İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 412 sanıklı İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davası başladı.
Bu dava kamuoyunda "İmamoğlu davası" olarak anılıyor.
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve 15 CHP’li belediye başkanı tutuklu yargılanıyorlar.
CHP’nin Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan da tutuklandı. Özcan hakkında düzenlenen bilirkişi raporu olumlu çıkınca, yeni bilirkişi heyeti belirlendi.
Bu davaların siyasi davalar olduğu biliniyor.
İktidar, yerel seçimlerden birinci parti çıkan CHP’yi durdurabilmek için büyük uğraş veriyor.
Belediye başkanlarını tutuklayarak CHP’yi kuşatma altına almaya çalışıyor.
CHP’nin davalarla uğraşıp Türkiye’nin temel sorunlarını gündemde tutmasına engel olmaya çalışıyor ancak bunu başaramıyor.
CHP’li belediye başkanları bir yıldır tutuklu.
Tutuklu olmalarına karşın gerçekleri kamuoyuna yansıtmayı başarıyorlar.
CHP’nin düzenlediği mitinglere destek azalmıyor.
İktidarın kuşatma politikası ters tepiyor.
CHP iktidar olmaya her gün biraz daha yaklaşıyor.
Önceki gün görülmeye başlayan davada İmamoğlu’nun ilk gün konuşturulmaması, mahkeme heyetinin salonu terk etmesi, gazetecilerin salonun en uzak köşesine oturtulması halkın gözünden kaçmadı.
Duruşma salonunda İmamoğlu ve diğer belediye başkanlarının gerçekleri dile getirmelerinin kamuoyuna yansıması istenmiyor.
Bu nedenle davanın televizyonlardan canlı yayınlanmasına olanak tanınmadı.
Oysa iktidar kendine ve iddialarına güvenseydi buna izin verecek yasal düzenleme yapılabilirdi.
İmamoğlu, davanın ikinci gününde söz alabildi.
İmamoğlu’nun konuşmasında verdiği temel mesaj bu davanın siyasi bir dava olduğuydu.
Şöyle dedi:
"Bu duruşmalar canlı yayınlansın.
Çünkü hukuk devletinde temel ilke şudur:
Adalet sadece yapılmamalı, aynı zamanda toplum tarafından da görülmelidir.
Bu bir iddianame değil, iftiranamedir.
İlk yapılacak seçimde cumhurbaşkanı adayıyım.
Bu iftiralarla yolumuzu kesemezsiniz."
İmamoğlu’nun mesajı gayet net.
Cumhurbaşkanı adayı olduğu ve seçimi kazanma şansı yüksek olduğu için tutuklandığını ve yargılandığını bir kez daha mahkeme salonunda dillendirmiş ve kayıtlara geçirmiş oldu.
Bu dava da siyasi tarihe geçecektir.
Türkiye’de iktidarın yargıyı nasıl siyasallaştırdığını kanıtlayan bir dava olarak hukuk kitaplarında da yerini alacaktır.