Halk TV Canlı Yayın
Ekonomist Atilla Yeşilada, Özlem Gürses ile 20. Saat'e konuk oldu. Yeşilada, Türkiye'nin ve dünyanın ekonomik durumu ve geleceğine dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Ekonomist Atilla Yeşilada, Özlem Gürses ile 20. Saat'e konuk oldu. Yeşilada; dolar kurunun yükselmesinden IMF tartışmalarına, darbe söylemlerinin ekonomi üzerindeki etkilerinden yabancı yatırımcılara kadar pek çok konu hakkında açıklamalarda bulundu.

Yeşilada'nın açıklamaları şöyleydi:

Başkanlık sistemi:

Türkiye'den döviz çıkıyor çünkü artık ne bizim vatandaşlarımız ne de yatırımcılar bu hükûmete güvenmiyorlar. Adı "başkanlık sistemi" ama kendisi Ali Baba'nın Çiftliği... Bizde belirsizliğin en karası var. Türkiye'de başkanlık makamından başlayarak BDDK'de, TCMB'de hatta en alttaki bürokrata kadar hesap vermeme tavrı var.

Yabancı yatırımcılar:

Yatırımcı; dini, ideolojik, cinsiyet ayrımı gütmeyen tanrısı para olan insanlar. Türkiye'de bu insanların para kazanmasına müsaade edilmiyor. Yatırımcılar Türkiye'ye ne dost ne de düşman... Eğer oradaki ekonominin geleceği hakkında görüşleri pozitifse gelip yatırım yapıyorlar.

Bana da sen İngilizlerin ajanısın, Rotschildler sana şato verdiler... Nerede o günler, takip ediyorlarsa "Please, give me a castle!" (Lütfen bana şato verin)...

Brezilya reali yüzde 30 değer kaybetti. Bu adamlar Brezilya'ya da mı düşman? Bu insanlar gelmediği zaman, Türkiye'de faizler ve döviz kuru olması gerekenden daha yüksek oluyor. Türk lirası değer kazanırsa, enflasyon düşüyor dolayısıyla faizler de düşüyor.

Türkiye'yi besleyen yabancı ticari bankalardır. Bizim bankalarımız dışarıdan kredi almadan uzun süre içeriden kredi veremezler. Siz bu insanlara kötü davranırsanız, yarın size kredi vermezler.

En can yakıcı noktası ise, bizi büyütecek olan yabancı 'doğrudan yatırımdır'. Bu şirketlerin gelip burada fabrika kurması, istihdam yaratması gerekir. AKP'nin iyi döneminde yılda 20 milyar dolar civarında fabrikalara, şirketlere para akıyordu. Geçen sene bu 4 milyar doların da altına düştü.

Biz tasarruf etmeyen bir toplumuz ama büyümek için sabit sermaye yatırımına ihtiyacımız var. Kendi paramızla yapamıyorsak, dışarıdan bu parayı bulmamız gerekir. Bunun yolu da uluslararası şirketleri ülkeye davet edip onların yatırım yapmalarını, fabrika kurmalarını sağlamaktan geçiyor.

Ekonomik kriz:

Kriz 15 Temmuz'dan beri yavaş yavaş geliyor. Bu krizi atlatmak için çeşitli numaralar denendi. Önce Hazine Garanti Fonu denendi, bu sayede kurtarılmaması gereken pek çok şirket kurtarıldı. Hemen arkasından bankaların başına tabanca dayandı "Kredi vereceksiniz" denildi. Kredi veriyorlar, şu anda kamu bankalarının bilançolarında ne kadar açık var, bilen yok. Bütün bunlara rağmen bugün şubat ayı işsizlik rakamları açıklandı, halk artık iş bulmaktan umudunu kesmiş. Uzun vadeli işsizlik oluşmuş Türkiye'de.

Salgın sonrası ekonomi:

Kriz, salgındaki işsizliğin üzerine tuz ekti. Burada bir miktar daha insan işsiz kalacak. En az 4 ama turizm sezonunu kaybedersek ve korkarım bu salgın tekrarlayacak bu gevşek tedbirlerle, 8 milyona yakın insan yıl sonuna dek işsiz kalacak.

Ülkeye doğrudan yabancı yatırımcı gelmiyor. Biz de yüksek teknoloji ürünü üretemiyoruz. Bu nedenle nitelikli iş gücü işsiz kalıyor. Ayrıca yazılımın en büyük alıcısı Türkiye'de devlet. Sorun bakalım kimlerden alıyorlar bu yazılımları.

Türkiye'de kast sistemi oluştu. Önce Sünni Türkler geliyor... En altta ise laik, modern, demokrasi isteyen insanlar var. Akılalmaz bir beyin göçü veriyoruz. Aselsan'dan bile mühendisler gidiyor. Anket yapılıyor, para mı sorun diye ama hayır. "Türkiye'de yaşamak istemiyoruz" diyorlar. Yazılım sektöründe, az çok İngilizce bilen her çocuk yurtdışına kaçıyor.

Bugün hükümet 1 hiçbir kararname veya genelge çıkarmasa ekonomi toparlanır.

Demokrasi ve ekonomi:

Daron Acemoğlu, Can Robinson gibi pek çok Nobel'e aday ekonomistler, demokrasi ve kalkınma arasındaki bağlantıyı ispat etmiş durumdalar. Ancak demokratik ülkeler kalkınabiliyor. Sadece bu ülkelerde halkın makul istekleri tabandan tavana kadar iletilebiliyor.

Sırf büyümeyle olmuyor. Yoksa Suudi Arabistan dünyanın en gelişmiş ülkesi olurdu. Kadına karşı ayrımcılık ve şiddet, basının susturulması... Ben bir iş insanı olarak basından Türkiye'nin siyasi ve ekonomik geleceği hakkında doğru düşünceler veya fikirler alamıyorsam nasıl yatırım yapacağım? Buna engel olunuyor.

Darbe tartışmalarının ekonomiye etkisi:

Yatırımcı darbe olacağına ikna olursa döviz krizi yaşanır. Darbeden sonra kimin başa geleceğini bilmezse niye gelsin yatırımcı? Halkı darbeyle korkutmak, tüketim iştahının geri gelmesine de engel olur. Bu darbe söylemi kendi kendini ayağından vurmaktır.

Türkiye'deki Batı algısı:

Türkiye'de son 10-15 yılda insanlar Batı'ya düşman edildi. Bizim ihracatımızın yüzde 50'si AB'ye, turistlerimizin büyük bölümü oradan geliyor, bütün kredi ve yabancı yatırımcılarımızı oradan alıyoruz... Buna rağmen Batı'dan nefret eden bir yapıya geldik. Ben açıkçası böyle başka bir toplum tanımıyorum.

Turizm sezonu:

Turizmde Türkiye'nin yaptıklarından çok, turistik otellerin açılması ciddi bir risk teşkil ediyor. Türkiye'ye turist gönderen İngiltere, Almanya, Rusya ve İran gibi ülkelerin durumuna bakmak lazım. Bu sene Rusya'dan turist gelmez, gelse de biz almaya yanaşmayız muhtemelen. Rusya'nın ardından İran geliyor. Orada da durum fena. Almanya'da kısıtlamalar gevşetilince bulaşı oranı arttı, bazı kısıtlamalar geri geldi... Dolayısıyla bizde hiç virüs olmasa dahi bu sene zayıf bir turist akımı tahmin ediyorum. Geçen sene 26 milyar dolar kazanmıştık, bunun yüzde 25'ini kazanırsak kendimizi şanslı hissetmeliyiz. Bu yüzden yaz aylarında işsizliğin artacağından endişeliyim.

Maaşların ödenmesi:

Maaşların ödenememesi gibi bir durum olmaz. Bir yerde para biterse Merkez Bankası para basar bir şekilde öder. Mevduata el koyma gibi bir durum Türkiye tarihinde olmadı, olması da hiç muhtemel değil. Bankalardaki dövizlere el konulacak tevatürü duyuyoruz ama bankalarda döviz yoktur...

Döviz yükselirse ne olur?

Eğer bu hatalar devam ederse, Türkiye'de döviz hızla yükselir. İnsanların güven duygusunu yok ettiniz çünkü. O zaman şunu diyebilir, "Kardeşim sen hesabından en fazla x dolar çekebilirsin" veya "Yurtdışına yatırım amacıyla para yollayamazsın 3 ay boyunca". Buna yumuşak sermaye kontrolü denir. Şu anda böyle bir tehlike görmüyorum. Eğer, dolar/TL 8'lere doğru gitmeye başlarsa hükümetin önünde 3 opsiyon kalır; 1- faizleri artırmak, 2- IMF'ye gitmek, 3- yumuşak sermaye kontrolleri.

IMF tartışmaları:

Türkiye'de tek adam veya tek kadın rejimi olduğu zaman insanların takıntıları ortaya çıkıyor. Erdoğan'da da IMF takıntısı var. Tek takıntısı bu değil, bir diğeri de faiz takıntısı. Türk milletine deniliyor ki "Bu şartlar sizin emekli maaşınızı düşürecek, fakir fukaradan çalınacak, size ayni yardım yapmamız önlenecek". Bunların hepsi yalan. Tek bir şart olacak, o da şeffaflık. Başkanlık sisteminin esası da o koltukta oturanın hiçbir Allah'ın kuluna hesap vermemesidir. Yani IMF'nin şartları o koltukta oturanın hareketlerini sınırlayacağı için toplu halde IMF'ye karşı bir kampanya açılmış ve buna maalesef eski tüfek sosyalistlerimiz de katılmıştır. Bu acı bir şey. 

Arjantin'de özellikle bütçede fakir fukara ve işsizliğe karşı özel fon ayrılmasını IMF. Ben IMF'nin gelmesini istemiyorum ama iş buraya geldikten sonra bir yerden kredi almak zorundasınız. Bazıları Çin'den kredi almayı öneriyor. Verdiğini varsayalım Çin'in bu krediyi, bu insanlar Çin'in verdiği kredi karşısında Pakistan, Myanmar, Sri Lanka, Afrika'nın fakir ülkelerinden neler istediğini biliyor mu? Demiryollarını, limanlarını, havayollarını istedi. Resmen tapusuna el koydu. Bugün Çin'e olan borçları yüzünden birçok ülke batmak üzere. Dünyada kimse kimseye bedava kredi vermez. ABD de vermez, Çin de vermez, Katar da vermez. Öyleyse Türk halkının hak ve menfaatlerine daha az zarar verenden almak gerekiyor. Bu makul bir şekilde tartışılsın, belki ben de yanlışım.

Bizi Suriye'de bombalamak ya da Libya'da karşımızda olmak yanında, Putin kaç kuruş kredi verdi bize? TürkAkımı'ndan gelen doğalgazın metreküpü kaç liradır, şu anda spot piyasada tankerlerle satılan sıvılaştırılmış petrol gazının aynı miktarının spot fiyatı nedir? Batı düşmanlığı ve Rusya dostluğu yüzünden ne kadar kazıklandığımızı bu toplumun anlamasını istiyorum.

Yarın bir referandum yapılsın, Türkiye Batı'yla tüm ilişkimiz koparılsın, Şangay Beşlisi'ne katılsın. Benim bunlara hiçbir itirazım yok. Ancak siz, Avrupa'ya ticaret yapmak, turistini ağırlamak, teknoloji almak, kredi almak istiyorsanız bu insanlara anlayışla yaklaşmak zorundasınız. Onlar bu numarayı yemiyorlar. Ne Rusya ne Çin Türkiye'yi istemiyor.

Kapitalizm değişir mi, değişirse nasıl değişir?

Sosyalizm, insanların istediği bir sistem olsaydı Soğuk Savaşı Sovyetler kazanırdı. Kapitalizmi savunanlar daha güçlü olduğu için değil, insanlar kapitalizmi istediği için kapitalizm kazandı ama değiştirilmesi lazım. Çünkü kapitalizm, demokrasi ve adil çalışan serbest piyasayla iç içe geçmiştir. Bunları ayırdığınız zaman kapitalizm bir sömürü sistemine döner. Serbest piyasayı, isteyen istediği kadar kazansın şeklinde yorumlarsanız bu kapitalizm olmaz. Hiçbir zaman da böyle düşünülmemişti zaten. Adam Smith'i okursanız anlarsınız bunu.

Kapitalizm ayakta kalmak istiyorsa gelir dağılımındaki adaletsizliğe çare bulacak. Robotlardan vergi alınsın, bütün vatandaşlara sadece asgari vatandaşlık maaşı değil; belirli bir gigabyte wi-fi kotası, doğalgaz, su ve elektrikle bağlansın. Özel sektörün yapamadığı şeyler vardır, bunları devletin yapması lazım. Bazı konuları özel sektöre bırakırsanız tekel ve karteller oluşur, bunlar da halkı sömürür.

Salgından sonra daha insancıl bir kapitalizm ortaya çıkacağını düşünüyorum. Bu salgından insanların ders almadığını söylemek çok yanlış. Bu süreci iyi yönetemeyenler de gidecek. Brezilya'da Bolsanoro gidecek örneğin. Türkiye'de sınavın ortasındayız daha. Başarılı olurlarsa kalırlar, olamazlarsa giderler.

Türkiye'nin salgın sınavı:

Sağlık sistemi olarak fevkalade bir iş çıkardık. Yardım dağıtımında çok kötü değiliz, bizden daha kötü Hindistan, Rusya vs. var. Şöyle bir hata yapıldı, bu iş bürokrasi ve bankalara mâl edildi. Ben olsam, iş ve işçi bulma kurumuna gidip "Ben işimi kaybettim" diyene asgari ücreti verirdim hemen. Sorgulamasını sonra yapardım bunun.

Şu anda bütün firmalara verilen destekler kredi şeklinde. Tamam düşük faizli ama 9 ay içinde şirketlerin bu kredileri geri ödeyecek kadar ciro üretebilecekleri çok şüpheli. IMF yüzde 5 daralacaksınız diyor. Yüzde 5 daralan, belki dükkanını açamayacak adam hani krediyi ödeyecek? Para basmak artık makbul hâle geldi. Önce yardım yapıp sonra hak edip etmedikleri sorgulanmalı.

Eğer turizm sezonunda para kazanamazsak, sonbaharda öyle bir konkordato dalgası gelecek ki gözlerimizden yaşlar gelecek...

Sektörler nasıl etkilenir?

Lüks perakendeden zaruri maddelere kadar çok geniş bir yelpaze var. Fiyat yükseldikçe iflaslar artacaktır. Bütün o İtalyan, Fransız markaları gidecekler, bunlara hizmet veren AVM'ler gidecekler. Sebebi de şu; dünyada insanların çok uzun süre eski tüketim ve sosyal iletişim alışkanlıklarının geri gelmeyeceği çok açıkça belli oluyor. Tarımda bence şu an bir sıkıntı yok. Tarımda endişe sonbahardan itibaren olabilir. Eğer çiftçi yeterli parayı alamazsa mahsulünde, gelecek sene daha az alır. Hayvancılık bitmiş durumda zaten, kimsenin et alabileceğini sanmıyorum. İthal otomotiv bence bitecek. Öyle markalı rezidans falan da kimsenin alacak parası olmayacak Türkiye'de ama 200-300 bin liraya konut satanlar da zengin olacan diye düşünüyorum. İşini dijitale taşıyanlar da çok güzel para kazanacaklar.

Türkiye'nin geleceği

Ben Türkiye'nin geleceğinden hiç umutsuz değilim. Bir parantez açıldı ve bu parantez çok yakında kapanacak. Bu halk, bu sistemi artık benimsemediği için kapanacak ve o halkın içinde kentli burjuva AKP'liler önde gelecekler. Bütün halkın menfaatine hizmet eden bir sisteme kavuşacağız. Türkiye'ni 2022'den itibaren geleceğinin çok parlak olacağına dair inancım var.