Cumartesi Anneleri 1085’inci haftada!

Cumartesi Anneleri 1085’inci haftada!
Cumartesi Anneleri gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle gerçekleştirdikleri eylemlerinin bu haftasında Güçlükonak Katliamı için hakikat ve adalet çağrısı yaptı.

Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Güçlükonak Katliamı’nın 30’uncu yılında yeniden Galatasaray Meydanı’nda toplandı.

Eylemin 1085. haftasında yapılan açıklamada, 1996 yılında Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde gözaltına alındıktan sonra bir minibüs içerisinde kurşunlanarak ve yakılarak öldürülen 10 köylü anıldı. Kayıp yakınları, üç on yıla rağmen faillerin cezalandırılmadığını belirterek, "Karanlıkta bırakılan bu katliamın üzerindeki sis perdesi aralanmalı" mesajı verdi.

cumaretesi.jpg

"KAÇ YIL GEÇERSE GEÇSİN KAYIPLARIMIZ İÇİN ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ"

Kayıp yakını Jiyan Kaya'nın okuduğu açıklama şu şekilde:

"10–12 Ocak 1996 tarihlerinde askerler, Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Çevrimli ve Yatağan köylerine baskın düzenledi. Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç bu baskınlarda evlerinden gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar Taşkonak Jandarma Taburu’na götürüldü. Burada ağır işkenceye maruz bırakılan altı köylü yaşamını yitirdi.

15 Ocak 1996 tarihinde Koçyurdu köy muhtarı ve aynı zamanda korucu olan Mehmet Öner’i arayan jandarma, gözaltındakilerin serbest bırakılacağını söyleyerek onları almak üzere tabura bir minibüs gönderilmesini istedi. Durumdan şüphelenen Öner, sürücüyü yalnız göndermek istemedi; korucular Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz ve Lokman Özdemir’i de yanına alarak, Ramazan Nas’ın kullandığı 56 AH 320 plakalı minibüsle Taşkonak Jandarma Taburu’na gitti.

Yalnızca minibüs ve sürücüsünü bekleyen askerler, tanık bırakmamak amacıyla korucuları da öldürdü. Daha önce öldürülen altı köylüyle birlikte toplam 10 kişinin cansız bedeni minibüsün koltuklarına bağlandı, başlarına çuval geçirildi. Ramazan Nas’ın kullandığı minibüs, jandarmanın kontrolünde yola çıkarıldı; güzergâh askerler tarafından trafiğe kapatıldı.

Tamamı güvenlik güçlerinin kontrolünde olan yolda minibüse ağır silahlarla saldırı düzenlendi. Saldırı sonucu minibüsle birlikte içindeki cansız bedenler de yandı. Neredeyse kül olan bedenler ailelere teslim edilmedi; güvenlik güçleri tarafından toplu halde gömüldü. Buna karşın, yanan bedenlere ait kimlikler hiçbir zarar görmemiş halde güvenlik güçleri tarafından ailelere teslim edildi.

Genelkurmay, yaptığı resmî açıklamada, ilçeden evlerine gitmekte olan köylülerin PKK’nin saldırısına uğradığını iddia etti; Ancak köylülerin yakınları ve olayın tanıkları, yaşanan katliamdan devleti sorumlu tutuyordu. Bu gelişmeler üzerine aydın ve sanatçılardan oluşan Barış İçin Bir Arada Çalışma Grubu, 13 Şubat’ta katliamı incelemek üzere Güçlükonak’a gitti. Heyet, yaptığı incelemelerin ardından katliamın devlet güçleri tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı ve Genelkurmay Başkanlığı hakkında suç duyurusunda bulundu.

Dönemin Devlet Bakanı Adnan Ekmen’in, katliamdan 13 yıl sonra basına yansıyan “Olayı araştırınca arkasından devlet çıktı, JİTEM’in işiydi, söyleyemedik” ve “Gerçeği bildiğim hâlde bunu kamuoyuyla paylaşamadığım için vicdanen rahatsızım” sözleri, Güçlükonak Katliamı’nın devletin sorumluluğu dâhilinde gerçekleştiği ve üzerinin bilinçli biçimde örtüldüğü yönündeki iddiaları teyit etti.

Tüm girişimlerine rağmen iç hukukta etkili bir başvuru yolu bulamayan aileler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. AİHM, davada Türkiye’yi; etkin soruşturma yükümlülüğünü yerine getirmediği ve ailelerin ulusal bir merci önünde etkili bir başvuru hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle mahkûm etti. Ancak AİHM kararına rağmen iç hukukta cezasızlık sürmeye devam etti. Bu durum, yalnızca Güçlükonak’ta yaşamını yitirenlerin ailelerinin adalet arayışını değil, toplumun hakikat ve adalet talebini ve hukuk devleti beklentisini de yok saydı.Güçlükonak Katliamı’nın 30. yılında bir kez daha hatırlatıyor ve talep ediyoruz: Devletin yükümlülüğü, suçun üzerini örtmek değil; hakikati tüm açıklığıyla ortaya çıkarmak, failleri tespit etmek, yargılamak ve cezalandırmaktır. Güçlükonak Katliamı’na ilişkin etkili bir soruşturma derhâl başlatılmalı, sorumlular yargı önüne çıkarılmalı ve bu katliamla ilgili olarak toplumun hakikati öğrenme hakkı güvence altına alınmalıdır. Kaç yıl geçerse geçsin, Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya, Ramazan Oruç, Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz, Lokman Özdemir , Mehmet Öner, Ramazan Nas ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz."

Kaynak:Halk TV Haber Merkezi