Şahin Aybek
Eğitimde dijitalleşmeden ne anlamak gerekir?
“Dijitalleşme bir “proje” değil, kurumsal kültür değişimidir. Başarı için eğitim yöneticilerinin, öğretmenlerin, öğrencilerin ve anne babaların bu süreci içtenlikle desteklemesi gerekir. Söylemek bile gereksiz, dijital dönüşüm için değişim liderliği, direnç yönetimi, işbirliği ve vizyon açıklığı yaşamsal önemdedir.”
Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Şimşek ile eğitimde dijitalleşmeyi konuştuk.
Eğitimde dijitalleşmeden ne anlamak gerekir?
Dijital teknolojiler, özünde bilgisayar bulunan ve sayısal kodlamalara dayalı işlem yapan teknolojilerdir. Konuya bu açıdan baktığımızda İnternet, Web, sosyal medya, çevrimiçi platformlar, öğrenme analitikleri, sanal gerçeklik ve yapay zeka gibi uygulamalar birer dijital teknolojidir. Eğitimde dijitalleşme, bu ortamların eğitsel süreçlerde yaygın ve başat biçimde kullanılmasıdır. Basitçe derslerde etkileşimli tahtadan yararlanmak, sınıfa tablet sokmak, basılı materyalleri PDF dosyasına dönüştürmek ya da yüz yüze dersleri çevrim içi ortama taşımak dijitalleşme için yeterli değildir.
Dijitalleşme, eğitimin tüm boyutlarının dijital teknolojiler aracılığıyla yeniden yapılandırılması anlamına gelir. Burada birinci boyut teknolojiktir. Öğrenme yönetim sistemleri, veri analitiği ya da yapay zekâ destekli uygulamalar öğrenme süreçlerini yalnızca dijital ortama taşımakla kalmaz; veri üretir, geribildirim sağlar ve kişiselleştirme olanağı sunar. Asıl dönüşüm ikinci boyut olan eğitsel düzeydedir çünkü dijitalleşme, öğretmen merkezli ya da aktarımcı modelden, öğrenci merkezli ya da esnek öğrenme tasarımlarına geçişi olanaklı kılar. Eş-zamanlı ve eş-zamansız öğrenme, uyarlanabilir içerikler ve veri temelli geri bildirim bu dönüşümün önemli parçalarıdır. Üçüncü boyut yönetimseldir. Eğitim yöneticileri artık kararlarını sezgiye ya da yargıya değil, veriye ve olguya dayandırmak durumundadır. Öğrenme analitikleri, erken uyarı sistemleri ve otomasyon süreçleri bu bağlamda değer kazanmaktadır. Son olarak dijitalleşme kültürel bir dönüşümdür. Dijital etik, veri güvenliği, mahremiyet ve erişim eşitsizliği gibi konular eğitimde dijitalleşme tartışmalarının merkezinde yer almaktadır.
Kısacası eğitimde dijitalleşme, teknolojik araçların kullanımı ya da entegrasyonundan çok, öğrenme ekosisteminin bütünsel olarak dönüşümüdür.
Eğitimde dijitalleşmenin olumlu ve olumsuz yönleri nelerdir?
Eğitimde dijitalleşme çok boyutlu bir dönüşüm olduğu için bünyesinde hem önemli fırsatları hem de kayda değer riskleri barındırmaktadır. Bunu akılcı ve dengeli bir çerçevede değerlendirmek gerekir.
Eğitimde dijitalleşmeye olumlu yönden bakıldığında; dijitalleşme öncelikle erişim ve esneklik sağlar. Coğrafi engeller büyük ölçüde ortadan kalkar; öğrenciler zamandan ve mekândan bağımsız öğrenebilir. Özellikle açık ve uzaktan öğrenme modelleri bu alanda büyük kolaylık getirir. İkinci olarak dijitalleşme kişiselleştirilmiş öğrenme olanağı sunar, bu da uygulamada fırsat eşitliği ve verimlilik üretir. Veri temelli sistemler öğrencinin koşullarına, hızına, özelliklerine, performansına ve ilgi alanlarına göre içeriği başarıyla uyarlayabilir. Öğrenme analitikleri sayesinde erken uyarı sistemleri kurulabilir. Üçüncü olarak dijitalleşme etkileşimli içerik sağlar. Simülasyonlar, artırılmış gerçeklik uygulamaları, dijital öğrenme nesneleri, Web araçları, yapay zeka destekli uygulamalar öğrenmeyi daha güdüleyici ve deneyimsel hale getirebilir. Dördüncü olarak dijitalleşme veri temelli karar verme kültürünü güçlendirir. Eğitim yöneticileri öğrenci performansına ilişkin değerlendirmeleri yalnızca öğretmen gözlemlerine dayalı yapmak yerine verilere dayalı biçimde daha sistematik olarak yapabilir.
Ancak dijitalleşmenin olumsuz yönleri ya da riskleri de vardır. En önemli sorunlardan biri dijital eşitsizliktir. İnternet erişimi, aygıt sahipliği ve dijital okuryazarlık düzeyi herkes için eşit değildir. Bu durum fırsat eşitsizliğini azaltmak yerine daha da derinleştirebilmektedir. İkinci olarak eğitsel yüzeyselleşme riski vardır. Teknoloji araç odaklı kullanıldığında, öğretim tasarımı zayıflayabilir. Örneğin, hazır bir elektronik materyali sisteme yüklemek ya da bir İnternet sitesinin adresini vermek dijitalleşme sayılmaz. Üçüncü olarak veri güvenliği ve etik sorunlar gündeme gelmektedir. Öğrenci verilerinin nasıl toplandığı, saklandığı, paylaşıldığı ve kullanıldığı önemli bir tartışma alanıdır. Burada kişisel verilerin korunması ve özel yaşamın gizliliği önem kazanmaktadır. Dördüncü olarak insani etkileşimin azalması riski vardır, bunun da sonucu dijital bağımlılıktır. Tümüyle çevrimiçi ortamlarda kişilerarası etkileşim, aidiyet ve sosyal öğrenme zayıflayabilmektedir. Eğitim, özü itibariyle insana özgü bir eylemdir fakat dijital ortamlarda bu durum çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Beşinci olarak öğretmen rolünün dönüşümü her zaman desteklenmeyebilir. Eğer mesleki gelişim sağlanmazsa öğretmenler dijitalleşme sürecinde zorlanabilmektedir. Teknik sorunlar durumu daha da derinleştirmektedir. Nitekim, dijital becerileri yetersiz olan öğretmenler çoğunlukla bu teknolojileri kullanmaktan kaçınmaktadırlar.
Demek oluyor ki, eğitimde dijitalleşme ne başlı başına kurtarıcı bir seçenektir ne de tehdit içeren bir olgudur. Sonuç, teknoloji-destekli ortamın nasıl tasarımlandığına, ne gibi öğretim stratejileriyle işe koşulduğuna ve hangi etik çerçevede kullanıldığına bağlıdır.
Türkiye’de eğitimde dijitalleşmeyle ilgili durum nedir?
Türkiye’de eğitimde dijitalleşme, son yıllarda hem stratejik bir hedef hem de uygulamada görülen bir dönüşüm süreci olarak ilerlemektedir. Bu süreçte devlet politikaları, öğretmen eğitimleri ve öğrencilerin dijital araçlara erişimi gibi alanlarda sınırlı bazı adımlar atılmaktadır.
Türkiye’de eğitimde dijitalleşmeyle ilgili belki de ilk önemli girişim FATİH Projesidir. Proje kapsamında ağırlıklı olarak sınıflara akıllı tahtalar yerleştirilmiş ve öğrencilere tablet bilgisayarlar dağıtılmış fakat ders içerikleri geliştirme ve kullanıcı eğitimleri oldukça sınırlı kalmıştır. Sonuçta, bu proje kendi ölçütleri açısından bile başarısız olmuş ve zihinlerde büyük bütçeli bir satın alma projesi olarak yer etmiştir.
Eğitimde dijitalleşmenin başka bir somut örneği, Milli Eğitim Bakanlığı’nın geliştirdiği Eğitim Bilişim Ağı (EBA) platformudur. Özellikle pandemi döneminde bu platform canlı dersler ve destekleyici kaynaklar sunmuş; milyonlarca öğrenci ve öğretmen çevrimiçi eğitim deneyimi yaşamıştır. EBA uygulaması zorunlu olarak pandemi koşullarında çok yüksek kullanıcı sayısına ulaşmıştır. Ancak ciddi yetersizlikler de ortaya çıkmıştır.
Eğitim sisteminin dijital dönüşümü, öğretmenlerin kapasitesinin geliştirilmesiyle de desteklenmeye çalışılmaktadır. MEB tarafından sunulan Öğretmen Bilişim Ağı (ÖBA) üzerinden dijital eğitim araçlarıyla öğretim yapma ve dijital içerik üretme becerilerini artırmaya yönelik eğitimler verilmektedir. Ne var ki, bunlar geniş öğretmen kitlesi içinde eriyip gitmekte ve uygulamaları dönüştürmekten uzak görünmektedir.
Ayrıca, son yıllarda MEB tarafından yapılan zirveler ve raporlarda, yapay zekâ entegrasyonu, bireyselleştirilmiş öğrenme, veri güvenliği ve erişimde kolaylığı gibi konular stratejik öncelikler olarak gündeme getirilmektedir. Buna karşılık, dijitalleşme sürecindeki altyapı eksiklikleri ve eşitsizlikler sürmektedir. Özellikle kırsal bölgelerde ya da düşük gelirli ailelerde güncel teknolojilere erişim, İnternet bağlantısı ve kullanım becerileri gibi sıkıntılar dijital eğitim fırsatlarına ulaşımı olumsuz etkilemektedir.
Özetle, Türkiye’de eğitimde dijitalleşme, yaşama geçirilmiş belirli projeler ve politikalar üzerinden bazı adımlar içermekle birlikte; altyapı sorunları, erişim eşitsizlikleri, eğitimin dönüşümü ve kullanıcı yeterliklerini geliştirme gibi alanlarda iyileştirmeye açık bir süreç olarak gözükmektedir.
Türkiye’de öğretmenler ve öğrencilerin dijital yeterlikleri hangi düzeydedir?
Bu alanda hem güçlü yönler hem de geliştirilmesi gereken alanlar açıkça görülmektedir. Türkiye’de öğretmenlerin dijital yeterlikleri üzerine yapılan bilimsel araştırmalar ve ulusal değerlendirmeler, genel olarak öğretmenlerin orta düzeyde dijital becerilere sahip olduğunu göstermektedir.
Bir bilimsel çalışma, öğretmenlerin Avrupa Dijital Eğitim Çerçevesi (DigCompEdu) bağlamında ortalama “B1” (entegre edici) düzeyinde dijital yetkinliğe sahip olduğunu raporlamıştır. Bu sonuç, teknolojinin sınıfta temel düzeyde kullanılabildiğini ama ileri düzey eğitsel entegrasyonlarda ciddi zorluklar yaşandığını göstermektedir.
Başka bazı çalışmalarda sınıf öğretmenlerinin dijital okuryazarlıkla ilgili öz-yeterlik algılarının “yüksek” çıktığı bildirilmiştir; yani birçok öğretmen kendini dijital araçları kullanma konusunda yeterli hissetmektedir. Kuşkusuz, bu sonuç gerçek performansın ölçümüne değil öğretmenlerin kendi bildirimlerine dayanmaktadır. Şunu da vurgulamak gerekir ki, araştırma sonuçları, dijital yeterliklere yönelik öz-yeterlik algısı ile akademik başarı arasında ilişki olduğunu göstermektedir.
Öğretmen tutumlarıyla ilgili araştırmalar ortaya koymaktadır ki, öğretmenler temel teknik araçları kullanabilme ve çevrimiçi öğretim platformlarından yararlanabilme konusunda görece iyi bir düzeydedir. Ancak eğitsel entegrasyon, dijital içerik geliştirme ve ileri düzey dijital öğretim stratejileri gibi konularda daha çok mesleki gelişime gereksinim olduğu da bir gerçektir.
Öğrencilerin dijital yeterlikleri öğretmenlerden biraz daha iyidir. OECD tarafından yapılan değerlendirmelerde Türkiye’de öğrencilerin dijital öğrenmeye hazır olma düzeyi, özellikle çevrimiçi öğrenme platformlarının etkisiyle OECD ortalamasına göre yüksek görünmektedir. Bu durum, öğrencilerin çevrimiçi materyallere rahat erişim ve kullanım becerilerinin gelişmiş olmasından kaynaklanmaktadır.
İlginç ama düşündürücü bir sonuç daha var: Eğitim fakültesi öğrencileri üzerine yapılan bir araştırma, bu öğrencilerin dijital yeterlik düzeylerinin “orta” düzeyde olduğunu göstermektedir. Bu da öğretmen adaylarının ya da geleceğin öğretmenlerinin temel düzeyde güçlü bir yetkinliğe sahip olduğunu ama eğitim programları içinde bu becerilerin daha da geliştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Toparlamak gerekirse, genel olarak öğrenciler, günlük dijital araçları ve çevrimiçi öğrenme ortamlarını kullanma konusunda rahat ve uyumlu görünmektedirler. Ancak bu yeterlilik, çoğu zaman yalnızca temel araç kullanma becerisini kapsamaktadır. Buna karşılık, eleştirel dijital okuryazarlık, bilgiyi değerlendirme, yaratıcı kullanım ve çevrimiçi etik gibi ileri düzey yeterlikler için eğitim programlarında bilinçli bir gelişim stratejisine gereksinim duyulmaktadır.
Eğitimde dijitalleşmeden olumlu sonuçlar alabilmek için ne yapmak gerekir?
Eğitimde dijitalleşmeden olumlu sonuç almak için öncelikle şunu kabul etmek gerekir: Teknolojiye yatırım yapmak ile dijital dönüşümü gerçekleştirmek aynı şey değildir. Başarı, araçta değil; tasarımda, eğitsel yaklaşımlarda ve kültürde saklıdır.
Bu nedenle, dijitalleşme teknoloji merkezli değil, öğrenme merkezli olmalıdır. Bunun için de şu tür sorular sorulmalıdır: Öğrenci hangi yetkinliği kazanacak? Nasıl bir içerik paylaşılacak? Uygulama nasıl yürütülecek? Etkileşim ve katılım nasıl olacak? Teknoloji öğrenmeyi nasıl derinleştirecek? Öğrenme çıktılarına ilişkin ölçme ve değerlendirme hangi yönleriyle farklılaşacak? Unutmamak gerekir ki, teknoloji eğitim hedefine hizmet etmiyorsa, dijitalleşme yüzeysel ve göstermelik kalır.
Öğretmenler sürecin yürütücüleridir; bu yüzden öğretmen yeterliklerinin güçlendirilmesi gerekir. Yalnızca araç kullanımına dönük teknik eğitim değil, dijital öğrenme tasarımı eğitimleri verilmelidir. Örneğin Avrupa’da yaygın kullanılan Avrupa Komisyonu tarafından geliştirilmiş “DigCompEdu” çerçevesi, öğretmenlerin yalnızca araç kullanımını değil, eğitsel entegrasyon becerilerini de kapsar. Benzer çerçevelerin uygulamada sistematik ve sürdürülebilir biçimde işe koşulması zorunlu görünmektedir.
Dijitalleşmenin olumlu sonuç üretmesi için erişim adaleti sağlanmalıdır. Altyapı, aygıt, İnternet, teknik destek, materyal ve kullanım becerisi eksikliği varsa dönüşüm eşitsizlik üretir. Dijital eşitsizliğin başka eşitsizlikler üzerindeki etkilerinin katlamalı olduğu dikkate alınırsa, yurttaşlar arasındaki fark zamanla iyice uçuruma dönüşecek demektir. Bu nedenle, altyapı yatırımları isabetli yapılmalı, kapsayıcı olmalı, sürdürülebilir nitelik taşımalı ve bölgesel farklılıkları azaltmaya katkı sağlamalıdır. Bunun yanında, işevuruk eğitimler ve destekleyici kampanyalarla dijital olanaklardan herkesin yararlanabilmesi güvence altına alınmalıdır.
İyileştirilmesi gereken başka bir alan veri güvenliği ve etiğidir. Saydam veri politikaları oluşturulmalı, yalnızca işlevsel veriler toplanmalı, öğrencilerin verileri iyi korunmalı ve toplanan veriler öğrenci deneyimlerini daha olumlu hale getirmeye dönük olarak kullanılmalıdır. Özellikle yapay zeka ve öğrenme analitikleri etik çerçevede yürütülmelidir. Derin ya da karanlık web kaygısına benzer endişeler eğitimde yaşanmamalıdır.
Eğer ölçme ve değerlendirme değişmezse, öğretim de değişmez. Ölçme ve değerlendirme uygulamaları büyük ölçüde geleneksel tekniklere dayalı olarak yürütülmektedir. Daha da önemlisi, alışılmış ölçme ve değerlendirme uygulamaları dijital öğrenme uygulamalarında çoğu zaman kullanışlı değildir. Dijitalleşme çabası; çevrimiçi performans görevleri, proje tabanlı değerlendirme, portfolyo sistemleri, akran değerlendirmesi ve veri temelli geri bildirim gibi yaklaşımlarla desteklenmelidir.
Dijitalleşme bir “proje” değil, kurumsal kültür değişimidir. Başarı için eğitim yöneticilerinin, öğretmenlerin, öğrencilerin ve anne babaların bu süreci içtenlikle desteklemesi gerekir. Söylemek bile gereksiz, dijital dönüşüm için değişim liderliği, direnç yönetimi, işbirliği ve vizyon açıklığı yaşamsal önemdedir. Makro düzeyde eğitim politikalarından mikro düzeydeki öğrenci davranışlarına kadar tüm süreç katılımcı bir şekilde yürütülmek zorundadır. Bu da aslında teknolojik bir reform demektir. Tersi durumda dijitalleşme, sınıfta yalnızca ekran sayısını artırır ama öğrenmeyi iyileştirmez.
Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...