Halk TV Canlı Yayın
Futbolda şike davası 6 Kasım'a ertelendi
Fenerbahçe Kulübü eski Başkanı Aziz Yıldırım’ın da aralarında bulunduğu 36 sanığın yargılandığı duruşmanın yeniden görüşülmesine bugün başlandı.

İstanbul Adalet Sarayı’nda görülen davaya Fenerbahçe eski Başkanı Aziz Yıldırım ile eski yöneticiler, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç ve Yönetim Kurulu Üyeleri katıldı.

Ertelendi

İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, Yargıtay 5’inci Ceza Dairesi’nin futbolda şike davasında aldığı usul eksikliği nedeniyle bozma kararına uyulmasına oybirliğiyle karar verdi. Dava, 6 Kasım Cuma gününe ertelendi.

Öte yandan, aralarında Aziz Yıldırım'ın da bulunduğu 5 sanığın dosyalarının ayrılmasına karar verildi.

Aziz Yıldırım'ın savunması

Fenerbahçe eski başkanı Aziz Yıldırım'ın savunması şöyle:

Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde yaklaşık 50 yıldır yaptığı yuvalanma neticesinde başta eğitim, emniyet, yargı organları olmak üzere devletin her kademesine sızan ve neredeyse dünyanın 160 ülkesinde benzer faaliyetlerde bulunan FETÖ/PDY terör örgütüne mensup hainler tarafından 15.07.2016 tarihinde demokrasimize ve milli iradeye karşı gerçekleştirilen hain darbe girişiminin 4. yıl dönümünü yaşıyoruz. Ülkemizin her yerinde yapılan törenlerle şehitlerimiz anıldı. Bu vesileyle başta 15 Temmuz olmak üzere ülkemize hizmet ederken şehit düşen vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, mekanları cennet olmasını, gazilerimize acil şifalar, ailelerine de sabırlar diliyorum.

Bir yandan Sayın Cumhurbaşkanı'nın önderliğinde, Milli Güvenlik Kurulu'nda alınan kararlar doğrultusunda güvenlik güçleri, yargı teşkilatı mensupları başta olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlar FETÖ/PDY örgütü ile mücadele ederken, öbür yandan FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı olmaları nedeniyle emniyet ve yargı teşkilatından ihraç edilen kişilerce hazırlanan fezlekeler, iddianameler ve usulsüz kararlar yüzünden bir kez daha huzurunuzdayız. Neredeyse 10 yılı bulan bu sürecin halen sonuçlandırılmamış olması vatandaş olarak adil yargılanma hakkımızı ihlal etmektedir. Bu durumu adalet kavramıyla açıklamak ne yazık ki mümkün değildir.

İlk ifadelerimde söylediğim gibi bu dava sadece kendi başına Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe davası değildir. Bu dava şike davası değildir. FETÖ terör örgütünün devleti ele geçirme projesinin ve düşüncesinin bir parçasıdır. Bu dava böyle görülmelidir.

14.02.2012 tarihinde Silivri'de duruşma salonunda 'Ne şikesi memleket elden gidiyor' dediğimde ve Temmuz 2015 tarihinde Habertürk televizyonunda '...bu örgüt 50 bin kişiyle sivil ihtilal yapacak...' dediğimde bu gerçeği anlamayanlar oldu. Halen dahi anlamayan ve anlamamış gözüken hainler var. Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan ve Cumhurbaşkanlığı resmi internet sitesinde (www.tccb.gov.tr) raporda; 15 Temmuz darbe kalkışmasına giden süreçte, kurulan tuzaklar; kumpas davaları listesi ilan edilmiştir. Bu listedeki davalar Türkiye Cumhuriyeti Devletinin resmi karar ve kararlılığını göstermektedir. Huzurdaki davada bu listede yer alan davaların bir tanesidir.

Yurtlar, dershaneler, okullar üzerinden ülkenin imkanları olmayan çocukları devşirildi. Bunlarla oluşturulan yeni yapılarla en yetenekli çocuklara ulaşıldı. Manevi olarak borçlandırılıp şartlandırılan ve yeteneklerine göre ayrıştırılan bu gençler devletin ordu, yargı, emniyet, mülkiye ve maliye kurumlarına hain emellerin icrası için yerleştirildi.

Devletin önemli kurumlarına yasal görünümlü hilelerle, gizli kod adları kullanılarak hücreler şeklinde yapılandılar.

Televizyonlar, gazeteler, sosyal medya destekli kanaat ve propaganda unsurları güçlendirildi. Üniversitelerin akademik kadroları dahi kaydırmalarla dolduruldu. Bu kişileri topluma kanaat önderleri olarak sundular. Bir kısım yazar ve düşünürü dahi değişik vakıf, dernek ve organizasyonlar içinde vitrine çıkarttılar. Önce bürokratik ve sivil görünümlü operasyonlar yapıldı.

Bu operasyonlarla toplum ürkütüldü ve korkutuldu. Adli ve bürokratik imamları vasıtasıyla devletin içinde ihalelerden davalara ve vergi sorunlarından sınavlara kadar her konudan rant ve güç elde ettiler. Bundan istifade etmek isteyenlerde bunlarla beraber olmuşlardır.

Tümamiral Semih Çetin'in öz ifadesiyle; '....Aziz Yıldırım'ın, Fenerbahçe üyelerinin ve Fenerbahçe camiasının ördüğü sarı lacivert duvar, doludizgin ilerleyen Fethullahçı örgütün tosladığı ilk duvar olduğunun altını çizmek lazım....' Bu duvardan sonra da, yenilmez olmadıkları anlaşılmıştır.

Bu dava başı dışarıda olan işbirlikçi örgütlere başkaldırıp direnmenin bedelini ödetme davasıdır. Tamamı hukuk dışı yöntemlerle oluşturulan bir kurgu üzerine kuruludur.

Bu davanın her yönüyle hukuka aykırı olduğu, birden fazla davanın (Ergenekon davası, FETÖ çatı davası) kararı içinde hükme bağlanmıştır. Hukuka aykırı soruşturmalar ve kurgu deliller üzerine tamamı birbiriyle irtibatlı özel yetkili mahkeme ve yüksek yargı içerisindeki kolları vasıtasıyla geldiğimiz nokta şu an önünüzde durmaktadır.

Sayın Başkan, değerli heyetinizin önündeki bu davada,

-Ya Türkiye Cumhuriyetinin dürüst ve yürekli vatandaşları olarak FETÖ örgütüne hak ettikleri ağır tokat vurulacak

-Veya FETÖ kumpasları sürüncemede bırakılarak canlı tutulacak ve bu hain örgüte can suyu verilmiş olacaktır.

Türk adaletinin vereceği karar buna ilişkin olacaktır.

Yukarıdaki açıklamalarım ışığında şunu açıkça ifade etmeliyim ki, yargılanmamıza dayanak gösterilen iddianame, şekli olarak bir hukuk metni olarak kabul edilse de gerçek anlamda bir hukuk metni olarak kabulü mümkün değildir. Zira bu metnin hukuki bir metin olabilmesi için öncelikle bir savcı tarafından düzenlenmiş olması gerekmektedir. Mahkemenizdeki 2020/21 esas sayılı davanın iddianamesi, hakimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunun, 24.08.2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile ihraç edilen ve halen firari durumda olan Mehmet Berk isimli kişi tarafından hazırlanmıştır.

HSYK; Mehmet Berk (İddianameyi hazırlayan savcı), Mehmet Ekinci, Hikmet Şen, Bülent Kınay, Ufuk Ermertcan (02.07.2012 tarihinde ilk kararı veren heyet üyeleri ve duruşma savcısı) Mehmet Vehip Ekinci, Dursun Altınöz, Mesut Kundakçı (17.01.2014 günü Yargıtay onama kararı veren üyeler) hakkında verdiği ihraç kararında şu tespitlerde bulunmuştur.

'....örgütün yargı ayağındaki uzantısı tarafından Hüseyin Kurtoğlu, Askeri Casusluk, Şemdinli, Balyoz, Ergenekon gibi proje soruşturma ve kovuşturmaların üretildiği,..... özel yetkili mahkemelerin, örgütün elinde tüm toplumu dizayn edecek bir silaha dönüştüğü .... örgütün, yargıyı her açıdan etkin bir silah olarak kullandığı, sadece rakiplerini bertaraf etmek için değil, siyaseti tanzim etmek, siyasi partilerin yönetimlerini değiştirmek, toplumdaki etkinliğini artırmak, toplumu kontrol etmek, herkesle ilgili bilgi toplamak, ticari faaliyet alanlarını ve kamu kurumlarını ele geçirmek, hatta hükümeti yıkmak ve kendi felsefesine uygun bir siyasi yapı oluşturmak için de bir araç olarak kullandığı, yargının, soruşturma unsurlarıyla, alt yapısıyla ve polisle desteklendiğinde örgütün kullanabileceği muazzam bir silaha dönüştüğü, yüksek yargıdaki değişimle örgütün elindeki bu silahın etki alanının zirve yaptığı, yargıyı tekelinde ve yedinde tutan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, kendisine engel olacağını düşündüğü hâkim-savcı, asker, emniyet personeli, mülki amirler ve diğer kamu personelleri hakkında uydurma tahkikatlar, tutuklamalar yaparak saf dışı bıraktığı, bu yolla aynı zamanda diğer kişilere de gözdağı verdiği, silahlı kuvvetler mensupları ile ilgili uydurma soruşturmalar, toplu tutuklama ve davalarla TSK'nın etkisiz hale getirildiği, böylece kendi örgüt mensuplarının terfi etmesinin yolunun açıldığı, neticeten örgütün ceza ve hukuk davalarında en büyük belirleyici güç olduğunu gösterdiği,....

.....Darbe girişimi üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında itirafçı yahut gizli tanık olarak ifadeleri alınan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının beyanlarında belirttikleri bazı hususlar, Cumhuriyet'in ilk yıllarından beri yurdun her köşesinde insanüstü bir gayretle, tüm zorluklara göğüs geren onurlu ve sağlam vicdanlı hâkim ve savcılar sayesinde toplumun yargıya duyduğu güvenin kısa bir süre içerisinde neden dibe vurduğunu ve örgütün toplumdan gizlediği kirli yüzünü gözler önüne serecek mahiyettedir.'

- 'İstanbul'a tayinim çıkınca lojman işleri ile ... İsimli İstanbul hâkimi ilgilendi. Kendisi de Gülen cemaati mensubuydu. Kendisiyle aynı lojman bloğunda kaldık. İş yerinde de ... Çevresindeki Gülen cemaati mensupları ile tanışmaya başladık. ... Bir süre sonra İstanbul Adliyesinde CMK 250'nci maddesi kapsamında kalan suçlara bakan özel yetkili mahkemeye atandı. Bir süre sonra da onun tavsiyesi üzerine bende özel yetkili savcı olarak görevlendirildim. 2011 yılı haziran ya da temmuz ayında Beşiktaş Adliyesi'nde Özel Yetkili (CMK 250 maddesi) Savcı olarak göreve başladım. 1.5 - 2 ay kadar burada çalıştım. Hiç iddianame yazmadım. Sadece bir kez bir hafta nöbet tuttum. Arama, el koyma, gözaltına alma, telefon dinleme, teknik araçlarla izleme, vb. Tüm talepleri tem şube müdürlüğü görevlileri flash bellekle hazır olarak getiriyordu. Ben de imzalıyordum. Gelen yazıları okumak istediğimde birlikte çalıştığımız cumhuriyet savcısı ... 'Başsavcı vekili... Kızıyor, onun talimatı var, okumadan imzala geç' diye söylüyordu. Ben de tatsızlık çıkmasın diye imzalıyordum. Kendim fiilen hiç müzekkere, talimat, karar yazmadım. Polisin getirdiği ve bizim imzaladığımız soruşturma ile ilgili talep, müzekkere ve kararların kimler hakkında uygulanacağını bile bilmiyordum. Kimin için iletişim tespiti kararı verdik, kim için arama el koyma, gözaltı vb. Kararlar verdik hiç haberim yoktur.....'

İfadeleri FETÖ/PDY terör örgütünün mensuplarını nasıl birer kurşun askere dönüştürdüğünü ortaya koymaktadır.

Kurşun asker haline getirilen FETÖ/PDY mensuplarınca hazırlanan metinlere dayanılarak yargılanmamız bile başlı başına hukuka aykırı bir durumdur ve bu dosyada beraat dışında verilecek her karar FETÖ/PDY terör örgütüne can suyu olacaktır. Sayın mahkemeniz beraat dışında vereceği her karar FETÖ/PDY terör örgütü tarafından kendi meşruiyeti için bir propaganda faaliyeti olarak kamuoyuna lanse edilecektir. Huzurdaki yargılamanın bu bakış açısıyla yapılması gerektiğini hatırlatmak isterim

Hakkımızda yürütülen kumpas sürecini kısaca özetlersek 03.07.2011 günü gözaltına alındıktan sonra 09.12.2011 günü hakkımızda iddianame düzenlendi ve suç örgütü kurma, yönetme, dolandırıcılık yapma, şike yapma, teşvik primi verme suçlarından yaklaşık 156 yılla cezalandırılmam talep edildi. Henüz ifade bile vermemişken hastane raporlarına adresim Metris Cezaevi olarak yazıldı. Emniyet müdürü tarafından 19 maçta şike yapıldığının tespit edildiğine dair kamuoyuna açıklama yapıldı. Tüm bunların birer örgüt propagandası olduğu, bu işlemleri yapanların FETÖ/PDY terör örgütüyle iltisaklı olduğu yargı kararlarıyla ortaya çıkmıştır.

14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6222 sayılı yasa öncesi şike/teşvik suçu diye bir suç henüz yokken 17.02.2011 tarihinde Şike ve teşvik suçu işlemek için örgüt kurduğumuz iddia edilerek ben ve arkadaşlarımı dinlemeye aldılar. Polis ve savcı, Aziz Yıldırım ve arkadaşlarını dinleyelim nasılsa bir şey uydururuz anlayışıyla hareket ettiler. Daha soruşturmanın en başında sonu belli olan bir yargılamanın hedefi haline getirilmiştik.

Bunun içinde Girsesunspor, Olgun Aydın ve eski TFF Başkanı Mahmut Özgener bahane edilerek ben ve arkadaşlarım soruşturmaya dahil edildi. Mehmet Berk bu seferde 12.10.2015 günü 360 TV isimli kanalda yayınlanan TELEGOL programında Serhat Ulueren'e verdiği röportajda ise;  '......Özgener ile ilgili bir şey yoktu, telefon konuşmaları vardı ama bir suç işlememiştir. Doğal olarak Özgener'in ceza almasını gerektirecek bir şey yoktu.....' diyerek şahsıma ve Fenerbahçe'ye yönelik kumpası itiraf etmiştir. Gerçekten de benim Özgener'le olan konuşmalarımda her hangi bir suç unsuru yoktu. Biz kulübün resmi internet sitesinde hakemler ve hatalı uygulamaları hakkında açıkladığımız görüşmeleri telefon görüştük. Futbolda her hafta kulüpler ve idareciler, bu konuları medya üzerinden konuşmuyor mu? Tabi ki konuşuyorlar. Peki kulüp idarecisinin bu sebeple telefonu dinlendi? Soruşturmaya dahil edildi? Hiç kimse dahil edilmedi. Çünkü bu konuşmalar sadece bahane yapıldı. Tıpkı Olgun Aydın'ın ve 'PEKER' isminin bahane edilmesi gibi. Bu dava da Olgun Peker ve hakkındaki iddialar ne oldu? Olgun Aydın sayın mahkemenizin 09.10.2015 tarih ve 2014/147 esas 2015/212 sayılı kararı ile beraat etti. Bu beraat kararı kesinleşti. Nitekim bugün kendisi sanık olarak bu salonda bulunmamaktadır. Çünkü ilk günden beri belirttiğim üzere savcı, bu isimleri bahane olarak kullandı. Zira hedef ben ve arkadaşlarımdık. Soruşturmanın en başından sonu belli olan bir yargılama süreci hakkımızda işletildi.

Bu süreçlerde yer alan polislerin FETÖ örgütünün özel iletişim ağı olan ByLock programı kullanıcısı olduğu, FETÖ adına hareket ettikleri tespit edildi ve halen FETÖ üyesi olmaları nedeniyle farklı dosyalarda yargılanmaktadırlar.

FETÖ mensubu olan kişiler, 2011 yılındaki soruşturmada, arkadaşlarıma 'Aziz Yıldırım'ı ver kurtul' dedikleri dava dosyalarına yansımıştır. Bu durum FETÖ örgütünün özel bir husumet güttüğünü açıkça ortaya koymaktadır.

Bize operasyon yapıldığı ilk andan itibaren süreci dikkatlice izlediğimizde ve o güne kadar dalgalar şeklinde toplumun aydınlarına, yurtseverlerine, askerine, üniversite hocalarına, iş adamlarına, siyasetçilerine yapılan sistematik operasyonları (Şemdinli, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Balyoz, Ergenekon, askeri casusluk, Odatv, MİT TIR'ları, 17-25 Aralık, Cübbeli Ahmet Davası vb) birlikte analiz ettiğimizde bu işin rutin bir yargısal faaliyet olmadığı, bana ve arkadaşlarıma yapılan operasyonun devletimizi, ülkemizi ve hükümetimizi de içine alan kapsamlı bir planın parçası olduğunu tespit ettim.

Nitekim 14.02.2012 tarihinde Silivri Cezaevi yerleşkesi içindeki mahkemeye çıktığımız ilk gün, durumun vehametini anlatabilmek için 'Ne şikesi memleket elden gidiyor' tespitimi kamuoyuyla paylaştım.

Gerçekten de ben ve arkadaşlarım tutuklandıktan kısa bir süre sonra 07 Şubat 2012 tarihinde esasında Sayın Başbakan'ı hedefleyen operasyonun fitili ateşlendi ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile çalışma arkadaşları yine rutin bir yargısal süreç yürütülüyormuş izlenimi yaratılarak hedefe konuldu. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın durumu fark edip bu operasyonu püskürtmesi de FETÖ/PDY terör örgütünü durdurmadı.

Böyle bir atmosferde adeta bizleri tutukluluk adı altın rehin alan örgüt mensupları 02.07.2012 tarihinde Suç örgütü kurduğumuz, şike ve teşvik primi verdiğimiz gerekçesiyle bana ve arkadaşlarıma ceza vererek toplumu sindirmeye ve güç gösterisi yapmaya devam etmiştir. Ancak FETÖ örgütü saldırdıkça bizlerin ve bize inanan Fenerbahçelilerin mücadele azmi de bir o kadar artmaya devam etmiştir. Bu örgüte karşı ilk kitlesel sokak direnişini Fenerbahçe taraftarları '......Fetullahın p....ri yıldıramaz bizleri......' sloganları eşliğinde başlatmıştır. Fenerbahçeli olmayan ancak yurt sever duruşları nedeniyle mücadelemizde bize destek olan pek çok insanda yanımızda durarak bize güç vermiştir.   

Söz konusu örgüt, milli orduyu, üniversiteleri, rektörleri, öğretim üyelerine yönelik saldırılarından sonra bu seferde 17-25 Aralık 2013 tarihleri arasında bizzat Bakanlar Kurulunu, aile üyelerini ve iş adamlarını hedef alan yeni bir operasyona başladı. Bu operasyonla birlikte FETÖ/PDY terör örgütünün devlet ve millet için ne kadar tehlikeli olabildiğini, bürokrasi içindeki yapılanmasıyla hükümeti devirecek güce eriştiğini tüm kamuoyuna göstermiştir.

FETÖ'nün doğrudan hükümeti hedef alan bu girişiminden sonra ise 1 Ocak 2014'te Hatay Kırıkhan'da sonra da 19 Ocak 2014'te Adana'da MİT TIR'ları durdurularak Türkiye Cumhuriyeti Devleti adeta savaş suçu işliyormuş gibi kamuoyu yönlendirilmeye çalışılmıştır.

17 Ocak 2014 tarihinde ise Yargıtay 5. Ceza dairesi, 2013716791 Esas - 2014/516 karar sayılı ilamı ile aleyhimizdeki hükmü onamıştır. Bir kısım arkadaşlarımız yönünden ise İstanbul 16. Ağır Ceza mahkemesi tarafından verilen kararı bozmuştur.  Görüldüğü üzere FETÖ/PDY Terör örgütü pek çok koldan aynı anda hareket ederek toplumu yeniden dizayn etmeye ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini ele geçirmek için saldırılarına duraksamadan devam etmiştir. FETÖ terör örgütü son olarak 15 temmuz 2016 da demokrasimize ve milli idareye kast etmiş, Türk milletine kurşun sıkmış, üzerine bomba yağdırmış, vatan evlatlarını gözlerini kırpmadan öldürmüş ve yaralamıştır. Milli iradenin üstünde bir gücü ve milli iradeye kast eden bir gücü kabul etmemiz mümkün değildir. Bu davada, belirtilen bu hususların yok sayılarak bir yargılama yapılması Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bekası için tarihsel nitelikte bir hata olacaktır.

Mahkemenizde görülmekte olan dava dosyasının FETÖ/PDY tarafından üretilen bir kumpas olduğu devlet kayıtlarına geçmiştir.

T.C. Cumhurbaşkanlığı tarafından 2016 yılında hazırlanan ve halen Cumhurbaşkanlığı resmi internet adresinde (www.tccb.gov.tr) yayınlanan 10 soru da 15 temmuz darbe girişimi ve Fetullahçı terör örgütü raporunda darbeye giden sürecin nasıl başladığı kronolojik olarak izah edilmiştir.

Mahkemeniz huzurunda görülen bu dava ise Cumhurbaşkanlığı raporunun 9. Sayfasında 2010 yılında şike davası başlığıyla 'Fenerbahçe üzerinden futbol sektörünü ele geçirme girişimi' darbeye giden süreçlerden biri olarak tespit ve kabul edilmiştir. Raporda darbe giden süreçte kilometre taşı olan davalar şu şekilde sıralanmıştır.

FETÖ/PDY örgütünün ve bizzat örgüt lideri Fetullah Gülen'in huzurdaki davaya müdahale ettiği, davayı yönlendirdiği bir kısım itirafçı beyanlarında da yer almıştır. İtirafçı Dursun Ali Gündoğdu, bu hususu Yargıtay 16. Ceza Dairesinde 2016/2 esas sayılı dava dosyası kapsamında 10.07.2017 ve 19.03.2018 tarihli ifadesinde açıkça itiraf etmiştir.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/238 esas 2018/128 sayılı kararında (FETÖ çatı davası); Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe Spor Kulübü'ne yönelik olarak 03.07.2011 tarihinde gerçekleştirilen operasyonun FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen bir kumpas olduğu gerekçeli kararın 921 ve devamı sayfalarında da izah edilmiştir.    

İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2017/16 esas 2019/293 sayılı kararında Ergenekon davası); Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe Spor Kulübü'ne yönelik olarak 03.07.2011 tarihinde gerçekleştirilen operasyonun FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen bir kumpas olduğu gerekçeli kararın 438 ve devamı sayfalarında detaylı bir şekilde izah edilmiştir.    

Şikayetimiz üzerine başlatılan soruşturma kapsamında düzenlenen iddianame ile İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan 2016/62 esas sayılı dava dosyasında da, huzurdaki davanın FETÖ/PDY tarafından üretilen bir kumpas olduğu iddianamede ifade edilmiştir.

İstanbul 13. Ağır ceza mahkemesinin 2014/147 esas 2015/212 sayılı kararı - örgüt kurma ve yönetme suçlamasından tüm sanıklar beraat etmiştir. Bu karar kesinleşmiştir. Bu da FETÖ/PDY'nin örgüt kurduğumuza ilişkin iddiasının gerçeği yansıtmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Yukarıda belirttiğim ve 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminden sonra ortaya çıkan gelişmeler, FETÖ/PDY terör örgütünün özelikle yargı, emniyet, ordu, milli eğitim içinde uzun yıllardır yuvalandığı, bu kurumları tabiri caizse ele geçirdiği, bu kurumlara yerleştirdiği örgüt mensupları vasıtasıyla toplumu yeniden dizayn ettiği, kendisine hedef seçtiği kişileri asılsız ihbar mektupları, e-mailler vs yöntemlerle çeşitli soruşturmalara dahil ettikleri, pek çok soruşturma ve kovuşturmada ortaya çıkmıştır.

Ben ve birlikte yargılandığım arkadaşlarım hakkında FETÖ örgütü mensuplarınca başlatılan soruşturmanın ve kovuşturmanın hukuka aykırı olduğu, kumpas neticesinde oluşturulduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Nitekim soruşturmayı başlatan örgüt mensubu savcılar firar etmiş, meslekten ihraç edilmiştir. Mahkumiyet kararı veren kapatılan İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi başkan ve üyeleri de meslekten ihraç edilmiştir. Heyetin tüm üyeleri uzunca bir süre firari kaldıktan sonra emniyet güçleri tarafından saklandıkları evlerde, bir kısmı da yurt dışına kaçmak üzereyken yakalanmış ve yargı mercilerince tutuklanmışlardır.

Huzurdaki davanın soruşturma ve kovuşturma aşamalarıyla Yargıtay onama sürecinde (2014 tarihli onama kararı) görev alan kişilerin tamamına yakını FETÖ ile iltisaklı olduğu gerekçesiyle ihraç edilmiş, onama kararında imzası olan üç yargıtay üyesi tutuklanmış, bir kısmı halen firari olduğu için emniyet güçleri tarafından aranmaktadır.

Bizim kaçacağımızı, bu nedenle tutuklanmamız gerektiğine karar veren bu kişilerin kendileri ülkeden kaçtılar, bir kısmı ise kaçmak üzereyken sınır illerinde yakalandılar. Bunlar FETÖ'cü olduğu için kaçtı. FETÖ'cü değillerse bugün bu ülkeye gelecekler ve adalete hesap verecekler. Oysa ben FETÖ örgütü yargı teşkilatını tümüyle ele geçirmiş olmasına ve Yargıtay hakkımdaki cezayı onaylamış olmasına rağmen tutuklanmak üzere özel uçak tutarak Türkiye'ye döndüm. Hakkımdaki hüküm kesinleşmiş olsa da suçsuz olduğuma inanıyordum. Bu yüzden yargıtay onama kararından sadece 3 gün sonra Türkiye'ye döndüm. Onlar ise suçlu olduklarını bildikleri için adalete güvenmediler ve kaçtılar. Çünkü suçlu olduklarını biliyorlardı.

Önceki duruşmalarda belirttiğim gibi bu dava, hukuka aykırı delillere dayanılarak, olmayan sözde suç iddia edilerek açılmıştır. Bu örgüt milli ordumuza, vatanseverlere olduğu gibi bana ve arkadaşlarıma da özel bir husumet beslemiş ve kumpas kurmuştur. 15 Temmuz darbesinden sonra Isparta Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan bir soruşturma kapsamında ele geçirilen el yazılı notta yer alan '......Aziz Yıldırım tabii ki ehli imanın olduğu yerde hep düşmanlık yaptı....' ifadelerinden FETÖ/PDY terör örgütünün şahsımı, ehli imana karşıymış gibi lanse ettiği, din düşmanı gibi gösterdiği ve özel bir husumet beslediği açıkça görülmektedir. Oysa aynı FETÖ mensupları 2008 yılında beni İBDA-C üyesi olmak suçlamasıyla aylarca istihbari olarak dinlemişlerdir. Bu olay nedeniyle Ankara 4. Ağır ceza mahkemesinin 2015/208 esas sayılı kamu davası açılmıştır. Sorumlular hakkında şikayetçi olarak davaya müdahil oldum.

Bir yanda şahsımı din düşmanı gibi gösterip diğer yandan dini referanslarla hareket eden İBDA-C örgütüne mensupmuşum gibi hakkımda dinleme yapılmış olması FETÖ/PDY Terör örgütünün ne kadar tehlikeli bir yapı olduğunu, herkese her türlü iftirayı atabileceğini ortaya koymaktadır. Nitekim 15 Temmuz günü yapılan saldırılar da bu örgütün ne kadar acımasız olduğunu tüm dünya görmüştür. Dolayısıyla fotoğraf bu kadar açık ve net olarak görülüyorken firari ve ihraç olmuş savcıların hazırladığı iddianamelere halen hukuki bir değer atfedilerek bizim sanık olarak yargılanmamız adalet duygusunu rencide ettiği kanaatindeyim. Bu davanın sürdürülmesi ve beraat dışından bir karar verilmesi sadece ve sadece FETÖ/PDY örgütünün işine yarar, onlara moral ve argüman verir.

Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı raporunda, pek çok önemli davanın gerekçeli kararında yer verildiği üzere huzurdaki dava, hakkımızda oluşturulmuş bir kumpastır ve nihai hedefi Türkiye cumhuriyetini ele geçirmek isteyen bir terör  örgütünün, örgütsel faaliyeti neticesinde açılmış davadır.

6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Yasa çıktıktan sonra bu suçlara ilişkin olarak açılan ve açılacak davaların hangi mahkemeler tarafından bakılacağı 6222 sayılı Kanunun 23. Maddesi gereğince; o zamanki HSYK tarafından ilan edilmiştir. Buna göre İstanbul'da 3. Asliye Ceza Mahkemesi, 6222 sayılı yasadan dolayı açılan davalara bakması gerekmekteydi. Hatta soruşturmayı yürüten savcıların hukuk ve kural tanımaz tavrını görünce 2011 yılında Cumhurbaşkanı olan Sn. Abdullah Gül'e mektup yazarak, meclisin çıkardığı kanuna savcıların uymadığını, HSYK tarafından belirlenen mahkemelerde yargılanmadığımızı, özel yetkili savcılığın veya mahkemenin bizi yargılamayacağını ifade ettim. Hatta Mehmet Berk'in ifade esnasında benden daha ünlü birini alacağını, ifade ettiğini yazdım. Ancak o zaman ki Cumhurbaşkanı Sn. Abdullah Gül, kendi onayladığı kanunun göz göre ihlal edilmesine ses çıkarmamıştır. Nitekim bu sürecin sonunda aynı örgüt tarafından tüm Türkiye'nin gözü önünde 17-25 Aralık darbesi gerçekleştirilmiştir.

Bana yöneltilen suçları işlemedim. Bu gerçek mahkemenizce de tespit edilmiştir ve beraatime karar verilmiştir

2011 yılında savcılıkta ifade verdiğim de, 'Darağacında olsam bile son sözüm Fenerbahçe olacaktır' dedim. Fenerbahçe sevdam cehennem donana kadar sürecektir. Ben halen aynı noktadayım. Ama suçlamada bulunan kişiler kaçmakta ve inlerinde saklanmakta, saklandıkları inlerinde kafalarını dışarı çıkaramamaktadırlar.

Önemle tekrar ifade ederim ki; bu davanın amacı, toplumsal kaos yaratmak, futbol camiasında etkin olmak,  büyük ve yüksek, asil Fenerbahçe'yi yıpratmaktır. Ancak Türk toplumu var oldukça Fenerbahçe hep var olacak, şerefli mazisi ile yaşamaya devam edecektir.

Tüm bu değerlendirmeler ve gelişmeler dikkate alınarak FETÖ kumpası sonucu açılan huzurdaki dava dosyasından benim ve arkadaşlarımın yeniden beraatine karar verilmesini arz ve talep ederim