü, Besic dedikleri Ahlak Polisi şefi öldürüldü. İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani öldürüldü, panik yok!..
O Laricani ki rejimin temel direklerinden biriydi. Derin devlet deniliyordu, Ali Hamaney’in sağ koluydu…
O da gitti, İran’a bir şey olmadı…
Ali Hamaney’in yerine oğlu Mücteba Hamaney geçti. Velayet-i Fakıh oldu. Sağ mı, yaralı mı, yoksa o da mı öldürüldü belli değil!.. Ortalarda yok, kimi Moskova’ya kaçırıldığı orada tedavi edildiğini söylüyor. Füze ile vurulan evdeymiş, bir ara bahçeye çıktığı için ağır yaralı kurtulmuş. İddia bu…
İran’ın başında dini lider yok. Var ama yok!..
Ama halk sokakta, İran teslim olmadı…
Gidenlerin yerine daha radikal isimler geldi. Molla zulmüne yönelik toplumsal öfke ABD’ye yöneldi. Molla nefreti ABD nefretine dönüştü…
Eskiden mancınıkla taş atsalar da ok fırlatsalar da toplar ateşlense de sonuçta savaşanlar karşı karşıya gelir kozlarını paylaşırlardı. Mancınıkların yerini füze rampaları alsa da galiba bu kural değişmedi. Ordular yüz yüze gelmeden, kozlarını paylaşmadan, biri ötekini yenmeden, teslim almadan savaş bitmiyor.
Füze savaşları sonuç getirmiyor. 2003 yılında ABD Irak’a girerek Saddam’ı devirdi. Kara harekatıyla Irak’ı teslim aldı…
O zaman soru şu; füzelerle sonuç alamayacağını gören Trump kara savaşını başlatır mı?
Zor, amiyane tabiriyle maçası yemez. Çünkü deniz Piyadelerini İran topraklarına sokmak demek onları ölüme göndermek demek… Ne kadar çılgın olursa olsun bu yükü kaldıramaz…
Trump’ın toplumsal desteği yok, İran’ı niye vurduğunun izahı da yok. İlk günlerde ‘aman bize bulaşmasın’ mantığıyla sessiz kalan Avrupa tepki göstermeye başladı. Trump NATO’yu savaşa çekmek istedi. Hürmüz boğazı için yardım etmezlerse NATO’yu kötü bir gelecek bekliyor diye tehdit etti.
İlk tepki Almanya ve İngiltere’den geldi; ‘bu NATO’nun savaşı’ değil…
İran savaşı biterse!.. Bu da muallakta bir söz. İran savaşının nasıl biteceğini kimse bilmiyor. Trump dahil. ABD Başkanı savaşı bitirmek istiyor ama nasıl bitireceğini kendi de bilmiyor!..
Niye bulaştığını, İran’ı neden vurduğunu bilmediği gibi…
Savaş ilelebet sürmeyeceği için elbet bir gün bitecek. Bittiği gün, Trump yerinde kalır mı, koltuğunu korur mu bilinmez. Ama İran savaşı şu gerçeği ortaya çıkardı. Avrupa artık sırtını ABD askeri gücüne dayayarak hayatını sürdüremez…
ABD’siz NATO mu olur, Avrupa için yeni bir savunma teşkilatı mı kurulur bunu önümüzdeki günler gösterecek.
Ama bu savaş dünyaya şunu gösterdi…
Güçlü uluslararası kurullar olmadan, o kurumlara yaptırım gücü sağlanmadan, uluslararası hukuk güçlenmeden, ülkeler uluslararası kurumları içselleştirmeden, popülist/güçlü otoriter liderler dizginlenmeden dünya huzura kavuşmayacak…
Aksi taktirde…
Gücü eline geçirdiği, borusunu ötürdüğü, insan haklarının hiçe sayıldığı, ölümlerin kol gezdiği, savaşların dört bir yanı sardığı dünyada yaşamaya çalışırız…
Yaşayabilirsek tabii…