Eğitim nereye koşturuluyor?

“Geleceğimiz ve çocuklarımızın ve torunlarımızın, güzel ülkemizin yarınları için her eğitimci, her ana-baba bu gidişe dur demeli ve bunun gereğini yapmalıdır. Çağdaş, bilimsel, laik ve kamucu bir eğitim tek dayanağımız olmalıdır.”

Prof. Dr. Adnan Erkuş ile eğitim problemlerimizi konuştuk.

yeni-proje-9.jpg
Prof. Dr. Adnan Erkuş

Sayın Erkuş (veya siz nasıl hitap edecekseniz o şekilde), sizin alanınız psikoloji ve onun da teknik bir alt disiplini olan psikometri; ama eğitimle de hem kuramsal, hem kurumsal, hem de pratik olarak hep iç içe oldunuz. Röportajımıza, ‘eğitimin ne olduğu’, ‘ne ile ilgili olduğu’ ve ‘bugünlere nasıl geldik’ sorularıyla başlasak nasıl olur?

Eğitim, en geniş anlamıyla amaca bağlı olarak hedef kişinin veya grubun davranışlarına istenilen yönde şekil verme etkinliği olarak tanımlanabilir. Bir antrenör, sporcunun istenilen davranışlara ulaşması için eğitimin ilkelerini kullanır. Ona egemen olan güçlerin elindeki devletlerin de kendi istedikleri insan tipini yetiştirmek için eğitim politikaları vardır. Devlet aygıtı hangi egemen güçlerin elindeyse eğitim de ona göre biçimlenir ve yürütülür.

Eğitim ne amaçla yapılırsa yapılsın, canlının/insanın bedensel ve psikolojik hazır bulunuşluk düzeyine ve gelişim özelliklerine uygun olmalıdır, çünkü eğitim etkinliği büyük ölçüde psikoloji biliminin verilerine dayanır. Eğer, ideolojik ve dinsel amaçlarla çocuğun gelişimsel özelliklerine uygun bir eğitim verilmezse, çocuğun gelecek yaşamının sağlıklı gelişimini baltalamış olursunuz. Osmanlı Devleti’nin eğitimi büyük ölçüde, dinsel kitaplar temelinde var olan bilgilerin ezberlenmesine dayanıyordu. Eğitim, Cumhuriyet ile birlikte, çağdaş, bilimsel ve laik temellerde yürütülmeye başlamıştır. Eğitim birliğinin sağlanması, Latin abecesine geçilmesi, köy okulları, Köy Enstitüleri, Halk Evleri, yurtdışına öğrenci gönderme, üniversite reformu vb okuma-yazma oranı çok düşük olan halkımızın son derece hızlı bir şekilde aydınlanmasını beraberinde getirmiştir. Ancak, 1950’lerden sonra bir geriye dönüş yaşanmaya başlamış ve 1960 sonrası bir toparlanma olmuşsa da özellikle 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında ve AKP iktidarı döneminde bir karşı devrim sürecine girilmiştir.

23 yıllık AKP yönetiminde, eğitim ile ilgili ne gibi değişiklikler yapıldı?

Kurbağayı haşlama örneğinde olduğu gibi, adımlar yavaş yavaş atılmış, biraz tepki gelince, “ay yanlış olmuş, biz onu demedik ki” denilerek geri çekilinmiş, ancak iktidar güçlendikçe de artık açıkça gerçek amaçlarını ortaya koymaya ve uygulamaları da koşar adım devreye sokmaya başlamışlardır. “Kindar ve dindar nesil” isteyenler, hatta “bize okumuşlar değil cahiller gerekiyor” diyenler (üstelik profesörler) öncelikle hatta kadınlardan imam olmamamsına rağmen, imam hatip okullarının sayısını artırmaya başlamışlar, tarikat-cemaat yurtlarına ve okullarına göz yummuşlar, Eğitim Fakültelerinin programlarına müdahale etmişler, eğitimi özelleştirmeye-ticarileştirmeye başlamışlar, köy okullarını kapatıp taşımalı eğitime geçmişlerdir. Dayatılan ve eğitbilimsel her şeye aykırı olan ucube 4+4+4 uygulamasıyla, sınıfta kalmayı kaldırmakla, cemaat okullarından “icazet” alınmasıyla hem kız çocuklarının okuldan kopmalarına ve erken yaşlarda evlenmelerine hem de erkek çocukların ucuz hatta parasız işgücü olmalarına yol açmışlardır. Vakıf adı altında cemaat ve tarikatların bir-iki binadan oluşan uyduruk üniversiteleri hızla çoğalmış, ÖSYM ele geçirilmiş, şifre-kopya olayları yaşanmış, sınav sistemleriyle oynanmış, YÖK yükseköğretime şekil verme ve YOK etme amacıyla kullanılmış, üniversitelerde akademisyen kıyımı başlatılmış, rektör-dekan seçimleri kaldırılmış, MEB’in tüm bürokrasisi ele geçirilmiştir. Son hamleler, Maarif Müfredatı denen bilimden, eğitimden uzak, kalbi binlerce yıl öncesindeki gibi düşünce ve duygunun merkezine koyan, sözde bilimsel terimler kullanıp bilimden uzak bir felsefe sonunda gündeme alınmış; ÇEDES denen ucubeyle tarikat ve cemaatler okullarımıza bodoslama sokulmuş, önlerindeki en az yetmiş yıl sürecek yaşama sevgiyle hazırlanması gereken yavrularımızın beyinleri “öbür dünya korkularıyla” iğdiş edilmeye başlanmış, MESEM denen çocuklarımızı sanayiye ücretsiz-güvencesiz ucuz işgücü yapan ve hatta ölümlerine yol açan ucube uygulamalar yetmemiş; Milli Eğitim Akademisi denilen ucube uygulamayla da Eğitim Fakülteleri boşa çıkarılmıştır. Şimdi de karma ve zorunlu eğitimi ortadan kaldırma, köylerde 2 çocuk bile olsa onlara dini eğitimi devlet eliyle verme, Ramazan ayında çocuklarımıza ve velilerimize bezdiri (mobing) uygulama girişimleri gündeme gelmiştir. ME Bakanı Yusuf Tekin, bir soru üzerine, 16.02.2026 tarihinde, ÇEDES çerçevesinde vakıf ve derneklerle 676 protokol imzalandığını belirtmiştir. 2026 yılı için MESEM’de ucuz işgücü olarak çocuklara işveren tarafından (devlet destekli) 8.631 TL verilmesi kararlaştırılmıştır. İSİG Meclisi’nin belirlediğine göre 2024-25 yılında 72 çocuk işçi ölmüş, bunların 16’sı MESEM’de çalıştırılan ve okulda olmaları gereken çocuklarımızdır.

“İktidarın uyguladığı bu eğitim değişiklikleriyle çocuklarımızda ne gibi değişiklikler amaçlanıyor sizce?

Bu “kafa”yla okullardaki ve dışındaki “eğitim” yoluyla çocuklarımızın düşünme süreçleri, duyguları ve gelecekleri karartılmaktadır. İlkokul çağındaki çocuklarımız bilişsel olarak “somut işlemler” dönemindedirler; henüz devlet, din, şehitlik, cihat, cennet-cehennem, günah, sevap gibi soyut kavramları anlayamazken körpecik beyinleri bunlarla biçimlendirilmekte; mutlu bir çocukluk yaşamaları ve bilimsel, laik ve çağdaş bir eğitimle geleceğin dünyasına hazırlanmaları gerekirken; merak, kuşku ve araştırma-sorgulama güdü ve davranışlarına kelepçe vurulmakta; biat, şükür, sabır, fıtrat gibi kavramlarla sadaka-sadakat toplumuna ve böyle olmayan akranlarına karşı da düşmanca duygular geliştirecek şekilde yetiştirilmektedir. Bilimsel bilgi üretiminin son derece önemli olduğu çağımızda bu güzel çocuklarımız yarına hazırlanmaları gerekirken kafaları kapkara fikirlerle doldurulmaktadır. Bu konuda, Türk Psikologlar Derneği Çalışma Grubunun hazırladığı (Ağustos 2024) “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Raporu”nda, tüm bu değişikliklerin çocuklarımızın psikolojik dünyalarında ne gibi yıkımlara yol açacağı, gerekçeleriyle birlikte ele alınmaktadır.

Eğitimdeki bu değişikliklerle ne amaçlanıyor?

Tüm bunlar neden yapılıyor? Uzun yıllardır, ABD’nin “Yeşil Kuşak” ve “BOP” projeleri kapsamında başlatılmış bir siyasi projeyle karşı karşıyayız ne yazık ki… İktidar bu yönde epey yol almış görünmektedir ve tek istediği, şerri eğitimle bilimdışı, biat eden, kendisine verilenle yetinen, yanlışlara karşı çıkmayan, araştırmayan, merak etmeyen, sorgulamayan, kolay yönetilen kindar ve dindar bir nesil yetiştirmektir. Böyle bir neslin kime ve neye hizmet edeceği son derece açıktır. Bunun da bu güzel ülkenin geleceğinin mahvedilmesi anlamı taşıdığını görmek için müneccim olmaya gerek yoktur. Ancak, bu güzel ülkede güç de olsa aydınlık bir kuşak yetişmiştir ve bu gidişe karşı sonuna kadar direnecekler ve bu karanlık gidiş er geç son bulacaktır, bulmalıdır.

Çok teşekkür ederiz.

Ben de bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. Geleceğimiz ve çocuklarımızın ve torunlarımızın, güzel ülkemizin yarınları için her eğitimci, her ana-baba bu gidişe dur demeli ve bunun gereğini yapmalıdır. Çağdaş, bilimsel, laik ve kamucu bir eğitim tek dayanağımız olmalıdır.

Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Şahin Aybek Arşivi