Milas'ta yanan orman alanından yeni fidanlar değil beton villalar fışkırdı! Talan kamerada
2021 yangınları sonrası "Yapılaşma haşa söz konusu değil" denilen ormanlık alanlar betona teslim oldu. Aradan geçen 5 yılın ardından Milas Beyciler'de çekilen görüntüler, küle dönen o tepelerin dev bir şantiyeye dönüştüğünü ortaya çıkardı.
2021 yılında Muğla'yı küle çeviren orman yangınlarının ardından iktidar kanadı, yanan alanların imara açılacağı iddialarını kesin bir dille yalanlayıp Anayasa'nın 169. maddesini işaret etmişti. Yangının üzerinden geçen 5 yılın ardından, bugün BBC Türkçe'nin "Marmaris ve Bodrum yangınları: 5 yıl sonra aynı yerde" başlığıyla YouTube üzerinden yayınladığı belgesel niteliğindeki içerikte, Milas Beyciler'de küle dönen tepelerin tam üzerine onlarca binadan oluşan dev bir inşaat projesinin dikildiği ortaya çıktı.
KÜLE DÖNEN TEPE ŞANTİYEYE DÖNÜŞTÜ
Ağustos 2021'de Muğla'nın Milas ilçesine bağlı Beyciler bölgesinde kaydedilen görüntüler, simsiyah olmuş ağaç gövdelerini ve küle dönmüş geniş bir araziyi gösteriyordu. Aynı açıyla, aynı koordinatlarda tam 5 yıl sonra, Ağustos 2026'da kaydedilen hava görüntüleri, yanan orman arazisinin yapılaşmaya açıldığını belgeliyor.
Kayıtlarda, orman arazisinin kendini yenilemesi beklenen o tepenin üzerinde şu an onlarca gri renkte, tek tip, çok katlı beton bloktan oluşan dev bir kompleks yer alıyor. İş makinelerinin çalıştığı, yolların açıldığı ve alanın tamamen bir inşaat şantiyesine çevrildiği görülüyor.

DEVLETİN ZİRVESİ 2021'DE NE DEMİŞTİ?
Beyciler'de yükselen bu beton yapılar, 2021 yılı Ağustos ayında yetkililerin kamuoyuna verdiği garantilerle doğrudan çelişiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoye il dönemin Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, yanan alanların imara açılacağı yönündeki endişeleri şu sözlerle reddetmişti:
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (4 Ağustos 2021): "Ben Kültür ve Turizm Bakanımıza böyle bir yetki vermedim. Ormanlar yansın buralarda beton yığını inşa edelim, haşa. Betona nasıl olur da ben sahip çıkarım, böyle bir şey söz konusu değildir."
Dönemin Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli: Yanan alanların imara açılması tartışması bile bizim için çok ütopik bir şey. Orman yandıktan sonra otel olacak iddiaları bir şehir efsanesi olarak sosyal medyada dolanıyor. Anayasa'nın 169. maddesi var, yanan ormanlar tekrar ağaçlandırılır.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy: Yanan orman arazilerinin herhangi bir sebeple, Anayasa ve kanunlar gereğince yapılaşmaya tahsisi mümkün değildir. Orman haline gelmesi kanundur, mecburiyettir.
MAZIKÖY'DE DEMOGRAFİK VE YAPISAL DÖNÜŞÜM: 2 BAKKALDAN 4 DEV MARKET ZİNCİRİNE
Yapılaşma ve dönüşüm sadece Beyciler ile sınırlı kalmadı. Bodrum ve Milas sınırındaki Mazıköy'de yanan tepelerin ardından bölgenin demografik ve ticari yapısı hızla değişti. Mazıköy'deki işletmeci Halil Karagöl'ün aktardığı verilere göre; yangından önce köyde sadece iki adet küçük bakkal bulunurken, bugün Yukarı Mazı ve Aşağı Mazı bölgelerine dört büyük süpermarket zinciri şube açtı.

Karagöl, bölgedeki yapısal hareketliliği şu verilerle özetledi:
"Fiber altyapılar geliyor, rüzgar gülleri yapılıyor, süpermarketler açılıyor. Araziler toplulaştırılıyor ve konutlar inşa ediliyor. TOKİ'nin bölgeye gelmesi ve yeni yapılanmalar için planlar hazırlanıyor. Bunların hepsini sadece izliyoruz."

Karagöl ayrıca, yanan alanların kendi zeytinlikleri ve ormanları olmasına rağmen, bölgeye dışarıdan gelen bazı kişilerin kendilerinden daha çok söz sahibi olmaya çalıştığını ve bölgede mülkiyet tartışmalarının başladığını belirtelerek şu ifadeleri kullandı:
"Vatandaş bir yer yanmış, hemen oraya zeytin dikmeye çalışıyor. Belli bir süre sonra 'Burası benim zeytinliğim' diyerek tapu almaya çalışacaklar."
KÖYLÜNÜN ADAK DAĞINA BİLE RÜZGAR TÜRBİNLERİ DİKİLDİ
Yapılaşma ve rant sadece konut projeleriyle sınırlı değil. Bodrum Mazıköy sınırlarında yanan ormanlık tepeler, yangının üzerinden geçen bir-iki yıl içinde hızla rüzgar enerjisi santrallerine (RES) teslim edildi. Mazıköy Muhtarı Müjdat Yakar, bölgeye doğanın dokusuna uymayan tam 22 adet rüzgar türbini dikildiğini belirtiyor.

Projenin başlangıçta 23 türbin olarak planlandığını aktaran Muhtar Yakar, iptal edilen tek türbinin iptal gerekçesini şu sözlerle açıklıyor:
"Bir tane bizim orada kurbanlarımızı, adaklarımızı kestiğimiz mesire alanımız var; Yaran Dağı diye. Yaran Dağı'nın oradakini bir şekilde iptal ettirdik. Şu an Mazı, rüzgar gülleriyle çevrilmiş durumda. Çamlar, ağaçlar var ama sadece kafası dönüyor, geri kalan yerde hiçbir yeşillik yok."

Bölgedeki yapısal kirlilik rüzgar türbinleriyle de bitmiyor. Yakar, yanan alanların etrafında traktör filtreleri, çöp yığınları ve molozların biriktiğini belirterek, yangın yönetmeliği kapsamında otellerde yapılan değişikliklerden çıkan tüm molozların ormanlık ve dağlık alanlara döküldüğünü belgeliyor.

KÖYLÜ HAYVANINI SATIP TOPRAĞINI TERK ETTİ
Yangın anında devletin havadan ve karadan müdahale etmediğini belirten yöre halkı, geçim kaynaklarını birer birer yitirdi. Mazıköy sakinlerinden Adile Alkan, yangın anında hiçbir uçağın veya yetkilinin gelmediğini, kendi imkanlarıyla 35 yıldır ödedikleri vergilerin karşılığını göremediklerini vurguluyor.

Alkan'ın durumu, bölge halkının içine düştüğü ekonomik çöküşü net bir şekilde özetliyor:
"Zeytin kalmadı, keçiboynuzu kalmadı, badem ağaçları, incir... Hiçbir şey kalmadı, bağ bahçe hepsi gitti. İnekleri de sattık, bakıcı yok. Yaylaya giderdik yazın, yaylayı da bitirdiler, rüzgar güllerini yaptılar, oraya da gidemiyorsun. Bir etmeye geldi, ne bir uçak geldi, ne bir işçi geldi. Yandık kül olduk, seyrimize baktı. Duyuyorsa sana utansın."

Sadece tarım değil, turizm sektörü de yöre halkının kayıplarını telafi etmiyor. Yaşlı köy sakinleri, arazilerini dışarıdan gelenlere kaptırma korkusu yaşarken, "Yaşlılar kime çalışsın, ekmek bile vermezler turizmde" diyerek gençlerin günübirlik işlere yöneldiğini, bölgenin yerel kimliğinin silindiğini aktarıyor.
ÇAM BALI ÜRETİMİ ÇÖKTÜ: 35 YILLIK ARICILAR DENİZLİ'YE GÖÇÜYOR
Bölgedeki yangınların en büyük ekonomik ve ekolojik faturası ise dünyaca ünlü Muğla çam balına kesildi. Balevi Proje Sorumlusu Yılmaz Yorulmaz ve bölgedeki arıcıların verdiği rakamlar, çöküşün boyutlarını ortaya koyuyor. Yangın öncesi Osmaniye gibi köylerde nüfusun yüzde 90'ının üzerinde olan arıcılık oranı, bugün yüzde 25-30 bandına kadar düştü. Genç nesil arıcılığı tamamen bırakarak turizme kaydı.

Arıcı Ünat Demir, yangının her şeyi bitirmediğini ancak kuraklıkla birleşince felaketin büyüdüğünü şu sözlerle ifade etti:
"Yanmayan bölgelerde dahi basra böcekleri öldü. Sadece kısmi bazı çamlarda kaldı. Arıcılar o serin yüksek bölgelere girmeye çalışıyor, bu sefer de savaş doğuyor."

1989 yılından beri arıcılık yapan Süleyman Avcı ise Ağustos 2023 itibarıyla kovanlarını Muğla'da tutamadığını, arıların çok azaldığını ve hayatta kalanları Denizli Kale'ye taşımak zorunda kaldığını belirtiyor.

ORMAN İDARESİNDEN ACI İTİRAF: HAVADAN SÖNDÜRME YETERSİZDİ
Yangın sürecine dair en çarpıcı itiraflardan biri de orman işletme süreçlerinde görev almış uzman bir isimden geliyor. Türkiye'nin dört bir yanının aynı anda yanması nedeniyle müdahalede geç kalındığını doğrulayan yetkili, o günleri şu sözlerle özetledi:
"Havadan söndürme yetersizdi, ama Türkiye'nin her yeri yanıyordu. Orman Genel Müdürlüğü (OGM) özellikle hava söndürme konusunda kendini bayağı bir geliştirdi. Olay bir tek onların söndürmesiyle bitmiyor. O ağacı seven adam gidip doğaya çöp atmıyor, işte bizim bu adamları çoğaltmamız gerekiyor."

Aynı yetkili, sahada canla başla mücadele eden "ateş savaşçılarına" haklarını teslim ederken, yangını çıkaran ve büyümesine sebep olan insan faktörünün (cam kırıkları, doğaya atılan çöpler) hala en büyük tehdit olduğuna dikkat çekiyor.

GÖNÜLLÜLER DRON VE SAPANLA TOHUM ATTI
İktidar kanadı "Anayasal güvence" açıklamaları yapıp yanan alanların bir kısmını beton bloklara ve rüzgar türbinlerine teslim ederken, bölgeyi yeniden yeşillendirme görevi sivil halkın omuzlarına kaldı. Marmaris Ağaçlandırma ve Doğa Koruma Derneği öncülüğünde bir araya gelen gönüllüler, 11 Kasım 2021 itibarıyla 10 binlerce ağaç dikimi gerçekleştirdi.

Bürokrasinin ulaşamadığı sarp kayalıklara ve tepelere tohum ulaştırmak için geliştirilen sivil yöntemler ise videoda şu çarpıcı detaylarla anlatılıyor:
"Terasların hepsi yüzde yüz dolu. Üstlerde boş yerler vardı. Teknolojiden yararlanıp dronlarla tohum attık. Çıkılamayacak yerlere 'cross' motorlarla patır patır çıkıp oralara tohumladılar. Sapanla tohum attık. Her türlü her fırsatı değerlendirdik. Milyonu geçmiştir attığımız tohum."

Gönüllülerin ektiği yalancı akasyaların bal vermeye başladığı, dikilen keçiboynuzlarının birkaç yıl içinde boy atacağı ve kızılçamların kozalak vermeye başladığı belirtiliyor.
DOĞANIN İNADI VE BÜROKRASİNİN YANLIŞ AĞAÇ SEÇİMİ
Doğa kendi yaralarını sarmaya çalışırken, Orman Teşkilatı'nın müdahalelerindeki plansızlık da yöre halkının eleştirilerine hedef oluyor. Yöre sakini Hüseyin Gökmen, yanan alanlarda devletin diktiği türler ile doğanın kendi florası arasındaki uyumsuzluğu şu sözlerle ifade etti:
"Orman teşkilatı akasya türü, ceviz türü bir şeyler dikti ama onlar gelişmiyor. Buranın kendi yöresel ağaçları, çamlar yangından sonra kendiliğinden çıkanlar, dikilenlerden çok daha iyi gelişiyor."

Yangının üzerinden geçen ilk yıllarda doğanın kendini yenileme mücadelesi veren en büyük kanıtı ise küllerin arasından çıkan mantarlar oldu. Yanan arazide toprağı eşeleyerek mantar bulan bir bölge sakini o anları, "Bu benim için doğanın geri gelmeye başladığını gösteren en büyük ibareydi. İlk 3-4 yıl hiç mantar yoktu, geçen kış karşıya geçtik ve 2 kilo mantar topladık" sözleriyle aktarıyor. Katırtırnağı ve keçiboğan gibi çiçeklerin de yeniden açarak arılara bal kaynağı olduğu görülüyor.

"BİZ DOĞANIN PARÇASIYIZ, DOĞA BİZE AYAK UYDURMAYACAK"
Bölge halkı, yangın söndürme yollarının kenarlarına pet şişelerle, bidonlarla su bırakarak olası yeni yangınlara karşı ilkel ama hayati kendi sivil savunma hatlarını kurmuş durumda. "Sel suyundan çok korkuyorduk, dağlar çırılçıplak kalmıştı" diyen köylüler, yağışların az olması nedeniyle büyük bir sel felaketi yaşamadıklarını belirtiyor.
Haberin temelini oluşturan bu 5 yıllık sürecin sonunda bölge halkının ortak feryadı tek bir cümlede birleşiyor:
"Doğa bizim parçamız değil, biz doğanın parçasıyız. Doğaya biz ayak uyduracağız, o bize ayak uydurmayacak."
