İdlib'den Türkiye'ye 150 dolara IŞİD'ci kaçırılıyor

Rus Devlet Başkanı Putin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün Soçi'de iki saat 40 dakika baş başa görüştü. Şu günlerde Rus uçakları tarafından vurulan İdlib'in ele alındığı görüşmeden sonra bir açıklama yapılmadı.

İki lider ne konuştu, uzlaşmaya varıldı mı, çatışma ihtimali ile mi masadan kalkıldı, bilmiyoruz.

"Acaba" diyorum...

Putin, kapalı görüşmede, "Siz daha Hatay'da sınırınıza hakim olamıyorsunuz. Nasıl ılımlılarla radikalleri ayıracaksınız?" dese, Uma Manukova örneğini gösterse, Erdoğan ne karşılık verecekti?

İstanbul-Gaziantep-Suriye hattı

Hatay'ın Altınözü ilçesindeki Suriye sınırında devriye gezen askerler geçen 9 Eylül'de kaçak şekilde Türkiye'ye giren iki kadını yakaladı.

İkisi de Rus vatandaşı: Diana İsabekova ve Uma Manukova.

Manukova, 1977'de Dağistan'da doğdu.

Dört yıl eczacılık yaptı.

Ardından medrese öğretmenliğine yöneldi.

2015 yılında medrese kapatıldı.

Aynı yıl Suriye'de bulunan arkadaşı Madina'nın "Buraya gel, İslam Devleti'nde dinini daha rahat yaşarsın" teklifi üzerine bu ülkeye gitmek üzere Dağistan'dan ayrılıp

İstanbul'a geldi. Havalimanında onu bir IŞİD'ci karşıladı. Götürüldüğü örgüt evinde beş gün kaldı. Beş günün sonunda bir araca bindirildi. Araçta Rusça konuşan iki kadın vardı. Sürücü de Rusça biliyordu.

Derken, Gaziantep'te indiler.

Manukova anlatıyor:

"Bizi Türkçe konuşan bir erkek karşıladı ve eve götürdü. Evde farklı etnik gruplardan çok insan vardı. İki gün boyunca evdeki insanlar sürekli değişti. İki gün sonra benimle birkaç kişiyi sınıra götürdüler. Problemsiz Suriye'ye geçtik."

PYD'ye teslim oldu

Manukova, Membiç'te dul ve bekar kadınların kaldığı eve yerleştirildi. Evde yedi ay kaldı. Hava saldırısı üzerine diğer kadınlarla Rakka'ya götürüldü.

Ocak 2016'da Rus Danil Abdullaev ile evlendi.

Abdullaev, yaralandığı için sağ tarafı felç olan bir IŞİD'ciydi. Engelli olduğu için 50 dolar maaş ve çocuk yardımı alıyordu.

Oğulları Mücahid dünyaya geldi.

Rakka da bombardıman altında kalınca Deyri Zor'a göçtüler. Mart 2019'a kadar PYD baskısından bir köyden diğerine geçerek, yardımlarla geçindiler.

Manokova, devam ediyor:

"Eşime bu hayattan bıktığımı, teslim olmak istediğimi söyledim. Kabul etmedi. Eşimi bıraktım ve bir daha hiç görmedim. Teslim olmayı düşünenlerle PYD bölgesine yürüdük."

Tarife 150 dolar

Manukova ve oğlu, IŞİD'ci kadınların tutulduğu Hol Kampı'na konuldu. Bu kampta 1 Eylül 2020'ye kadar kaldı. Bir derneğin yardımıyla su tankeri içerisinde İdlib'e kaçarak, Cemiliye'de kampa geldi. Kaçakçıların vasıtasıyla Türkiye'ye geçebileceğini öğrendi.

Manokova:

"Türkiye'ye geçmeye karar verdik. Kaçakçılara 150 dolar verdim. Kamptaki kadınlar 'İslam' kod adlı şahsın telefonunu verdi. Bu kişinin gönderdiği kaçakçı, sorgudan sonra bizi sınıra götürdü. Türkiye'ye geçerken Türk askerleri yakaladı."

Geri Gönderme Merkezi'nde

Manukova ifadesinde, altı yıl IŞİD'de kaldığı halde askeri ve dini eğitim almadığını...

IŞİD'in yöneticileri ve üyelerinden, mühimmatından, faaliyetlerinden, finans yapısından ve Türkiye'deki eylem hücrelerinden haberdar olmadığını...

Selefilik hakkında bilgisinin bulunmadığını...

"Dar'ül Harp" nedir, bilmediğini...

Türkiye'nin anayasal düzenini benimsediğini anlattı.

Yalan söylüyordu.

Manukova, oğlu Mücahid ve İsabekova, ülkesine iade edilmek üzere geri gönderme merkezine gönderildi.

İdlib'den yayılan virüs

Erdoğan, görüşmede "Manukova'yı ister misiniz?" diye sorsa Putin ne yanıt verirdi?

Kuşkusuz "Hayır" derdi.

Görüşmenin içeriği bilinmediği için akılda Putin ile Erdoğan'ın ayaküstü antikor sohbeti kaldı.

Putin, "Herkes Covid oldu. Ama benim antikorum yüksek, 15-16" derken...

Erdoğan, "Çok düşükmüş, benimki binin üzerinde" diye yanıt verdi.

Oysa acilen tedavi bekleyen bir hastalık varsa o da, İdlib'ti.

Bu virüs, Birleşmiş Milletler'in raporlarında 'Cihatçı Çöplüğü' diye anılan İdlib'ten yayılıyor ve ilkin Türkiye'ye sıçrıyor.

Buna karşın antikör seviyemiz Rusya'dan düşük.

Astana, Soçi ve Moskova anlaşmaları ile sözde Türkiye'nin denetimine bırakılan, ama gerçekte üzerimize zimmetlenen İdlib, ulusal güvenliğimizi tehdit ediyor.

İdlib'te HTŞ ve Huraseddin örgütlerinin varlığı bizi terörizmin koruyucusu suçlamasıyla karşı karşıya bırakıyor. Bu örgütlerin saldırıları Türkiye'nin Rusya ile ilişkisini bozuyor, Suriye ile diyalog kurmasını engelliyor.

Ebu Bekir Sıddık'ın Yardımcıları, Hattab Şişani, Mervan Hadid adlı terörist örgütlerse Türk ordusunu kafir diye niteleyerek vuruyor.

Tam 12 şehit ve 21 yaralı verdik!

AK Parti, İdlib'e askeri operasyon yapılması halinde en az 1 milyon kişinin sınırımıza dayanacağını ileri sürüyor. Gel gör ki Manukova'nın hikayesi, Türkiye'nin denetimindeki bölgede cihatçıların hali hazırda insan kaçakçılığı yaptığını gösteriyor.

Vaziyet çok açık.

Çıkarlarımız ve güvenliğimiz öyle gerektirdiği için...

Ulusal onurumuzu incitmeden İdlib'ten çekilmeliyiz.

Eşzamanlı şekilde, dört milyonu bulan Suriyeli sığınmacının akıbeti için Esad ile masaya oturmalıyız.

Bırakalım, kendi topraklarındaki terör tehdidi ile Suriye...

Manukovaları ile Rusya ilgilensin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
İsmail Saymaz Arşivi