Şahin Aybek
Milli Eğitim Akademisi: Kurumsal tasarım ve kamusal sorumluluk
“Eğitim fakültelerinin yürüttüğü bir sürecin, yine aynı fakültelerin öğretim elemanları aracılığıyla farklı bir yapı altında yürütülmeye çalışılması anlamlı değildir. Bu nedenle Akademi ısrarından vazgeçilmesi, en doğru seçenek olacaktır.”
“Eğitim gibi geniş bir alanda atılan her adımın titiz bir planlama ve gerçekçi bir uygulama takvimiyle desteklenmesi gerekir. MEB’in, personel alımı ve eğitim sürecini daha şeffaf, katılımcı ve sürdürülebilir bir çerçevede yürütmesi gerekmektedir.”
Eğitimci Özgür Bozdoğan ile Milli Eğitim Akademisini konuştuk.

Hocam neden hala ısrarla Akademiyi konuşmamız gerektiğini düşünüyorsunuz?
Son dönemde eğitim sisteminde yapılan düzenlemelerle birlikte Milli Eğitim Akademisi, öğretmen istihdamından eğitim yöneticilerinin yetiştirilmesine kadar pek çok kritik başlığın merkezine yerleştirildi. Bu durum, Akademi’yi sıradan bir hizmet içi eğitim birimi olmaktan çıkarıp, eğitim sisteminin yönünü belirleyebilecek stratejik bir aktöre dönüştürüyor. Tam da bu nedenle, kurumun yapısı, işleyişi ve karar alma mekanizmaları üzerine daha dikkatli düşünmek gerekiyor.
Bir kuruma “akademi” adının verilmesi, onu kendiliğinden bilimsel üretim yapan, özerk ve eleştirel düşünceyi esas alan bir yapıya dönüştürmez. Akademik niteliği belirleyen şey isim değil; kadro yapısı, atama kriterleri, kurumsal özerklik düzeyi ve bilimsel ölçütlere bağlılıktır. Eğer bir kurumun kadroları şeffaf ve liyakat esaslı biçimde belirlenmiyor; karar süreçleri pedagojik ve bilimsel ölçütler yerine idari ya da siyasi tercihlerle şekilleniyorsa, o kurumun uzun vadede eğitim kalitesine katkı sunması zorlaşır.
Bugün Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde konumlanan Akademi’ye öğretmen yetiştirme ve yönetici eğitimi gibi hayati alanların devredilmiş olması, kurumsal sorumluluğu daha da artırmaktadır. Öğretmenin nasıl seçileceği, nasıl yetiştirileceği ve hangi değerler çerçevesinde mesleğe hazırlanacağı yalnızca teknik bir mesele değildir; doğrudan toplumun geleceğini ilgilendirir. Bu sürecin pedagojik bilimler, eğitim sosyolojisi ve ölçme-değerlendirme ilkeleri doğrultusunda yürütülmesi gerekir.
Ancak kadroların atanma biçimi ve siyasetle kurulan bağ, kamuoyunda haklı soru işaretleri doğurmaktadır. Eğitim kurumlarının siyasi saiklerle hareket ettiği algısı bile başlı başına bir güven sorunu yaratır. Oysa eğitim alanında güven, en temel önceliktir. Öğretmenler, öğrenciler ve veliler; kararların liyakatle, nesnel ölçütlerle ve ortak akılla alındığına inanmak ister.
Bunun ötesinde, Akademi modelinin eğitimin kamusal işlevi ve üretmesi gereken toplumsal fayda açısından da ciddi sorunlar barındırdığı görülmektedir. Eğitim kamusal bir haktır; eşitlik, erişilebilirlik ve liyakat ilkeleri üzerine inşa edilmelidir. Öğretmen istihdamının merkezi bir “akademi süreci”ne bağlanması, zaten yıllardır biriken atama sorunlarını daha da derinleştirme riski taşımaktadır. Bu yapı, öğretmen adayları açısından yeni bir belirsizlik alanı yaratmakta; istihdam süreçlerinde tıkanıklıklara yol açmaktadır.
Ayrıca böylesi bir model, mevcut sorunları çözmekten ziyade yeni sorunlar üretme kapasitesine sahiptir. Bürokratik katmanların artması, ölçütlerin nesnelliği konusundaki tartışmalar ve kurumsal bağımlılık ilişkileri, eğitim sisteminde kalıcı gerilimler doğurabilir. Eğitim gibi uzun vadeli planlama gerektiren bir alanda, sürekli yeni yapılar kurarak ilerlemek yerine, mevcut kurumları güçlendirmek ve liyakat temelli mekanizmaları sağlamlaştırmak daha rasyonel bir yol olacaktır.
Bu nedenle, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Akademi konusundaki ısrarını yeniden değerlendirmesi gerekmektedir. Eğitimin kamusal niteliğini, öğretmenlik mesleğinin saygınlığını ve toplumsal faydayı önceleyen bir yaklaşım benimsenmediği sürece, Akademi modeli çözüm değil yeni bir sorun alanı olmaya adaydır. En doğru adım, geniş katılımlı bir değerlendirme süreci başlatarak bu ısrarı gözden geçirmek ve eğitim sistemini daha kapsayıcı, daha şeffaf ve daha liyakat temelli bir zemine oturtmaktır.
ÖĞRETMENİN YAŞAM SAVAŞI
Akademi eğitimine alınacak öğretmenleri hangi zorluklar bekliyor?
Milli Eğitim Bakanlığı, 16 Ocak Cuma günü AGS sonuçlarına göre Milli Eğitim Akademisinde hazırlık eğitimi almaya hak kazanan öğretmenlerin hangi alanlarda ve hangi illerde hazırlık eğitimine alınacağını açıkladı. Yapılan açıklama yalnızca alanlara göre hangi illerde eğitim verileceğini kapsarken, öğretmenlerin en fazla merak ettiği barınma ve geçim koşullarına dair herhangi bir bilgi paylaşılmadı.
MEB tarafından 27 Şubat tarihinde yayımlanan “Milli Eğitim Akademisine KPSS B Grubundan Sözleşmeli Personel Alım İlanı” bu tartışmaları sonlandırdı. Yayımlanan ilana göre Ankara ve İstanbul dışında bulunan illerdeki eğitim ve uygulama merkezlerine resepsiyon görevlisi alınacak. Diğer bir ifadeyle Ankara ve İstanbul dışındaki illerde konaklama hizmeti sunulacak. İstanbul’da bulunan “Ataşehir Zübeyde Hanım Eğitim ve Uygulama Merkezi” dışında Ankara ve İstanbul’da bulunan eğitim ve uygulama merkezlerinde ise konaklama hizmeti olmayacak.
Açıklamaya göre, İstanbul ve Ankara dışındaki illerde eğitime alınacak öğretmenlere, ücreti karşılığında barınma hizmeti sunulacağı ifade edildi. Ancak bu barınma hizmetinin ücretinin ne olacağına ilişkin bir açıklama yapılmadı.
Öte yandan, akademi eğitimine alınacak öğretmenlere Öğretmenlik Meslek Kanunu gereğince 2026 yılının ilk altı ayı için ödenecek aylık ücretin yaklaşık 32.000 TL olacağı belirtiliyor. Günümüz ekonomik koşullarında bu ücretle barınma, beslenme, ulaşım ve diğer temel giderlerin karşılanmasının mümkün olmadığı açıktır. Özellikle Ankara ve İstanbul’da hazırlık eğitimi alacak öğretmenler açısından yaşamlarını sürdürebilmek temel bir mesele haline gelmiş durumdadır. Bu duruma rağmen Milli Eğitim Bakanlığı’nın, bu sorunlara yönelik herhangi bir önlem almak ya da çözüm üretmek yerine, sanki böyle bir sorun yokmuş gibi davranması dikkat çekmektedir. Oysa sorunlar yok sayıldığında ortadan kalkmaz. Bu noktada sendikaların daha etkin ve kararlı bir tutum ortaya koyması kaçınılmazdır.
EĞİTİM YÖNETİMİ DE AKADEMİYE TESLİM
Akademinin eğitim yönetimi anlamında sahadaki yansımaları nelerdir?
30 Ocak tarihinde yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yönetici Görevlendirme Yönetmeliği, eğitim yöneticilerinin görevlendirilmesinde de Akademi eğitimini zorunlu kılmıştır. Yönetmeliğin ilgili maddesine göre, ilk defa yönetici olarak atanacak olanlarla birlikte yeniden görevlendirme talebinde bulunan eğitim yöneticileri, Akademide “yönetici yetiştirme programını” tamamlamak zorunda olacaktır. Ancak bu eğitimin süresi, içeriği ve değerlendirme süreçlerine ilişkin hususlar Akademi tarafından belirlenecektir.
Söz konusu yönetmelik yayımlandıktan sonra kamuoyunda, eğitim yöneticilerinin belirlenmesinde mülakatın kaldırıldığı yönünde bir algı oluşturulmaya çalışıldığı görülmüştür. Oysa mülakatın kaldırılmış olması, atamaların liyakat esaslı yapılacağı anlamına gelmemektedir. Akademi eğitimi sürecinde yapılacak değerlendirmelerin ne ölçüde objektif olacağı ve nasıl uygulanacağı netleşmeden, mülakatın yol açtığı sorunların sona erdiği düşüncesine kapılmak mümkün değildir. Kaldı ki, verilecek eğitimin içeriği ile değerlendirme süreçlerinin yönetmelikle düzenlenmek yerine Akademinin takdirine bırakılmış olması, kaygılarımızı daha da artırmaktadır.
Akademi ısrarının öğretmen istihdamında yarattığı tıkanıklığın, şimdi de eğitim kurumlarına görevlendirilecek yöneticiler açısından yaşanması güçlü bir olasılıktır. Milli Eğitim Bakanlığı, Akademi ısrarından vazgeçmeli; atama ve görevlendirmelerde sınav puanı esas alınmalıdır.
AKADEMİYE EĞİTİM PERSONELİ DE MÜLAKATLA ALINACAK
Milli Eğitim Bakanlığı, 6 Şubat Cuma günü, Milli Eğitim Akademisine alınacak sözleşmeli eğitim personeline yönelik bir ilanı Resmî Gazete’de yayımladı. Yayımlanan ilana göre toplam 826 sözleşmeli eğitim personeli alınacak ve bu personel, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/B maddesi kapsamında istihdam edilecek.
Milli Eğitim Akademisine alınacak sözleşmeli eğitim personelinin istihdamı, 30 Temmuz 2025 tarihinde yayımlanan “Milli Eğitim Akademisi Sözleşmeli Eğitim Personeli Yönetmeliği” hükümlerine göre gerçekleştirilecek. Buna göre, öğretim üyesi kadrolarından başvuran adaylar, Milli Eğitim Akademisi Akademik Kurulunun teklif ettiği isimler arasından Bakan tarafından belirlenecek. Milli Eğitim Bakanlığı kadrolarından başvuran adayların atamaları ise yapılacak mülakatlar sonucunda belirlenecek.
Akademide sözleşmeli eğitim personeli olmak isteyenler için başvurular 9–13 Şubat tarihleri arasında alınacak, mülakatlar ise 3–9 Mart tarihleri arasında yapılacak. Öğretim üyesi kadrosundan başvuranların atama sonuçları 27 Şubat’ta açıklandı, MEB kadrolarından başvuranların atama sonuçları ise yapılacak mülakatlardan sonra 25 Mart’ta açıklanacak.
Bu noktada iki temel hususun özellikle vurgulanması gerekmektedir. Bunlardan ilki, Akademide verilecek hazırlık eğitiminin başlama tarihidir. Bu tarih, istihdam edilecek öğretmenlerin doğrudan göreve başlama zamanını etkilemesi nedeniyle büyük önem taşımaktadır. İlanda belirtilen tarihler dikkate alındığında, sözleşmeli eğitim personelinin atama sonuçlarının Mart ayı sonunda açıklanacağı anlaşılmaktadır. Milli Eğitim Akademisi Başkanlığı, hazırlık eğitiminin başlama tarihi olarak 13 Nisan’ı açıkladı. Bu durumda alınacak personelin uyum süreci geçirmeden doğrudan göreve başlaması gerekmektedir.
Takvimin sürekli olarak ötelenmesi öğretmen istihdamında da önemli sorunlara neden olmaktadır. Bu koşullar altında, 2025 AGS ile istihdam edilecek öğretmenlerin göreve başlamasının 2027 Eylül ayından önce mümkün olmayacağı anlaşılmaktadır. Bu durum ise doğrudan ücretli öğretmen sayısının artması anlamına gelmektedir.
İkinci husus, Akademiye atanacak sözleşmeli personelin atanma usulleri ile ilgilidir. Akademik Kurulun önerdiği adaylar arasından Bakan tarafından yapılacak öğretim görevlisi atamaları ile öğretmen atamalarında mülakat yoluyla son kararın verilmesi, tartışmalı bir uygulama olacaktır. Sendikal, siyasal ya da kişisel yakınlıkların atamalara etki etmesi ve liyakat esaslı görevlendirmelerin yapılmaması, son dönemin en önemli sorunları arasında yer almaktadır. Adında “akademi” ifadesi bulunan bir kurumda her türlü keyfî uygulama, olumsuz sonuçlar doğurur ve bu durum, kamusal eğitimden yararlanması gereken öğrencileri doğrudan olumsuz etkiler.
Eğitim fakültelerinin yerine ikame edilmeye çalışılan Milli Eğitim Akademisi, henüz fiilen faaliyete başlamadan ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır. Bu durum, Akademi çalışmaya başladıktan sonra çok daha yoğun eleştirilerin gündeme geleceğini göstermektedir. Eğitim fakültelerinin yürüttüğü bir sürecin, yine aynı fakültelerin öğretim elemanları aracılığıyla farklı bir yapı altında yürütülmeye çalışılması anlamlı değildir. Bu nedenle Akademi ısrarından vazgeçilmesi, en doğru seçenek olacaktır.
AKADEMİ EĞİTİM FÜKÜLTELERİNİN ALTERNATİ DEĞİL Mİ?
Milli Eğitim Akademisi ile ilgili en yoğun tartışılan başlıklardan biri, Akademinin eğitim fakültelerinin görevini üstlendiği ve bu nedenle eğitim fakültelerini işlevsiz hâle getireceği iddiasıydı. Bu tartışma öyle bir noktaya taşındı ki, Akademiye sözleşmeli eğitim personeli başvuruları sırasında bazı eğitim fakültesi öğretim üyeleri, başvuru yapan meslektaşlarına “Akademide, fakültede öğretemediğiniz neyi öğreteceksiniz?” sorusunu yöneltti.
Tartışmaların yoğunlaştığı bu dönemde Milli Eğitim Akademisi Başkanı Ali Fuat Arıcı, MEB’e yakınlığıyla bilinen bir gazeteciye verdiği söyleşide, Akademinin eğitim fakültelerine alternatif olmadığını ifade etti. Ayrıca Akademide okutulacak derslerin içeriklerinin fakültelerdeki derslerden yüzde 70 oranında farklı olacağını belirtti. Ancak bu farklılığın hangi alanlarda olduğu ve ders içeriklerinin somut olarak neyi kapsadığı konusunda ayrıntı vermedi.
Bu durumda ortada ciddi bir soru işareti bulunmaktadır. Eğer içerikler gerçekten yüzde 70 oranında farklıysa, iki kurumdan birinin alandaki ihtiyaca uygun hareket etmediği sonucuna varmak kaçınılmazdır. Ya eğitim fakülteleri öğretmen yetiştirme programlarını sahadaki gerçekliklere göre güncelleyememektedir ya da Milli Eğitim Akademisi, bilimsel referanslardan uzak bir eğitim modeli benimsemektedir.
Milli Eğitim Akademisinin kuruluş biçimi, personel alım yöntemi ve kendisine yüklenen işlev birlikte değerlendirildiğinde, Akademinin vereceği eğitimin niteliği ve amacı üzerine tartışmaların önümüzdeki dönemde daha da yoğunlaşacağı anlaşılmaktadır.
MİLLİ EĞİTİM AKADEMİSİNE ÇALIŞAN ALIMI
Milli Eğitim Bakanlığı 27 Şubat tarihinde yayımladığı ilanla, Milli Eğitim Akademisi bünyesinde görevlendirilmek üzere KPSS B puanına göre 903 personel alınacağını açıkladı. Alımların 11 ilde bulunan 16 eğitim merkezine yapılacağı belirtildi. Başvurular 02-06 Mart tarihleri arasında alınacak, sonuçlar ise 13 Mart’ta duyurulacak.
İlanda dikkat çeken ilk husus, Ankara ve Ataşehir Zübeyde Hanım Eğitim ve Uygulama Merkezi hariç İstanbul’daki eğitim merkezlerine resepsiyon görevlisi alınmayacak olmasıdır. Bu durum, söz konusu merkezlerde konaklama hizmeti sunulmayacağı anlamına gelmektedir. Dolayısıyla öğretmenler barınma sorunlarını kendi imkânlarıyla çözmek zorunda kalacaktır. Mevcut ekonomik koşullarda ve yaklaşık 32.000 TL seviyesindeki maaş dikkate alındığında, özellikle İstanbul gibi yüksek yaşam maliyetine sahip bir şehirde barınma giderlerini karşılamak oldukça güçtür. Bu durum, daha en baştan ciddi bir eşitsizlik ve mağduriyet riski doğurmaktadır. Bakanlığın bu sorunu görmezden gelmemesi ve sürdürülebilir bir çözüm üretmesi gerekir.
İkinci önemli nokta ise öğretmenlerin hazırlık eğitimi almayacağı belirtilen Mersin, Rize, Tokat ve Gümüşhane’deki eğitim merkezlerine de personel alınacak olmasıdır. Bu durumda söz konusu merkezlerin, hâlihazırda görev yapan öğretmenler ve eğitim yöneticilerine yönelik hizmet içi faaliyetler için kullanılacağı anlaşılmaktadır. Ancak eğitim merkezlerinin belirlenmesinde ulaşım imkânları, konaklama kapasitesi ve kentlerin altyapı olanakları mutlaka dikkate alınmalıdır. Ulaşımı zor ya da sınırlı olan illerde düzenlenecek eğitimler, öğretmenler açısından sorunlara yol açabilir.
Son olarak takvim meselesi dikkat çekmektedir. Başvuru sonuçlarının 13 Mart’ta açıklanacağı, ardından göreve başlama için gerekli yasal prosedürlerin işletileceği düşünüldüğünde, Akademi eğitiminin 13 Nisan’da başlatılması giderek zorlaşmaktadır. Planlama süreçlerinde yaşanacak gecikmeler, hem adayları hem de kurumsal işleyişi olumsuz etkileyebilir.
Eğitim gibi geniş bir alanda atılan her adımın titiz bir planlama ve gerçekçi bir uygulama takvimiyle desteklenmesi gerekir. MEB’in, personel alımı ve eğitim sürecini daha şeffaf, katılımcı ve sürdürülebilir bir çerçevede yürütmesi gerekmektedir.
Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...