Eğitimde derinleşen kriz: Kamusal, bilimsel, laik eğitim

"Eğitim Sen olarak; çocukların sağlıklı, özgür ve eşit koşullarda eğitim alabilmesi için; öğretmenlerin güvenceli ve insanca yaşayabileceği koşulların sağlanması için; kamusal, bilimsel, laik ve anadilinde eğitim için mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz."

Eğitim Sen Mali Genel Sekreteri Ramazan Gürbüz ile eğitim sorunlarımızı konuştuk.

yeni-proje-10.jpg
Eğitim Sen Mali Genel Sekreteri Ramazan Gürbüz

EĞİTİMİN DURUMUNU NASIL GÖRÜYORSUNUZ?

Türkiye’de eğitim sistemi uzun süredir çok boyutlu bir kriz içindedir. Bu kriz yalnızca pedagojik ya da teknik bir sorun değil; doğrudan doğruya siyasal tercihlerle şekillenen, kamusal eğitim hakkını zayıflatan ve çocukların geleceğini tehdit eden yapısal bir sorundur. Eğitimin piyasalaştırılması, laik ve bilimsel içerikten uzaklaştırılması, çocukların temel ihtiyaçlarının dahi karşılanamaması bu krizin en görünür başlıklarıdır.

Aşağıda yer verdiğimiz başlıklar, bugün eğitim alanında yaşanan sorunların yalnızca bir kısmını değil, aynı zamanda bu sorunların birbirleriyle nasıl bağlantılı olduğunu da ortaya koymaktadır.

Eğitim sistemi giderek daha fazla merkeziyetçi bir yapıya bürünürken, okulların ve öğretmenlerin görüş ve düşünceleri yok sayılmaktadır. Müfredat değişiklikleri bilimsel temelden uzaklaşmakta, eleştirel düşünce yerine itaat ve uyum öne çıkarılmaktadır.

Bölgesel, sınıfsal ve cins ayrımcı eşitsizlikler derinleşmekte; aynı ülkede yaşayan çocuklar arasında eğitim olanakları açısından uçurumlar oluşmaktadır. Bir yanda özel okullara yönelen ayrıcalıklı kesimler, diğer yanda kalabalık sınıflarda, yetersiz fiziki koşullarda eğitim görmeye çalışan milyonlarca öğrenci bulunmaktadır.

Öğretmenler açısından ise güvencesizlik, düşük ücretler ve artan iş yükü, eğitim kalitesini doğrudan etkileyen temel sorunlar olarak öne çıkmaktadır. Eğitim emekçilerinin söz ve karar süreçlerinden dışlandığı bir sistemde nitelikli eğitimden söz etmek mümkün değildir.

TEMİZ SUYA ERİŞİM VE BESLENME SORUNU YANİ EĞİTİMDE DERİNLEŞEN YOKSULLUK HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Bugün okullarda en temel hak olan temiz suya erişim dahi birçok yerde sorun haline gelmiştir. Okulların büyük bir bölümünde öğrenciler sağlıklı içme suyuna ulaşamamaktadır.

Bununla birlikte, öğrencilerin önemli bir bölümü okula aç gelmekte ya da gün içinde yeterli beslenme olanağı bulamamaktadır. Bu durum yalnızca fiziksel gelişimi değil, öğrenme kapasitesini de doğrudan etkilemektedir.

Eğitim hakkı, yalnızca sınıfa girebilmekle sınırlı değildir. Çocukların sağlıklı beslenme ve temiz suya erişim hakkı sağlanmadan eşit ve nitelikli bir eğitimden söz edilemez. Kamusal eğitim, aynı zamanda çocukların temel yaşam ihtiyaçlarını güvence altına almak zorundadır.

LAİK VE BİLİMSEL EĞİTİM: ÇEDES VE EĞİTİMİN İDEOLOJİK DÖNÜŞÜMÜ

Son yıllarda hayata geçirilen uygulamalar, eğitimin laik ve bilimsel niteliğini aşındıran bir yönelim göstermektedir. Özellikle ÇEDES gibi projeler aracılığıyla okullara dini içerikli etkinliklerin taşınması, eğitimin kamusal ve laik karakterine açık bir müdahaledir.

Eğitim kurumları, herhangi bir inanç sisteminin taşıyıcısı değil; bilimsel bilginin üretildiği ve aktarıldığı kamusal alanlardır. Çocukların pedagojik gelişimi, bilimsel ve eleştirel düşünce temelinde şekillenmelidir.

Laiklik, yalnızca bir ilke değil, eğitimde eşitliğin ve özgürlüğün güvencesidir. Farklı inançlardan ya da inançsız öğrencilerin bir arada eşit koşullarda eğitim alabilmesi ancak laik bir eğitim sistemiyle mümkündür.

KAMUSAL EĞİTİM VE KÖY OKULLARININ DURUMU: TASFIYE VE EŞİTSİZLİK

Köy okullarının kapatılmasıyla başlayan süreç, kırsal bölgelerde eğitime erişimi ciddi biçimde zorlaştırmıştır. Taşımalı eğitim sistemi, çocukları uzun yolculuklara mahkûm ederken, özellikle küçük yaş grupları için pedagojik açıdan ciddi sorunlar yaratmaktadır.

Köy okullarının kapatılması yalnızca bir eğitim politikası değil, aynı zamanda kırsal yaşamın tasfiyesi anlamına gelmektedir. Okulun olmadığı yerde yaşam da zayıflamakta, göç hızlanmakta ve toplumsal doku çözülmektedir.

Kamusal eğitim, her çocuğun bulunduğu yerde, eşit ve nitelikli eğitim almasını güvence altına almalıdır. Bu nedenle köy okullarının yeniden açılması ve güçlendirilmesi hayati bir ihtiyaçtır.

MESEMLER VE ÇOCUK İŞÇİLİĞİ: EĞİTİM ADI ALTINDA SÖMÜRÜ

Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulaması, çocuk işçiliğini yaygınlaştıran bir mekanizma haline gelmiştir. Eğitim adı altında çocuklar ucuz iş gücü olarak kullanılmakta, iş cinayetlerine kadar varan ağır sonuçlarla karşı karşıya kalmaktadır.

Çocukların yeri işyerleri değil, okullardır. Eğitim, çocukları erken yaşta üretim sürecine dahil etmenin değil, onların çok yönlü gelişimini sağlamanın aracıdır.

MESEM modeli, sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacını karşılamak üzere şekillendirilmiş; çocukların eğitim hakkını zedeleyen bir uygulamaya dönüşmüştür. Bu durum kabul edilemez.

SONUÇ OLARAK NELER SÖYLEMEK İSTERSİNİZ?

Bugün eğitim alanında yaşanan sorunlar siyasal iktidarın bir tercihidir. Bu sorunlar, kamusal eğitimin tasfiyesi ve piyasacı politikaların bilinçli tercihlerinin sonucudur.

Eğitim Sen olarak bir kez daha altını çiziyoruz:

* Eğitim **kamusal bir haktır**, piyasaya terk edilemez.

* Eğitim **bilimsel olmalıdır**, ideolojik müdahalelere açık hale getirilemez.

* Eğitim **laik olmalıdır**, hiçbir inanç sisteminin aracı haline getirilemez.

* Eğitim **anadilinde olmalıdır**, eşitlik ancak bu şekilde sağlanabilir.

Eğitim Sen olarak; çocukların sağlıklı, özgür ve eşit koşullarda eğitim alabilmesi için; öğretmenlerin güvenceli ve insanca yaşayabileceği koşulların sağlanması için; kamusal, bilimsel, laik ve anadilinde eğitim için mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz.

Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Şahin Aybek Arşivi

Eğitim sistemimiz ne durumda?

06 Nisan 2026 Pazartesi 05:00