Mustafa K. Erdemol

Mustafa K. Erdemol

Güvenilmez bir ülkeyken "yatıştırıcı" oldu: Pakistan arabuluculuğu nasıl başardı?

ABD ile İsrail ikilisinin İran’a yönelik başlattığı hukuksuz savaşın şimdilik bir ateşkesle “durulması”nda Pakistan gibi hiç tahmin edilmeyen bir ülkenin kilit rol oynaması uluslararası gelişmelerden haberdar olanlar için elbette sürpriz oldu. Arabuluculuk gibi, tarafların güvenini kazanma şartının olduğu bir görevi yıllardır “güvenilir” bir ülke olmamakla bilinen Pakistan’ın üstlenmesi tabii ki incelenmeye değer.

Hatırlayalım, daha yakın zamana kadar sınır komşusu Afganistan’la savaşında ABD’ye destek verirken bir yandan da Taliban’ı destekliyordu Pakistan. Sadece bu bile uluslararası alanda “güvenilmez” olmasına yetmişti. Kaldı ki, iç siyasi sorunlarla boğuşan, "demokrasisi" hayli yaralı bir ülke olarak her yıl “çökmekte olan ülkeler” listesinde üst sıralarda yer alan bir ülke Pakistan.

Dolayısıyla, Umman ya da Katar gibi “arabuluculuk” deneyimleri olan ülkeler yerine Pakistan’ın nasıl öne çıktığını anlamak, alınacak dersler açısından hayli öğretici. Öncelikle stratejik konumlanışı onu bu göreve uygun hale getirdi. Çünkü iç politikasındaki tüm kargaşaya rağmen dış politikada dengeci bir tutum almayı başardığı görülüyor Pakistan’ın. İran’a siyasi olarak yakın olmasının yanı sıra, hem (onca gerginlik yaşamasına rağmen) ABD’yle hem de Suudi Arabistan’la “dengeli” bir ilişkiye sahip. Bu özelliklerinden ötürü, çatışmanın bölgeye yayılması durumunda bundan çok zararlı çıkacak bir ülke olmasının da etkisiyle bu ilişkileri arabulucu olmada değerlendirmeyi başarabildiği görülüyor. İran’a coğrafi yakınlığı da, tarafların İslamabad’a kolayca erişim sağlamasını mümkün kılıyor. Yani savaşan tarafların doğrudan temas kurmalarını engelleyecek “güvensizlik” ortamında Pakistan mükemmel bir aracı haline geliyor.

Pakistan, bu son diplomatik atılımla bunca yıl çizdiği imajının aksine bölgede “istikrar sağlayıcı” bir güç olarak kendini kabul ettirmiş oldu. Bölgedeki, özellikle Körfez’deki işbirliği içinde olduğu ülkelerden gelen destek de onu bu rolünde güçlü kıldı.

Pakistan’ın, sonuçları çok kötü olabilecek böyle bir savaşta “arabulucu” olmasında bir askerin, ülkenin parlayan yıldızı olduğu söylenen Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir’in etkili olması da hayli ilginç. “Barışı” sağlayan bir askerle sık karşılaşılıyor değil. Münir kriz boyunca hem ABD’li yetkililerle hem de İranlı liderlerle doğrudan temas kurarak diplomatik kanallar açmayı başardı. Bunu yaparken ülkesinin siyasi iradesi ile de yakın işbirliği içinde oldu. Başbakan Şahbaz Şerif de Münir’in yaptığı gibi her iki tarafı ateşkese ikna etmede, iyi niyet gösterisi olarak da İran’ın Hürmüz Boğazı’nı açmasında yaşamsal önemde rol oynadı. Pakistan’da rastlanması zor bir asker-sivil işbirliğine tanık olduk yani.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Pakistanlı yetkililerle yaptığı görüşmelerin ardından planlanan askeri harekatı askıya almayı kabul etmesi Washington’un İslamabad’a ne kadar güvendiğini gösterdi. Tabii Pakistan’ın güven kazanması hemen olmuş bir gelişme değil. Ülke, ABD ile güvenlik koordinasyonuyla, diplomatik ilişkiler yoluyla işbirliğini son dönemde güçlendirmişti. Dediğim gibi tüm bunları yaparken Tahran’la da diplomatik iletişim kanallarını hep açık tuttu. Bugün “arabulucu” olmasına yol açan önemli bir diplomasi başarısı bu.

Sonuçta ortaya çatışmaların acilen durdurulmasını, ardından kapsamlı müzakerelerin yapılmasını içeren İslamabad Anlaşması çıkmış oldu. Baş döndürücü gelişmeler bunlar. Krizlerin hangi ülkeleri ne zaman ya da nasıl ortaya çıkaracağına akıl sır erdirmek bazen zor gerçekten de.

Bu arada Çin faktörünü de unutmamak gerek. Pakistan’ın Çİn’le ilişkileri hayli iyi. İran ile de güçlü bağları olan Çin’in gerginliği azaltma çabalarını desteklediğini, dolaylı olarak Pakistan’ın arabuluculuk rolünü güçlendirdiği de bir gerçek.

Peki ateşkes başarılı olmazsa durumu ne olur Pakistan’ın? Buna “hesaplanmış risk” deniyor. Dolayısıyla bu riski göze aldığı açık. Ama attığı bu adımla Pakistan hem ABD’ye hem de İran’a “nefes” aldırmış oldu ki bu bile “başarı” hanesine yazılacaktır.

Hem stratejik konumunu hem de “arka kanal” diplomasisini kullanma becerisi Pakistan’a ciddi bir itibar kazandırmış oldu.

Bakalım, sonra ne olacak?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mustafa K. Erdemol Arşivi

Trump neden geri adım attı?

25 Mart 2026 Çarşamba 05:05