Kabil’de kız doğmakla Oslo’da kız doğmak aynı şey değildir: Kadınlar insandır, diğerleri insanoğlu

Dün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ydü. Dünyamızın ve benim bugüne gelmemizde emeği olan tüm emekçi kadınların Kadınlar Günü’nü içtenlikle kutluyorum.

Bugün yalnızca bir kutlama günü değil aynı zamanda kadının tarih boyunca verdiği eşitlik ve hak mücadelesinin hatırlanması gereken bir gündür.

img-20260308-wa0031-1.jpg

Aslında kadın hakları mücadelesi, insanlık tarihinin en uzun soluklu adalet arayışlarından biridir. 19. yüzyılda Avrupa ve Amerika’da başlayan hareketler, kadınların eğitim, çalışma ve temsil hakkı için verdiği mücadeleyi simgeler. Bu mücadele yalnızca hukuki bir hak talebi değildir; kadının kamusal alanda insan olarak var olma, görülme ve saygı görme çabasıdır.

Türkiye’de ise bu mücadele Cumhuriyet’le birlikte başlamıştır . Mustafa Kemal Atatürk döneminde kadınlara eğitim hakkı tanınmış, seçme ve seçilme hakkı verilmiş ve kadın modernleşme sürecinin en önemli kurucu aktörlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Atatürk’ün:

“Dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir.” sözü bunu en açık biçimde ifade eder.

Bu söz, kadının toplumda sadece desteklenen değil, aynı zamanda toplumu inşa eden bir güç olduğunu gösterir. Kadın toplumun inşasında en başat rolü üstlenir.

**Her başarılı kadının arkasında tek bir erkek vardır: Mustafa Kemal Atatürk*

Türkiye’de Cumhuriyet reformlarıyla kadın bugün geldiğimiz noktaya Atatürk sayesinde ulaşmıştır. Yani Türkiye’de her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır fakat her başarılı kadının arkasında tek bir erkek vardır o da ATATÜRK ‘tür.

img-20260308-wa0028.jpg

Kadın olmanın anlamı dünyanın her yerinde maalesef aynı değildir. Kadının yaşam deneyimi coğrafyaya ve zamana göre büyük oranda değişir.

Amin Maalouf: “Kabil’de kız doğmakla Oslo’da kız doğmak aynı şey değildir.” cümlesi ile bu farkı çarpıcı bir şekilde anlatmıştır.

Gerçekten de bazı yerlerde kadın olmak yaşamın her alanı için ;eğitim için, sosyal yaşam için, hatta kıyafeti için bile mücadele etmesi demektir; bazı yerlerde ise yalnızca sokakta güvenle yürüyebilmek bile kadın için mücadele alanıdır.

Türkiye’de ise bazen en acı gerçek, tehlikenin en yakın çevreden gelebilmesidir.

Ne yazık ki ülkemizde kadın deyince kadın cinayetleri geliyor akla ilk önce. Acılar arası bekleme süremiz bile yok. Ülkece resmen bekleme yapmadan bir dramdan başka bir drama sürükleniyoruz. Birinin yasını tutmaya zaman kalmadan yeni bir kadın cinayeti.

Seküler-muhafazakâr, eğitimli -eğitimsiz, zengin-fakir fark etmiyor; her görüşten, her yaştan kadın öldürülüyor. Neye üzüleceğimizi şaşırdık.

Ülkemizde kadınlar sözüm ona sevenleri tarafından katlediliyor.

Henry Miller:

“Bir kadınla yapılabilecek üç şey vardır: Onu sevebilirsin, onun için acı çekebilirsin ya da onu edebiyata dönüştürebilirsin.”

Ne yazık ki bazen onu sevmeyi “ya benimsin ya kara toprağın” olarak algılıyor insanımız.

En iyimiz de onun için sorumluluk almayı , mücadele etmeyi göze alamayıp edebiyatını tercih ediyoruz.

Oysa kadın, anlatılan bir hikâyeden çok daha fazlasıdır. Kadın; hayatın üretkenliği, düşüncenin derinliği ve insanlığın umut tarafıdır. Kadın evdeki ses nefestir.

Toplumun kadına yüklediği roller ve sorumluluklar çok fazla ve ağırdır. Bu sebeple çok güçlü olmalıdır ama aynı zamanda güzel olmalı, hem de doğal güzel. Ev işlerini aksatmadan bakımlı görünmeli, hayatın bütün yükünü sırtlanmalı ve bütün bunları yaparken bunu dile getirmemelidir. Kadın tüm bu yükleri gıkını çıkarmadan taşımalıdır. Erkeğinin arkasındaki görünmeyen güç olmalıdır çünkü toplum çoğu zaman kadını her başarılı erkeğin arkasında duran kişi olarak görür. Dikkat edin: arkasında duran…

Ona yüklenen en ağır yüklerden biri, toplumun ahlak kurallarının neredeyse tamamının onun omuzlarına bırakılmasıdır. İlkel toplumlarda ahlak kadınla özdeşleştirilmiş ve neredeyse bütün ahlaki sorumluluk ondan beklenmiştir. Daha doğumuyla başlayan ahlak nöbeti hakkında Bekir Yıldız, Evlilik Şirketi adlı eserinde şöyle der:

“…Hâlâ umut mu bekliyorsun onlardan?

Üç günlük, beş günlük kız çocuklarının nüfus kâğıtlarına ‘bakire’ diye yazdırıp, her şeyden habersiz minnacık omuzlarına yıllarca sorumluluk yükleyen toplum mudur umut beklediğin?..”

Yazar bu sözlerle meseleyi bütün açıklığıyla ortaya koyar.

Peki Kadın Kimdir?

Kadın, yüreğine girdiğinde vatandır.

Gözlerinin dilinden anlayana bakışları en güzel lisandır.

Yavrusunu kucağına aldığında limandır.

Evde yaşamdır.

Sokakta işte renktir, güzelliktir,nezakettir

Tarlada işçidir.

Sınıfta en güzel öğretmen,

Yaraysan merhem yaralıysan çaren,

Sevdalıysan yarendir.

Kadın bir güne, bir role ya da bir kalıba sığdırılamaz. Anne olabilir, eş olabilir, çalışan olabilir, çiftçi ,işçi, düşünür ya da sanatçı olabilir. Ama bütün bunların ötesinde kadın, hayatın sadece bir parçası değil; hayatın ta kendisidir.

Ve insanın insan kalabildiği her yerde insanlıktan en çok nasibini alandır.

Belki de bir toplumun ulaşabileceği en büyük medeniyet adımı, kadını gerçekten insan olarak görebilmektir.

Kadınların hayatın her alanında hak ettiği değeri gördüğü, en yakını tarafından katledilmediği bir dünya dileğiyle tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Şahin Aybek Arşivi

Öğretmenlik Meslek Kanunu

27 Şubat 2026 Cuma 05:00