CHP'li Emir'den 'süreç raporuna şerh' açıklaması: Hiçbir partinin şerhi söz konusu değil

CHP'li Emir'den 'süreç raporuna şerh' açıklaması: Hiçbir partinin şerhi söz konusu değil
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, Halk TV yayınında TBMM'de süreç komisyonunda kabul edilen nihai rapora ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Emir, rapora şerh düşülmesi konusuna ilişkin, "Hiçbir partinin şerhi yok. Bu rapor özellikle 5 grubun ve diğer iki parti hariç bütün partilerin oyuyla geçti. Dolayısıyla hiçbir partinin şerhi söz konusu değil" dedi.

CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, Halk TV'de yayınlanan ROTA isimli programda Kürşad Oğuz'un sorularını yanıtladı.

CHP'li Emir, TBMM'de süreç komisyonunda kabul edilen nihai rapora yönelik tartışmalardan, umut hakkı tartışmalarına, nihai rapora düşülen şerhlerden, eve dönüş yasasına kadar merak edilen konulara dair açıklamalarda bulundu.

Emir, AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yenden adaylığı tartışmaları ve bazı köprü ve otoyolların özelleştirilmesine ilişkin de çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

yeni-proje-11.jpg

"BİZİM İÇİN İDEAL RAPOR O"

Murat Emir, söz konusu rapordan CHP olarak memnun olup olmadıklarına ilişkin soruya verdiği yanıtta, CHP'nin asıl raporunun, daha önce hem kamuoyu ile paylaştıkları hem de Meclis Başkanlığına verdikleri kendi raporları olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

"Bizim için ideal rapor o. Ancak biz bu masaya otururken komisyon çalışmalarına başlarken bir uzlaşım metni arayışına girileceğini ve ortaklaşa bir rapor yazmak üzere kimi konuların belirli hassasiyetler göz önüne alınarak ortak noktada buluşmak üzere bir müzakere yönteminin tercih edileceğini öngörmüştük. Dolayısıyla rapora, raporun şu halinden memnun olduğumuzu, dolayısıyla evet oyu verdiğimizi ancak yine de raporda içimize sindiremediğimiz, çok da doğru bulmadığımız veya eksik bulduğumuz hususlar olduğunu elbette ki kayda geçirmek gerekir. Ama bunları tek tek konuşmakta yarar var.

"REJİMİN ŞU ANDA İÇERİSİNDE BULUNDUĞU TIKANIKLIĞIN EN ÖNEMLİ SEBEBİ"

Şimdi böyle bir tartışma yaşandı gerçekten. Bizim açımızdan biliyorsunuz Anayasa Mahkemesi kararları ve AİHM kararlarına uyulması son derece önemli. Hatta rejimin şu andaki içerisinde bulunduğu tıkanıklığın en önemli sebebi de bu. Anayasanın sürekli çiğneniyor oluşudur. Dolayısıyla biz böyle bir hükmün gerektiğini söyledik. Muhataplarımız 'Ne gerek var buna? Zaten böyle amir hükümler var, Anayasa Mahkemesi kararlarına uymamak ne demek?' dediklerinde; öyle ama işte Anayasa Mahkemesi kararlarına Meclis Başkanının veya Meclis idaresinin dahi uymadığını, Yargıtay'ın uymadığını, kimi ilk derece mahkemelerinin uymadığını, tam da bu nedenle Can Atalay'ın hâlâ cezaevinde olduğunu, hâlâ Tayfun Kahraman'ın cezaevinde olduğunu, Selahattin Demirtaş'ın, Osman Kavala'nın hâlâ cezaevinde olduğunu, Anayasanın sürekli çiğnendiğini söyledik ve dedik ki: "Yeni bir durum yaratmanız lazım. Yeni bir durum, bir şey söylemeliyiz. Biz bu komisyondan ortaklaşa raporumuza bir şey söylemeliyiz."

RAPORDA "ANAYASA" VURGUSU

Ne söylediğimiz hemen raporda yazıyor ve hemen önümde, göstereyim size. Söylediğimiz şudur:

"Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları eksiksiz uygulanmalıdır ve bu kararların uygulanması için mevcut mekanizmalar güçlendirilmeli ve yeni mekanizmalar oluşturulmalıdır."

Kasıt şu; kürsüde oturan birinci derece mahkeme veya Yargıtay veya bir başkası, Anayasa Mahkemesi kararlarını çiğneyen, görmezden gelen... Onlar açısından şöyle bir yenilik var: Komisyon, beş parti, diğer partiler açıkça diyorlar ki: "Biz Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmamasından rahatsızız ve biz bunun için etkili mekanizmalar oluşturulmasını öneriyoruz" diyor.

Son derece değerlidir. Yani AKP ve MHP'nin, evet Anayasa Mahkemesi kararlarına eksik uyulmasını asla kabul edemeyiz ama bununla birlikte etkili mekanizmalar oluşturulmasında varız demesi takdir edersiniz çok değerli bir şey. Yani "Zaten var niye yazdınız?" değil, devamına baksınlar.

"BU TEMEL BÜYÜK ORANDA DOĞRU ATILDI"

Meclis'te yasama çalışmaları sırasında bu raporu baz alacaklarını kaydeden Emir, bir temel attıklarını ve bu temelin de büyük oranda doğru atıldığını düşündüğünü ifade ederek, şöyle konuştu:

"Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına uyulmaması, uyulmasının önündeki engeller kaldırılacak, mevcut mekanizmalar kuvvetlendirilecek ve etkili yeni mekanizmalar oluşturulacak dedik. Bunların içerisinde uymayan hakimlere disiplin yönetmeliğindeki uygulamaların daha netleştirilmesinden, hakimlere rücu hakkına kadar birçok ayrıntı var. Ama onlar artık Adalet Komisyonu'nun işi. Ama biz burada ilkeyi koymuşuz."

MURAT EMİR'DEN "UMUT HAKKI" DEĞERLENDİRMESİ

Umut hakkı üzerinde değerlendirmede bulunan Murat Emir, şöyle devam etti:

"Biz komisyon çalışmaları sırasında komisyondaki gelinen noktayı kamuoyu ile paylaşmamak konusunda bir karar birliğine varmıştık. Dolayısıyla bazıları, komisyondaki bazıları çeşitli görüşler söylediler ve herkes de onu doğruymuş gibi kabul etti. "Umut hakkı olacak" dendi, "Oluyor" dendi, "AİHM kararları" dendi, o dendi bu dendi... Biz son üç günde artık baktık ki çok fazla ortalıkta bulanıklık var, açıkça söyledik. Tekraren söylüyorum, üç gün önce söylediğimi söylüyorum: Kişiye özgü düzenleme yok ve olmayacak. Aynı şekilde AİHM içtihatlarına, AİHM kararlarına dönük bir atıf yok. Tekraren söylüyorum, böyle bir atıf yok.

Bizim buradaki maddemiz şu, daha önce de bunun ipuçlarını verdiğim için söylüyorum: Özellikle mahkumların infaz süreçlerinin, koşullu salıverilme şartları ile infaz süreleri de dahil olmak üzere ceza hukukunun evrensel ilkeleri kapsamında daha adil, daha eşitlikçi, daha bütüncül bir yaklaşımla ele alınması düşünülmelidir.

Kastettiğimiz şudur: Bir kişi için değil. Müebbet hapis alanları için değil, ağırlaştırılmış müebbet alanları için değil; bütün hükümlüler bakımından infaz süreçlerinin yani ne kadar yatıyor, nasıl yatıyor, hangi koşullarda salıverilecek, hangi koşullarda denetimli serbestliğe çıkarılacak... Bütün bunlarda elbette ki doğal olarak evrensel hukuk ilkelerini, ceza hukukunun evrensel hukuk ilkelerini bir bizim için çizgi kabul edeceğiz ve ülkemizin hukuk standardını oraya çıkartacağız.

Bu bir kişiye dönük olmayacak, "Umut Hakkı" olarak asla tanımlanamaz ama elbette ki Adalet Komisyonu'ndaki çalışmalar sırasında da tekraren söylüyorum AİHM içtihatları değil ama ceza hukukunun evrensel ilkelerine göre burada çalışmalar yapılacak. Kime ne tekabül ediyorsa gereği yapılacak. Kişiye özgü bir düzenleme olmayacağı gibi bir kişinin dışında tutulacağı, bir grubun dışında tutulacağı değil Türkiye'de herkes için... 86 milyon için çalışan bir komisyon, 86 milyon için görev yapan bir Türkiye Büyük Millet Meclisi ve yasaların genelliği ilkesinden taviz vermeyen bir yaklaşım olacak. Dolayısıyla buradan asıl bakılması gerekenin Adalet Komisyonu olacağını ama burada geniş bir çerçeve çizdiğimizi rahatlıkla ifade edebilirim."

"HİÇBİR PARTİNİN ŞERHİ YOK"

Süreç komisyonunun nihai raporundan sonraki sürecin nasıl işleyeceğini anlatan Murat Emir, 'kavram' vurgusu yaparak, "Burada biz baştan doğru kavramlarla, doğru tespitler yaparsak daha kolay ve birbirimizi daha rahat anlayan bir yola girebiliriz. Bir defa hiçbir partinin şerhi yok. Hiç kimsenin şerhi yok. Bu rapor özellikle 5 grubun ve diğer iki parti hariç -birer üyesi olan EMEP, TİP hariç- bütün partilerin oyuyla geçti. Dolayısıyla hiçbir partinin şerhi söz konusu değil. Yani bu rapor her partinin desteklediği... Her partinin tamamen içine sindirmediği ama bir ortalama olarak, bir ortak rapor olması dolayısıyla "evet" demeye uygun bulduğu, "evet" demeyi takdir ettiği, umut bağladığı bir rapor oldu" diye konuştu.

"Bir defa bunu oturtmak lazım. Yani "Onun şerhi var, bunun şerhi var" denmez, bu birincisi. İkincisi; Sayın Cumhurbaşkanının ne diyeceği bizim açımızdan çok da önemli değil. Çünkü biz burada yasamayız. Türkiye Büyük Millet Meclisi bir komisyon kurmuştur, görevini yapmıştır ve bir rapor koymuştur ortaya. Ve yasamaya, yani Meclis'e bir ödev vermektedir. "Şu şu şu hususları biz böyle değerlendiriyoruz, bu konularda bir hukuki yasa çalışması yapın" demiştir.

Ha şimdi Cumhurbaşkanının tabii bu ucube sistemde şapkası çok; parti genel başkanı, Meclis grubunu idare edebiliyor vesaire. Bu zaten baştan beri eleştirdiğimiz şeyler. Cumhurbaşkanının siyaseten, siyasi ağırlığı gereği söyledikleri önemlidir, önemli olabilir ama sonuç olarak burada yürütmenin başı olarak Meclis'i bağlamaması gerekir. Meclis bu kararı vermiş. Süreç nasıl işleyecek? Süreç, Sayın Meclis Başkanı bu raporu alacak ve Meclis'e sunacak, Genel Kurul'a sunacak. Burada bir oylama yapılır mı yapılmaz mı, Genel Kurul'un onayı...

"RAPOR TBMM BAŞKANLIĞINA SUNULDU"

Raporun TBMM Başkanlığına sunulduğunu belirten Emir, şunları söyledi:

"Başkanlık bu raporu bir fezleke ile, bir tezkere ile Genel Kurul'un gündemine sunabilir, sunmayabilir. Şimdi buradaki belirsizliğin bir sebebi de çok özel bir komisyon kuruldu. Şu ana kadar Cumhuriyet tarihinde buna benzer -yani Meclis Başkanının iradesiyle, Anayasa ve İçtüzük'te yeri olmayan ama partilerin mutabakatı ile- çeşitli komisyonlar kurulmuş ama bunların her biri dağılmış. Sonuç alamadan dağılmış. Ve yakın tarihte bu anayasa yapmak üzere kurulan komisyonları anımsayacaksınız. İlk defa bir komisyon gelmiş, çalışmış ve bir ortak rapor hazırlamış. Dolayısıyla şu anda bunun somut bir örneği de yok. Ama Meclis Başkanımız bunu sonuçta Meclis'in kayıtlarına alacak. Bu Meclis'in kayıtlarında artık.

Şimdi bu hepimizi bağlayan bir rapor. Hukuken bağlamaz ama siyasi ahlak gereği, siyaseten bağlar. Buradaki her yazılan söz, altına imza atılan her şey her bir partiyi bağlar. Ve biz bunun gereğini yapmak durumundayız. Burada ne dediysek; AİHM ile ilgili, tutuklulukla ilgili, kayyumla ilgili, eve dönüş yasası ile ilgili her ne varsa biz artık burada kendimizi ödevli, görevli hissediyoruz ve bunu yapacağız.

EVE DÖNÜŞ YASASI!

Ve burada bir noktanın da altını çizmek istiyorum, bu çok atlanan ve konuşulmayan bir şey: Biz burada demokratikleşme adımlarının diğer yasalarla eş zamanlı olacağını yazdık. Eş zamanlı olacak. Hatırlayın daha bir ay öncesinde şöyle bir tartışma vardı: "Ya önce şu eve dönüş yasasını yapalım, silah bırakan terör örgütü üyelerinin ülkeye dönüşünü bir sağlayalım, şu terör belasını bir bitirelim, demokrasi elbette sonra olacak" deniyordu. Oysa biz o zaman da itiraz etmiştik. Türkiye'de kalıcı barışın sağlanması için ilk yapılması gerekenlerin başında demokratikleşmedir, hukuk devletidir, adalettir. Bunları yapmazsanız asla barışı sağlayamazsınız demiştik. Dolayısıyla bu görüşümüz rapora geçmiştir.

Sonuç olarak en kısa zamanda olması gereken Adalet Komisyonu'nun toplanıp, ya iktidar grubunun hazırlayacağı bir yasa teklifi -duruma göre belki ortaklaşa, onu tartışmak gerekir- bir teklifle gelinip Adalet Komisyonu'nun ayrıntılandırılmış bakması gerekir. Şöyle bir şikayet de var bunu anlıyorum: "Ya bu çok genel, biz bundan çok da bir şey anlamıyoruz" deniyor. İlk bakışta haklı vatandaşlarımız, işte düşünürler, gazeteciler daha somut şeyler görmek istiyorlar. Ama bu sonuçta bir rapor ve biz aylardır diyoruz ki: "Biz bir çerçeve çizeceğiz ve bir ödev yükleyeceğiz Meclis'e, Genel Kurul'a." Ödevi biz yükledik, çerçeveyi çizdik, ilkeleri koyduk. Bu ilkeler doğrultusunda Adalet Komisyonu işte o zaman yasaları ince ince teknik yanıyla, sonuçlarıyla, etki analizleriyle her yönüyle değerlendirecek ve uzmanlarla, taraflarla vesaire... Ve komisyon çalışmasından umuyorum ki bir yasa teklifi, Genel Kurul'un görüşeceği kalitede bir yasa önerisi çıkacaktır.

DEMOKRATİKLEŞMEDE "AKIN GÜRLEK" YORUMU

Emir, vurgu yaptıkları "demokratikleşme" ile iktidarın anladığı demokratikleşmenin çerçevesi hakkında yaptığı yorumda AKP ile demokratikleşme, yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti anlayışlarının neredeyse taban tabana zıt olduğunu kaydederek, şunları söyledi:

"Akın Gürlek gibi birisini Adalet Bakanı yapmış olan anlayışın ne demokratikleşmeyle, ne hukuk devletiyle, ne adaletle, ne yargı bağımsızlığıyla uzak yakın ilgisi olamaz. Biz bunu elbette biliyoruz. Ama şöyle bir gerçeklik var: Biz bu masaya oturduk, iyi ki de oturduk ve bu komisyon raporunda ortaklaştık. Onlar da bizim bu önerilerimizin altına imza attılar. Yani kendilerini bağladılar.

AİHM ve AYM'nin yerleşik içtihatları doğrultusunda tutuksuz yargılamanın tüm yargısal süreçlerde esas alınmasına özen gösterilmelidir. Kanundaki tutuklama şartlarına bağlı kalınarak tutuklamanın istisna olduğu ilkesine uygun biçimde mevzuat gözden geçirilmelidir diyor. Yani diyoruz ki: Siz yasanızda yazıyor "tutuklama istisnadır" diye ama tutuklama üzerinden siyasi dizayn yapıyorsunuz, seçilmişleri cezaevine koyuyorsunuz, bir sürü hukuksuzluk yapıyorsunuz. Ve diyorsunuz ki mevzuat yetersiz. O zaman mevzuatı gözden geçirelim diyoruz.

Yasalarda boşlukları toparlayalım, birçok orada dokunulacak yer var ve bunlar üzerinden tutuklamanın bir infaz, bir cezalandırma olması ayıbından Türkiye'yi kurtaralım diyoruz. Ve AKP, MHP, diğer partiler de bu noktaya geliyorlar. Ve bu saatten sonra bizi bağlayan bu rapordur. Bu nedenle AKP'nin bizden uzak olduğundan hiç şüphemiz yok ama bu raporda buluştuysak bu bir adımdır.

"RAPOR YAZDINIZ NE OLDU?"

Şöyle bir anlayış da var: "Rapor yazdınız ne oldu?" E rapor yazdık sadece. Yani bir raporla dokunduk ve her şey değişecek, böyle bir şey yok. Rapor en nihayetinde bir çerçeve, bir görev, bir ödev ve bir uzlaşı ortaya koyuyor. Asıl olan hem yapacağımız yasalardır ve çok daha önemlisi uygulamadır. Uygulamayı nasıl yapacaklar?

Uygulamayı biz elbette bu raporla birlikte çok daha güçlü eleştireceğiz, çok daha güçlü yönlendireceğiz. Ama asıl iş, asıl iş tabii ki yani bu AKP anlayışından büyük bir demokrasi, bir yargı bağımsızlığı, bir adalet beklemiyoruz. Asıl iş elbette ki seçimle, sandıkla olacak. Mesele siyasidir.

Ama biz burada yapabileceğimizin en iyisini yapmaya çalıştık ve bence özellikle demokratikleşme başlığı Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu komisyondaki varlığının önemli bir sonucu olmuştur, anlam katmıştır ve Türkiye'nin önüne bir demokratikleşme ve bir hukuk devleti perspektifini güçlü bir şekilde çizmiştir."

AİHM VE AYM KARARLARINA YENİDEN UYULMAZSA CHP'NİN TAVRI NE OLUR?

AİHM ve AYM kararlarına ilişkin değerlendirmede bulunan Emir, bu kararlara yine uyulmaması durumunda CHP'nin tavrının ne olacağına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

"Biz iyimseriz ama hayalci, gerçeklikten kopuk, romantik falan da değiliz. AKP'nin şu anlayışıyla, sadece şu son bir haftada yaptığıyla dahi bu konuda bize çok uzak bir parti olduğunu zaten söyledim. Bu burada yazılanlar, demokratikleşme başlığı altında yazılanlar kimsenin itiraz etmeyeceği ve biraz önce söylediğimi tekraren söyleyeyim; bizim kararlı duruşumuz, ısrarlı duruşumuzla kabul edilmiş ve bu rapora geçmiş unsurlardır, hususlardır. Ama bunun altına AKP imza koydu. Bakın bu tek başına değerlidir.

Ha bunlar sözlerini tutmazlar, uygulamazlar, bundan büyük bir şey beklemeyin... Evet haklısınız, yani ben zaten bir rapora AKP imza koydu diye büyük bir tutarlılıkla bunun gereğini yerine getireceğini ummuyorum. Ama bunun, bizim bundan sonraki tartışmalarımızda önemli bir zemin olacağını da kabul etmeliyiz.

Yani şunu ifade etmeye çalışıyorum; "Ne yapacaksınız?" sorusu... Biz bundan sonra artık şunu da söyleyebileceğiz: "Ya bakın siz burada bu sözü de vermiştiniz. Siz de buradaki sorunları tespit etmiştiniz. Siz de böyle Türkiye'nin böylesine anayasasız, böylesine hukukun çiğnendiği, böylesine yargı bağımsızlığının katledildiği bir sürece razı olmayacağınızı söylemiştiniz. Sizden bir nebze olsun tutarlılık beklemek hakkımızdır. Gelin şu yasaları hiç olmazsa şurasından düzeltelim. Hiç olmazsa şu uygulamayı kaldırın. Hiç olmazsa şunu şu şekilde yapmayın" deme fırsatımız olacak.

Ama son noktada, yani bizi izleyenler şunu bilsinler; böyle lüzumsuz bir romantizm içerisinde değiliz, biz sonuçta bir rapor yazarken bunu yazdık. Elimizi geleni yaptık. Yasa yapılırken elimizden gelenin fazlasını yapacağız çünkü orada komisyon çalışmalarının bambaşka doğası vardır. Genel Kurul'da daha farklı direneceğiz, bütün vatandaşlarımız tanık oluyorlar. Ve asıl mücadele tabii ki seçimle olacak. Yani AKP anlayışı bu ülkeden gitmeden tam bir demokratikleşme, bir yargı bağımsızlığı, bir hukuk devleti olamaz. Ama bu mücadele zor, uzun, meşakkatli bir mücadele. Bu rapor bu mücadelede önemli bir basamak olmuştur. O kadar."

PKK'NIN SİLAH BIRAKTIĞI NASIL TEYİT EDİLECEK?

Terör örgütü PKK'nın silah bıraktığının nasıl teyit edileceğine ilişkin açıklamada bulunan Murat Emir, şöyle konuştu:

"Bir defa bu komisyon raporunda çok uzun tartışılmış bir konudur. Örgütün kendini feshettiğinin, tamamen feshettiğinin tespit ve teyidi olarak geçti kavramsal olarak. Dikkat ederseniz bütün kavramları ve cümleleri ezberden söyleyebiliyorum çünkü 6 aydır bu raporla çok iç içe yaşayan bir arkadaşınızım. Şimdi böyle geçti. Tabii nasıl tespit edileceği konusunda biz komisyonun ve Meclis'in bir taraf olmadığını düşünüyoruz. Çünkü Meclis yasama meclisi. Ben de bir milletvekiliyim, milletvekillerinden oluşuyor. Şimdi bizim örgütün ülke içindeki ve dışındaki yapılanmalarını, silahlarını, nasıl silahlarını teslim ettiğini vesaire bunları tespit etme olanağımız yok, böyle bir görevimiz de yok.

"DEVLETİN İLGİLİ BİRİMLERİNİN BU KONUDA VERECEĞİ RAPORLARIN BELİRLEYİCİ OLMASI GEREKİYOR"

Bu nedenle bunu devletin ilgili birimlerine bırakıp, devletin ilgili birimlerinin bu konuda vereceği raporların belirleyici olması gerektiğini düşündük. Devletin ilgili birimlerini, "Evet terör örgütü kendini feshetmiştir, tamamen silahları bırakmıştır" der demez, ayrı konu. Ama devletin ilgili birimlerini bunu söyledikten sonra artık bu yasa, yani silah bırakan terör örgütü mensuplarının bir şekilde suç işlememiş olanlarının veya başka türlü tarif edilecek bir grubun -işte bu tamamen komisyonda konuşulması gereken bir konu- bir şekilde topluma kazandırılması meselemiz var. Ve bunu yaparken de elbette ki bu devlet birimlerinin raporları önemli olacak. Bu sorunuzun birinci bölümü.

İkinci bölümünde de zaten raporda ayrıntılı anlatılıyor. Elbette ki bu şekilde geri dönenlerin belirli bir adli işleme maruz olacaklar, bütün suçlarından affedilecekler diye bir şey söz konusu değil. Zaten af diye bir şey söz konusu olmayacak, cezasızlık diye bir şey söz konusu olmayacak. Ama siyasetin, Meclis'in, siyasi partilerin, her bir milletvekilinin silahını bırakmış, kendini feshetmiş, Türkiye'nin vatandaşı olmak için Türkiye'ye dönmüş vatandaşlarına onların yaşayabileceği, onların gerçekten gelebileceği bir süreci hazırlamak konusunda bir görevi olduğunu düşünüyoruz.

Bu görev bize düşer. Ve gelenlerin bir şekilde toplumsal bütünleşmesinin de sağlanması gerekir. Ama bütün bu ayrıntılar, yani oradaki kırmızı çizgiler, toplumsal hassasiyetler, şehit annelerinin ve yakınlarının ve gazilerin hassasiyetleri, terörle mücadelede ödenen bedeller...

Ya bütün bunlar göz önüne alınarak derli toplu bu sorunu geride bırakacak ve terörü kalıcı olarak bitirecek bir yasa çalışması yapılır ve bunun da gerektirdiği bileşeni olan diğer bütünleşme ile ilgili sosyal alanlara dokunan düzenlemeler de getirilir."

YASAL GÜVENCE NEDİR?

Komisyonda görev alan milletvekillerinin "yasal güvence" tartışmaları üzerine konuşan Emir, "Siz de kendinizi güvende hissediyor musunuz?" sorusuna şöyle yanıt verdi:

"Bizim kendimizle ilgili bir tereddüdümüz yok. Hani en ufak bir tereddüdümüz yok. Çünkü biz bir defa anayasal güvence altındayız. Burada yapılan işlerin hepsi siyasi işlerdir. Yasama dokunulmazlığının kapsamındadır. Anayasanın çiğnenmediği bir ülkede bunlardan dolayı hiç kimseye herhangi bir takibat yapılamaz, söz konusu dahi olamaz. Ha ama Türkiye'de anayasa çiğneniyor, olmadık işlerden suç üretiliyor, karar veriliyor önce kimin cezaevine konacağına sonra suç bulunuyor. Zeydan Karalar, Ekrem İmamoğlu, buna benzer arkadaşlarımız hep böyle cezaevine kondu. Dolayısıyla biz yani biz büyük bir garanti altındayız demem ama kendimizle ilgili bir tereddüdümüz yok.

2013'teki o çözüm süreci döneminde aslında kamu görevlilerini koruyan bir yasa çıktı. Ama onun dışındaki koruyan kişiler bakımından, bu sürece dahil olan kişiler bakımından sonradan yargılamalar oldu. Hatta bugün Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel dün grup toplantısında anlattı. Tam bu nedenle Akın Gürlek, Sırrı Süreyya Önder'e ceza vereceği zaman Sırrı Süreyya Önder rahmetli diyor ki: "Bana buradan ceza verme. Bana buradan ceza verirsen yarın bu işleri yapacak, araya girecek, aklıselim, 'Ya bu ülkede barışı getirelim' diyecek adam bulamazsınız. Başka bir yerden ver, ben cezaevinden korkmuyorum" diyor.

Dolayısıyla biz burada komisyona gelen, komisyona katkı veren, görüş ifade eden kişiler bakımından da bir yasal güvence getirilmesi gerektiğini bu raporumuza yazdık. Ama bunun kendimizle ilgili bir tarafı yok, onu söyleyeyim. Biz kendimiz bu işi yapıyorsak bundan korkarak yapmayız. Biz doğru bildiğimiz, bu ülke için olması gerektiğine inandığımız ne varsa korkmadan yaparız."

Raporda, "Yeni Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu'nun hazırlanması" da öneriliyor. Bu öneri sizden mi geldi? Bunun kapsamı ne?" sorusuna Emir şöyle cevap verdi:

"Orada aslında iki paragraf var, orayı da açayım size. Birinci paragrafta şöyle; aslında siyasi partilerin verdikleri raporda çoğulcu, demokratik, katılımcı yeni bir Siyasi Partiler Yasası -ki bizim de daha önceden 12 Eylül'den kalma Siyasi Partiler Yasası değişsin önerimiz var- ve temsilde adaleti kuvvetlendirecek ve istikrarı sağlayacak yeni bir, sağlıklı bir seçim sistemi önerisi var. Ancak biz bunun bir tuzak olabileceğini de öngördüğümüz için oraya şu ibareyi ekledik: "Siyasi partilerin uzlaşısı ile gelecek."

Yani seçimlere doğru iktidar grubu "yeni bir seçim kanunu getirelim", her zaman yaptıkları gibi. Seçim kanunları getirelim, kendimize göre nasıl daha çok oy alıyorsak -hatta daha önce örneklerini gördük, siyasi yankesicilik dedik, oy almadan sandalye çalma hevesidir bu dedik- böyle seçim yasaları getirip de "Ya siz de evet demediniz mi?" dediklerinde "Durun bir dakika" diyeceğiz. Bunun koşulu, siyasi partiler arası uzlaşı olması kaydıyla.

Biz aynı zamanda Anayasa 79 atfı da var o maddede dikkat ederseniz. O da şudur: YSK'nın, Yüksek Seçim Kurulu'nun yetkisini tanımlayan maddedir ve Yüksek Seçim Kurulu seçimlerin denetimi ve gözetiminden sorumlu tek organdır. Yüksek Seçim Kurulu kararları asla bir üst merciye, temyize götürülemez. Ama şimdi Türkiye'deki olan duruma bakın. Bizim İstanbul İl Kongremiz, kurultayımız türlü hukuksuzluklarla hukuk mahkemelerinin önüne düşürülüyor. 10 mahkemeye gidiyor, 9'undan ret alıyor, birinden kabul alıyor. O da reddediliyor, istinafa götürüyor. Efendim sizin kurultayınız sahteymiş, geçersizmiş vesaire, size 3 yıl önceki genel başkanınızı göndereceğiz deniyor. İşte buradaki atıf bunadır."

ERDOĞAN'IN "KILIÇDAROĞLU DÖNEMİNDE SIKINTI YAŞAMADIK" ÇIKIŞI

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, "Kılıçdaroğlu döneminde herhangi bir sıkıntı yaşamadık" sözleri üzerine konuşan Emir,

"Bir önceki Sayın Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun görünür olmasından rahatsız olmayız, bilakis memnun oluruz. Kendisi 13 yıl bizim genel başkanlığımızı yapmış bir isimdir. Dolayısıyla kendi uygun gördüğü yerlerde olur, uygun gördüğü görüşlerini açıklar. Biz de onu saygıyla karşılarız. Burada bu tartışmanın biz bir parçası olmayız.

Ama Erdoğan, Sayın Baykal döneminde de, Sayın Kılıçdaroğlu döneminde de ve şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi'nde bir kavga çıkartma, kavga görüntüsü verme, insanları rahatsız etme, alttan alta tehdit etme, alttan alta terbiye etme gayretine girmiştir. Biz bunu böyle görüyoruz. Biz, bizim içimizle ilgili konuşacağına kendi içine baksın.

AKP'nin Cumhurbaşkanı adayı kim? AKP'nin bir sonraki genel başkanı kim? Bilal Erdoğan ne olacak? Hakan Fidan ne olacak? Bu kadar mala mülke çöküyorlar. Kendi adamlarının mallarına mülklerine çöküyorlar. Adama soruyor savcı: "Niye yaptın, niye aldın bunu?" dediği zaman, "Bir devlet büyüğüm bunları al dedi bana" diyor. Hangi devlet büyüğün sana dedi diyecek cesaretleri yok, dönecekler Cumhuriyet Halk Partisi'ne akıllarınca çamur sıçratacaklar, kılçık atacaklar. Biz o tartışmaya girmeyiz. Cumhuriyet Halk Partisi açık, net bir şekilde bütün direnciyle, her türlü saldırıya rağmen dimdik ayaktadır ve iktidar yürüyüşünü sürdürmektedir."

ERDOĞAN'IN ADAYLIĞI

Eski Adalet Bakanı ve TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ'ın, "Kimse Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın adaylığı Anayasa'ya aykırı diyemez" sözlerine değinen Murat Emir, şöyle konuştu:

"Biz bu iktidarın Türkiye'nin yakasından düşmesi gerektiğini ısrarla vurguluyoruz. Ve bir an evvel sandık, bir an evvel seçim diyoruz. Adayımızı yanımızda istiyoruz Sayın Ekrem İmamoğlu'nu ve sandığı önümüzde istiyoruz. Hiçbir tartışma yok burada. Ve iki buçuk yıl önerisini Sayın Genel Başkanımız yaptı, kabul görmedi. Türkiye'yi böylesine açlığa, yoksulluğa, hukuksuzluğa, sefalete mahkum et; 3 ay kala "Hadi erken seçim kararı alsın Meclis de ben bir daha seçileyim" de. Biz bunu kabul etmeyeceğiz. Varsanız biz varız. Ama şimdi. Ama zamanında. Yani zaman dediğim, normal... Sizi yenecek zamanda, sizi gönderecek zamanda. Hep yeneceğiz ama sizin gitmenizin anlamlı olacağı zamanda.

Ama son anda tekrar seçilmek adına gelip meydan okuyacaksanız o meydan okuma olmaz. Meydan okuma şimdi olur. Meydan okuma 3 ay sonrası için olur. Ama 2027 Kasım'ı için düşünüyorsanız ham hayaldir. Biz bunu açıkça söylüyoruz, bizim tavrımız budur. Bir de şunu söyleyelim: Aslında Tayyip Erdoğan'ın bugünkü Cumhurbaşkanlığı hukuksuzdur, Anayasa'ya aykırıdır. Çünkü Anayasa değişti diye Cumhurbaşkanının seçimini öngören madde değişmemiş olmasına rağmen yeni bir düzen kuruldu, bir öncekiler sayılmaz deyip iki yılını saymadılar ve sonra Cumhurbaşkanı adayı yaptılar. İşin gerçeği budur.

O sırada çeşitli nedenler, hiç o tartışmaya girmeyeyim; Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler bu tartışmayı büyütmedik. Yani orada haklı haksız birçok tartışma yapıldı ama asıl hukuksuzluk orada oldu. Dolayısıyla zemininde hukuksuzluk olan bir iş baştan sona hukuksuzdur, artık o işlem zehirlenmiştir. Dolayısıyla aslında Tayyip Erdoğan'ın ikinci ve üçüncü dönem adaylığı hukuksuz olduğu için bugün Meclis'in alarak onun aday olacağı adaylık da yine Anayasa'ya aykırı olacaktır. Ama tekraren söylüyorum; siyaset anayasayla, tabii anayasaya bağlı kalarak yapılır ama anayasayla veya adliye koridorlarında veya YSK kararlarıyla yapılmaz. Siyaset sandıkta yapılır, halkla yapılır. Biz önümüze kim çıkacaksa onu sandıkta yenmeye kararlıyız."

KÖPRÜ VE OTOYOLLARIN SATILMASI

Köprü ve bazı otoyolların özelleştirilmesi hakkında değerlendirmede bulunan Emir, şunları söyledi:

"Bir defa bu köprü satış meselesinin tanımını doğru yapmakta yarar var bir kez daha. Bu senet kırdırmak. Erken senet kırdırmak. Yani altın yumurtlayan tavuğu yatırıp kesmek. Köprünüz var, otoyolunuz var, düzenli kazanıyorsunuz. Hatta vatandaşınıza hizmet ediyorsunuz. Diğer köprüden 400 liraya geçiyorken bu köprüden 60 liraya geçiyor vatandaş. Zaten vatandaşın yokluktan, yoksulluktan neredeyse canı çıkmış. Ve bütün bunlara rağmen 3 yıllık kazancı için peşinen satıyorsunuz. Bu miras yedilik tir, bu senet kırdırmaktır, bu batmaktır aslında. Müflis tüccarın yapacağı bir şeydir. Şimdi bir iktidar bunu niye yapar? Gidici olduğunu anlamıştır, son kozlarını oynuyordur. Dolayısıyla biz bunu gerçekten böylesine ihanet düzeyine gelmiş satışları, elbette iktidarın son çırpınışları olarak değerlendirebiliriz.

Kasıma ayına yetişir mi? Çok emin değiliz. Çünkü bu satışlar belirli bir prosedürü gerektiren durumlar. Dolayısıyla Kasıma yetişir yetişmez bilemem. Ama siyasi iktidarın ekonomide sıkıştığını, enflasyon yarattığını, enflasyonu düşüremediğini ama bunca enflasyona rağmen büyümeyi bir türlü sağlayamadığını, istihdam artışı yapamadığını, işsizliğin azalmadığını bilakis arttığını, dolayısıyla evlerdeki, hane halkındaki yoksullaşmanın çok derinleştiğini görüyoruz.

Çok yaygın yaklaşım; bir yerden para bulsunlar... Bunu yapacaklarını biliyoruz. Para arıyorlar, para bulacaklar, para boca edecekler. Ama bununla da bu ekonominin dikiş tutmayacağını onlar da biliyor, biz de biliyoruz. Ve onunla bu seçimi kaçıramayacaklar, koparamayacaklar. Herkes bunu böyle bilsin.

Kaynak:Halk TV Haber Merkezi