Enflasyonla mücadele marketten değil, tarladan başlar

Ülkenin en önemli sorunu beslenme…

İktisatçıların “enflasyon neden faiz sonuç” dediği denklemi, gıda enflasyonuna etkileri çerçevesinde “fiyat artışları neden, açlık/yetersiz beslenme sonuç” diye kurabiliriz… İktidar nasıl ki para piyasalarını, iktisat bilimini ters yüz eden “faiz neden enflasyon sonuç” algısıyla yönetmekte ısrar ediyorsa, artan gıda fiyatlarıyla mücadeleye de aynı yaklaşımla yaklaşıyor. Maliyetleri kar topu gibi katlana katlana market rafına çıkan etiketle bilek güreşine girişiyor. İşin aslı seçim öncesi Cumhur İttifakı’nın paraya ve de “propaganda malzemesine” çok çok ihtiyacı var.

“Türkiye’nin Yüzyılı” sloganının içini doldurmak için 2023 yılına takıldılar.

Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin’den Akkuyu Nükleer Güç (ANG) Santralı’nı bu tarihe
yetiştirme sözü almak için, Mersin ANG’de radar üssü kurmalarına bile izin verdiler.

Her gün 3-5 tane açılan ucuzluk marketlerinin düne kadar ruhsatsız, iskansız çalışması sorun olmazken, bugün aynı gerekçelerle kapatılmaya başlandı. Bu kadar yüklü gıda zamlarıyla seçime gitmenin riskini hesaplamak zor değil. İktidarın ucuzluk marketlerine dediği şu: “Aynı mahallenin kedisiyiz. Seçim hattına girdik, sıkın dişinizi zarar da etseniz fiyatları artırmayın. Zararınızı bugüne kadar size verdiğimiz ihalelere, inşaat-işletme izinlerine sayın. Biz bu ruhsatları vermeseydik, günde 3-5 market açamazdınız.”

Adanalı bir çiftçi ile konuşuyorum “BİM’in burada Hal Kayıt Sistemi’ne kayıtlı tedarikçisi var. Ürünü çiftçiden bu şirket alıyor. Sebze ve meyve halinden almıyor. Aracı da tüccar da kendisi” diyor.

Mesele sürdürülebilir tarım yapmak olsa izlenecek yol belli.

Bu yolları Avrupa bin sene önce buldu

Avrupa bu yolları bin sene önce buldu. 50 yılını verdiği Almanya’da “Beton Kıralı” olarak anılan inşaat mühendisi Prof. Dr. Recep Keskin, 2014 yılında Türkiye’ye döndüğünde çiftçi olmayı seçti.

Ülkesinde ne gördü, ne yaşadı, ne öneriyor?

Bilimi temel alan Alman endüstri disiplininin üzerine vatan aşkını da koyarak toprakla buluşmasını anlatıyor. Uşak’ın Eşme kazasına bağlı Dervişli köyünden bir lastik ayakkabı ve annesinin diktiği don ve atletle yola çıkan Keskin’in, 1967 yılında Sirkeci Garı’ndan Almanya’ya uzanan hikayesi, başka bir yazının konusu olmayı hak ediyor.

Almanya’nın uygulamalı bilimler üniversitesi Dessau-Roblau’da inşaat mühendisliği bölümünde lisans ve
doktora eğitimini tamamladı. 1990’da Berlin duvarının yıkılmasıyla Almanya’da yükselen inşaat sektörü Keskin’i fabrikatör yaptı. Onur Öymen’in Büyükelçiliği döneminde Almanya’da 1992 yılında faaliyete geçen Avrupa-Türk İş İnsanları ve Sanayicileri Derneği (ATİAD) Kurucu Başkanı ve İstişare Konseyi Üyesi Keskin, Almanya eski Başbakanı Angela Merkel’in 150 kişilik “Danışmanlar Konseyi”nde göçmenlere yönelik uyum politikaları alanında raporlama yapan 15-20 uzman arasında yer almıştı.

2014 yılında beton fabrikasının yönetimini oğluna bırakıp, ülkesine döndü. Alanya’nın Yeşilöz köyünde, içinde yaklaşık 70 çeşit ürün veren binlerce fidenin yetiştirildiği 25 dönüm arazide “Tropikal Akademi” kurdu. Bunlar arasında Türkiye’de pek tanınmayan ahtapot şeklindeki limondan (Buda Limonu), ağaçta yetişen domatese ya da kahveden avokadoya, papayadan pasifloraya kadar binlerce bitki ve meyve ağacı yer alıyor.

İlk olarak bahçesine 3 bin muz kökü ekmişti ama istediği verimi alamadı. Ülke ülke gezip tropikal bitki türlerini araştırdı. Avokado ekiminde karar kıldı. Bahçesinin yüzde 60’ını oluşturan alanda 600 kadar avokado ağacından yılda yılda 500-600 bin adet ürün alıyor. Bu ürünlerin büyük çoğunluğu semt pazarlarında satılıyor.

Türkiye'de üretim 3 bin ton

Üretim maliyetinin önemli bir kalemi olan gübreyi ithal etmenin yanı sıra keçi ve solucan gübresi de
kullanıyor. Kimyager Müfit Tarhan ve ortağı Aydoğan Cengiz’in 1999 yılında satın aldıkları Alman şirketi Wesco’nun toprak iyileştirme ürünlerini alıyor.

Meksika’da yılda 3 milyon ton avokado üretilirken, Türkiye’de üretim 3 bin ton… Şimdilerde Anamur civarında 25-30 dönümlük bahçelerde avokado fidesi ekiliyor. Keskin “Doğru tarım yapamazlarsa o fidelerin çoğu tutmaz” diyor.

“Manavgat’tan Anamur’a 300 bin kilometre uzunluğunda 10 km derinliğinde tropikal bitki
yetiştirmeye elverişli bir iklim kuşağındayız. Dünyada 140 ülkeden 48’i tropikal bitki yetiştirmeye elverişli iklim ve toprak özellikleri taşıyor. Türkiye de bu ülkelerden birisi”
diyor.

Tarımın en önemli sorunu nedir?

Keskin’in buna verdiği yanıtları sıralıyorum:

  • Dışa bağımlılık
  • Eğitimsizlik
  • Denetimsizlik
  • Örgütsüzlük
  • Kötü Yönetim

Gıda ürünleri fiyatının yükselmesinden kontrolsüz ithalat da sorumlu... Hani şu marketlere gidip etiket kontrolleri yapan Ticaret Bakanlığı var ya; gümrüklerden de sorumlu.

Şunları anlatıyor: “Gübre, ilaç, fide dahil ithal girdilerin oranı yüzde 90’a kadar çıkıyor. Üretime katkısı olan ürünlerin maliyeti gümrükten tarlaya gelene kadar 4’e katlanıyor. Almanya’da sulama suyuna atılan tablet 15 cent, Türkiye’de 1.5 euro.”

İsrail, Hollanda, İspanyol firmaları fide pazarını ele geçirmiş. Fideyi satarken, ilacını da satıyorlar. Maliyet
ikiye katlanıyor. Alman, Hollanda Amerikan firmalarının Türkiye’de tarım arazilerinde üretim yaptığını söyleyen Keskin, çiftçinin eğitim açığına dikkat çekiyor: “Türk çiftçisi satın aldığı ürünün kullanma
talimatını bile okumuyor. Avokado yetiştiriciliği için Kenya’dan işçi getirdim.”

Çiftçinin ürününün değerlenmesi iki yolla oluyor.

Birincisi verimliliği arttırmak, ikincisi katma değerli ürün çeşitliliği sağlamak.
Örneğin gül yağı, kekik suyu, avokado kremi gibi katma değer yaratan tarıma dayalı sanayiyi
geliştirmek.

Türkiye’de tarımsal ürün maliyetini yükselten bir başka faktör; “perakende ticaret zinciri" Çiftçi ürününü doğrudan perakendeye satamıyor. Ucuzluk market zincirleri ise, “Hal Kayıt Sistemi” ne kayıtlı “tedarik şirketi” kuruyorlar. Kendi şirketinden satın alma yapıyor. Keskin “Tarım ürünü ihracatçısı ülkeler Hollanda İspanya’nın yaptığı gibi bizde de küçük üretici örgütlenmeli. Tarımda fiyatları dengeleyen ölçek ekonomisidir” diyor.

Hani siyasi platformlarda tartışılıyor ya “kamucu ekonomi...”

Kamuculuk tarımda nasıl olur?

Tarım Kredi Kooperatifleri asıl işi olan çiftçiye ucuz girdi ve finansman sağlayarak tarımı destekler. Tarım arazilerinin TOKİ’ye devredilmemesi için mücadele veren köylülerin yanında durur. Özeti; kamu yararına örgütlenmeyi güçlendirir ve çiftçinin haklarını savunabilmektir.

Bir başka örnek vereceğim: Adana’da çiftçilik yapan Tarsus Amerikan Koleji kökenli Boğaziçi Üniversitesi İş İdaresi ve İktisat Bölümü mezunu Mehmet Yaltır, Çukurova’da bin dönüm arazide çilek başta olmak üzere yılda 12 bin tonun üzerinde böğürtlen, mavi yemiş ahududu üretiyor. Ulusal market zincirlerine satıyor. Üretiminin yüzde 40’ını Doğu Avrupa ve Ortadoğu ülkelerine ihraç ediyor. Sağlık ve Eğitim Kurumları Vakfı’nın da Mütevvelli Heyeti Başkanı.

Televizyoncu ve yazar Nuri Çolakoğlu’nun yazdığı “Çukurova’da Yetişen Çilek: Mehmet Yaltır Ailesi” kitabında 1860’lı yıllarda Kırım’dan Adana’ya göçen ailenin tarım sektöründeki yolculuğu anlatılıyor.

1967 yılında, Karataş Yağ Sanayi ve Ticaret A.Ş. unvanı ile Adana’da Tarımsal Sanayi’ne adım atan
aile, bu fabrikayı Unilever’e devrediyorlar. 1986 yılında kurdukları Yaltır Tarım Ürünleri ve Ticaret şirketi Adana ve Silifke’nin en büyük çilek üreticisi.

Yaltır’a tarladan rafa ve ihracata kadar uzanan üretim değer zincirini soruyorum. Gıda fiyatlarında yaşanan yüksek enflasyonu ki OECD ülkeleri içinde Türkiye ilk sırada; neyi yanlış yapıyoruz?

Sebze ve Meyve Hallerinden başlıyor:

“Hal Yasası değil, kafa değişmeli. Hallerin modernizasyonu sağlanmalı. İstanbul’un yaş meyve ve sebze deposu Bayrampaşa Hali’ni gördünüz mü; bir soğuk hava deposu yok. Tarladan çıkan ürün Hal’de ziyan oluyor. Biz ürünümüzü paletli göndeririz. Halde paletle indirme yapamıyorlar tek tek kutular indiriliyor.”

Tarımda iyileşme nasılı olur?

Ülkenin yerel fidesi olmalı.
Toprak, su, iklim yapısına uygun özgün fidelerimizi geliştirmeliyiz.
Tarım işletmelerinde “İyi tarım uygulamaları denetlenmeli” ve desteklenmeli.
Gübre ve ilaç kullanımları kontrol altına alınmalı.
Bir ürünün maliyetinde enerjinin payı yüzde 40’ın üzerine çıkıyor. Enerji desteği sağlanmalı.
Çiftçiler örgütlenmeli, kooperatifçilik desteklenmeli.
Yerel üretici örgütlenerek toplu alım ve satış yapmalı.
İhraç edilen tarımsal ürünlerde zararlı kimyasal kalıntı çıkıyor, gümrüklerden dönüyor. İlaç kullanımı denetlenmeli.
Hallerde modernizasyon sağlanmalı.
Depoculuk gelişmeli.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Serpil Yılmaz Arşivi