Gürel Yurttaş

Gürel Yurttaş

Kovun gitsin! Kurtardınız mı şimdi paçayı: Sadettin Saran Tedesco'yu bu yüzden mi gönderdi?

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Sadettin Saran farklı bir tarzı olmadığını gösterdi.
Ne kadar ayrıca Amerikan vatandaşı olsa da adının başında Steven yazsa da bu toprakların bir adamı.
Çoğu başkanın ya da patronun yaptığı gibi iğneyi kendisine batırmadan çuvaldızı saplar karşısındakine.
Kendini kurtarma metodu sanarlar bunu. Herhangi bir başarısızlık durumunda;
"Bakın bakın suçlu biz değiliz, suçlu bu! Kovduk işte" diyerek zaman kazanmanın bir yöntemidir.
Değişmez, değişmiyor!
Sezon sonunda kongre kararı alacağını söyleyen bir başkan teknik direktörü neden yolluyor? Yerine kimi alacak? Gelene bıraksa daha iyi değil miydi?
Bir de şu... Tedesco sahiden de beceriksiz mi? Bu takım onun eseri mi?
Önce şuradan başlayayım. Şu anda ligde 2. sırada olan ve gelecek sezon Şampiyonlar Ligi umudu olan Fenerbahçe başarısızsa (Ki ülkemizde şampiyonluk dışındaki her sonuç başarısızlık olarak kabul ediliyor) tek suçlu kendisi mi?
Bir de... Başkan seçildiğinde ne demişti Saran:
"Hocamız Tedesco’nun da arkasındayız, bundan sonra beraberiz. Takım bizim takımımız, bu takımı biz kurmadık demiyoruz ve hiçbir bahanenin arkasına sığınmıyoruz. Bu takım en iyi takım ve en iyi oyunculara sahip. Hepsinin sonuna kadar yanlarında ve arkalarında olacağız."
Bu kadarmış demek ki arkasında olması.
Tedesco bir konuşmasında "Sezon başında hazırlık kampında başlamayı çok isterdim, isterim" demişti. Biliyorsunuz Tedesco sezon başladıktan sonra geldi. Kurulu bir takımın başına geçti. Futbolcuların hemen hepsini ilk kez görüyordu, belki stillerini bile bilmiyordu.
Yine de bir şeyler yapmaya çalıştı.
Sezon ilerlerken başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi.
Bu kısa sürede 2 başkan, 2 kulüp yönetimi gördü.
Getiren başkan gitti. Kaptanı tutuklandı. Sonraki başkanı bile uyuşturucu soruşturmasında gözaltına alındı.
Kadrodan futbolcular gitti, futbolcular geldi.
Canlarını yakan hakem hatalarını saymıyorum bile. Galatasaray maçına kadar iş zaten Çaykur Rizespor maçında hakemin uzatma dakikalarında Fenerbahçe aleyhine verdiği hatalı da değil, yanlış kararla bitmemiş miydi?
Sadettin bey... Yöneticiler... Siz ne yaptınız bu süreçlerde!
Domenico Tedesco bu kadroyla mücadeleyi buraya kadar getirdi; bence son suçlanacak kişi.
Kenarda artistlik yapmadı. Ona buna sallamadı. Hakemlerin üstüne gitmedi. Kimseye saygısızlık etmedi. Kimse de iddia edemez futbolu bilmediğini.
Sadece sahanın içinde kalıp, işini yapmak istedi.
Dileği hazırlık kampından sezon başından itibaren takımın başında olmaktı. Adam efendiliğinden "Bu takımı ben kurmadım, ne yapayım yani" demiyor da dileği ile anlatmak istiyor aslında gerçeği.
Ama paçayı kurtarma derdindeki Sadettin Saran ve yönetimi biletini kesiverdi.
Kongre mongre palavra anladığım kadarıyla.
Kalmak istiyor Sadettin Saran. Sanırım mahkeme sürecine Fenerbahçe Başkanı olarak girmek istiyor.
Bunun içinde kendini kurtarmak adına Tedesco'yu gönderdi. Kendisine artı puan kazandıracağını sanıyor ama... Ben eksi puan olacağına inanıyorum.
Tam tersini yapmalıydı kalıcı olmak için.
Tedesco'ya sahip çıkmalı, yanındaki fazlalıkları temizlemeli, transferleri ve hazırlık dönemini ona göre (Tedesco'ya sorarak ve onayını alarak) geçirmeliydi. Gelecek sezon hedefine ulaşabilirdi Fenerbahçe. Şimdi daha da uzaklaştı.

SÜLEYMAN SEBA'DAN BİR ÖRNEK: 3 ŞAMPİYONLUK NASIL GELDİ

Türkiye'de hemen herkesun kabul ettiği en büyük başkanlardan ölümsüz adam Süleyman Seba'dan bir örnek vereceğim size.
Süleyman Seba, İngiliz teknik adam Gordon Milne'i getirmişti takımın başına.
Milne aynı Tedesco gibiydi. Sahanın dışına çıkmazdı. Futboldan başka bir şey konuşmazdı. Hakemler için ağzını açmaz, diğer kulüplere sataşmazdı. İşini yapardı. Çok çalışırdı.
İlk 2 yılında şampiyon olamayınca Seba'ya hem yönetiminden hem de taraftarlardan baskı geldi, "Kovun" diye. Direndi. Arkasında durdu.
Hatta size o dönemde yaşananları Gordon Milne'nin ağzından aktarayım. Milne'in yıllar sonra İstanbul'a tatil için gelişinde Faik Gürses'le bana anlattıklarını buraya alayım da ders olur belki Sadettin Saran ve onun gibi davranmaya meyilli başkanlara, yöneticilere...

***

İlk yılım... Ankara'da bir maç öncesiydi... Birden soyunma odasının kapısı açıldı, içeriye iki tane takım elbiseli ve kravatlı beyefendi girdi. Şaşırdım! Yardımcım Bahattin Baydar'ı çağırdım;
- Bahattin, dedim; Bu beyefendiler de kim?
- Onlar yönetim kurulu üyelerimiz.
- Peki burada ne işleri var?
- İşte! Yöneticiler ya!...
- Olmaz böyle şey. Lütfen burayı terk etsinler! Hemen söyle.
Bahattin dediklerimi beyefendilere iletti. Yüzlerinin değiştiğini gördüm. Direnemediler, çıktılar. Ama ben o gün ilk düşmanlarımı kazanmıştım!
Bu kadar sıkıntıya neden katlanıyordum peki ben?
Süleyman Seba hep arkamda duruyordu na ondan...
Bu konuda bana destek oldu ve bir daha da hiç bir yönetici soyunma odasına girmeye teşebbüs dahi etmedi.
Süleyman bey futbol oynamış bir insandı. Tam bir futbol adamıydı. Futbolcuların sorunlarını, teknik adamlığın zorluklarını, futbolu çok iyi biliyordu.
Arada bir benimle futbolcularla ilgili olarak konuşuyordu.
- Metin'den yararlansan nasıl olur?
- Feyyaz'ı da ihmal etmesen!
Gibi konuşmalardı bunlar... Asla "Şunu yap, bunu yapma! Onu oynat, bunu oynatma!" şeklinde değildi.

HADİ BEYLER GORDON KARŞINIZDA KONUŞUN BAKALIM!

Beşiktaş, benden iki yıl önce şampiyon olmuş. Herkes yine şampiyonluk bekliyordu. İkincilik yetmiyordu.
O nedenle ilk iki yılımda görevden ayrılmamı isteyenler de çoktu.
Hatta sezonun bitimine bir kaç hafta kala stada çıktığımda beni şaşkınlığa uğratan bir pankartla karşılaştım. Tribüne asmışlardı ve çok büyüktü. Üstünde de aynen şunlar yazıyordu:
"Plaese go home Gordon!"
Benden İngiltere'ye dönmemi istiyorlardı. Hem de "Lütfen" diyerek! Doğrusu bana çok ilginç gelmişti.
Daha sonra bırakmamı isteyenlere yöneticiler de eklendi. Hakkımda sürekli eleştirilerde bulunduklarını biliyordum.
Ne yapmalıydım? Direnmeli miydim? Yoksa bırakıp gitmeli mi?
Herkes dışardan güneşin doğduğu görüyordu aslında ama ben çok zor günler yaşıyordum.
İşte öyle günlerin birinde Erhan (Solu) toplantı yapacağımızı söyledi, "Tamam" dedim. Geldi beni aldı. Ama kulübe değil, evine götürdü.
Bir baktım ki masanın üzerinde kekler, börekler var. Erhan'ın eşi hazırlamış. Çaylar da hazır!
Biraz sonra Süleyman bey geldi. Uzun süre futbol dışı sohbet ettik. Çaylar, kekler derken... Süleyman bey konuya girdi. Yanlış hatırlamıyorsam bana söyledikleri şuna benzer şeylerdi:
- Bak Gordon... Sen bu şeylere aldırma. Bunlar bugün eleştirir, suçlar, yarın seni alkışlarlar. Ben senin arkandayım. Sana güveniyorum. Takımın da iyi yolda olduğunu biliyorum. Sen çalışmana devam et.
Bu konuşma içimdeki şüpheli sildi, attı.
Eleştirenler bir yana... Ben bana bu şekilde güvenen bir insanı nasıl yarı yolda bırakabilirdim?
Sonra daha çok çalışmaya karar verdim. Ancak şampiyon olamayacağımız kesinleşince eleştirilerin daha da keskinleştiğini öğrendim. Yöneticilerin içinde de varmış bu kişiler...
Bir gün antrenmandan sonra Ali (Emeç) başkanın beni kulübe davet ettiğini söyledi. Ali ile birlikte gittik. (Ali Emeç, Gordon Milne'in tercümanlığını yapıyordu).
Başkan Ali aracılığı ile bana;
- Bak Gordon bak! İçeride yani yönetim kurulu toplantısında bütün yöneticiler var. Senden hesap sormamı istediler! Ben de seni çağırdım. Hadi girelim odaya. Ne soracaklarmış bakalım? dedi.
Girdik yönetim kurulu toplantısına... Süleyman bey yöneticilere dönüp;
- Eee... Hadi bakalım beyler! Ben tutuyorum ya Gordon'u! Siz de eleştiriyorsunuz ya! E hadi buyurun! Ne soracaksanız sorun! Alın işte Gordon karşınızda!
Sanıyorum beni oraya çağıracağını kimse beklemiyormuş! Çünkü şaşkınlıklarını yüzlerinden anlayabiliyordum. O ise masanın başında oturuyordu. Ne kadar güçlü olduğunu o an bir kez daha anladım. Çünkü kimse ses çıkaramıyordu.
O bir kaç kez daha tekrarladı... "Hadi beyler" dedi, "Sorsanıza!"
Beni en çok eleştiren yönetici bir soru sordu, yanıt verdim.
Bir iki kişi daha sordu, onlara da gerekeni söyledim.
Sonra bitti...
Süleyman bey ise ısrarla bastırıyordu;
- Hadi beyler hadi... Şey yapın! Sorun işte! Hesap sorun! Hele sen (Beni en çok eleştiren yöneticiye dönüp) o kadar konuşuyordun sağda solda! Yok öyle, yok böyle... Al işte... Adam burada. Sor, konuş, eleştir!
Kimse bir şey diyemedi!
Ben odadan çıkarken yine yanıma geldi;
- Merak etme Gordon, dedi; biz sonuna kadar yanındayız. Hem de yönetim olarak!
İşte onun bu duruşuydu bize sonraki yıllarda üst üste 3 şampiyonluğu ve sayısız kupaları getiren.

***
İşte üst üste 3 şampiyonluğu, sayısız kupaları böyle geldi Beşiktaş'ın. Kılpayı kaçanları saymıyorum bile.
Çok merak ediyorum.
Sadettin Saran ve yönetiminin bulacağı yeni hoca nasıl biri olacak diye...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Gürel Yurttaş Arşivi