Öztrak'tan Soylu'ya sert çıkış: Atama bakan haddini fazlasıyla aşmıştır

CHP Sözcüsü Öztrak, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun görevden alınması yönünde çağrıda bulundu. Öztrak, "Bu atama bakan haddini fazlasıyla aşmıştır. Görevini yerine getirmeyen bu memur hakkında saray mutlaka gereğini yapmalıdır" dedi.

Yayınlanma:
Güncelleme: 06 Mayıs 2022 23:26
Öztrak'tan Soylu'ya sert çıkış: Atama bakan haddini fazlasıyla aşmıştır

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendirdi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun sığınmacılarla ilgili açıklamalarını değerlendiren Öztrak, şöyle konuştu:

Atama İçişleri Bakanı bayramda ‘İdlib'te 57 bin briket evi tamamladık. Yıl sonuna kadar 100 bin evi bitireceğiz’ dedi. Allah aşkına siz bunları yaparken kime sordunuz? Kimin parasıyla kime hava atıyorsunuz? Bu asil millet, öz yurdunda oturacak ev bulamazken bunlar Suriye'de şehirler inşa ediyor. Vatandaşlarımızın payına cefa, el oğlunun payına sefa!

Son bir yılda İstanbul'da kiralar yüzde 126 artmış. Ankara'da kiralar yüzde 116 zamlanmış. Türkiye genelinde kiralardaki artış yüzde 123'e ulaşmış. Ev sahibi ve kiracılar arasındaki kavgalar ayyuka çıkmış. Bunlar milletin parasıyla gitmişler Suriye'de ev yapıyorlar. Sonra da buraya gelip burnundan soluyan millete caka satıyorlar!

Şimdi aziz milletimize soruyoruz. Sana TÜİK'in yüzde 21 kira artış zammına güven diyen, TÜİK kira rakamlarını karartınca millet yaşadığı sorunu hissetmez sanan, İdlib'te 73 okul, 50 cami, 23 sağlık tesisi, 18 sosyal tesis, 25 park, 35 fırın, 40 su kuyusu yaptıklarını ballandıra ballandıra anlatan, ondan sonra sana dangalak diye hakaret eden edep yoksunları mı akıllı, yoksa en iyisi olmanın hesabını bu yönetimden soracağım diyenler mi akıllı? Allah akıl fikir versin diyeceğiz ama Allah akıl dağıtırken bunlar ne yazık ki nasibini almamış.

'Parayı sevdiğiniz kadar bu milleti sevseniz ya!'

Bakan Soylu’nun ‘Suriyeliler giderse iş insanlar isyan eder’ sözlerini yorumlayan Öztrak, “Şu zenginleri ve parayı sevdiğiniz kadar bu milleti, bu ülkeyi, bu devleti sevseniz ya! Nedir bu millete, bu ülkeye, bu devlete gareziniz!” ifadelerini kullandı.

'Tam bir rezalet, kınıyoruz'

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ'a yönelik sözlerine sert tepki gösteren Öztrak, “Hiçbir şekilde kabul edilemez. Tam bir rezalet, kınıyoruz! Onu oraya atayan kişi artık gereğini yapmalıdır. İçişleri Bakanlığı yapmak yerine siyaset yapan, 10 parmağında 10 karayı siyasetçilere bulaştırmaya çalışan bu atama bakan haddini fazlasıyla aşmıştır. Görevini yerine getirmeyen bu memur hakkında saray mutlaka gereğini yapmalıdır” dedi.

Öztrak, “Sarayın kibirlisi, sarayın bekçisinden korkmasın. Façası bozulan bekçi, bu sefer bu bakanın görevden alınmasına razı olabilir” diye ekledi.

'Suriyelileri en geç 2 yıl içerisinde göndermek taahhüdümüzdür'

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu'nun ‘Suriyelilerin hepsini göndermenin gerçekliği yok' açıklamaları sorulan Öztrak, “Partimizin görüşlerini genel başkanımız, parti sözcüsü ve grup başkanvekilimiz açıklar. Suriyelileri geri gönderme konusunda başlangıçtan beri bizim tavrımız nettir. Bütün Suriyelilerin en geç 2 yıl içerisinde ülkelerine gönderilmesi, aziz milletimize taahhüdümüzdür. Biz taahüdümüzün arkasındayız” açıklamasında bulundu.

'3 fidanı tam bağımsız bir Türkiye özlemiyle anıyoruz'

Öztrak’ın konuşmasının devamından öne çıkanlar şöyle:

Bugün, büyük şairimiz Atilla İlhan'ın ifadesiyle, ‘Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanların’ idamlarının 50. yıl dönümü… Ülkemiz siyasi idamlardan, siyasi kutuplaşmalardan, siyasi linçlerden çok çekmiştir. Demokrasimiz çok ağır bedeller ödemiştir. Ve ne yazık ki hala da ödemektedir. Yaşanan tüm acıların bal eylendiği, yaraların kapandığı, mutlu, huzurlu, müreffeh bir memleket özlemiyle, tam bağımsız bir Türkiye özlemiyle Hüseyin İnan'a, Deniz Gezmiş'e ve Yusuf Aslan'a, Allah'tan rahmet dileyerek, sözlerime başlamak istiyorum.

'Bayramda gömlek alan pantolon, pantolon alan gömlek alamadı'

Bu hafta Ramazan Bayramı'nı kutladık. Ama 2018'den bu yana her bayramda olduğu gibi, bu bayramda da milletimizin ağzından, ‘Bayram geldi neyime, kan damlar yüreğime’ sözleri düşmedi.

Ramazan Bayramı, aynı zamanda ‘Şeker Bayramıdır’. Bu nedenle küçük çocuklarımız, yavrularımız Ramazan Bayramı'nı ayrı sever. Ama bu bayramda çocuklara şeker ikram etmek, misafir ağırlamak, aile bütçelerini çok zorladı.

Evde bir tatlı yapmaya kalksanız, toz şekerin fiyatı son bir yılda yüzde 115 zamlanmış. Misafir çayına kesme şeker atmaya kalksanız, kesme şekerin fiyatı son bir yılda yüzde 136 zamlanmış.

Hadi çay olmadı misafire bir meyve suyu ikram edelim deseniz, meyve suyu yüzde 115 zamlanmış. Misafirinize lokum tutsanız; lokumun fiyatı son bir yılda yüzde 126 zamlanmış.

Çikolata ikram etseniz, çikolata bir yılda yüzde 93 zamlanmış. Bu fiyatlar da TÜİK marketlerinde. Ülkeyi yönettiğini sanan kifayetsizler, Şeker Bayramı'nda, şekerin bile tadını kaçırdılar.

Evdeki çocuklar bayramda yeni giysin, sevinsin deyip, bayramlık kılık kıyafet alırsanız, çocuk pantolonu yüzde 80, çocuk gömleği yüzde 97 zamlanmış. Tabi yine bu da TÜİK'in sanal mağazalarında.

Bayram öncesi arife pazarında, Aydınlı bir esnafımızın söyledikleri hala kulaklarımızda: ‘Çok kriz gördük ama böyle bir şeyle karşılaşmadım… Bayramlarda insanlar pantolon, gömlek alırlardı. Şimdi gömlek alan pantolon, pantolon alan gömlek alamıyor’. İşte milletin Ramazan Bayramındaki hali bu…

'Otogarlar boş kaldı'

Bayram özellikle çalışan aileler için aynı zamanda bir dinlenme ve tatil fırsatıdır. Ama tatil yapmak bu ülkede artık çok büyük bir lüks oldu. Eşinizle, çocuğunuzla yurtiçinde bir haftalık tatile gitmeye kalksanız, paket turların fiyatı son bir yılda yüzde 591 zamlanmış. Yurt içinde bir otele gitmeye kalksanız, otel ücretleri son bir yılda yüzde 189 zamlanmış. Tatilden vazgeçtik…

Başka illerde okuyan evlatlarımız, bayramda memleketlerine, ailelerinin yanına gitmek isteseler, otobüs bileti son bir yılda yüzde 236 zamlanmış. Pandemi güya bitti. Ama bu bayramda da otogarlar boş kaldı…

Eski bayramlarda günde 2.500 aracın kalktığı otogarlardan, bu bayramda 1.500 araç ancak kalkmış. Saray sayesinde, bir otobüs 18 bin liralık mazot yakıyor. Böyle bir ülkede, otobüsçü ne yapsın? Yolcu ne yapsın?

'Bu zamlarla arabanın kontağını çevirmek de cesaret istiyor'

Millet memleketine arabayla gitmeye kalksa, son bir yılda LPG yüzde 211, mazot yüzde 229, benzin yüzde 168 zamlanmış. Arabanın kontağını çevirmek, artık cesaret ister olmuş. Şeker tadında bayramlara, milletçe hasret kaldık. Ucube tek adam rejimi milletin ağzında tat bırakmadı.

Ülkede huzur ve bereket bırakmadı. Allah aşkına soruyoruz: Böyle bir ortamda kim ağız tadıyla bayram yapabilir? Kim bayramı, bayram gibi kutlayabilir? Bu ülkeyi bu hale kim getirdi? Ülkeyi 20 yıldır yönetene sorarsanız. Ülkeyi bu hale getiren, milletin; şükürsüzlüğü, tatminsizliği, karamsarlığı… Her zaman yaptıkları gibi, kendileri sütten çıkma ak kaşık…

'Tencere boşaldıysa sebebi saray yönetimi'

Çok açık söylüyorum. Bugün ülkemizde tencereler boşaldıysa, sofraların bereketi kaçtıysa, bayramlar, bayram olmaktan çıktıysa, bunun sebebi şükürsüzlük falan değildir. Bunun bir tek sebebi vardır: O da; beceriksiz, kifayetsiz, liyakatsiz saray yönetimidir.

'Ön teker nereye arka teker oraya'

Tabi sarayın kibirlisi milleti şükürsüz olmakla suçlarsa, şürekâsı da millete neler söylemez… Ataların dediği gibi; ön teker nereye, arka teker oraya… Millete ağız tadıyla bayram yaptırmayanlar, bir de bayramda millete, milletin seçtiklerine, olmadık hakaretler ettiler. Bayramın muhtevasına hürmeten, bu hakaretlere bayramda cevap vermedik. Ama hem milletin seçtiklerine, hem de millete edilen kötü sözlere, tahammül edemeyiz.

'Ne millete ne milletin seçtiklerine saygıları var'

TBMM'de, hem de ‘İnsan Hakları Komisyonu Başkanı’ sıfatı taşıyan bir saygısız, milletin tertemiz oylarıyla vekâlet verdiklerine, insanın burada tekrarlamaktan hicap duyacağı, ağza alınmayacak küfürler etti. Bunlar milleti unuttu. Bunların ne millete, ne de milletin seçtiklerine saygısı kaldı. “Üslubu beyan aynıyla insan” derler. Kabın içinde ne varsa, dışına da o sızar.

AK Parti'nin Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı ve bu şahsın üslubu, Sarayın ve partisinin insan haklarından ne anladığını da milletimize gösterdi. Bayramda AK Parti'nin Meclis grubunun başkanvekili de, millete hakaret etmekten geri durmadı. Kendilerinden olmayanları, çıktı ‘Dangalak’ ilan etti.

Seçimleri kaybedeceklerini Millet İttifakı'nın kahir ekseriyetle seçimi kazanacağını gördükçe, bunların kimyaları bozuluyor. Daha önce de, ‘Erdoğan olmasa, biz milletvekilleri olarak birer hiçiz’ sözlerini sarf eden, bayramda da millete ‘dangalak’ diyecek kadar, kendinden geçen bu Grup Başkanvekilinin, siyasetteki ağırlığının takdirini tabi ki milletimiz yapacaktır.

'Özgül ağırlıkları sıfır'

Siyasette özgül ağırlığı sıfır çeken bu şahsiyetler, senelerce mağdura yatıp oy devşirmeye kalktılar. Ama dün mağdurum diyenler, bugün mağrur oldu. Dün Harun olacağız diyenler, bugün Karun oldu. Dün mücahit olacağız diyenler, bugün müteahhit oldu. Dün mağdura yatanlar, bugün millete dangalak diyecek kadar azdılar. Kibre kapıldılar. Milleti unuttular. Ne dedilerse onunla sınanıyorlar. Ve hep kaybediyorlar.

Saray ve şürekâsının kullandığı bu ayıplı dil, içine düştükleri çaresizliği, gözler önüne sermesi bakımından ibretliktir. Ama milletimiz bu kibri, kendine yapılan bu büyük saygısızlığı, elbette affetmeyecektir. Milletimiz vakti saati geldiğinde basacağı mühürle, kendine hakaret eden bu ayıplı zihniyeti, tarihin tozlu sayfalarına gömecektir. Siyaset tarihimiz, milletimizin bu ferasetinin örnekleriyle doludur. Kuşkusuz millete “dangalak” diyecek kadar kendini kaybeden, bu hadsizlerin sonu da aynı olacaktır.

'Çanakkale Köprüsü'nda 45 bin garanti 6 bin geçiş'

Edep aklın tercümanıdır. Muhataplarına akılla değil; edepsizlikle cevap vermeye kalkanların ederi, ancak edepleri kadardır. Millet için kullandıkları “dangalak” hakaretinin, Türk Dil Kurumu sözlüğünde en kibar karşılığı: ‘Düşüncesizlik, akılsızlık…’

Çanakkale'de bir köprü yapıldı. Hayırlı, uğurlu olsun. Atama Ulaştırma Bakanı, yapan müteahhide, köprüden günde 45 bin araç geçiş garantisi verdiklerini söyledi. Geçen araç sayısı bunun ne kadar altında kalırsa, aradaki farkı milletin kesesinden Dolarla Avroyla ödeyecekler. Bakan ardından çıktı dedi ki, günde ancak 6 bin araç geçiyor buradan. Şimdi aziz milletimize soruyoruz.

Günlük 45 bin araç garantisi verilen köprüden, günde sadece 6 bin araç geçiyorsa, geçecek araç tahmininde yüzde 650'lik sapma varsa, köprüden geçmeyen 39 bin aracın parası, günlük 585 bin avro, yıllık 213 milyon 525 bin avro, bu millete ödettirilecekse bu durumda akıllı olan kimdir? Millete “dangalak” diye hakaret eden, bu garantiyi veren mi akıllıdır? Yoksa millet adına bu garantiyi nasıl verdiniz? Bu peşkeşi nasıl çektiniz diye soranlar mı akıllıdır?

'2045 yılına kadar 153 milyar dolar garanti'

‘Milletin cebinden bir kuruş bile çıkmayacak’ diyerek başladıkları yandaşa teslim KÖİ projelerine, 2016'dan bu yana, bütçeden, yani milletimizin kesesinden ödenen para, 10 milyar 192 milyon 600 bin dolar. Geçilmeyen yollar, köprüler, tüneller, uçulmayan havalimanları için 2045 yılına kadar verdikleri garantilerin toplamı ise, 152 milyar 800 milyon dolar.

Sadece bizim ve çocuklarımızın değil, torunlarımızın bile geleceğine ipotek koymuşlar bunlar. Ülkesini adaletle yönetenler zenginden alıp fakire verir. Bunlar fakirden alıp, kendi zenginlerine vermenin yolunu yapmışlar. Aziz Milletimize soruyoruz. Sana ‘dangalak’ diye hakaret eden, ‘Milletin cebinden bir kuruş çıkmayacak’ deyip, nasıl olsa benden hesap sormaya kimse cüret edemez deyip, milletin sırtına milyarlarca dolarlık yük yükleyen mi akıllıdır? Yoksa bu rezaletin hesabını soran mı akıllıdır?

'İlk 3 ayda KKM'ye 22 milyar TL'

Atalarımız, ‘Akıllıyı arkada tutma, akılsızı kılavuz etme’ derken ne kadar doğru söylemiş. Milletin 128 milyar dolarını yok yere çarçur ettiler. Merkez Bankası'nın kolunu, kanadını kırdılar. Döviz şaha kalktı, 1970 model Dövize Çevrilebilir Mevduatı tozlu raflardan indirip, milletin önüne Kur Korumalı Mevduat diye koydular. Rahmetli Özal'ın uyarılarını da kulak arkası ettiler.

İlk üç ayda, Hazine'nin kasasından 11 milyar 700 milyon lira, bir avuç mevduat sahibine ödendi. Vazgeçtikleri 10 milyar 100 milyon liralık vergi de cabası… Sadece üç ayda, hazine 22 milyar lira yükün altına girdi. Şimdi milletimize ‘dangalak’ diyen, bu edepten nasiplenmemişlere sormak lazım…

'Hazinenin kasasından tek kuruş çıkmayacak’ deyip, milleti değil mevduat sahibini kur zararından korumak için, zenginin cebine 22 milyar lira koyan mı akıllıdır? Yoksa bunun DÇM gibi bir felakete dönüşeceği uyarısını yapan, bunun hesabını soran, soracağım diyenler mi akıllıdır?

'Tüketici enflasyonunda 20, üretici enflasyonunda 27 yılın rekoru'

Bunların akılsızlığı, kibri bir değil, iki değil, üç değil… Sarayın kibirlisi geçtiğimiz Ağustos ayında çıktı. ‘Enflasyon gelecek aydan itibaren düşmeye başlayacak, çünkü faiz düşmeye başlayacak’ dedi.

Bunu dediğinde Türkiye'de enflasyon yüzde 19, politika faizi de yüzde 19'du. O günden bugüne faizi 5 puan indirdiler. Yüzde 14'e çektiler. Dün Nisan ayı enflasyon rakamları açıklandı. TÜİK'in makyajlı rakamlarıyla; tüketici enflasyonu yüzde 70'e dayandı.

Yüzde 70 olmasın diye de yüzde 69,9 diye ilan ettiler. Enflasyon 7 ayda üçe katlandı. Bağımsız akademisyenlerin oluşturduğu ENAG'ın rakamlarıyla enflasyon yüzde 157. Diğer taraftan TÜİK'in üretici enflasyonu da yüzde 122. Tüketici enflasyonu 2002 Şubat ayından, üretici enflasyonu da 1995 Mart ayından bu yana, ülkemizde görülen en yüksek seviyesine ulaştı.

'Koca Türkiye'yi üçüncü dünya liginin dibine düşürdüler'

27-28 yaşındaki gençlerimizi üç haneli enflasyonla ilk defa bu hükümet tanıştırdı. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasıyla, küresel enflasyon liginde ülkemizi: Venezüella, Sudan, Suriye, Zimbabve, Surinam'a komşu yaptılar. “AB'ye gireceğiz”, “İlk 10 ekonomi arasına gireceğiz” derken, koskoca Türkiye’yi üçüncü dünya liginin dibine düşürdüler.

'Ülkenin döviz ihtiyacı azalacaktı, katlandı'

Yine dün dış ticaret rakamları açıklandı. Nasreddin Hoca'nın borç ödeme fıkrasına benzer bir model uydurmuşlardı. Faiz inecek, döviz kuru çıkacak, rekabet gücü artacak, ihracat şahlanacak, dış açıklar azalacak, döviz rezervleri de şahlanacaktı.

Ondan sonra da döviz kuru düşecek, enflasyonda beraberinde gerileyecekti. Sonuç? Dış ticaret açığı 2022'nin ilk dört ayında, geçen yıla göre, yüzde 130 artarak 32,5 milyar dolara çıktı. Bırakın ülkenin döviz ihtiyacının azalmasını, ülkenin döviz ihtiyacı katlandı.

Şimdi aziz milletimize soruyoruz. Bu sana “dangalak” diyen, hakaret eden, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” diyerek, koskoca ülkeyi üçüncü dünya liginin dibine düşürenler mi akıllı, yoksa “Bilimle ve akılla kavga etmeyin” diyerek, onları uyarmaya çalışanlar mı akıllı?

'Devlet 3 unsurdan oluşur'

Bir devlet üç unsurdan oluşur. İlki millet, ikincisi ülke, üçüncüsü ise egemenlik… Milletimizi hayat pahalılığı ile ezdiler. Ülkemizi, mültecilere işgal ettirdiler. Egemenliğimizi ise 3-5 milyar dolarlık SWAP için, Suudi mahkemelerine ipotek ettiler.

Ne yazık ki kontrolsüz güç, kontrolsüz göçe yol açtı. Sınırlarımız Nasreddin Hoca'nın Türbesine, ülkemiz ise açık hava mülteci kampına döndü. Bu ülkenin son Başbakanı Binali Yıldırım, 15 Şubat 2018'de çıktı: “3,5 milyon mülteciyi ağırlıyor, her türlü ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Ve onların Avrupa'ya gelmesinin bir anlamda önüne geçiyoruz. Bunu yaparken, terör örgütlerinin Avrupa'ya yayılmasının da önüne geçiyoruz” diye tweet attı.

'Swap sevap oldu'

Daha birkaç yıl önce, su topraklar üzerinde hunharca bir cinayet işlendi. Gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti… Saray düne kadar, su gazeteciyi “şehit” ilan etmişti… Ama önce, “Enayi değiliz, gösteririz, dinletiriz ama vermeyiz” dediği dosyayı, Suudi Arabistan'a gönderdi, sonra da bayram öncesi “SWAP'ı sevap yaptı” tüm saray şürekâsını alıp Suudi Arabistan'a gitti.

Katil dedikleriyle bir de kucaklaştı. Ama daha da vahimi, döner dönmez Suudi basını; “Biz davet etmedik, kendisi gelmek istedi”, “Bu Erdoğan için tam bir mağlubiyettir” gibi yazılar yazdı. Erdoğan, ne yazık ki, oturduğu makamın itibarını, bir kez daha ayaklar altına aldı.

'Ülkenin onurunu Suudi Başkonsolosluğu'nun bahçesine gömdüler'

Şimdi milletimize soruyoruz: Daha önce öldürdükleri gazeteciyi şehit, yöneticilerini katil ilan ettiği bir ülkenin ayağına hem de davetsiz gidip, makamının itibarını pas paseden mi akıllıdır? Yoksa Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin onurunu Suudi Başkonsolosluğu'nun bahçesine gömenlere “Edep yahu” diyenler mi akıllıdır?

Hazreti Mevlana; “Edep, edepsizlerin edepsizliğine sabretmektir” diye buyurmuş. Milletimiz kendisine edepsizlik yapanlara sandığa kadar sabrediyor. Sandık milletimizin önüne er geç gelecek, işte o zaman asil milletimiz, kendini pahalılığa ezdirenlere, alın terini çarçur edenlere, ülkemizi sessizce işgal ettirenlere, egemenliğimizi üç otuz paraya satanlara, yaptıklarının hesabını sandıkta soracak.