Şahin Aybek
Bayramınız bayram ola (Bayram kelimenin çiçek açmış halidir)
Bayram, takvim yapraklarının en çiçeklisi, en gülüşlüsüdür. İnsanın içinden kopan coşkun bir duygu hâlidir; bir hatırlayış, bir yakınlaşmadır. Bayram, kelimenin çiçek açmış hâlidir. Hem toplumda hem bireyde farklı anlamlar bulur; kimi için sevdiklerini görünce bayram eden gözlerdir, kimi için dokununca anlam kazanan eller, kimi içinse geçmişten gelen bir sesle ısınan bir kalptir. Herkesin bayramı kendine özgüdür; ama aynı sofrada bir araya gelindiğinde, farklı hikâyeler aynı sıcaklıkta buluşur, mesafeler erir ve insan, en sade hâliyle ait olduğu yere yeniden dokunur. Bayram, biraz da insanın keskin uçlarının yumuşadığı, affetmenin ve hatırlamanın mümkün olduğuna yeniden inandığı zamandır.
Modern yaşamın hızında her şey tüketilirken, duygular ve ilişkiler köksüzleşirken, toplumsal değerler en güvenli sığınaktır. Bayram da bu değerlerin en başında yer alır. Şehirleşmenin getirdiği kalabalık yalnızlık, görünmez duvarlar… Bayramlar tam da bu duvarları yıkan, insanları birbirine yaklaştıran, dayanışma ve birlik duygusunu yeniden hatırlatan kıymetli zamanlardır.
Çocuklar harçlıklarıyla sevinir, büyükler geçmişi yâd eder. Herkes kendi bayramını yaşar; ama aynı sofrada buluştuklarında farklı hikâyeler aynı sıcaklıkta birleşir. Bayram, bireysel mutluluğun ötesinde, toplumun kalbine işleyen, kuşakları bir araya getiren en güzel ritüeldir.
Bayram sabahı namazda buluşan insanlar, sofrada bir araya gelen aileler, ellerinde sepetleriyle şekerden tatlı çocuklar… Her şeyin anlamını yitirdiği, hızla tüketildiği bir çağda bile bu anlar hâlâ anlam taşır. Paranın, işin, yoğunluğun gölgesinde sönmeyen bir sıcaklık, bir paylaşım, bir gülüş kalır geriye.
Bayram aynı zamanda toplumun ortak hafızasını ve kültürel mirasını yaşatan bir köprüdür. Gelenekler, ziyaretler, sofralar sayesinde nesiller buluşur; değerler aktarılır, toplumun sürekliliği sağlanır. Geçmişi hatırlamanın yanı sıra geleceğe dair umut ve birlikte yaşama iradesinin de simgesidir.
Ama bayram herkes için aynı coşkuyla kutlanmayabilir. Sevgili Yılmaz Erdoğan’ın da dediği gibi bazılarının yoksulluk gibi evcil acıları vardır. Yoksulluk ve yoksunluk , bayram sevincini derin düşüncelere bırakır. Bayram sabahına eksiklerle uyanan anne babalar, çocuklarına karşı derin bir üzüntü ve suçlulukla başlar o güne. Evini yeteri kadar ısıtamayan, çocuklarına bayram harçlığı veremeyen; hatta mükellef bir kahvaltı sofrasının sıcaklığını sunamayan anne babaların bayramına gerçekten bayram denebilir mi?
Böyle evlerde ne çocukların gözlerinde o beklenen ışıltı vardır ne de büyüklerin bakışlarında o vakur …
Bayramın adı vardır ama içi dolmaz. Bayram, onlar için çoğu zaman ele güne karşı yüzü eğdirmeden atlatılması gereken bir gün olur.
Anadolu realizminin usta sözcüsü Abdurrahim Karakoç, “Suları Islatamadım” adlı şiir kitabında, “Bayramlar Bayram Ola” adlı şiirinde, yoksulluk ve yoksunluk yüzünden bayram olamayan bir bayram sabahını şöyle anlatır:
Güneş yükselmeden kuşluk yerine
Bir adam camiden döndü evine
Oturdu sessizce yer minderine
Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı
Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı..
Eli öpüldükçe içi burkuldu
Konuşmak istedi, dili tutuldu
Güç belâ ağzından bir “off!” kurtuldu
Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı
Adam “he ya” dedi, gözü kapalı..
Düşündü kış yakın, evde odun yok
Tenekede yağ yok, çuvalda un yok
Yok yoka karışmış; tuz yok, sabun yok
Avrat “Bayram” dedi, eğdi başını
Adam “evet” dedi, sıktı dişini..
Çalışsa ne iş var, ne cepte para
Dağ oldu içinde büyüyen yara
Dikti gözlerini karşı duvara
Takvim “Bayram” dedi, silindi yazı
Adam “öyle” dedi, bağrında sızı..
Döndürse yönünü herhangi dosta
Yaralı, gariban, dul, yetim, hasta
Yıllar, aylar, günler erirken yasta
Yer-gök “Bayram” dedi, ağzını açtı
Adam “Bayram” dedi, evinden kaçtı..
Belki de bayramı gerçek anlamına kavuşturacak olan şey, bayramın içini dolduracak olan şey yalnızca kutlamak değil, eksik olanı görmek, paylaşmak ve bir başkasının bayramına küçük de olsa bir sevinç katabilmektir. Bu bayramın, herkesin kalbine ve toplumun ortak yüreğine gerçek bir bayram getirmesini dilerim; kırgınlıklar anlayışa, uzaklıklar yakınlığa, tereddütler huzura dönüşsün. Çünkü bayram, bir gün kutlanan bir ritüelden çok daha fazlasıdır; hayatın ve toplumun içindeki en saf, en sıcak, en samimi duyguların adıdır. Her bayram, insanı hem kendi ruhuna hem de ait olduğu topluma yeniden bağlayan, kalpleri çiçek açtıran bir zamandır. Bayramınız bayram ola…TÜRKİYE HEPİMİZİN,EĞİTİM HEPİMİZİN...